• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Yaşadığımın kanıtı

“Geçmişten kaçılamaz. O, yanınızda yörenizde durur; sizi mutlaka bir gün kendinizle yüzleştirir.”

Katja Liebmann, Dust in the wind

MEHVEŞ BİNGÖLLÜ

@e-posta

DENEME

14 Mayıs 2026

PAYLAŞ

Bir vakittir geçmişe kulak kabartmaya uğraşıyorum; o birkaç ay önce karşıma dikilip, “Beni düşünmen gerek” dediğinden beri. Geleceği kestirmeye çalışmaya başlamamla eşzamanlı bir uğraş. Geçmiş, gelecek ve şimdi zihnimde iç içe geçerek bağlanıyor. Rainer Maria Rilke, “Geleceğin gerçekleşmesinden çok önce ve orada dönüşmek üzere içimize girdiğini gösteren birçok belirti vardır” demiş.[1] Yalnızca birbirine dolanmıyor demek; zaman içimize de giriyor. Esasen yalnızca şimdiki zamanda yaşamıyoruz. Şimdiki zaman, geçmiş zamandan taşınanla gelecek zamanın içimizdeki kıpırtılarının arasında, durmaksızın durmakta olduğumuz yer.

Geçmişime bakarken, bazen ona, “Sen kimsin?” diyesim geliyor. Büyük Okyanus’ta yok olma tehlikesi altındaki adalardan birine göçmüş, ilk zamanlar yılda bir kere anne babasını görmek için Türkiye’ye gelen, onlar öbür dünyaya göçtükten sonra memlekete uğramamış eski arkadaş gibi biri; veya aynı şehirde oturulmasına ve anlaşmazlık yaşanmamasına rağmen kopulan, artık yılbaşlarında, bayramlarda bile mesajlaşılmayan o arkadaş. Bilirsiniz. Onu düşünürken neyin gerçek, neyin benim kurgum olduğunu bilemiyorum. Hafıza yanıltıyor, eğer buna yanılgı denirse. Bazen bir ânı alıyor, genişletiyor. O tek ânın içindeyken hissedilenleri yıllara yayıyor. Bazen de olmayanı var ediyor ya da olanı yok sayıyor. İyice tuhaf olan şu ki; insan zihninin, ömrün bir dönemini bizzat yaşanmamış bir zaman olarak inşa etme yetisi bile var. İspanyol yazar Jorge Semprún, Nazi Almanyası’nda gönderildiği çalışma kampında yaşadıklarını anlattığı Büyük Yolculuk’u savaş bittikten on sekiz yıl sonra yazabiliyor. Yazmak için onca zaman bekleyişini, “Ancak başka birinin hayatını anlatır gibi yazabilirdim; yaşadıklarımı daha önce hatırlasaydım, intihar kaçınılmaz olurdu” diye açıklıyor.

Geçmişimin kendini duyurmaya uğraştığı bir dönemde, 1990’ların ilk yarısında aldığım ve sanırım ilk kez 2026’da açtığım bir kitabı okudum. Sanırım diyorum, çünkü ne bu romanı aldığım zamanı ne de onu okuyup okumadığımı hatırlıyorum. Otuz yıldan fazla kitaplığımda beni bekleyen –büyük olasılıkla bir süre önce beklemeyi bırakan– bu roman, yine Semprún’un eseri: Neçayev Dönüyor.[2]

Roman Ayrıntı Yayınları’nın, 1990’lardaki adıyla Kara Ayrıntı Dizisi’nin kitaplarından biri. O dönemde, iyi siyasi polisiyenin tadına vardığım yıllarda, bu diziden çıkan kitapların yarısına yakınını almışım. Bunu birkaç gün önce Ayrıntı Yayınları’nın internet sitesine bakarken fark ettim. Şimdi dizinin adı Kara Kitaplar Dizisi olmuş. Kitabın orijinalinin adına çok benzeyen Neçayev Dönüyor adı yeniden basılırken değişmiş, Hesaplaşma olmuş.

Romanın yeni ismini görünce, geçmişte Türkiye’nin geçmişiyle hesaplaşmasına dair yazdığım yazılar geldi aklıma. Çoktan ardımda kalmış düşüncelerin yazıları gibi gelseler de, zihnimde zaman kipleri yine birbirlerine dolandı. Benim için halkların kendileriyle hesaplaşmasından umudu kesmek zor. Romana bakılırsa, Semprún da devrimcilerin kendileriyle hesaplaşmalarını ummuş.

Neçayev Dönüyor, 1960’larda Proletarya Öncüsü isimli bir silahlı örgüt kurmuş beş erkeğin 1980’lerdeki hikâyesini anlatıyor. Örgüt üyelerinden dördü, silahlı eylemlere son vermek istediklerinde buna itiraz eden bir arkadaşlarını öldürtüyorlar. Daha doğrusu öldürttüklerini sanıyorlar ve yıllar sonra o arkadaşları, Daniel geri dönüyor. Neçayev onun kod adı. Devrimcinin Kılavuzu[3] adlı metni ve devrim hakkındaki fikirleriyle Lenin’e rehberlik eden, Dostoyevski’nin Ecinniler’ine ilham kaynağı olan, profesyonel devrimcilik fikrinin kurucusu olduğu söylenen Rus devrimci Sergei Neçayev’den gelen bir kod adı.

“Devrim için bütün araçlar mübahtır. Devrimci dediğin kendini yok eder; hiçbir kişisel çıkarı, işi, duygusu, bağı, mülkü, adı, toplumsal normlarla ve geleneklerle ilişkisi olmaz onun” demiş Neçayev. İşte Semprún’un romanındaki Daniel de böyle biri. Öldü sanıldığı on altı yıl boyunca neredeyse bütünüyle bağsız yaşamış bir devrimci. Neredeyse bağsız, çünkü diğer herkes yeni hayatlar kurmuş ve geçmişi silmişken, o geçmişe bağıyla yaşamış. Onun dönüşü, artık düzene uyum sağlamış, hatta zengin olmuş arkadaşları için geçmişin dönüşü anlamına geliyor.

Büyük Yolculuk’ta olduğu gibi, bu metinde de ileri-geri zaman sıçramaları var. Romandaki dönemler, 1960’ların devrimci ortamı, 1980’lerin ideolojik atmosferi ve İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa’daki direniş hareketi belirgin bir biçimde ortaya konmuş. Bu zaman katmanları ve sıçramalar başta ilgi çekici ve vaatkâr duruyor. Fakat olay örgüsü içinde bu katmanlar bir türlü birbirlerine doğru açılmıyor. Yazarın kendi düşüncelerinin, farklı kuşaklardan farklı karakterlerin ağzından dile getirilmesinin bunda bir etkisi olduğunu sanıyorum. Yazar, siyaseti, iyi polisiyelerde olması gerektiği gibi yalnızca bir arka plan olarak değil, bütün erkek karakterlerin varoluşunun bir parçası olarak kurmuş. Zaten kahramanların durmaksızın fikir beyan etmesi de metnin ritmini bozuyor. Avrupa’daki silahlı örgütlere; güncel politik duruma; edebiyata, sanata; İsrail devletinin ne kadar haklı ve doğru bir proje olduğuna dair fikirler ve yüzlerce siyasi, edebi referans uçuşuyor kitapta. Bir türlü toparlanamıyor metin. Çeviri de bu dağınıklığı iyice belirgin hale getiriyor. Konuşma cümlelerinin birçoğunun geçmiş zaman yerine şimdiki zamanın hikâyesiyle kurulması, romanı yer yer okunur olmaktan çıkarıyor.

Jorge Semprún

Romandaki kadınlara gelirsem; onlar yalnızca erkek kahramanlarla sevişmek ve erkeklerin cinselliğe dair düşüncelerini anlamamız için var. Kadınların dünya görüşleri kısıtlı; pek fikirleri yok. Genç kadınlar kendilerinden epey yaşlı erkekleri çok çekici buluyor; yaşça daha büyük kadınlar da gençlik aşkları olan aynı adamlarla hâlâ birlikte olmak istiyor. Birbirine benzeyen ve tekrar eden sevişme sahneleri erkek fantezileri gibi duruyor; anlatıya hiçbir şey katmıyor. Sanki eski devrimci –kimi yeni zengin–kahramanlarımızın bütün kadınlar tarafından arzulandığını bilmemiz, bir zamanlar devrime inanmış erkeklerin çekici olduğu fikrine kapılmamız isteniyor. İlk bakışta eskimiş, modası geçmiş gibi görünen bir düşünce bu, ancak biraz düşününce, 1987’den bu yana pek bir değişiklik olmamış gibi de geliyor.

Bütün bunlara rağmen, Neçayev Dönüyor’un merkezindeki fikir, son zamanlarda geçmiş üzerine düşündüğüm için olsa gerek, bana dikkat çekici geldi. Bu nedenle kitabı sonuna kadar okudum. O fikir şu: Geçmişten kaçılamaz. O, yanınızda yörenizde durur; sizi mutlaka bir gün kendinizle yüzleştirir. Romanda geçmişe gömüldüğü sanılan bir suç, suç ortaklığı ve duygular, Daniel’in ortaya çıkmasıyla geri geliyor, kahramanların karşısına dikiliyor. Proletarya Öncüsü’nün üyeleri de, eski direnişçiler de artık yeni hayatlar yaşıyor, fakat bu dönüşle birlikte geçmişleriyle ve dolayısıyla bugünleriyle yüzleşiyorlar. Çünkü geçmiş karşınıza dikildiğinde; benim gibi ona kulak kabartmaya gönüllü de olsanız, romandaki kahramanlar gibi onun tarafından hatırlamaya da zorlansanız, aynı kapıya çıkarsınız: O eski bir arkadaş falan değil; ne kadar değişmiş olursanız olun, geçmişinizden ne kadar koparsanız kopun, o hep buralarda bir yerde. Hannah Arendt şiirinde diyor ya hani, “Geçmiş bir kere daha gelir ve yanında yürür”.[4]

Neçayev Dönüyor'un sinema uyarlamasından (Jacques Deray, 1991) iki sahne. Solda Yves Montand, sağda Vincent Lindonve Mireille Perrier.

Bugünkü düşünceleriniz, seçimleriniz, kararlarınız, yaşayış biçimleriniz yeni değil. Neşelendiğinizde gençken dinleyip kendi kendinize dans ettiğiniz bir şarkıyı dinlemeniz tuhaf değil; efkârlandığınızda ilk aşkınızın aklınıza gelmesinin tuhaf olmaması gibi. Birine ayıp ettiğinizde ilk ayıbınızın, biri sizi aldattığında ilk aldatılmanızın zihninizde belirmesi şaşırtıcı değil. Gittiğiniz bir şehri yıllar önce gördüğünüz ya da bir zamanlar yaşadığınız şehre benzetmeniz olağan. Dünyanın bir ucunda burnunuza gelen kokunun size bambaşka bir iklime sahip, bambaşka bir yeri düşündürmesi doğal. Seyrettiğiniz filmde gördüğünüz bir seyyar satıcının bağırışının sizi çocukluğunuzun sokaklarına taşıması nedensiz değil. Sosyal medyada karşınıza çıkan videoda bilmediğiniz bir dilde atılan sloganların, dağıtılan bir gösterinin sizi 1 Mayıs 1996’da mermilerden kaçarken sığındığınız kapı ağzına götürüp tüylerinizi diken diken etmesi tesadüf değil. Satın aldıktan otuz yıl sonra devrimcilerin anlatıldığı bu kitabı elime almamın tesadüf olmaması gibi.

Durum buyken, geçmişe eski ahbap muamelesi yapmayı bırakmalı. Onunla ayrı düşüldüğünü, artık tanınmadığını ya da anlaşılmadığını düşünmemeli. Zaman zaman başka bir geçmişim ve dolayısıyla başka bir geleceğim olsun istiyorum; yalan yok. Bazen de hatırladıklarım eksikmiş gibi geliyor; sanki başka şeyler var da belleğimde gizleniyormuş, henüz ortaya çıkmamış gibi. Georgi Gospodinov, Zaman Sığınağı’nda, “Geçmiş sırf başına gelenlerden ibaret değildir. Bazen sadece hayal ettiklerindir” diyor[5]. Hafıza zaten hayal ederek hatırlıyor. O halde, bir şeyle başka bir şeyin, mesela bir ağaçla başka ağaçların ya da kederle aşkın arasındaymış gibi, geçmişle geleceğin ortasında durup birinin taşıdıklarının sesini ötekinin kıpırtısını duymalı. İkisini de hayal ederek...

Hâlâ hayatta olduğumu kendime böyle kanıtlayabilirim.

 

 

NOTLAR

[1] Rainer Maria Rilke, Letters to a Young Poet, çev. Charlie Louth, Penguin Classics, 2013, s. 50.

[2] Jorge Semprún, Neçayev Dönüyor, çev. Mustafa Balel, Ayrıntı Yayınları, 1988.

[3] Sergey Nechayev, The Revolutionary Catechism, 1869.

[4] Hannah Arendt, The Collected Poems of Hannah Arendt, haz. ve çev. Samantha Rose Hill ve Genese Grill, Liveright Publishing, 2025, s. 117.

[5] Georgi Gospodinov, Zaman Sığınağı, çev. Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları, 2022, s. 51.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Büyük Yolculuk
  • Hesaplaşma
  • Jorge Semprún
  • Neçayev Dönüyor

Önceki Yazı

SANAT

Eviner’de çizgi ve sahneleme

“Başından beri çizimde istop etmemiş; farklı malzemelere, gereçlere, başka vasatlara, hatta tiyatrodan şiire kadar başka sanat türlerine de yönelmiştir Eviner. Kendi yapıtının en iyi eleştirmeni, hem yakın hem de orta mesafeden en iyi gözlemcisi de kendisidir.”

ORHAN KOÇAK

Sonraki Yazı

İNCELEME

Neştersiz ameliyatlar

“Topluma kazandırmak, toplumda bir yer edinmelerini sağlamak. Ameliyatları meşru görenlerin en önemli tezlerinden biri bu. Basit Bir Ameliyat bu tezin yapısını bozuyor, şunu sorarak: Topluma ne olarak kazandırmak?”

BEHÇET ÇELİK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist