Şaziye Karlıklı ile Lüks Nermin üzerine:
“Gazeteciler de tevkif ediliyorlar.
Beni tevkif etmişler, ne çıkar?”
“Kurmaca biyografi benim için gerçeğin zenginleştirilmesi anlamına geliyor. Somut bir örnek vermek istersem evdeki eski gümüşlerin parlatılması gibi bir şey.”
Şaziye Topçu Zeren (Lüks Nermin) hakkındaki haberleri içeren gazete kupürleri.
Şaziye Karlıklı’yla “Efsane Aşkların Kadını” Benli Belkıs sayesinde tanışanlardanım. 2018 başında çıkan bu kitap çok sattı ve kısa sürede Benli Belkıs’ın yeniden popüler olmasına yol açtı. Ardından “Kara Kaküllü Kız” Emine Adalet Pee ve Son Kadın Nimet Hanım geldi. Karlıklı bugün, biyografik kurmaca alanında çok önemli bir yazar.
Günden ziyade dünde yaşayan, çoktan masal olmuş hayatların hikâyesini araştıran biri olarak sıradaki karakterini merak ediyordum ki… Aman Tanrım! Yeni çıkanlar arasında bir de ne göreyim? Şaziye Karlıklı bu sefer Lüks Nermin’i yazmıştı.
Birkaç yıl önce bir proje için hayatını araştırdığım Lüks Nermin’in Karlıklı tarafından ete kemiğe büründürüldüğünü öğrenince sevinçten havalara uçtum. Sonunda Lüks Nermin hakkında daha çok şey öğrenecektim. Özellikle Demokrat Parti iktidarında palazlanmış, ancak yine bu iktidarın son senesinde akıl almaz bir şekilde mahkemelerde ve hapislerde süründürülmüştü Nermin Hanım.
Lükse düşkün bir randevuevi patroniçesi değildi sadece. Yaşadığı dönemin güç ilişkilerini, iktidar ağlarını ortaya koyan bir turnusol kağıdıydı o. Ticaret erbabı olsa da onu siyasetten ayrı düşünmek mümkün değildi.
Kitabı çıkar çıkmaz aldım ve bir çırpıda okudum. Sonra doğruca Şaziye Karlıklı’ya gittim. Kendisine, son kitabı “Resmi Aşk Taciri” Lüks Nermin hakkında sorular sordum.
Merhaba Şaziye Hanım… Benli Belkıs ile başladığınız yolculukta bu dördüncü durak. Yeni kitabınız hayırlı olsun. Umarım diğerleri gibi çok okunur. Benli Belkıs, Emine Adalet, Son Kadın Nimet Hanım… Ve şimdi Lüks Nermin… Hayat hikâyesini kaleme almak istediğiniz insanları neye göre seçiyorsunuz?
Kitaplarımdaki kadınlar geçmişimizdeki sosyal, siyasal ve ekonomik değişimlerin toplum hayatındaki yansımalarını simgeliyor. Kadınlar yaşadıkları dönemden nasıl etkilenmişler ve çevrelerini nasıl etkilemişler? Bu soruların cevapları eğer renkli ve farklı ise yazmak için can atmaya başlıyorum.
Sadece kendi dönemlerine hapsolmamış kadınlar ilginç geliyor bana. Bir şekilde kendilerinden sonraki kuşaklara bile yaşam öyküleri “vay be!” dedirtiyorsa yazılmayı elbet hak ediyorlardır. Mesela Emine Adalet… Nasıl oluyor da daha 20’lerine varmadan sınırlarını aşıp Ortadoğu’dan Amerikalara, Almanyalara, Avustralyalara kadar gidip Hitler’le filan tanışıp ardından casusluk yapıyorsun? Son Kadın Nimet Hanım… Osmanlı’nın son padişahı Vahdettin’in ölü bedeniyle, kokular eşliğinde nasıl günlerce yaşayabiliyor ve sonra da kendine yeni bir yaşam kurabiliyorsun? Enteresan valla!
Dört kitabınızın ana karakterlerinin de kadınlar olması bir tesadüf mü? Bundan sonraki kitabınızda bir erkek ana karakter anlatmak ister misiniz?
Aslında bir kadın hikâyesi yazmak için yola çıkmamıştım. Hafızamda ve arşivimde kalanları gün yüzüne çıkartmaktı niyetim. Erkekler de vardı ama Benli Belkıs gibi bir karakter öne geçti tabii ki. Erkekler onun arkasında kaldı.
Neden derseniz?
Kadınlar eğer mücadele etmeye ve değiştirmeye karar verirlerse eğer, acayip işler yapıyorlar. Aslına bakarsanız, ana karakter kadın olsa bile dört kitapta da erkekler başrolü onlarla paylaşıyorlar. Ancak bu kadınların hayatında asla en önde olamıyorlar. Hayat hikâyesi bu kadınlar kadar ilginç bir erkek hayatı beni ikna ederse, neden olmasın, tabii ki yazarım.
Nermin önceki kadın baş karakterlerinizden biraz farklı sanırım. Zira diğer üç kadın sadece kendi kaderlerini belirler, kendi maceralarını yaşarken Nermin pek çok kadının fuhşa yönelmesi, erkeklere pazarlanmasında aracılık yapıyor. Nermin bu anlamda kitabınıza sonsöz seçtiğiniz Simone de Beauvoir alıntısında da söylendiği gibi “evlilik ya da fuhuşla kadını erkeğe teslim eden” ataerkil sistemin bir aparatına dönüşmüş. Kendisi de seks işçiliğinden gelen Nermin’in bu konumu ne kadar tartışmalı ve çelişkili… Ama roman da, dram da buradan doğar zaten, öyle değil mi?
Diğer üç kadınla, ki olumlu anlamda kahraman kadınlar değillerdi, empati kurmayı başardım. Hiç tanımadığınız, karşılaşmadığınız ve artık dünyada olmayan insanları yazdığınızda hem mesafeli hem de saygılı olmak bence önemli bir etik kural. Fakat iş Lüks Nermin’e geldiğinde epeyce zorlandım. Hele de gerçek adının Şaziye olduğunu öğrendiğimde “yok artık!” dediğimi hatırlıyorum!
Asla empati kuramayacağım bir karakterle karşılaşmıştım ama saygıyı elden bırakamazdım. Sonra sizin de sorunuzda belirttiğiniz gibi aslında bir aparat olduğunu fark ettim. Öyle bir dünya ki orası ya bir köşede çöpe atılacaksınız, ya kör kurşuna hedef olacaksınız ya da yaşlılığınızda dilenerek ölmeyi bekleyeceksiniz. Nermin kendisi için böyle bir sonu istememiş. Ama bunun için de diğer kadınlar üstünden kendine refah sağlamış. Bu insanı kızdırıyor. Ama orta sınıf rahatlığı içinde doğup, eğitim şansı bulup, istediği mesleği seçen ben, kimim ki Nermin için ahlakçılık yapacağım? Orada bir durdum.
Lüks Nermin nasıl Lüks Nermin olmuş? Nermin’in kendini var etme, sonrasında yükselme hikâyesini biraz açabilir misiniz?
Resmi Aşk Taciri
Lüks Nermin
Doğan Kitap
Mart 2026
208 s.
Bunun en temel nedeni siyaset ve iş dünyasında güçlü insanlarla doğru ilişkiler kurabilmesi. Neden bir başkası değil de o yükseliyor? Bunun tam bir zamanlama işi olduğunu düşünüyorum. Demokrat Parti iktidara gelmeden önce yükselmiş olan patroniçeler iktidar değiştiğinde güçlü ilişkilerini kaybediyorlar.
Varlık Vergisi ve ardından gelen 6-7 Eylül trajedisi diğer bütün sektörlerde olduğu gibi fuhuş sektöründe de sermayenin el değiştirmesine neden olmuş. Nermin bu fırsatları değerlendirecek kadar akıllı çıkmış. Girişimcilik dersinde örnek olarak ele alınabilecek bir yükseliş hikâyesi. Doğru zamanda doğru yerde, doğru yatırım…
Demokrat Parti ile birlikte ülkedeki ekonomik ve kültürel değişimi yakından izlemiş. Bu yeni dönemde kimin neye ihtiyacı olabilir, bunu doğru tespit etmiş. Demokrat Parti ile birlikte gelen lüks tutkusunu karşılayacak düzenlemeleri kendi mekanları için de yapmış. En lüks arabalara binen, en moda takım elbiseleri giyen adamlar en lüks kadınlara onun evinde ulaşmışlar. Muhtemelen kendilerini lüks içinde hissetmelerini sağlayacak Amerikan viskileri, sigaraları, mobilyaları, İngilizce bilen kızlar, Lüks Nermin’in iş zekâsını gösteriyor. Velhasıl akıllı, hırslı ve vizyoner bir kadın.
Lüks Nermin tekil bir örnek de değil. Kitapta Nermin’in çalıştığı randevuevlerinin sahipleri Ayşe Nimet ve Madam Atina… Sonra tabii, daha yakın tarihte çok ünlü, vergi rekortmeni de olmuş Matild Manukyan var. Neden bunca kadın bu işi seçmiş? Ya da neden erkekler, kendi hakimiyetlerinde, düzenlerinde bu kadınlara fuhşun patroniçesi olma imtiyazı vermiş? Tabii ki bu kadınların mücadelesini, çabasını küçümsemek, erkekler istedi de muhabbet tellalı olabildiler demek istemiyorum. Ancak pek çok iş kolunda bu denli bir kadın görünürlüğü yok. Sizce bunun özel bir sebebi var mı?
Aslında fuhuş sektöründe başrolü yine erkekler oynuyor. Güçlü kadın patroniçeler, toplumun bütün negatif yorumlarını üstlerine çekip lanetlenirken onlar gölgelere saklanmayı tercih ediyorlar. Matild Manukyan’ın hikâyesi diğerlerinden farklı bildiğim kadarıyla. O bir borç karşılığında bu işi devralmış, yani o işin içine doğmamış. Ama diğerleri farklı. İşlerini erkeklerin desteği ile kurmuşlar. Erkekler işlerine yatırım yapmış. Yatırım derken illa ki sermaye katkısını düşünmeyin. Evleri koruyan siyasiler, bürokratlar kadın değil. Rüşvetle can güvenliği sağlayan polisler de kadın değil.
Lüks Nermin özelinde bilmiyorum ama irili ufaklı pek çok genelevin zamanında mafyanın ünlü patronlarına ait olduğu söyleniyordu. Hatta fuhuş tarihini araştıran çalışmalarda bu isimler mevcut. Ama “karı satan” bir mafyacı olarak anılmayı istemiyorlar. Bu etiketi de kadınlara yapıştırıyorlar.
Ben 1960’larda Nermin’in elini bir mafya liderine kaptırdığını duydum ama açık kaynak bulamadığımdan konuya değinemedim. Fakat yine de Nermin kendisine “mama” etiketi yapıştırılmasından bir şekilde paçayı sıyırmış. Lüks Nermin adı basbayağı bir marka değil de nedir?
“Kurmaca Biyografi” yazıyor kitabın kapağında. Bu türü ve tanımı biraz açar mısınız? Ve bunu yaparken eserlerinize nasıl hazırlandığınızdan, kurmaca ile gerçek arasında nasıl dolaştığınızdan da bahseder misiniz?
Nermin
Kurmaca biyografi benim için gerçeğin zenginleştirilmesi anlamına geliyor. Somut bir örnek vermek istersem evdeki eski gümüşlerin parlatılması gibi bir şey. Gümüşe zarar vermeden, onu eski güzel günlerine kavuşturmak gibi bir yazın faaliyeti. Bu türün en çaba isteyen aşaması araştırma. Yazacağınız karakter hakkındaki her türlü bilgi; bir resim altı açıklaması, fotoğraflarındaki kıyafetleri, onun hakkında çıkan haberler, doğduğu sokak, yaşadığı dönemin önemli olayları, modası…. Daha yüzlerce ayrıntıyı bir araya getirmek zorundasınız.
Sonra elde ettiğiniz bu gerçek bilgilere romansı bir tat katmanız gerekiyor ki, burada da işin içine kurmaca giriyor. Kurmaca da benimle ilgili değil, karakterle ilgili. Karaktere sürekli soru sorarak ve onun gerçekliğine uygun cevaplar bularak ilerlemeniz gerekiyor. Mesela Lüks Nermin’in 6 -7 Eylül’de ne yaptığını bilemeyiz. Ama yatırımını korumak için harekete geçtiğini yüzde yüz tahmin edebiliriz. Eline sopa alıp yağmalara katılmaz mıydı? Yok, bunu yapmazdı, çünkü önceliği evini korumaktı. Karakterlerle sohbet ede ede devam edince kurmaca biyografi de ortaya çıkıyor.
Böyle bir tür ve anlatım seçmenizde gazetecilikten geliyor olmanızın rolü nedir?
Tümüyle gazeteciliğin bana hediyesidir bu. Aslında dergiciliğin diye düzeltmem gerekiyor. Gazetelerde (bizim zamanımızda) 5N1K’ya uygun bir metin çıkardığınızda işiniz tamamlanmış olur. Dergicilik ise daha farklı… Haberi hikâyeleştirerek sunmanız gerekiyor. Diyelim bir cinayeti yazacaksınız. Gazetelerde çoktan yayınlanmış. Ee, size ne kalıyor? O zaman maktul nerde doğmuş, nasıl yaşamış, oturduğu sokakta nasıl tanınırmış vs. yan hikâyelerle konuyu zenginleştirmeniz lazım. Bu anlamda ben çok şanslıyım çünkü 1980’lerin ikinci yarısındaki o muhteşem Nokta okulundan mezunum. Arşiv araştırmasını da, bir kişi ya da olaya 360 dereceden bakmayı, yazmayı da orada öğrendim.
“Gazeteciler de tevkif ediliyorlar. Beni tevkif etmişler, ne çıkar?” Duruşmalardan birinde söylüyor bunu gazetecilere dönüp. Bir tür tribüne oynamak belki, sempatik görünme çabası… Ama Nermin’in zekâsını da ortaya koyuyor. Hakkında araştırma yaparken Nermin’in zekâsının parıldadığı anlar, sizi etkileyen, karakteri size sevdiren, öyküsünü yazmalıyım dedirten anlar neler oldu?
Duruşmalarını izleyen gazetecilere, meslektaşlarının da tevkif edildiğini haykırması aslında hem dediğiniz gibi tribüne oynaması hem de onlara bir sitem. Çünkü 1959 yılında muhalif gazetecilerin çoğu hapiste. Öyle bir sansür var ki tutuklu gazeteciler hakkında haber yapılamıyor. Nermin de peşinden koşup magazinel başlık koparmaya çalışan adliye muhabirlerinin bir anlamda ağzının payını veriyor!

Nermin’in geleceği okuması, günlerin neler getireceğini önceden fark etmesi beni çok etkiledi. Tek bir olay ya da karakterinin bir özelliğini söyleyemem. Fakat kendi üreten bir toplum hedefinden tüketen bir toplum olmaya yönelen, lüks bir hayat için her şeyi göze alacak insanların çoğaldığı Türkiye’de bunu tam vaktinde tespit etmesi hayli etkileyici.
Herkesin aklında sadece bir Lüks Nermin kalmış, bugün bile hatırlayanı çok. Oysa hakkında bir kitap yazılmasına, hayatı didik didik edilmesine rağmen hakkında epeyce gizem var. Bilinmeyenleri epeyce fazla. Bu gizemi de sevdim. Çünkü o cumhurbaşkanlarının bile yatak odası sırlarını biliyor! Kendisi tam bir kara kutu. Onun üzerinden bir dönemi yazmak gerçekten etkileyiciydi.
Yıllar boyu Demokrat Parti iktidarına sırtını dayamış bir ‘müteşebbis’ Lüks Nermin. Siyasi iktidarla ilişkilerini hep iyi tutmuş. Onlar ne istiyorsa yapmış. Ancak günün birinde onu da hapse attırmış Demokrat Parti. Bugün de yirmi küsür yıllık AKP iktidarı içinde var olan, güçlenen, gücünü perçinleyen kurum ya da kişilerin tepetaklak olabildiklerini görüyoruz. Lüks Nermin’in hikâyesi bu açıdan da ibretlik! Ders almalık, öyle değil mi? Bir tür “iktidarla, güçle ilişkiler” dersi. Siz ne düşünüyorsunuz?
Benim aktif gazetecilik hayatım 1980 ve 1990’ları kapsıyor. O zamanlar da siyasiler tarafından desteklendikleri için parlayan pek çok kişinin hayatına şahitlik ettim. Sporda, sinemada, sahnede, iş dünyasında, bürokraside yükselenlerin haberlerini sayfa sayfa okurduk, yazardık. Bugün kaçını hatırlıyorsunuz diye sorsanız, belki bir ikisini.
Sırtını güce dayayarak yükselenler gerçekten feci düşüyorlar. Ha yaptıkları yanlarına kâr kalıyor mu? Bazılarının kalıyor vallahi. Fakat bu kârın onları mutlu ettiğini düşünmüyorum. Bir kez o şaşaalı günlerin tadını aldı mı uyuşturucu gibi hep arıyor olmalılar. Ama giden gidiyor ve geride de pek hoş bir seda kalmıyor. Bazılarının ise perperişan olduklarını gördük. İntihar edenler bile oluyor.
Türkiye’de kalıcı bir refahın oluşmamasının nedenlerinden biri de bu bence. Sadece güce dayanarak yükselmek kalıcılık sağlamıyor. Kökleşmemiş her şey gibi yıkım kolay ve çabuk oluyor.
Eğer her araştırma ve yazım süreci bir yolculuk ve bir ders ise… Bu yolculuktan size nasıl bir ders, nasıl bir cümle kaldı?
Bizzat Nermin’in ağzından çıkan cümleyi tekrarlayayım. “Krallar bile bazen kral olarak girdikleri yataklarından, ertesi sabah herhangi bir hücrede uyanabilirler.” Nermin’e yani Şaziye’ye bunu görmek nasip olmuş. Umarım bana da olur.