• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Tavşan’ın evreni, bizim evrenimiz

“Tavşan serisini 'Harry’nin yükselişi ve düşüşü' diye tanımlamak mümkün, her iki anlamıyla da üstelik. Refahı ve yaşadığı toplum içindeki konumu anlamıyla da, ruh halindeki inişler çıkışlar anlamıyla da.”

John Updike, Ocak 1975.

BEHÇET ÇELİK

@e-posta

ELEŞTİRİ

25 Aralık 2025

PAYLAŞ

Okuduklarım arasında 2025’te yılın kitabı olarak John Updike’in Tavşan Huzura Erdi[1] başlıklı romanını seçtim ama önce bir-iki şerh düşmem gerekiyor. Tavşan Huzura Erdi, Updike’ın dörtlemesinin son kitabı ve Türkçesi 2025 sonbaharında yayımlandı. Bu yanıyla bu romanın K24’ün soruşturma kriterlerine uyduğu kesin, ama…

John Updike
Tavşan Huzura Erdi
çev. Meram Arvas
Alef Yayınevi
Ekim 2025
504 s.

Aslında ben dörtlemenin tamamını “yılın kitabı” seçme yanlısıyım. Her biri bağımsız birer roman olarak okunmaya hayli müsait olmakla beraber, roman(lar)ın başkişisi Harry Angstrom’un (ve evreninin) yaşadığı değişimi takip açısından ilkinden sonuncusuna doğru hepsini, tek bir yapıt gibi okumanın ayrı bir önemi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, 2025’te yayımlanan Tavşan Huzura Erdi’yi, Türkçesi 2008’de yayımlanan Tavşan, Kaç;[2] 2011’de yayımlanan Tavşan Dibe Vurdu[3] ve 2022’de yayımlanan Tavşan Zengin Oldu’dan[4] bağımsız bir yapıt olarak değerlendirmek benim için kolay değil. (Romanların ABD’de yayımlanma yılları da şöyle: 1960, 1971, 1981 ve 1990.) Hatta dörtlemenin bir tür “devam romanı” sayılabilecek Hatırlanan Tavşan (Rabbit Remembered) da bu seriye dahil edilebilir. Serideki dört romandan tanıdığımız iki kişinin merkezinde olduğu bu metin ayrı bir kitap olarak yayımlanmamış; John Updike’in Licks of Love[5] başlıklı derlemesinde yer alan, yaklaşık yüz seksen sayfalık bir novella.

Bir başka şerhim de şu: Yıl içinde Philipp Sarasin’in 1977’sini okumamış olsam (benim için Tavşan serisinin ardından –ya da onunla birlikte– yılın kitabı 1977’dir) gene Tavşan’ı yılın kitabı olarak değerlendirir miydim, bundan emin değilim. Şunu da belirtmeliyim bu arada: Tavşan serisindeki ilk iki romanı 14 yıl önce okumuş ve haklarında yazı yazmıştım. O yazının sonunda her ikisi de Pulitzer Ödülü kazanan serinin üçüncü ve dördüncü romanlarını da merakla beklediğimden söz etmişim – 14 yıl sonra yayımlanabildi serinin son kitabı. Ben de dördüncü kitap elime geçer geçmez üçüncüsünü, üç yıl önce yayımlandığı halde okumadığım Tavşan Zengin Oldu’yu okumaya başladım. Bu romandaki olaylar 1980 yılında geçiyor; 1977’yi okuyalı henüz iki ay bile olmamıştı ve romanda bahsi geçen birçok kişi, olay, durum, vs. Sarasin’in 1977’de andıklarıyla kesişiyor, örtüşüyordu.[6]

19771980’de geçen romanın 1977’yi hatırlatması çok şaşırtıcı bir şey değil elbette; ama 1969 yılında geçen ikinci romana döndüğümde, oradaki ırkçılık tartışmalarını ve bu meselenin romanda (Updike’ın çizdiği 1969 yılı evreninin içinde) ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Bu noktada da romanın 1977’yle kesiştiğini düşündüm. Keza öbür romanlardaki başka hususlarda da birçok ortak nokta var: Skeeter’ın savunduğu devrimci şiddet; Janice’in kadının toplumdaki yeri konusunda değişen fikir ve tutumları; sağlıklı yaşam için spor yapma alışkanlığı; petrol krizi; spiritüalizme, Doğu inançlarına düşkünlükteki artış bunlardan birkaçı. Tavşan Zengin Oldu’yu okurken sadece 1977’yle örtüşen kimi yanları hoş bir şaşkınlık ve artan bir coşkuyla fark etmedim; aynı zamanda önceki iki romanı aradan geçen on dört yılda bir hayli unutmuş olduğumu gördüm. Bu yüzden yarıda bırakıp Tavşan, Kaç’a döndüm ve ardından sırayla devam ettim.

Harry “Tavşan” Angstrom, Updike’ın akranı sayılır; 1933 doğumlu, Updike ondan bir yaş büyük. Tavşan, Kaç 1959 yılında başlıyor, Tavşan 26 yaşındadır. Geri dönüşlerle kendisinin ve ailesinin geçmiş yıllarına da gideriz ama ana olay örgüsü 1959’dan başlayarak ilerler. Bu dört roman 1988 sonbaharına kadar yaklaşık otuz yılı kat ediyor. Tavşan’ın inişlerle çıkışlarla dolu otuz yılı ama aynı zamanda ABD’nin ve dünyanın da… Seri boyunca Updike birçok kerteriz bırakıyor; ABD’li astronotların aya çıktığı gün ya da Lockerbie faciası, York’taki siyahların ırk ayaklanması gibi. Günlük olarak, neredeyse nokta vuruşuyla romanlarda anlatılan birçok olayın yaşandığı tarihi saptamak mümkün;[7] bazen de daha geniş zamana yayılan olaylar, roman kişilerinin sohbetlerinde, yahut izledikleri televizyon haberlerinde, okudukları gazetelerde karşımıza çıkıyor – petrol krizi ya da ABD’nin Tahran konsolosluğundaki rehin alma olayı gibi.

Romanı neredeyse zaman damgası basılı olarak takip ettiğimiz söylenebilir, ancak Tavşan’ın ya da yakınlarının başlarına gelenlerin ya da andığım olayların benzerlerinin farklı yıllarda da yaşandığı malum; o halde Tavşan serisini romanların geçtiği zamanların ötesine uzanan bir yapıt olarak değerlendirmek gerekir. Serinin anlatı zamanındaki en son tarih 1988, anlatılanların en yakını neredeyse kırk yıl öncesi olduğu halde güncelliğini yitirmemiş romanlar olduklarını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Bu, hiç kuşkusuz, Updike’ın gündelik hayatın içindeki, zamana kayıtlı olmayan genel insanlık durumlarını görmemize imkân sağlayan romancılık hünerinin bir sonucu.

Updike’ın romanlar boyunca “güncel” olaylara yaptığı göndermeler (vurduğu zaman damgaları) Harry’i, çevresindekileri ve hikâyeyi alabildiğine somut bir dünyaya yerleştirmekle beraber, kişilerin iç dünyalarına dair ifade edilenler (kişilerin içgörüleri ya da anlatıcının saptamaları) ile roman kişilerinin çatışma anlarında karşılıklı olarak söyledikleri çok daha geniş bir zaman ve mekândaki insanlık durumları için de geçerli. Örneğin ilk kitaptaki şu cümleler herhangi bir yılda, herhangi bir şehirdeki bir adam için söylenmiş olabilir.

Kiliseye gitmiş, buradan içinde bir kıvılcımla dönmüştü, gelgelelim evinin o karanlık nemli duvarlarında bu ışığı yansıtabileceği bir alan bulamayınca ışık şöyle bir titreştikten sonra sönüp gitmişti. Dahası, bu kıvılcımı öyle her zaman yaratamayacağını biliyordu. Onu dönmekten böylesine alıkoyan şey, bir yerlerde bebek viyaklamaları dinleyip, kullanılmış araba satılan galerilerde adam kazıklamaktan daha iyi şeylerin yapılabileceği duygusuydu. (Tavşan, Kaç, s. 245 – vurgu eklenmiştir)

Bu alıntıdaki kıvılcımın Harry’nin kilisede kapıldığı uhrevi hisler kaynaklı olmadığını, şehevi bir kıvılcım olduğunu belirtmeliyim; beri yandan romanlar boyunca Harry için ciddi bir motivasyon olan şehveti sadece bedenin ihtiyaçlarının tatmini olarak da görmemek gerekir. “Daha iyi şeyler yapma” arzusunun ateşlenmesidir; ne ki, bu arzu pek çok kez Harry’nin kaçamaklar yaşamasından öteye geçmeyecektir. İlk romanda bir akşam vakti karısı Janice ve üç yaşındaki oğlu Nelson’la beraber yaşadığı evinden kaçarak yollara düşer Harry. Sorulduğunda, hatta kendi kendine sorduğunda da neden kaçtığının cevabını veremez ama belli ki daha iyi şeyler yapabileceği bir hayatın (ya da bunun hayalinin) peşinden gitmiştir. O geceden hatırında kalan bir ânı daha sonra şöyle anacaktır: “Hayatı boyunca ayaklarının sağlam bastığı tek yer Batı Virginia’daki restoranın önünde uzanan alandı.” Böyle hissetmiş olmasına rağmen kısa bir süre sonra evine değilse de yaşadığı şehre döndüğünü söylemeye gerek yoktur sanırım. Ardından evine de dönecektir. İşte tam bu sıralarda, karısıyla oğluna dönmesini izleyen günlerde bir akşamüstü şehrin nasıl bittiğini merak edip hayal etmeye çalıştığında, “Gözünün önüne cüruf dolu kocaman boş bir arazi gelir ve içi acır”. Harry şehirdedir, Batı Virginia’daki restoranın önünde değildir; önü sıra uzanan olasılıkların nasıl şeyler olacağının ipuçlarını taşımaktadır bu manzara. Burada bitmez ama roman; yeniden Harry’nin iç dünyasına döneriz. “Birden içinin ne kadar gerçek olduğunu duyumsar, sık bir ağın ortasında saf bir boş alan.” Ardından bu boşluk, kendisinin de bu boşluğun içinde ne olduğunu bilmiyor oluşu farklı bir duyguya neden olur; kendisinin ele geçirilmesinin imkânsız olduğunu düşünür. Dört yandan kuşatılmış bir hayatta tuhaf da olsa bir özgürlük hissi olsa gerektir bu.

John Updike, Britanyalı gazeteci Alan Brien ile konuşuyor, 1968.

Tavşan serisini “Harry’nin yükselişi ve düşüşü” diye tanımlamak mümkün, her iki anlamıyla da üstelik. Refahı ve yaşadığı toplum içindeki konumu anlamıyla da, ruh halindeki inişler çıkışlar anlamıyla da. Seri boyunca takip ettiğimiz yaşlarından önce parlak bir dönemi olmuştur hayatının. (Belki de en “yüksek” zamanlarıdır bu.)

Vakti zamanında ülke çapında tanınan biriydi Tavşan; attığı sayılarla üçüncü sınıftayken basketbol B liginde rekor kırmış, rekorunu son sınıfta gene kendi geçmiş ve bu rekor dört sene daha kırılamamıştı. (Tavşan, Kaç, s. 9)

Gelgelelim bunların artık geride kaldığı bir zamanda tanırız onu ve daha ilk romanın en başlarında, onu henüz yeni tanıdığımız sırada “yükseliş ve düşüş” meselesini zihninden geçirir. Mahallede basketbol oynayan çocuklardan birinin oyununu beğendiğinde, onun lisede müthiş bir oyuncu olacağını düşünür.

Tavşan bunun nasıl bir şey olduğunu bilir. Ufak ufak tırmanır, derken en tepeye çıkarsın, herkes seni alkışlar; kaşlarında biriken terden çok iyi göremezsin ama sesler sarmalayıp havaya kaldırır seni ve sonra çaptan düşersin, hemen unutulmazsın, yalnızca çaptan düşersin, bu da hoş bir sakinlik, özgürlük hissi verir insana. Çaptan düşmüş, bir nevi erimişsindir, ama yükselmeye devam edersin, ta ki sen bu çocuklara, tepelerinde dolanıp duran yetişkinler göğünün bir parçasıymışsın gibi görünene dek. (Tavşan, Kaç, s. 9)

Dört roman boyunca birçok acı olay, tahammülü çok zor şeyler gelir başına; bir anlamda “düşer” ama düştüğü yerde kalmaz. Bunu sağlayanın düşmenin ardından kapıldığı “hoş sakinlik, özgürlük hissi” olduğu düşünülebilir. Yaşadıklarının ardından acının yanı sıra yoğun suçluluk da duysa, Harry bir yolunu bulup devam edebilir. Üstelik onun bu haldeyken devam edebilmesinin başkalarınca vurdumduymazlık yahut bencillik olarak görüldüğünü bildiği halde – çok kez yüzüne haykırırlar bunu. Başarılı dönemin, bir altın çağın geride kalması kuşkusuz bir yıkımdır; bir daha ulaşamayacağı bir ruh hali sonsuza dek elinden kayıp gitmiştir ama yukarıdaki alıntıda görüldüğü gibi, bunu yitirmiş olmak ona boş bir alan sunmuştur; devam etme gücünü bu boşluktan bulur.

Harry’nin hikâyesi zaman zaman ABD’nin hikâyesiyle kesişir. K24’te yayımlanan yazısında Umut Dağıstan da bu noktaya dikkat çekmiş ve “Tavşan serisi yalnızca bir karakter dizisi değil, aynı zamanda yarım yüzyıllık Amerikan tarihinin roman formunda bir anatomisidir. Updike bireyin iç dünyasını Amerikan toplumunun geçirdiği dönüşümlerle eşzamanlı işler” demişti.Tavşan Dibe Vurdu’da Harry’nin piyano çalan siyahi bir kadını, Babe’i dinleyişini aktarırken saptadıkları mesela…

Amerikalıların Amerikan rüyasına kapıldıkları, buna güldükleri, bunun açlığını çektikleri, bununla yatıp bununla kalktıkları, bunu mırıldandıkları yıllar, her yerde bu milli ilahi. Akıllı adamlar ve hödükler, hasır şapkalılar, işçi tulumlular, köşe dönücüler, kırık kalpler, çatı katları, tren raylarının yakınındaki kulübeler, iyi ve kötü zamanlar, zenginler ve fakirler, tramvaylar ve radyodaki haberler, Tavşan bunların sonuna yetişmişti, dünya çürüyen bir elma gibi küçülüp, Avrupa’dan yola çıkıldığında Amerika en akıllı kent olmaktan çıkmış ve Broadway bu melodiyi unutmuşken… (Tavşan Dibe Vurdu, s. 113)

Belki abartıyorum ama burada da ABD’nin altın çağının, refah devrinin sona erdiği halde devam etmesine bir gönderme, bir göz kırpma var sanki. Tavşan Dibe Vurdu’da uzun uzadıya ABD’deki ırkçılık da sorun edilir. Vietnam Savaşı’nı savunan, hayli ırkçı önyargıları olan biridir Harry, ancak oğluyla yaşadığı eve siyah bir kanun kaçağını, Skeeter’ı alır ve onunla günler geceler boyu tartışırlar. Etkilenir bu adamdan. Harry gibi tabir yerindeyse “ortalama Amerikalı” denebilecek, Cumhuriyetçilere oy veren birinin, öfkeli siyah bir adamla girdiği bu teması kadar, onunla iç savaş yıllarını, tarihteki ve şimdideki ırkçılığı tartışmaları sırasında yaşadığı zihinsel değişim oldukça ilginçtir. Büsbütün farklı birine dönüşmez ama komşularıyla, aile fertleriyle kıyaslandığında farklı noktalara gelir bu süreçte. Irkçılık konusunda ‘60’larda ve ‘70’lerde ABD’de yaşanan değişimin ve değişmeden kalan bir şeylerin bir arada bulunmasını andırır Harry’nin halleri. Skeeter’la birlikte yaşadığı aylarda evde on üç yaşındaki oğlu Nelson’la on sekiz yaşındaki hippi bir kızın, Jill’in bulunması da önemli. Değişimin dinamikleri arasında ‘68 kuşağı ve ardından gelen yeni bir nesil de var. Şu da önemli; Jill ile girdiği ilişki Harry’nin arzu dünyasını dönüştürdüğü gibi zihniyet dünyasını da dönüştürmektedir – büsbütün devrimci bir değişim değildir ama baştaki adam da değildir. Başta kurduğum korelasyonu biraz abartmayı göze alarak, Harry’nin bu dönemini ABD’de 1960’lardan itibaren yaşanan değişimin dinamikleri arasında başka birçok alandaki özgürleşmenin yanında cinsel özgürlüğün de önemli bir rolü olduğunun anlatısı olarak okumaya eğilimliyim.

John Updike

Son kitapta, Tavşan Huzura Erdi’de Harry ile ABD arasındaki simgesel ilişki daha da alenileşir. 1988 senesinin 4 Temmuz’unda Harry, Brewer şehrindeki geçit alayında Sam Amca rolünü üstlenir. Boyu posu ve torununun ısrarıyla, sağlığı çok yerinde olmadığı halde bu görevi kabul eder. Yakın zamanda kalp krizi geçirmiştir; tedavisini ihmal ediyor, açık kalp ameliyatı mı, yoksa ikinci kez anjiyo mu olsun, karar veremiyordur. Bedenine her iki halde yapılacak müdahalede canını sıkan, onu rahatsız eden bir yan vardır – tam olarak nasıl bir rahatsızlık olduğunu kendisine bile anlatamadığı.

Harry asfalttaki boşluğa doğru o birkaç adımı attıkça kalbindeki ve ellerindeki titreme yüceltilmiş bir kurban duygusuna dönüşür; yolun bu ucunda az seyirci vardır, kaldırıma dizili birkaç tane şortlu, lastik pabuçlu ve renkli gömlekli çıplak ten.

Harry’e seslenirler. Alay eder gibi el sallarlar, Sam Amca’yı, bu yürüyen bayrağı, bu iflah olmaz vergi memurunu ve uluslararası ara bozucuyu görünce “Yaşa” diye bağırırlar. (Tavşan Huzura Erdi, s. 357)

Yürüyüşü seyredenler arasından onu tanıyanlar “Tavşan!” diye de seslenmektedir. “Bu kalabalık, salı ve cuma akşamları, basketbol akşamlarında eski oditoryum-spor salonunu tıka basa dolduran kalabalığın geri dönüştürülmüş ve yorgun bir versiyonu gibidir.” Dört romanda da sıklıkla Harry bu parlak zamanlarını çeşitli vesilelerle hatırlar. Gergin zamanlarında basketbol oynadığı yıllardaki istatistiklerini hatırlamak ona iyi gelir. Onun geçmişteki başarılı yıllarını başkaları da hatırlarlar ama onlar şımarıklığını, vurdumduymazlığını o zamanların Harry’siyle ilişkilendirirler.

Harry’nin kimi zaman hatırına gelen bir zaman dilimi de askerlik yıllarıdır. Kore’ye gitmek istemiş, gidememiş, Teksas’ta yapmıştır askerliğini ve ilk cinsel ilişkisini o zaman bir fahişeyle yaşamıştır.

Harry ordudaki günlerini düşünür ve gözünün önüne lirik bir bronzluk, yan yana sıralanmış yüzü olmayan adamlardan oluşan yarı saydam bir parıltı, karar verecek hiçbir şeyin olmayışının, yapacağı her şeyin söyleniyor olmasının yarattığı tuhaf bir huzur gelir. Savaş, birçok bakımdan bir rahatlama aslında. Soğuk savaş olmasa Amerikalı olmanın ne anlamı vardır? (Tavşan Huzura Erdi, s. 429)

Askerlik yıllarını hatırlamasındaki lirik ton ve tuhaf huzur dikkat çekicidir. Geçmişe bakışındaki genel tutumu böyledir; erken yaşlarda çok parlamış olmanın, sonrasında bir daha öyle olmayacağını erkenden öğrenmenin, bu boşluğu hep duyacak olmanın ve bu boşluktan tuhaf bir huzur derlemeyi başarmasının sonucudur. Büyük acıların arasından tuhaf bir hafiflikle geçtiğini belirtmiştim. Askerliğe dönersek, o yılları böyle hatırlaması manidardır, olağanüstü bir zamandır askerlik ve karar vermesinin gerekmemesi bir hoşluktur onun için. Emir kulu olmanın konforudur bu huzur. Kurtarıcıdır aynı zamanda, birçok yükünü alıyordur insanın; hayatının sonraki yıllarında bütün vurdumduymaz, aldırışsız görünümünün altında yapılması gerekenlerin basıncını hep duymuştur – çok zaman gücünün yetmediği, ya da yetmeyeceğini düşünerek tedirgin olduğu zorunlulukları. Bu basınçtan yalıtık olduğu son zaman askerliğidir belki de.

Sıradanlıklarla sıradışılıkları bünyesinde buluşturmuş bir adam olarak görmek gerekir Harry’yi. Romanın anlatıcısı dışarıdan anlatıyor gibi görünse de, çok yerde Harry’yi dillendirir; ona çok yakın bir yerden, onun bakışıyla anlatır. Oldukça ilginç açılardan, noktalardan bakıp olmayacak bağlar kurabildiği, iyi bir gözlemci olduğu, şehirdeki değişimlerin yanı sıra yakınlarının, başta Janice’in ve Nelson’ın, ama birçok roman kişisinin zaman içinde nasıl değiştiğini de görebildiği, saptadığı açıktır Harry’nin. Ancak müdahale etmek konusunda ya kendinde güç bulamaz ya da müdahalesine izin verilmez. Yine de kendi başına aldığı kararlarla bir şeyleri hayata geçirdiği anlar çok daha parıltılıdır – barındırdığı risklere rağmen. Tabii şu yanını da es geçmemek lazım. Ahlaki zorunluluklardan da kendisini sıyırmayı kolayca başarır ve çok kez arzularının dikine gider. Bunlar kimi zaman felakete neden olmuş olsa da bu tutumu pek değişmez.

Bir dönem yasak aşk yaşadığı Thelma’nın onu tanımlayışına da bakılabilir. Harry’de sevdikleri arasında “yumuşak ve donuk sersemliği”, “sakin katı kalbi”, “incelikten yoksun tarzı”nı anar. (Tavşan Zengin Oldu’da da şunu söyler Thelma: “Erdemlilik taslayan çok tatlı bir adamsın Harry – sende en çok bayıldığım şeylerden biri bu.” Janice de Rabbit Remembered’da “Bazı erkekler atlamadan önce düşünmezler, bazıları düşünür” derken düşünmeyenler arasında anar Harry’yi.) Harry’yi bu dört roman boyunca tanımış olanlara bu saptamalar oldukça gerçekçi gelecektir. John Updike’ın Harry’yi iyi ya da kötü bir adam olarak değerlendirmemize imkân vermeyecek şekilde çizdiği söylenebilir – hatalarıyla sevaplarıyla, sevimlilikleri sevimsizlikleriyle, zaaflarıyla hasletleriyle, altını daha önce çizdiğim üzere, yükselişleri düşüşleriyle. Çok sevmeyiz gene de onu, sevilecek biri gibi değildir; çokça sinir oluruz ama onu anlarız da. Acımak ya da acımamak değil ama yargılayamayız, çünkü şöyle yapsaydı ya da böyle yapsaydı dememiz pek kolay değildir onun için. Harry’yi giderek oldukça yakından tanıdığımız için sınırlarını biliriz, bunları ne kadar zorladığını, zorlamak isteyip istemediğini sezeriz; bu yüzden hakkında spekülasyon yapsak bile, yürüdüğü yolun dışında adımlar atmasının inandırıcılığı pek yok gibidir.

Sadece Harry’yi değil, bu serinin evreni içinde tanıdığımız bütün roman kişilerini olumlu ve olumsuz yanlarıyla tanıyoruz. Az önceki cümlede “evren” kelimesini boşuna kullanmadım. Otuz yılın katedildiği, toplam 1.600 sayfalık bir evren söz konusu. Bu evrenin içinde aynı insanların farklı yaşlardaki hallerini takip ediyoruz; olaylar hiç az değil ama içe dönüşler, iç dünyaların ortaya serildiği sahneler de… Birçok etkileyici, kolayca unutulmayacak sahneler var dört romanda. Janice’in evde bebeğiyle yalnız kaldığı sabahın anlatıldığı sahne mesela. Bu sahneyi etkileyici kılan bence Janice’in iç dünyasının, ruh durumunun yapıp ettikleriyle beraber, iç içe anlatılması. Evde yalnızdır genç kadın (bu olay ilk romanda geçiyor) ama bir başkasının sözleri, yorumları var gibidir zihninde. Telaşını, kaygısını çoğaltan biri vardır sanki. Gerilim yükselir, Janice’in iç dünyası karardıkça kararır, sonra dış dünya da… Bu yaklaşımın benzerlerine öbür romanlarda rastlarız; kimi mekânlarda artık orada olmayan varlıkların izlerini, ruh ya da hayaletlerini Harry de sezer. Şehir parkı mesela ilk gençliğindekinden çok farklıdır; flört eden gençlerin değil keşlerin mekânıdır ama hâlâ tanımı zor bir gücü vardır parkın. Harry mekânın o eski yıllardaki gücünü hissettiğini düşünür. Son romanda da Florida’daki eve geldiğinde benzer biçimde oradaki ölü düşüncelerin varlığını duyumsar.

Bunca altüst oluşa; koşulların, durumların ve roman kişilerinin hayatlarındaki ana tutumların, hatta duruşlarının ya da meşgalelerinin az ya da çok değişmesine rağmen bu kişiler ve onları barındıran evren inandırıcılığını kaybetmiyor. Hem de ne değişimler: Akıllı uslu, çekinik bildiğimiz biri, sonraki romanda ondan ummayacağımız şeyler yapıyor ya da sersem zannettiğimiz biri girdiği yeni ortamlara ve zamana ayak uydurup ileri yaşında günlük hayatını sürdürmek için bambaşka yol seçmeyi başarıyor. John Updike bu değişimleri ustaca aktarıyor. Her kitabın arası yaklaşık on yıl; çoğu kez önceki kitapta bıraktığımız yerde olmuyor roman kişileri, onları değişmiş buluyoruz ama bu değişimin nasıl ve niçin gerçekleştiği bize usulca sezdiriliyor her seferinde.

Kişiler gibi zamanın ruhundaki değişimler de elbette.

 
 
 


“Zamanın ruhu” deyince, yazının başında değindiğim 1977 meselesine biraz daha girebilirim. Bu kitapla ilgili yazımda Sarasin’in “1977 yılı örneğinde (…) Batılı toplumlara baktığımız zaman, ‘şimdi’nin örgüsü içinde derin kaymalardan, değişimlerden, kırılmalardan oluşan bir resim ortaya çıkar” sözünden yola çıkarak kitabın meselesini en kaba hatlarıyla şöyle özetlemiştim:

1977 yılında birbirinden çok farklı alanlarda, eşzamanlı olarak yaşanmış birtakım olaylar, gelişmeler arasında, tesadüfiliği, arıziliği aşan nedenler bulunup bulunmadığını sorgulayarak varılacak sonuçların, “günümüzün soru ve meselelerini” ne ölçüde aydınlattığını tartıştığı söylenebilir Sarasin’in.

Şükrü Argın

Geçtiğimiz hafta K24 yıl soruşturması için yazdığı yazısında Şükrü Argın da 1970’lerde yaşananı şu şekilde ifade ediyordu:

Sarasin, 1977’yi yaklaşık yarım asır sonraki bir bugüne, demek ki bir şimdiler serisine, daha yerinde bir ifadeyle, tam tamına kırk dört kez nükseden bir şimdiye bağlamıştı. (…)
Söz konusu şimdiler serisi ya da şimdinin nüksedişi diyebileceğimiz beyhude süreç, aslında doğrudan doğruya zamanın akışındaki kritik bir tarihsel duraksama ya da kesintiyle alakalıdır. Başka bir deyişle, dün bizi bir şekilde bugüne, şimdiye hapsetmiş bir inkılap meydana gelmiştir. Kendini inkılap olarak takdim eden bir inkıta da diyebiliriz. (Vurgular metinde var.)

Yazının başında Tavşan serisindeki romanları okurken sıklıkla 1977’yi hatırladığımdan söz ettim; yazı içinde de bu seriyle bu kitapta örtüşen kimi bahisleri andım. Yazıyı yazarken sanki Argın’ın altını çizdiği o “inkıta”nın öncesinin, şimdisinin ve ertesinin ABD’deki bir resmi gibi de göründü bu romanlar bana. Sarasin’in deyişiyle, “değişmelerin”, “kırılmaların” Harry Angstrom ve bağlantıda olduğu kişiler çevresinde nasıl yaşandığının görünümü de denebilir. Bu çok öznel bir okuma elbette; başta dediğim gibi, 1977’yi okumamış olsam, “Tavşan” serisini bu gözle de okumazdım. Ama zaten K24’ün soruşturması da editörümüzün geçen haftaki notunda hatırlattığı üzere kişisel değerlendirmelerden oluşuyor.

‘70’lerden itibaren yaşanan duraklama yanlış anlaşılmasın yine de. “Tavşan” serisinin eskimemesinin nedeni bu “tarihsel duraklama” değil; John Updike’ın, Tavşan’ın evrenini ve bu evrendeki öbür roman kişilerini itinayla, incelikle, derinlemesine resmetmesinde, olayların birbirine (ve yaşadığımız evrene) ustalıkla bağlanışında. Yukarıda dediğim gibi, romancılık hünerinde.

 

 

NOTLAR

[1] John Updike, Tavşan Huzura Erdi, çev. Meram Arvas, Alef Kitap, 2025, 498 s.

[2] John Updike, Tavşan, Kaç, çev. Meram Arvas, Alef Kitap, 2025 (2. baskı), 278 s.

[3] John Updike, Tavşan Dibe Vurdu, çev. Meram Arvas, Alef Kitap, 2025 (2. baskı), 368 s.

[4] John Updike, Tavşan Zengin Oldu, çev. Meram Arvas, Alef Kitap, 2022, 462 s.

[5] John Updike, Licks of Love: Short Stories and a Sequel, Random House, 2001, 384 s.

[6] K24’ün yılın kitabı soruşturmasında Şükrü Argın da şu yazısıyla Philipp Sarasin’in 1977’sini değerlendirdi. Bu kitapla ilgili benim yazıma da bakılabilir.

[7] Jack de Bellis’in derlediği JOHN UPDIKE The Critical Responses To “Rabbit” Saga başlıklı kitapta Tavşan, Kaç’tan önceki yılların da dahil edildiği “‘Tavşan’ Harry Angstrom Zaman Çizelgesi” başlıklı, otuz sayfalık, Jack de Bellis’in serinin olaylarının ne gün yaşandığının çetelesini tuttuğu bir çizelge yer alıyor.

Yazarın Tüm Yazıları
  • 1977: Bugünün Bir Kısa Tarihi
  • John Updike
  • Tavşan Dibe Vurdu
  • Tavşan Huzura Erdi
  • Tavşan, Kaç
  • Tavşan Zengin Oldu

Önceki Yazı

VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 1

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: AKP’nin Kültür Savaşı / eskidendy / Hannah Arendt ve Avrupalı-olmayan Halklar / Her Şey / Hukukun Yapay Zekâyla İmtihanı / Kültürün İcadı / Sanat ile Hayat / Soluk Salıncağı / Soyu Yeniden Düşünmek / Sustuğum Yerden

K24

Sonraki Yazı

DENEME

“Düşünürler arasında bir düşünür”den fazlası

“Fanon’u hiç bilmeyene derli toplu bir fikir verebildiği gibi, Fanon’u gayet iyi bilene de söyleyecek sözü olan bir kitap bu. Yazar Fanon’la birlikte düşünüyor; Fanon’un düşünsel evrenini, dünya meselelerine ilişkin kendi dertleri eşliğinde kuşatıyor.”

TANIL BORA
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist