• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Şiir, Şilililik vesaire

“Zambra, üzerinde genel itibariyle uzlaşılmış bir dönem anlatısı aktarmak yerine, yaşananların (burada Pinochet darbesi ve diktatörlüğü) ardından insanların bu döneme nasıl farklı baktıklarını, şimdilerde nelerin önemli olduğunu öne çıkarıyor. Dolayısıyla romanın içinde yer alan siyasi meseleler bir tür 'siyasi turistik rehber' izlenimi vermiyor.”

Roni Margulies, Alejandro Zambra

BEHÇET ÇELİK

@e-posta

DENEME

31 Ağustos 2023

PAYLAŞ

Bir yıldan uzun süredir bekletiyordum, söz verdiğim yazı-çizi işlerinden sıra gelmedi, belki biraz da hacminden ürktüm; yaklaşık dört yüz sayfa. Temmuzun son haftasında elime yeniden aldığımdaysa bırakamadım. Alejandro Zambra’nın Chilean Poet’i[1] sözünü ettiğim – geçenlerde Türkçe çevirisinin kışa doğru yayımlanacağı duyuruldu.

Bildiğimiz, alıştığımız ince, “hacimsiz” Zambra romanlarının aksine, hayli uzun bir roman. Birkaç meseleyi birlikte derinleştiren bir hikâyesi var; başlıca üç kahramanı olmakla beraber, gerçek hayattan ve kurmaca sayısız kişinin görünüp söz aldığı bir metin. Zambra’nın Şili edebiyatına, bilhassa da şiirine saygı romanı bir yanıyla. Bu arada romanda Roberto Bolaño’nun adı da birkaç kez anılıyor, üstelik adının anıldığından daha sık boy gösteriyor, bir yanıyla Vahşi Hafiyeler’e bir nazire olduğunu düşünmek de mümkün çünkü Şilili Şair’i. Bir insan neden şair olur, şiir hayatlarımızda nelere karşılık gelir, neleri telafi eder ya da bozar, nelerin eşlikçisi yahut bozguncusudur, şairlerin birbirleriyle bağları, çatışmaları nasıldır, ne gibi aşamalardan geçer gibi soruların peşinde dolandığı söylenebilir Zambra’nın; elbette bunlara verilmiş yanıtlar ve bu yanıtları veren şairlerin de boy gösterdiği eklenmeli.

Bütün bunlar bir yana, hatta bunlardan az biraz daha önce, baba olmak üzerine bir roman Şilili Şair. Babalığın biyolojik olan ve olmayan versiyonları üzerine bir tefekkür, baba olmanın geçirdiği evrim, içerdiği merhaleler, gelişmeler, gerilemeler, iki tarafa birden kattıkları, iki taraftan aldıkları, bir tür arkadaşlığa dönüşme potansiyeli ve bunun imkânsızlığı gibi meseleler üzerine anlatı şeklinde bir tefekkür, keza farkında olarak ya da olmayarak babadan etkilenmek üzerine kaleme alınmış bir hikâye aynı zamanda. (Zambra’nın Ağaçların Özel Hayatı[2] romanını okumuş olanlar roman yazmaya çalışan bir babayla üvey kızına ilişkin bir hikâyenin o romanın merkezinde olduğunu hatırlayacaklardır.) Baba-oğul ilişkisinden, şiirden ve etkilenmekten söz edildiğinde akla ilk gelecek isim olan Harold Bloom’un da romanda bir yerde anıldığını ekleyeyim, tahmin edileceği gibi Bloom’un “etkilenme endişesi” kavramı da adı verilmeden, tanımlanmadan romanda kendisini hissettirmiyor değil – endişe kısmı çok vurgulanmadan ya da örtük olarak anılarak.

Romanı bu meseleleri aklımdan geçirerek okurken çok kısa süre önce kaybettiğimiz Roni Margulies’i düşündüm. Romanın ana hikâyesinin bir anlamda kesintiye uğradığı bir bölüm var, orada Şilili şairlerle yapılan söyleşiler aktarılıyor, işte Zambra’nın Şilili şairlerle pek güzel eğlendiği, onların birbirinden farklı şiir anlayışlarının, yaşantılarının, dertlerinin, kavgalarının, tutkularının, vs.’nin bir geçit töreni misali aktardığı sayfaları Roni’nin okumasını çok istedim. Şilili Şair’i o da okumuş, bir rakı masasında önce uzun uzadıya romandan konuşmuşuz, sonra söz kaçınılmaz olarak Türkiyeli şairlere geldiğinde Zambra’nınkine benzer bir anlatı yazmaktaymışız gibi, birer birer adlı adınca bizimkileri anmışız kahkahalar atarak. Bu hayalin neşeli sızısını (ya da sızılı neşesini) duymayı sürdürürken Roni gerçekten sever miydi bu romanı diye geçti aklımdan. Babasına bu çok düşkün İstanbullu şairin, şiire dair tartışmaların, şairlik hallerinin yanında baba-oğul ilişkisine de odaklanmış bu romandan çok keyif alacağı sonucuna vardım. (Romanı okuma zevkini kaçırmamak ve kimi sürprizleri açık etmemek için ana hikâyeyi oluşturan baba-oğul ilişkisine/sorunsalına bu yazıda değinmeyip daha çok şairlerle yapılan söyleşilerden oluşan bölümden söz etmeye çalışacağım.)

Zambra’nın romanının adında ülke ismi geçerken neden Roni’yi doğup büyüdüğü şehrin adıyla andığımın cevabı ise şurada; İrvin Cemil Schick’ten dinleyebilirsiniz.[3] Ayrıca Roni’nin milliyetçilik, ırkçılık, asker ve demokrasi üzerine yazılarını bir araya getirdiği Larda Yüzen Alsancak’a[4] da bakılabilir. Özellikle şu kısma:

“Türk” mü, “Türkiyeli” mi tartışmalarından yıllar önce şöyle yazmıştım:

“Benim vatanım İstanbul, anadilim Türkçedir. Dolayısıyla ben kendimi İstanbul’da yabancı hissetmem elbet. İnsanın hayatında bir açıdan en önemli günler olan, yaşlandıkça daha da önem kazanan günler, okul günleri, ilk aşk günleri, ilk dostluk, ilk içki, ilk hayal kırıklığı günleri, tüm önemli günlerin ilkleri İstanbul’da geçti benim için. O da değişti, ben de değiştim, ama birlikte yaşadığımız günler değişmez. Ben İstanbul’da kendimi yabancı hissedemem. Ama yabancı olarak görüldüğümü biliyorum.” (s. 34)

Roni, zannederim, bu romanı çok sevmekle birlikte bir yandan da romanın başkişilerinden birinin, Gonzalo’nun Ezra Pound’dan aktardıklarına aklının bir parça yattığını da eklerdi; lafı uzatmayı, dolandırmayı pek sevmezdi çünkü, doğrudan, en kısa şekilde ifade etme yanlısıydı.

William Carlos Williams’a yazdığı bir mektupta kendisinin romanların sadece güzel kısımlarını yazdığını söylemişti [Pound]. Bunların dışında kalan her şey, o dört yüz sayfa dolgu ve sıkıntıydı.

Roman biraz daha ilerleyip sonlarına yaklaştığımda Gonzalo’nun yazdığı bir şiir çıktı karşıma. Yine Roni geldi aklıma, kurmaca roman kişisinin yazdığı bu şiiri de severdi, dedim. Onun tarzına hayli yakın göründü bana. Şilili Şair hakkında içerisinde Roni’den söz edeceğim bir yazı yazıp yazmamak konusunda duyduğum kararsızlığı da, itiraf etmeliyim, bu şiiri okuduktan sonra aştım. Beceriksizce yaptığım çeviriyle şiirin neye benzediğine dair en azından bir fikir edinilebileceğini zannediyorum.

GARFIELD

Ne zaman bir uçak düşse

Herhangi bir yerinde dünyanın

Ölenler arasında Şilililer

Var mı diye sorar Şili gazeteleri.

Oysa dört yaşındaki oğlum

Şilililerin değil çocukların

Ölüp ölmediğini sorar.

Çünkü çocuklar yurttaşıdır

Çocuklar ülkesinin.

Tıpkı ölülerin yurttaşları olması gibi

Ölüler ülkesinin.

 

Bunlardı oğlumla yürürken

Aklımdan geçenler mezarlıkta.

Derken koştuğunu gördüm

Tesellisiz anababası tarafından

Kâğıttan bir rüzgârgülü ile

Oyuncak Garfield bırakılmış

Bir çocuğun mezar taşına.

 

Dört yaşındaki oğlum

Oynadı bir süre Garfield’le

Alıp eve götürmek istemesinden korktum

Ama o hiçbir şey demedi, kendisinin olsun istemedi

Birkaç saniye sonra saygıyla bıraktı aldığı yere

Ve Hoşça kal, dedi

Hem oyuncağa hem mezar taşına.

Bu şiiri ya da bir benzerini Roni de yazmış olabilir miydi? Elbette Roni “dört yaşındaki oğlum” demezdi, ama bir arkadaşının oğlundan ya da kızından söz ederek yazabilirdi sanki, onlarla çok iyi arkadaşlık ettiği hep anlatılır. Tabii, olmayacak bir şey daha var. Roni’nin Gonzalo’dan farklı olarak, mezarlıklarda dolaşacak bir yapısı yoktur, ölülerin dünyasının onlara bırakılmasından yana olmuştur, diye geçirdim içimden. Bu iki aykırılığa rağmen şiirin bana bu denli Roni’yi hatırlatması öncelikle şiirin tam da onun sevdiği tarzda bir şiir olmasından ötürü, ama bir o kadar da milliyetçiliğin nasıl bir saçmalık, hatta insafsızlık olduğunun dizelerde ifadesini, hikâyesini bulmasından. İnsanları belirli ya da hayalî toprak parçalarıyla ya da geçmiş birtakım efsanelere inanmalarından ötürü sınıflandırmanın manasızlığının karşısına yetişkinler-çocuklar ya da canlılar-ölüler diye sınıflandırmanın çok daha anlamlı olacağı fikrine onun da aklının yatacağını düşündüm.

Tam bu yazıyı yazdığım günlerde Ecinniler’in Alejandro Zambra’nın edebiyatına ilişkin çok doyurucu bir dosya içeren yeni sayısı yayımlandı.[5] Zambra ve yapıtları hakkında kaleme alınmış önemli yazıların yanı sıra dosyada Banu Karakaş’ın Zambra ile yaptığı oldukça uzun bir söyleşi de yer alıyor. Zambra, Şilili Şair’e de değiniyor söyleşide; bu romanı yazma fikrinin kendisinde nasıl oluştuğunu, nasıl devam ettiğini ayrıntılı biçimde aktarıyor, romandaki kimi temalarla ilgili düşüncelerini paylaşıyor – “Garfield” şiirine de değiniyor! Zambra’nın yapıtlarını sevenlere ya da onu tanımak isteyenlere mutlaka okumalarını salık vereceğim bu söyleşide onun birçok konuda –özellikle okumakla ve edebiyatla ilgili birçok konuda– neler düşündüğünü de öğreniyoruz.[6] Karakaş’ın Şilili Şair’deki temalarla ilgili sorusuna verdiği yanıtı aktaracağım.

Evet, temalar var ama çoğu kendi kendine ortaya çıkıyor, çünkü esasında beni daha öncesinden ilgilendiriyor. Anlatıda beni büyüleyen şey fikirlerin hareket ettirme kapasitesidir. Fikirlere hayranımdır ama onları hareket halinde görmeyi severim. Düşüncenin kendini doğurmasını, hatta en uçlara kadar kendini çözüp dağıtmasını severim. Sanki arkada başka hiçbir fikir yokmuş gibi bir hisse kapılırsın ama öyle değildir. (s. 22)

Alejandro Zambra

Şilili Şair’de, Gonzalo’nun “Garfield” şiirinin dize aralarında beliren milliyetçilik karşıtlığı gibi, çok fazla olmamakla beraber farklı bağlamlarda Şili’nin siyasi tarihi ya da ülkedeki güncel bazı siyasi gelişmeler de karşımıza çıkıyor. Doğrudan romanın başkişilerinin gözünden yahut fikriyatından pek değinilmeyen bu bahislerle daha çok Şilili şairlerin geçit töreninde karşılaşıyoruz. Son yıllarda dikkat çeken bir durum var: Üçüncü dünya ülke yazarları dünya edebiyat pazarına sundukları romanlarında ülkelerinin yakın siyasi tarihine bir biçimde değinmeyi sıklıkla yeğliyorlar. Bu durum Zambra’nın romanı için de geçerli, ancak önemli bir fark var. Zambra, üzerinde genel itibariyle uzlaşılmış bir dönem anlatısı aktarmak yerine, yaşananların (burada Pinochet darbesi ve diktatörlüğü) ardından insanların bu döneme nasıl farklı baktıklarını, şimdilerde nelerin önemli olduğunu öne çıkarıyor. Dolayısıyla romanın içinde yer alan siyasi meseleler bir tür “siyasi turistik rehber” izlenimi vermiyor. Benzer biçimde Şili ve şiir dendiğinde ilk akla gelecek isim olan Pablo Neruda’nın adı da birçok kez geçiyor romanda, ama Neruda da üzerinde uzlaşılmış bir şiir kahramanı, bir edebi dev olarak belirmiyor. Tabii, söz ettiğim fikir çeşitliliği içerisinde askerî darbeyi ve onu takip eden diktatörlük dönemini savunanlar bulunmuyor.

Şilili şairlerle (aralarında Nicanor Parra gibi adlarını gerçek hayattan bildiklerimiz de var, kurmaca kişiler de) yapılan görüşmelerin aktarıldığı bölümde Pinochet darbesinin gündeme geldiğini söyledim, ancak şunu belirtmeliyim, Zambra’nın bu romanında ironi dozu hayli yüksek. Siyasi meseleler de bundan payını alıyor. Fakat buna gelmeden önce siyasi olmayan bir konudan örnek vereceğim, romanın ana teması olan şiir yazmakla ilgili bir örnek. Bir şiir kitabı yayımlatmak üzere olan Gonzalo’nun, sevgilisi Carla’nın ondan şiirlerini okumasını istemesi üzerine içinden geçenler şöyledir:

Kötü de değillerdi, ama lüzumsuzdular. Dünyanın bu şiirlere ihtiyacı yokmuş gibi görünüyordu. Daha önce hiç kimsenin yazmadığı şiirler yazmak istiyordu ve içinde bulunduğu anda bu özel şiirleri daha önce kimsenin yazmamış olduğunu düşündü, çünkü yazmaya değecek şeyler değillerdi.

Kuşkusuz, bu farkındalık kitabı yayımlatma isteğinin önüne geçmeyecektir, ama Carla’ya okumaktan bir yolunu bulup kaçınmayı başaracaktır Gonzalo. Şilili Şair, hayatında şiire merkezî bir yer ayıranlara dair sayısız anekdot, durum, tavır, vs. içeriyor, farklı şairlik hallerinin geniş bir spektrumunu sunuyor bize. Belirttiğim üzere, eğlenceli, ironik bir spektrum elbette bu. Spektrumun içinde aynı kişinin genç ve orta yaşa yaklaşmış halleri de mevcut. Mesela az önce Carla’ya şiirlerini okumamak için hileye, desiseye başvuran Gonzalo, ilkgençlik yıllarında gene Carla’ya daha çok şiirini okuyabilmek için pazarlık yapmıştır.

Beri yandan, romancının ince alaylarından romancılar da kaçınamıyor. Edebiyat okumaya karar veren genç şair (Gonzalo) Carla’nın bu haberi ilgisizlikle karşılaması üzerine bu ilişkinin er geç biteceğini ve genç kadının bir inşaat mühendisi, bir diş hekimi ya da bir romancıyla çıkmaya başlayacağını tahmin eder! Romanın ilerleyen sayfalarında, roman kişilerinden birinin tuttuğu notlardaki bir saptama ise doğrudan Zambra'nın kendisini de iğneler gibidir.

–Tuhaf biçimde Şilili şairler kurmaca yazarlarından daha ünlüler ve şairler hakkında roman yazan birçok kurmaca yazarı var. Şairler ulusal kahramanlar, efsanevi figürler.

Kendisiyle görüşme yapılan Şilili şairlerden ikisini anacağım – bu arada görüşülenler arasında şiir üzerine çalışan akademisyen eleştirmen de mevcut! Bunlardan biri işkencecilerin, suçluların ve Şili aşırı sağından başka kötü niyetli kişilerin ağzından dramatik monologlar yazmaktadır. Neden böyle şeyler yazdığını ise Şili’de sağcı şairler olmadığını fark ettiğini ve Şili şiirinde kendisine bir yer açabilmek için bu iğrendirici ve merak uyandıran sağcı şair-karakteri yarattığını söyleyerek izah eder. Kendisine açtığı yerin “niş” bir yer olduğunu da ekler. Görüşmeci, “Sağcısınız değil mi?” diye sorduğundaysa, “Elbette değilim,” diye yanıtlar, “ama insanlar bu sikik heriflerin ne kadar tehlikeli olduğunu öğrendikleri için bana teşekkür etmeliler.”

Augusto José Ramón Pinochet Ugarte

İlk kitabını fotokopiyle yayımlarken ismini yazmayı unuttuğu için bundan sonra şiirlerini isimsiz olarak yayımlayan bir başka şairse askerî darbeyle kurulan diktatörlüğün devam etmekte olduğunu ileri sürer ve şöyle der: “Pinochet kazandı, ne istediyse elde etti, mezarında deli gibi gülüyordur. […] Hepimiz gırtlağımıza kadar borca battık, haftada beş yüz saat çalışmaya mahkûmuz. Bunalımda, sinirli ve aksiyiz. Yarı ölüyüz.” Yeni bir hükümet kurulmasıyla da bir şeylerin değişeceğini ummuyordur isimsiz şair. Kurtuluş için tek reçetesi vardır, kenar mahallelere antidepresan dağıtılmalıdır, insanların da yogaya, kickboxing’e, şiire, devrime, gerçek eğitime, gerçek hazza, pediküre, ritmik jimnastiğe, süper güçlere, muskalara, güzel ayakkabılara ve özellikle sevişmeye gereksinimi vardır, istisnai ve kozmik sevişmelere ve iyi müziğe… Ayrılırlarken de şunları salık verir görüşmeciye.

“Şairleri unut canım. Boş kumluk oyun alanlarına git, kenar mahallelere git, fakat bunu yaparsan çok dikkatli ol. Orada neler olup bittiği hakkında konuş. Şairleri unut. Ben dahil. Biz mühim değiliz.”

Şairlerle yapılan bütün bu söyleşiler şiir değilse de şair olmak üzerine çok şey anlatıyor. Özellikle de şairlerin nasıl bir çeşitlilik gösterdiğini, beklentilerin de, tutumların da, şiir tarzlarının da hayli farklı olduğunu, ama birtakım ortak özellikler de belirmiyor değil. Sonuçta kimse onları şiir yazmaya zorlamadığı halde şiirler yazmaktalar.

Romanın adının da bize söylediği gibi, sadece Şili şiirine has kimi durumlar, çatışmalar, vs. var aktarılanlarda, ama birçok yönüyle ülkemizle de oldukça benzeştiğini söylemek yanlış olmaz. Yazının başında Roni Margulies’i anmama neden olan da aslında bu gibi benzerlikler. Gonzalo’nun edebi beğenisinin Şili edebiyatıyla, hatta şiirle sınırlı olmadığını da vurgulamak lazım, kendisine onu en çok yaralayan kitabın hangisi olduğu sorulduğunda Raymond Carver’in Katedral’ini anıyor. Şilili Şair, ana olay örgüsünün yanında küçük karşılaşmalar, yaşantılar, hikâyelerle de ilerliyor, elbette bunlar da roman kişilerini ve onların dünyalarını tanımamıza vesile olan olaylar. (Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış iki şairi olan ülkenin güncel edebiyat (şiir) ortamını tanımamızı sağlayan olaylar da, romanın iki başkişisinin şair olmaları nedeniyle içinde yer aldıkları ya da yakından gözledikleri yahut kaçındıkları sosyal ortam ve ilişki biçimlerini bize sunarken onları daha yakından tanımamızı da sağlıyor.) İşte, romanda anlatılan olaylar arasında da Carver’ın öykülerindeki kimi enstantaneleri çağrıştıran haller yok değil. Genç Gonzalo’nun arkadaşı Marquitos ile sevgilisi Carla’nın güzel ve çekici olup olmadığı hakkındaki sohbetlerinin mesela bana Carver’ın “Onlar Senin Kocan Değil” öyküsüyle uzaklardan akraba göründüğünü söyleyebilirim.

Romanın Şilili şairlerle yapılan görüşmelerin aktarıldığı bölümünde bu görüşmelerin yanı sıra görüşmecinin defterinde tuttuğu notlar da aktarılıyor; doğrusu bunlar da hayli tipik ve eğlenceli. Birini yukarıda aktarmıştım, Zambra’nın kendisiyle de dalga geçmesinin örneği olarak. Bunun yanı sıra, mesela, genç bir kadın olan görüşmeci Şilili şairlerin alenen memelerine baktıklarını belirtiyor notlarından birinde ya da şairlerin söyleşi vermeyi çok sevdiklerini ve hayli rekabetçi olduklarını; öyle ki, kendisini New York’ta hissetmiştir, konuşulanlar da adeta borsa hakkındadır! Keza şairlerin çoğu ya öğretmendirler ya da atölyelerde ders vermektedirler, en gençleri bile. Çoğu erkektir, sadece biri kadındır! Bunun gibi yirmiden çok not düşmüştür görüşmeci defterine. Birini daha aktarıyorum.

–Görüştüğüm şairlerin bazısı, belki de çoğu şiirin dünyayı kurtaracağını düşünüyorlar, kendilerinin devrimci kahramanlar olduklarına inanıyorlar; bu biraz komik, ancak yine de yanlış olduklarını söyleyemem. Kim bilir, belki de dünyayı değiştirirler. Belki gerçekten devrimci kahramanlardır onlar. Belki de kitapları her şeyin derdi devasıdır.

Ama roman bir şairler geçidinden ibaret değil elbette. Ana olay örgüsü iki esas başkahraman çevresinde ilerliyor. İkisi de şair, iki farklı kuşaktan şair, Gonzalo ve Vincente. (Romanın onların ardından en önemli kişisi yukarıda sözünü ettiğim görüşmeleri yapan genç Amerikalı kadın, onun hikâyesini de etraflıca öğreniyoruz.) Her ikisinin de şiire ne zaman nasıl ilgi duymaya başladıkları anlatılıyor mesela; benzer koşullar değil, şiirden ilk başlardaki beklentileri de birebir aynı değil, hayli farklı hikâyeleri var. Ancak büsbütün ayrı tutabileceğimizi söylemek de çok mümkün değil. Gonzalo için şunları söylüyor romanın anlatıcısı, ama öbür şair için ya da birçok şair için de geçerli değil mi bu?

Umutsuzluk anlarında İncil’i ya da I Ching’i ya da Tibet’in Ölüler Kitabı’nı eline alanlar vardır. Gonzalo da aynısını şiirlerle yapar. Şiirler arar. Gerçek işi budur: İşini tam tamına tanımlaması, bunu dürüstçe yapması gerekirse, dünyayı başkalarının yazdığı şiirler vasıtasıyla kavrama çabasından ibaret olduğunu söyleyebilir.

Şilili Şair’de babalık yahut baba-oğul ilişkisinin merkezî yer tuttuğunu, okuma zevkini kaçırmamak için romanın bu kısmına değinmeyeceğimi belirttim. Bu bahisle ilgili olarak, bana romandaki iki ana hikâyenin kesiştiği bir nokta gibi görünen şu diyaloğu alıntılamakla yetineceğim.

“Bir kitap yayımlamışsan şairsin. Pişman olabilirsin sonrasında ama seni mahveden şiirlerden oluşan bir şiir kitabı yayımlamışsan şairsindir.”

“Ve biri bir süre üvey baba olmuşsa her zaman, sonsuza dek artık üvey baba mı olacaktır?”

Parra cevaplamadan önce birkaç saniye sessiz kaldı:

“Bence öyle. Evet. Sen olmasını istiyorsan öyle olur.”

Roni Margulies

Şiirle bu kadar dolu bir romanın içerisinde aşk hikâyeleri bulunmaması düşünülemez, nitekim Şilili Şair’de de aşk önemli yer tutuyor başkişilerin hayatlarında. Yazı boyunca daha çok romanın ironisinden, absürd ve eğlenceli kısımlarından söz ettim, ama buruk, sızılı yanları da var anlatılan hikâyelerin – bu, şiirin ve aşkın olduğu yerde kaçınılmaz değil midir zaten?

Yazıya Roni’yle başlamıştım, ondan bir dizeyle bitiriyorum. Roni’nin Kars cezaevinde gerçekleştirdiği bir şiir söyleşisinde karşılaştığı, “Hayat sadece aşktır… yaşamak ve yaşatmaktır” dizelerini okuyan cinayetten hükümlü bir mahkûmu anlattığı şiirinin son dizesi Şilili Şair’in kahramanlarına da uyuyor sanki. Hatta, ne yalan söyleyeyim, Zambra’nın romanındaki şairlerle, onların hayatları, düşünce ve duygularıyla günlerce içli dışlı olunca şiirin ne olduğuna ya da olmadığına dair de önemli bir saptama olabileceğini düşündüm bunun.

Ne olmuşsa olmuş, uymamış yine yaşam şiire.[7]

 

NOTLAR:

[1] Alejandro Zambra, Chilean Poet, çev. Megan McDowell, Viking, 2022, 368 s.

[2] Alejandro Zambra, Ağaçların Özel Hayatı, çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap, 2015, 91 s. Bu kitap hakkında K24 için yazdığım yazı şuradan okunabilir. Boşluğun lekesi – K24 (k24kitap.org) Zambra hakkında burada yayınlanmış bir başka yazımı daha hatırlatayım. Hafızayı didiklemenin yolları – K24 (k24kitap.org)

[3] https://acikradyo.com.tr/vakayiname/roni-marguliesin-ardindan

[4] Roni Margulies, Larda Yüzen Alsancak, Kanat Kitap, 2007, 128 s.

[5] Ecinniler, İki Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi, Temmuz-Ekim 2023, sayı: 22-23.

[6] Zambra’nın Okumamak ve Serbest Kürsü kitaplarındaki denemeleri de bu gibi konulardaki düşüncelerini yakından öğrenmek imkânı sunar. Bu iki kitapla ilgili olarak K24’te yayınlanan yazım şuradan okunabilir: "Alejandro Zambra’nın denemeleri: Müşterek bir iş olarak yazmak" – K24 (k24kitap.org) Karakaş’la yaptıkları söyleşide Zambra yazmakta olduğu ve yazmayı planladığı kitaplardan da söz ediyor. Bunlardan birinin de vaktiyle gazetelerde yazdığı edebi eleştirinin eleştirisi olacağını belirtiyor. “Şimdi bu kitapta o yazıları kullanmak, kitapları yeniden okumak ve şimdi ne düşündüğümü yazmak istiyorum.” Sürekli Zambra’nın kitapları hakkında yazılar yazan birinin kulağına küpe olması gereken bir öneri bu!

[7] Roni Margulies, Telgrafçiçeği/Toplu Şiirler (1985-2010), Everest Yayınları, 2014. s. 305.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Alejandro Zambra
  • Chilean Poet
  • roni margulies

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Tanpınar ve Fransız faşistleri (I)

“Tanpınar incelemelerinde 'manidar' mı değil mi olduğunu tam kestiremediğim ihmal, Ahmet Hamdi için 'o kadar' önemli olan 'Maurice Barrès', 'Charles Maurras', 'Léon Daudet' ve 'Action Française'  sözcükleridir. Başka bir deyişle 1895-1945 arası Fransız (proto)faşizmi. Kimse kaydetmemiş, önemli bulmamış görünüyor.”

ORHAN KOÇAK

Sonraki Yazı

DENEME

“Edebiyat bize, hayattayken bile sadece başkalarının hayal gücünde var olduğumuzu hatırlatır.”

Yazar ve film yapımcısı olan annesi Katie Pearson kanserden öldüğünde, Muhteşem Bedenlerimizin Coğrafyası’nın yazarı Maddie Mortimer gençlik yıllarının başlarındaydı. Mortimer, 27 yılı aşkın sürede yazılan günlüklerde bulduğu ilham, rahatlama ve içgörüler üzerine düşüncelerini okurlarıyla paylaşıyor...

MADDIE MORTIMER
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist