“Düşünürler arasında bir düşünür”den fazlası
“Fanon’u hiç bilmeyene derli toplu bir fikir verebildiği gibi, Fanon’u gayet iyi bilene de söyleyecek sözü olan bir kitap bu. Yazar Fanon’la birlikte düşünüyor; Fanon’un düşünsel evrenini, dünya meselelerine ilişkin kendi dertleri eşliğinde kuşatıyor.”
Cezayir, Kasım 1954. Frantz Fanon (kolaj)
Bir yılın kitabı anketinde, insanın editörlüğünü yaptığı bir kitabı tavsiye ve methetmesinin biraz yakışıksız kaçacağını biliyorum. Müsamahanıza sığınarak bir istisna yapmak istiyorum. Barış Ünlü’nün Frantz Fanon kitabı sahiden müstesna tutulmaya layıktır.
Frantz Fanon’un neden sadece –Barış Ünlü’nün deyimiyle– “düşünürler arasında bir düşünür”den fazlası olduğunu açıkça ve sakince gösteren bir kitap bu. Öncesinde de kadrini bilenler olmakla birlikte, özellikle sömürgecilik-sonrası literatürün ivmesiyle son on-on beş yılda bütün dünyada yeniden keşfedilen bir büyük düşünürle karşı karşıyayız. Niçin öyle? Kitabın alt başlığına bakalım: Sömürge düşünürü olduğu için öyle; sömürgecilik pratiğinin, modern ulus-devletin kurucu veçhelerinden biri olduğunu gösteren bir devrimci (kitabın alt başlığını tamamlayalım: sömürge devrimcisi) olduğu için öyle. Barış Ünlü, bizzat sömürge idare etmiş olsun olmasın, her ulus-devletin hukuksuzlukla, süreğen olağanüstü halle, fiziksel ve kültürel şiddetle belirlenen sömürgeci yönetim tekniklerinden ve zihniyetinden nasibini aldığına, daha önce makalelerinde de dikkat çekmişti.[*] Fanon buna aymamızı sağlayan düşünürdür.
Frantz Fanon kitabının kıymetli bir yanı, bon pour l’Orient (Şarklılar için iyidir) olmaması. Kitap, evet, Fanon’un temel tezlerini, ana davalarını, hayat hikâyesini katediyor. Fakat bir entelektüel-biyografik özet değil bu; düşünürün yerel bayiliğini yapan bir el kitabı değil. Fanon’u hiç bilmeyene derli toplu bir fikir verebildiği gibi, Fanon’u gayet iyi bilene de söyleyecek sözü olan bir kitap. Dünyanın neresinde, hangi dilde yayımlanırsa yayımlansın, okunacak bir kitap. Yazar Fanon’la birlikte düşünüyor; Fanon’un düşünsel evrenini, dünya meselelerine ilişkin kendi dertleri eşliğinde kuşatıyor.
Fanon
Sömürge düşünürü-Sömürge devrimcisi alt başlığına geri dönelim. Düşünür-devrimci ayrımına ve aralarındaki gerilime dair kısa ve özlü tefekkür, kitabın zevkli bölümlerinden biridir. Devrimci olmayı ve düşünür olmayı iki farklı varoluşsal durum olarak, farklı bilme ve duyuş biçimleri olarak tasavvur ediyor Ünlü; ve bu iki hassayı şahsiyetinde birleştirmenin sızılarını, müşküllerini ve tabii heyecanlarını sezmeye çalışıyor. Bu gerilimi, ölüm ve ölümsüzlük arasındaki diyalektikle (imkânsızın diyalektiği) de birlikte düşünüyor. Elbette Fanon’u anlamayı sağlamanın yanında, Fanon’dan bağımsız olarak da başlı başına bir insan davası.
“Doktor Fanon” bölümü ayrıca hoştur. Fanon’un sanırım en azından Türkiye’deki alımlamasında yeterince üzerinde durulmayan hekimliğinin kadrini bilmeye çağıran bir bölüm bu. Yanılıyor muyum; Fanon’un psikanaliz teorisiyle alışverişine Türkiye’deki meraklıları-sevenleri de nispeten az eğiliyorlar. Hele Alice Cherki’nin Fanon biyografisinde geniş ve etkileyici bir yer tutan hekimlik pratiği (psikanalist de hekimdir!), yine yanılmıyorsam pek az merak celbediyor. O bakımdan, kitabın onun hekimliği önündeki saygı duruşu önemli.
Frantz Fanon kitabının aşağı yukarı yarısını, onun fikriyatının iki başka düşünür üzerinden yapılan ‘sağlaması’ oluşturuyor. Immanuel Wallerstein ve Hannah Arendt’in Fanon okumaları üzerinden yapılan sağlamalar bunlar. Wallerstein, Barış Ünlü’nün zaten yukarıda zikrettiğim “düşünürler arasında bir düşünür olmaktan fazlası” payesini verdiği teorisyendir. (Ben bu payeyi Fanon’a uyarladım – Barış itiraz etmeyecektir!) Wallerstein’ı, Fanon’dan öğrenmenin örneği olarak ele alıyor – Arendt’i ise Fanon’dan öğren(e)memenin örneği! Wallerstein’ın ‘doğru’ ve Arendt’ın ‘yanlış’ okumaları, Fanon’un düşüncesinde derinleşmemize de vasıta oluyor – onun için ‘sağlama’ diyorum. Wallerstein’ın 1968’i sömürgecilik karşıtı mücadelelerin asli kaynaklarından birini teşkil eden bir dünya devrimi olarak kavramasında ve kapitalist dünya sistemini, adı üstünde, bir jeo-kültürel dünya-sistemi olarak kuramlaştırmasında Fanon ilhamı kilit önemdedir Barış Ünlü’ye göre. Arendt ise, aslında sözleşme devleti-toplumu ile sömürge gerçekliğinin ilişkiselliğini pekâlâ görmüş olmakla birlikte, Batı uygarlığının üstün değerine olan sımsıkı bağlılığı nedeniyle, Fanon’un ufkunu deyim yerindeyse “ırk sorunsalına” sıkıştırmış, siyahlara ve Üçüncü Dünya’ya devrimci bir değişimin özneliğini ‘yakıştıramamıştı’. Kitabın bu bölümü aynı zamanda Wallerstein’ın ve Arendt’in fikirlerinin bir sağlamasıdır!
Arendt
Barış Ünlü’nün yazarlığının sık rastlanmayan bir meziyeti, adilliğidir. Toptancılıktan kaçınması, tefrik edebilmesi... Bu kitapta da örneğini görürüz. Arendt’in teorik aczini eleştirirken onu bu aczine indirgemiyor; Arendt metinlerinin bize öğrettiklerini, öğretebileceklerini inkâr etmiyor. Veya Fanon’un kıymetini bilen Sartre’ın bir yandan kıymetini bilirken; diğer yandan, şiddetin devrimci işlevine ilişkin Fanon’un düştüğü ihtiyat kayıtlarının hakkını vermediği için, şiddetin rolünü –Fransızca parçalamanın yeridir!– agrandize ettiği için, Sartre’ın farfaracılığına (affola; deyim Barış’ın değil, benim) şerh düşüyor. Fanon öfkenin ve şiddetin analizini yapmış, onların ‘değerini’ vermişti; fakat onu kuru kuruya “öfke ve şiddet düşünürü”ne indirgemek ayıp olur.
Evrensel siyasal-ideolojik kamplaşma, kitap boyunca gayet yalın, geniş ve temiz, solcu-sağcı ekseninde kuruluyor; bunu da çok sevdiğimi söylemeliyim! Evet, tarifler, referanslar değişebilir, olsun; sol-sağ ayrımı bence de ezel-ebed caridir. Sömürgecilik sonrası (post-kolonyal) literatürde Fanon’u anti-kapitalizminden arındırma eğiliminden duyduğu rahatsızlığı, sağ-sol sadakat bağlamında kayda geçirebiliriz.
Genel olarak anlatımın rahatlığını, sindirmişliğini, içtenliğini çok sevdiğimi de söylemeliyim. (Fanon’un aklından geçirdiği üzere Kongo’da savaşmış olabileceği faraziyesini bir fantezi olarak sesli düşünmesi mesela, hamasetsiz bir romantizm örneği.) Tezlerin, makalelerin dilinin giderek tutanak metinlerine benzediği akademik ortamda, vaha gibi ferahfeza bir metindir.
Yazarı birkaç yerde ön adıyla zikretmemi lütfen laubaliliğe vermeyin. Onunla Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin 2017 öncesi ortamını bir ucundan paylaşırken arkadaşlık etmiş olmayı gurur verici bir müktesebat sayıyorum. Barış, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin imzacılarından ve 2017 Şubatı’nda Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilenlerdendi. Onun ve onun gibi kimlerin kimlerin ihraç edildikleri akademinin nelerden yoksun kaldığının bir delili de, işte bu inci gibi Frantz Fanon kitabıdır.
[*] “Sözleşme ve sömürge – modern devletlerin ikili doğası ve milliyetçilik”, Birikim, Sayı 398-399 (Haziran-Temmuz 2022), s. 25-36.
Önceki Yazı
Tavşan’ın evreni, bizim evrenimiz
“Tavşan serisini 'Harry’nin yükselişi ve düşüşü' diye tanımlamak mümkün, her iki anlamıyla da üstelik. Refahı ve yaşadığı toplum içindeki konumu anlamıyla da, ruh halindeki inişler çıkışlar anlamıyla da.”
Sonraki Yazı
Emily Dickinson'dan seçmeler:
Bana Hiç Yazmayan Dünyaya
“Bana Hiç Yazmayan Dünyaya, şiirle ilgilenen herkes için (çevirmen, okur, şair, özellikle de genç şairler için) bir kılavuz kitap aynı zamanda. Kaynak şairle çevirmen şair arasındaki gergin bağın irdelenmesi çok şey öğretiyor bana.”