• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Özgürlüğün güzel yüzü:

Didar-ı Hürriyet

“Didâr-ı Hürriyet bir yandan bizim gibi dönem tarihine aşina olan profesyonel okuyucular açısından önemli görsel ve detaylar içeriyor. Diğer yandan, özellikle görsel malzeme çerçevesinde yazılmış bir metin olarak, genel okuyucu tarafından zevkle okunacak bir kitap...”

1908’den bir kartpostal: “Yaşasın Meşrutiyet, Hürriyet, Uhuvvet ve Müsevat”...

NURAY MERT

@e-posta

EVVEL ZAMAN

18 Aralık 2025

PAYLAŞ

Benim için yılın kitabı tarihçi dostumuz Sacit Kutlu’nun, Didâr-ı Hürriyet–Kartpostallarla İkinci Meşrutiyet 1908-1913 başlıklı çalışması.

Aslında bu kitap 2004 ve 2008 tarihlerinde iki kez yayınlanmıştı, ancak bu baskılar yıllar önce tükendi. Ben ilk basımında da kitabı çok sevmiş ve istifade etmiştim. Sadece bu çalışma değil, Sacit Kutlu’nun diğer çalışmaları da tarihçiliğimiz açısından önem taşır; ‘Millet-i Hâkime’ konusundaki makalesini yıllarca ders kaynakları arasında okuttum, yakın tarih çalışan pek çok araştırmacıya tavsiye ettim.

O zaman Sacit Bey’i şahsen tanımıyordum, tanışmamız ortak dostumuz Prof. Dr. Namık Sinan Turan vasıtasıyla oldu. Sacit Bey’i şahsen tanımak da benim için büyük bir kazanç oldu. Sohbetlerinden çok şey öğrendim ve asıl mesleği tıp doktorluğu alanında çok başarılı olan ve tarihçiliğini ‘amatör’ diye tanımlayan birinin yakın tarih konusuna vukufiyeti beni çok şaşırttı. Sohbetlerimizde Didar-ı Hürriyet’in yeniden basılması da gündeme geldi ve bu fikir beni çok heyecanlandırdı, yayınlanması için katkı vermeye çalıştım. Zira Kutlu çalışmasını yeniden gözden geçirmeyi ve bazı eklemeler yapmayı düşünüyordu.

Yakın tarihte kaybettiğimiz tarihçi Mete Tunçay hoca, ilk basım için yazdığı “Sunuş” yazısında, “resimleriyle bir belgesel film tadında” demiş. Gerçekten de çok güzel bir tanımlama, ama bence görsel malzeme çerçevesinde yazılan bir kitap olması daha önemli. Görsel malzeme, kitap okurken o dönemin atmosferini kavramak açısından muazzam bir imkân sunuyor. Söz konusu dönemde basın alanında görsel kullanımının son derece sınırlı olduğu düşünülürse kartpostallar bu açıdan öne çıkıyor. Dahası, o dönemin kartpostalları, daha sonra yaygınlaşan çiçek, böcek, tebrik, şehir fotoğrafı gibi durağan bir görsellik aracı değil; yaşanan olaylar, şaşırtıcı ölçüde kartpostal haline getirilmiş. Meşrutiyet döneminin önemli olaylarına dair kartpostalların varlığı beni bile şaşırtmıştı. Mesela, 31 Mart olayının ardından Hareket Ordusu’nun toplu manevralarını izleyen meraklı sivilleri gösteren 230 no.lu kartpostal. Veya Fizan’da sürgünde olan Yusuf Akçura’nın bulaşık yıkarken diğer arkadaşlarıyla birlikte gördüğümüz fotoğrafının kartpostal biçiminde basılmış hali (114 no.lu kartpostal).

Fizan’daki bazı “Şeref Mahkûmları.” Bulaşık yıkayan Yusuf Akçura, ayakta elinde boş tabak olan Ahmet Cevat (Emre), maşrapa tutan Ahmet Ferit (Tek), diğer iki kişi Ali ve Saffet Tevfik kardeşler. (Cengiz Kahraman koleksiyonu), s. 172, 114 no.lu kartpostal.

Diğer taraftan, tarih içinde sıkışmış, gölgede kalmış konulara ilişkin kartpostallar da önemli bir hafıza tazelemesine neden olabiliyor. Mesela II. Abdülhamid’in Yunanistan ve Bulgaristan’ın Makedonya konusundaki rekabetini Yunanistan’ı yanına çekmek için fırsat olarak görerek Yunan Kralına, veliahtına ve başbakanına nişan göndermesi olayını hatırlatan 116 no.lu kartpostal. Bu kartpostal II. Abdülhamid’i ve Yunan Kralı Georgios’u ‘Şarkın iki hükümdarı’ olarak gösteriyor. Mesela, II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra ona ait mücevherleri ‘tetkik eden İngiliz antikacı’yı gösteren 286 no.lu kartpostal. Kutlu’nun kitabı yayınlamadan önce, inanın bu konulara aşina biri olarak ben bile bu tür olayların kartpostalı olduğunu bilmiyordum.

182-187 numaraları arasındaki altı kartpostal, II. Meşrutiyet’in ilanının ardından yapılan ilk seçimlerin nasıl bir bayram havası yarattığını göstermesi bakımından demokrasi tarihimiz için çok önemli görseller.

Keşke kartpostallar da dahil efemera görselleri üzerinden yazılan tarih çalışmaları çoğalsa. Aslında uzunca bir zamandır eski kitapların yanı sıra efemeraya ilgi çok arttı. İnanın, müzayede katologlarını bile bir nevi kaynak olarak görüyorum. Ancak bunlar üzerine yapılan çalışmalar hâlâ çok az. Bunlardan biri, aslında işadamı olan, pul koleksiyoneri Oral Avcı’nın, Meryem Yetkin Nükte ile birlikte yayınladıkları İngiliz İşgali Döneminde Osmanlı Irak’ının Posta Tarihi 1914-1923 (Kültür Sanat Basımevi, 2021) başlıklı kitabını sözü geçmişken anmadan geçmeyeyim.

Görsel malzeme ve tarih deyince, akla Mete Tunçay’ın da söz ettiği gibi, öncelikle tarih belgeselleri geliyor. Tarih belgesellerini ben de çok sever ve tarihe ilgi uyandırması açısından da çok önemserim. Son zamanlarda tarih belgesellerine ilginin artması da beni sevindiriyor, ancak diğer yandan belgesellerin okumanın önüne geçmesinden de kaygı duyuyorum. Belgesel ister istemez fazla özet bir metinden hareket ediyor ve izlenip unutuluyor. Görsel malzemesi zengin bir kitap ise hem hep elinizin altında hem de bu şekilde sıkı bir metin yormadan okutabiliyor. Kutlu’nun kitabı tam da bu mahiyette; söz konusu dönem, literatüre ve o döneme ilişkin tartışmalara hâkim bir birikime dayalı olarak özetlenmiş.

II. Meşrutiyet kartpostallarında birinde, Enver ile Niyazi esaret zincirlerini kırıyor.

Malum, yakın tarihimize ilişkin tartışmalar halen siyasal gündemde öne çıkabiliyor. Tümüyle objektif bir tarih anlatısının mümkün olmadığını düşünenlerdenim, ancak hal böyle diye her tarih anlatısını ciddiye almak söz konusu olamaz. Dahası, belgelerle, farklı tanıklıklarla tescillenmiş olayları, siyasi ve popüler ilgi odaklı olarak herkesin kafasına göre ve yalan yanlış yorumlamaya kalkması, tarih bilgimizi ve anlayışımızı olumsuz yönde etkiliyor. Sonuçta, mümkün mertebe tarafsız bir tarih anlatısı üretmek son derece zor olsa da, imkânsız değil. Sacit Kutlu bu zorluğu aşabilen az sayıdaki tarihçimizden biri.

Didâr-ı Hürriyet’in başlığında dönem olarak 1908-1913 denmiş ama Kutlu’nun metni Osmanlı modernleşme sürecinin genel değerlendirmesiyle başlıyor. Genel değerlendirme diyoruz ama bu metin alıştığımız tekrarlardan fazlasına dikkat çekebiliyor. Mesela, II. Abdülhamid döneminde “Ermeni çocukların cemaat okulları yerine devlet okullarına gitmelerini teşvik etmek için rüştiye ve idadilere Ermenice dersler konduğuna” işaret ediyor. (s. 111) Sonuçta, bu ve benzeri bilgiler, o dönemde Ermeni milliyetçiliğinin önüne geçme çabasının yanı sıra, Osmanlı kimliğinin inşa çabalarını kavramak açısından da son derede önemli. Gerçi, II. Abdülhamid dönemine ilişkin ne kadar çok şey öğrenirsek öğrenelim, Ulu Hakan/Kızıl Sultan söylemlerini kıramıyoruz, ama ezber bozmaktan vaz geçmemek gerek. Kutlu, aynı çerçevede, “padişahlığının ilk yıllarında fetih kutlamaları için müracaat edildiğini, fakat kendisinin Rum tebayı rencide etmemek için İstanbul’un fethi kutlamalarına izin vermediğine” ilişkin ifadeyi hatırlatıyor. (s. 111)

Osmanlıca ve Rumca İkinci Meşrutiyet Temalı Kartpostal, Enver Paşa, Meşrutiyet bayraklı, arkası Almanca.

Metin içinde, o döneme ilişkin konulardan söz ederken sonradan yaşanan gelişmeleri not düşmesi de bu çalışmayı özgün kılan özelliklerden biri. Örneğin, 31 Mart olayı esnasında matbaası yıkılan Hüseyin Cahit’in 36 yıl sonra, 3 Aralık 1945’te Tan gazetesi ve Sabiha-Zekeriya Sertel çifti aleyhine ‘Kalkın Ey Ehli Vatan!’ başlıklı yazı yazmış olduğunu hatırlatıyor. (s. 336-337) Nitekim, bu yazı üniversite öğrencilerinin Tan matbaasını basıp tahrip etmesi ve kapatılması olayında kışkırtıcı bir rol oynamıştı.

Sonuçta, Didâr-ı Hürriyet kitabı bir yandan bizim gibi dönem tarihine aşina olan profesyonel okuyucular açısından önemli görsel ve detaylar içeriyor. Diğer yandan ise, özellikle görsel malzeme çerçevesinde yazılmış bir metin olarak, genel okuyucu tarafından zevkle okunacak bir kitap olarak karşımıza çıkıyor.

O nedenle, 2026 yılı okuma listelerinize katmanız için hararetle tavsiye etmek istedim. Alfa Yayınları’nın sahibi Faruk Bayrak ve Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Küpüşoğlu’na yeni baskı konusunda çok titiz ve özenli davrandıkları için ben de teşekkür borçluyum.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Didâr-ı Hürriyet
  • Sacit Kutlu

Önceki Yazı

DENEME

Mimi’nin Dehşet Öyküleri:

Soyut korku

“Evrensel bir ilke olarak entropiye göre şeyler 'bozulma'ya yazgılıdır ve bozulma, şeylerin tabi olduğu azami oranda genel, dolayısıyla evrensel kuvvettir. Ve korku da, bu kuvvetin kiplerini üretir: Korkunç şeyler hep, bir şekilde 'bozuk'tur...”

HASAN CEM ÇAL

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Édouard Louis:

Bu utanç kime ait ya da

burjuvazinin açık ikiyüzlülüğü

“Performatif olmakla suçlanan bir yazarı aile skandalları üzerinden analiz etmek, performansı geri dönüşsüz biçimde sahneye çağırmaktır. Bu nedenle metni tartışırken yazarı, hele hele akrabalarını işin içine katmamak daha doğru olacaktır.”

ASLI GÜNEŞ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist