• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Yazmak özgürleştirir

“Fatma’nın bu kitabı yazmasının asıl motivasyonu 1996-2006 yılları arasındaki Kürt kadın hareketinin tecrübesini anlatmakmış. Kendi hayatını anlatmaya değer bulmaktan çok, bir görev duygusu yani...”

Fatma Nevin Vargün

AKSU BORA

@e-posta

DENEME

6 Kasım 2025

PAYLAŞ

Hayatımız ne zaman hikâye edilmeye değer?

Yanıtlaması çok kolay bir soru değil bu bence. “Özel bir şey olmasına gerek yok, bütün hayatlar” diyebiliriz, “edebiyatın yaptığı bundan başka bir şey değil zaten”. Doğru. Edebiyatta kahramanın kim olduğundan emin olamayız gerçi, yazar mı yoksa onun yarattığı karakter mi? Yazarının elinden kaçan kahramanların bunu nasıl başardıkları türünden ilginç sorularla devam edebiliriz o bahse.

Fatma Nevin Vargün
Heval, Sen Daha Özgürleşmedin mi?
Dipnot Yayınları
Eylül 2025
264 s.

Ama eğer kendi hayatını hikâye etmekten bahsediyorsak, yani kahraman ile yazarın bir oldukları bir hikâyeden, anlatılmış olanlara bakmak iyi bir yol olabilir. Kimler bunu yapmışlar? Yanıtlardan biri, “erkekler” olmalı. Ağırlıkla onlar. Ki kahramanlık da biraz onlara özgü bir şeydir. En azından kahraman klişesi, bir erkek için biçilmiş gibidir.

Bu yüzden sanırım, kadınların yazdıkları hayat hikâyeleri, tıpkı kadın kahramanlığı gibi, çok kıymetli gelir bana. Cesaret isteyen bir iş.

Fatma Nevin Vargün bundan yıllar önce hayatını yazmayı düşündüğünü söylediğinde, hem anlatacaklarını merak ettiğimden hem de işte bu yüzden, çok heyecanlanmıştım. Çünkü bölük pörçük, yeri geldikçe anlattıkları bile Türkiye’nin yakın tarihine ışık düşürecek türden anılardı. 1970’lerde başlayan ve bugün de devam eden aktif bir politik hayatı olmuş Fatma’nın, ama bu kitabı yazmasının asıl motivasyonu 1996-2006 yılları arasındaki Kürt kadın hareketinin tecrübesini anlatmakmış. Girişte öyle diyor. Kendi hayatını anlatmaya değer bulmaktan çok, bir görev duygusu yani:

Kürt hareketinde kadınların en hızlı, istekli ve güçlü örgütlendikleri yıllardı bu yıllar. Birebir tanıklık ettiğim ve emeğim olan yılları yazmayı her şeyden önce feminist bir borç olarak da gördüm.

Kadınların politik mücadeleleri de tıpkı hayatları gibi, pek anlatılmaz, “genel” (yani erkekler tarafından anlatılmış) hikâyenin bir bileşeni muamelesi görür. Burada bir de Kürt kadın hareketinin o yıllarını anlatabilecek olan kadınların giderek otoriterleşme yolundaki AKP iktidarı tarafından yalan yanlış yürütülen yargılama süreçlerine maruz bırakılmaları ve hapse (yahut sürgüne) gönderilmeleri, yani seslerinin kısılması var (ki bunlardan bazılarının sesini Gültan Kışanak’ın derlediği Kürt Siyasetinin Mor Rengi kitabıyla duyma fırsatımız oldu). Ve hareketin iç tasfiyesine kurban gitmeleri. Bu sebeple, Fatma 2006 yılını kendi anlatısının sınırı olarak koymuş; Demokratik Toplum Partisi’nin kuruluşu sırasında gerçekleşen geniş çaplı tasfiyeye kadar anlatıyor.

Gerçekten de, Kars’ta geçen çocukluğu da dahil, anlattıklarının hepsini, kendisi için “asıl mesele” olan yeri daha iyi anlayabilmemiz, o tecrübeyi yaratan kadınlardan birinin, Fatma’nın oraya nasıl geldiğini görebilmemiz için okuyoruz sanki. Hayatının kişisel kısmına daha az, politikaya daha çok yer vermek kadın anlatılarının ortak bir özelliğidir ama Handan Çağlayan’ın yazdığı önsözde de dediği gibi, bu iki alanın kategorik olarak birbirlerinden ayrılmasının müşkül bir iş olduğunu yine kadın anlatılarından biliriz. İki çocuklu olmak kişisel hayata dair midir yani, sendika toplantıları hep onların okul çıkışı saatlerine denk geliyorsa?[*]

Biraz da bu sebeple, anıların odağında yer alan yılların Kürtler tarafından nasıl yaşandığını ve Kürt siyaseti için ne anlama geldiğini, okuyabileceğimiz herhangi bir siyasal analiz metninden çok daha iyi anlayabiliyoruz. Adana’da yaşayan bir Kürt için gündelik hayatın neye benzediğini, bir ev infazında bütün bir ailenin yok edildiği vakayı okurken görüyoruz örneğin. Ya da Kürt siyasetinin tarihini okurken ancak özel bir ilgiyle, uğraşla, tek tek bulabileceğimiz “olay”ların aslında bir örüntü oluşturduklarını, bir kadın varlığına işaret ettiklerini fark ediyoruz. Bu varlığın nasıl bir sabırla, emekle ve dayanışmayla mümkün olabildiğini. Bir yandan da ne kadar kolay yok sayılabildiğini, izinin silinebildiğini. Ne bir kayıt ne bir belge, ne arşiv.

Fatma Nevin Vargün. Eğitim-Sen 8 Mart konuşması. Adana, 1996.

Bu yüzden, her bir anlatı, her bir yazı, her bir kitap çok değerli. Unutulmasınlar diye. Fatma bu bakımdan istisna sayılmalı: “Başından beri tarihi bir dönemin içinde olmanın bilinciyle arşiv oluşturmayı önemsedim ve bunda ısrarcı oldum. Bu nedenle yıllarca doküman biriktirmek, arşiv oluşturmak için çaba harcadım.” Hem sakladığı gazete kupürleri, fotoğraflar, belgelerle hem de eski arkadaşlarıyla kopmayan bağları sayesinde, güvenilir ve bütünlüklü bir anlatı kurmayı başarmış.

Diyor ki, “Niyetim sadece Kürt kadın hareketinin başlangıcını anlatmakken, yazmaya başladığımda birdenbire kendimi Kars’ta, çocukluk günlerimi anlatırken buldum.” İyi ki öyle olmuş, böylece 1960’ların Kars’ını, evleri, avluları, caddeleri zevkle okuyabildik. Yün yorganları, iki gün süren tren yolculuklarını, elektriksiz hayatı…

Türkiye’nin yalnızca politik değil, kültürel tarihine de genişçe bir pencereden bakmak için mükemmel bir metin bu kitap.

 

 

[*] Bununla ilgili nefis bir kitap çıktı bu yıl: Duygusal Olan Politiktir/KESK’li Kadınların Mücadele Deneyimleri diye. Ayşegül Sandıkcıoğlu, İletişim Yayınları., Ekim 2025, 303 s.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Fatma Nevin Vargün
  • Heval, Sen Daha Özgürleşmedin mi?

Önceki Yazı

İNCELEME

Bulaşmışlık, bulaşma ve aşılması

“tutanak’ın fail metinlerini içeren sayfaları aynı zamanda bastırma ve inkâr örneklerini de içerir. Dolayısıyla tutanak, bastırma ve inkârın gelişimi, kronolojisi ve mekanizmaları hakkında bir kitap olarak da okunabilir.”

ERHAN ALTAN

Sonraki Yazı

SÖYLEŞİ

Gloria Steinem:

“Bütün insanların eşitliğine inanan ve her bireyin insanlığını onurlandıran herkes feministtir.”

“Irkçılığın olduğu ya da feminizmin olmadığı bir yerde gerçek demokrasi olamaz. Feminist hareketler yalnızca cinsiyet eşitliği için değil, ırksal eşitlik için de mücadele eder. Çünkü bu mücadele aileden devlete, yaşamın her alanına uzanır.” 

ELİF DOĞAN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist