• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Mülksüzler’deki zaman sorununa dair

“Mülksüzler, çoğu güçlü roman gibi; birden çok soru soran, bu soruları bazen daha merkezî kılan, bazen ikincilleştiren ve birbirleriyle ilişkilendiren bir roman.  Fakat bu soruların hiçbiri, zaman sorusu kadar romanın merkezinde olmamıştır.”

Mülksüzler'in 1974'teki ilk baskısının arka ve ön kapak illüstrasyonu.

SERDAR KÖŞKEROĞLU

@e-posta

ELEŞTİRİ

16 Temmuz 2026

PAYLAŞ

Bu yazı iki bölümden oluşacak: İlk bölümde Mülksüzler’deki zaman sorununa yönelik bazı belirlemelerde bulunacağım. İkinci bölümdeyse Mülksüzler’in çevirisine dair birkaç eleştirimi dile getireceğim.

Mülksüzler, çoğu güçlü roman gibi; birden çok soru soran, bu soruları bazen daha merkezî kılan, bazen ikincilleştiren ve birbirleriyle ilişkilendiren bir roman.  Fakat bu soruların hiçbiri, zaman sorusu kadar romanın merkezinde olmamıştır.[1]

Ursula K. LeGuin
Mülksüzler
çev. Levent Mollamustafaoğlu
Metis Yayınları
Ocak 1990
27. baskı, 2022
344 s.

Öncelikle Mülksüzler’in evrenine nüfuz etmeye çalışalım. Ursula K. Le Guin  iki ayrı gezegende ve iki ayrı zamanda anlatısını kuruyor. Urras ve Anarres birbirlerinin uydusu olan iki gezegen. Romanın ana karakteri, bir Anarresli olan Shevek. Metin, Shevek’in Urras’a yolculuk etmesiyle başlıyor. Metinde zamansal olarak bir ileri, bir geri gitmekteyiz; bir bölümde Shevek’in Urras’ta yaşadıklarına (şimdiki zaman) tanık olurken, onun ardından gelen bölümde Shevek’in Anarres’teki geçmiş yaşantısına dahil oluyoruz.[2] Shevek’in metnin akışındaki geçmişi ve şimdisi, Anarres’teki diğer insanların geçmişi ve şimdisiyle aynı güzergâhta ilerlemiyor. İnsanların Odocu anarşizmi kurdukları gezegen olan Anarres, onların ilk ortaya çıktıkları gezegen değil. Diğer yıldız sistemlerini bir kenarda bırakıp[3] yalnızca Tau Ceti yıldız sistemini ele alacak olursak, insanların bu yıldız sisteminde var oldukları ilk gezegenin Urras olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla, Anarres’teki insanların geçmişi Urras gezegenidir. Urras’tan Anarres’e ilk kez 170 yıl önce gidildiğini bilmekteyiz; yani, kurulan anarşist koloni 7 kuşaktır ayakta. Anarres’te anarşist bir toplum kurulduktan sonra bazı ticaret gemileri dışında Urras’a gidiş-geliş gerçekleşmiyor; Anarres’te herhangi bir “yasak” olmadığından, Urras’a gidişin yasaklandığını söyleyemeyiz, fakat kitabın başında Shevek, Urras’a yolculuk yapacağı gemiye binerken Anarres halkı tarafından protesto ediliyor, hatta taşlanıyor. Romanın bir duvar metaforuyla açılması ve metin boyunca da bu metafordan sık sık söz edilmesi bununla ilgili: Anarresliler o duvarı örmüştü örmesine ama “Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı”.[4] Urras’a kapitalizmin birçok anlamda (değerleriyle, ekonomisiyle, vb.) hâkim olduğu açık olsa da, Urras’ın tümüyle kapitalist olmadığı unutulmamalı; bu sıklıkla gözden kaçabiliyor. Urras’taki Thu Devleti sosyalist bir devlet örneğin, ama oldukça otoriter olduğu vurgulanıyor. Urras’ın Batı Yarıküresindeki Benbili ismindeki bir ülkede, kendilerini “göç-sonrası Odocular” olarak tanımlayan bir grup var. Son olarak, kitabın sonlarında, Urras’taki Nio Esseia’da Odocu gelenekten gelen anarşistlerin yaşadığını öğreniyoruz. Nio Esseia’daki Odocular, Shevek’in büyükelçiye güvenli bir şekilde gidebilmesi için önemli bir uğrak noktası teşkil ediyorlar. Uzun lafın kısası, muhtemelen Urras’taki kapitalistler azınlıkta.

Mülksüzler’in evreninden söz ettikten sonra, bu evrendeki zaman sorunundan bahsetmeye başlayalım. Kitabın ana karakteri Shevek bir fizikçi, bir zaman fizikçisi. Fakat Mülksüzler’in evrenindeki fizik, bizim bildiğimiz fizikten biraz farklı: Metinde bizim anladığımız anlamda felsefeyle fiziğin iç içe geçtiğini görmekteyiz.[5] Ursula birçok çalışma alanı olan fizik biliminden zaman konusunu devşiriyor. Zaman konusu felsefeden siyasete, sanattan ahlaka kadar birçok alana temas etme potansiyeline sahip bir konu olması bakımından oldukça işlevsel. Romanda Shevek’in çocukluktan itibaren zamanı sorunsallaştırdığına tanık oluyoruz. Henüz çocukken Zenon Paradoksu’ndaki problemi fiziğin problemi olarak görüyor ve kendini bu sorunu çözmeye adıyor. Shevek’in ağzından Zenon paradoksunun farklı bir sürümünü görelim:

Çocuk utanarak gülümsedi. “Şimdi, bakın, düşünüyordum, diyelim ki bir şeye taş atıyorsunuz. Ağaca. Atıyorsunuz, taş havada uçuyor ve ağaca çarpıyor. Tamam mı? Ama çarpamaz. Çünkü... yazı tahtasını alabilir miyim? Bakın, bu sizin taşı atarkenki resminiz, bu da ağaç,” diye çiziktirdi tahtaya, “bu ağaç oluyor, bu da taş, bakın, tam ortada.” (…) “Taş sizden ağaca gitmek için, sizinle ağaç arasındaki yolun tam yarısına gelmeli, değil mi? Daha sonra yarı noktasıyla ağaç arasındaki yolun tam yarısına gelmeli. Daha sonra onunla ağaç arasındaki yolun yarısına. Ne kadar giderse gitsin, son bulunduğu yerle ağaç arasında bir nokta –daha doğrusu bir zaman– var.” (…) “Çünkü her zaman geriye kalan yolun yarısı kadar yol gitmek zorunda,” dedi Shevek, “ve her zaman gidecek yolun yarısı var – anlıyor musunuz?”[6]

Bu problem romanın devamında farklı ilkeler ve kuramlarla daha karmaşık bir hale getiriliyor, ancak problemin temelde Zenon Paradoksu’na dayandığı oldukça açık. Bu paradoks bize ne söyler peki? Aristoteles başta olmak üzere, filozofların Zenon Paradoksu’nu çözmeye çalıştıklarını biliyoruz. Bu paradoks, zamanın sonsuzca bölünebilir olduğu varsayımı yoluyla, değişimin olanaksız olduğunu ifade eder. Elbette burada hareketin de bir tür değişim olduğunu hatırlamamız gerek. Değişim çoğu zaman bir durumdan başka bir duruma geçişi çağrıştırır, fakat değişimi yalnızca bu şekilde düşünmek yanıltıcı olacaktır. Değişimi hareketten, dolayısıyla da zamandan ayrı düşünmek mümkün değildir. Ayrıca, yanıltıcı olan başka durumlar da söz konusudur: Shevek bu paradokstan hareketle, zamanın neliği konusunda ikiye bölünen insanların yanılgı içerisinde olduklarını düşünür. Bu ikilik Zenon Paradoksu’na verilecek cevaplarla ilgilidir: Yani, taşın ağaca çoktan çarptığını düşünenlerin zaman kavrayışlarıyla taşın ağaca hiçbir zaman çarpmayacağını düşünenlerin zaman anlayışları aynı değildir.

Romanda, taşın ağaca hiçbir zaman çarpmayacağını düşünenler Ardışıklık Kuramı (Sequency) yanlılarıdır; taşın ağaca çoktan çarptığını düşünenler ise Eşzamanlılık Kuramı (Simultaneity) yanlılarıdır. Öyleyse bu iki kurama dair bazı saptamalarda bulunalım; romanda bu iki kuram detaylı bir şekilde açıklanmadığı için, bazı ipuçlarını takip etmemiz gerekiyor.

Ursula K. Le Guin, 1970. Fotoğraf: Wes Guderian

Ardışıklık Kuramı, Anarres’te saygın olan, “klasik” bir kuramdır; bu kuramın takipçilerine göre zaman doğrusaldır. Shevek’e göre Ardışıklık Kuramı kalıcılığı açıklamakta yetersiz; meşhur taş-ağaç örneğinden hareketle, Ardışıklık yanlılarına göre taş ağaca hiçbir zaman ulaşamaz. Eşzamanlılık Kuramı ise Anarres’te gizemci bir kuram olarak görülür. Bu kuramın takipçileri içinse taş ağaca çoktan çarpmıştır. Shevek her iki kuramın da eksik olduğunu düşünür, ancak Eşzamanlılık Kuramı’na daha yakın gibidir. Zaman bu kuram açısından döngüseldir. Shevek, Eşzamanlılık Kuramı’nın özeti mahiyetinde bir cümle kurar: “Eşzamanlılık Kuramı’nın katı terimleri içinde süreklilik, fiziksel olarak nesnel bir olgu değil, öznel bir olgu olarak kabul edilir.”[7] Bu kuram, öznenin daha kurucu olduğu bir zaman kavrayışı olduğundan modern düşünceye daha yakın gibi görünüyor.

Shevek’in Eşzamanlılık Kuramı’na Ardışıklık Kuramı’ndan daha yakın oluşu birçok yerde kendisini gösterir. Örneğin, Shevek şu taş-ağaç benzetmesinde her iki kuramın da hangi yanıtı vereceğini söylerken, bir el çabukluğuyla Eşzamanlılık’ın bakış açısından konuşur. Romanda kimse bu duruma itiraz etmez; yani kimse Ardışıklık yanlılarının taşın ağaca hiçbir zaman çarpmayacağı yanıtını vermesinden şüphelenmez. Fakat bu şüphe götürmez bir yanıt mıdır? Zenon Paradoksu’nu anımsayacak olursak; bu paradoks tam da değişimi savunan filozoflara yöneltilmişti; değişimi savunan filozoflar tarafından yöneltilmemişti. Parmenides’in öğrencisi olan Elealı Zenon, Akhilleus’un kaplumbağayı hiçbir zaman yenemeyeceğini söylerken Ardışıklık yanlılarının (oluş) değil, Eşzamanlılık yanlılarının (varlık) arasından konuşur. Dolayısıyla, buradaki tabloda Ardışıklık yanlılarının, kendilerine yöneltilen eleştiriyi kabullenip bunu savunuyorlarmış gibi tuhaf bir görüntüsüyle karşılaşıyoruz. Oysa “oluş yanlısı” herhangi bir filozof/bilim insanı, bu kadar saf bir değişimi savunamayacağını fark eder. Çünkü Shevek’in de farklı şekillerde ifade ettiği gibi, böylesine mutlak değişimci bir bakışa sahip olan insanlar için herhangi bir sözcüğün bile anlamı her an değişecektir. Sonuç olarak, Ardışıklık yanlılarının konuşmaları bile anlamsızlaşacaktır.

Ursula’nın bu iki kuramı karşı karşıya getirip Shevek’e bir el çabukluğu yaptırması bir yana, romanın birçok yerinde varlık ve oluş hakkında söylenenler oldukça anlamlıdır. Shevek’in iki kuramdan birini tercih etmemesi ve yaşamı boyunca bu iki kuramı Genel Zaman Kuramı’nda (The General Temporal Theory) birleştirmek istemesi için de aynısı söylenebilir. Kitabın sonlarına doğruysa bir sürpriz bizi karşılayacak:

Ardışıklık ve Eşzamanlılık bakış açılarının temelde aynı şey olduğu açıkça ortaya çıkıyordu; aralık kavramı evrenin durağan ve devingen özelliklerini birleştirmeye yarıyordu.[8]

Urras’taki A-İo devleti, Shevek’in yeni kuramını, kendi güçlerini artıracak bir teknolojik sıçrayış için kullanmak isterken hüsrana uğrarlar. Çünkü Shevek kuramını ne A-İo’ya ne Urras’taki sosyalistler olan Thu Devleti’ne verir. Shevek kuramını bambaşka “dünyalardan” gelen Arz (Terra) büyükelçisi Keng’e teslim eder.

 
 
 


Çoğumuz iyi bir çevirinin hangi özellikleri taşıması gerektiğine yönelik görüşler işitmişizdir. Bu görüşlerden birkaçına değinmek gerekirse; çeviride metnin akıcı (okuru zorlayacak biçimde yazan James Joyce gibi yazarlar hariç) olması, iki dil arasındaki farkların gözetilmesi amacıyla –en azından yer yer– tıpatıp çeviriden kaçınılması, çeviride tercih edilen kavramların tutarlı olması gibi hususlardan söz edilebilir.[9] Bu görüşlerin en genel anlamda doğru olduğunu ifade etmek gerek. Yalnızca şunu vurgulamakta fayda var: Bahsi geçen özelliklerin birbirlerinden tümüyle ayrıksı olduğu söylenemez. Sözgelimi, metnin akıcı olması; kavramların tutarlı olarak çevrilmesine de, çevirinin yapılacağı dilin gerekliliklerine göre çevrilmesine de bağlıdır. Tüm bu söylenenlerde editörlerin de sorumluluğu olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

İyi bir çevirinin kabaca hangi özellikleri taşıması gerektiğinden söz ettik. Bu özellikleri taşımayı amaçlayan ve amacına ulaşamayan çeviriler olabilir. Bu bağlamda kusursuz çevirinin olmadığını da sıkça işitmişizdir. Ancak Mülksüzler gibi yirminin üzerinde baskı yapmış bir romanın son baskısında hâlâ hatalarla karşılaşılıyorsa, bu biraz şaşırtıcı olabiliyor. İkisi metnin okunuşunu aksatan, üçüncüsü ise okuru dolaysızca yanlışa sürükleyen üç örnek üzerinden söylediklerimize açıklık getirmeye çalışalım. 

Yüklü kavram tercihi

Mülksüzler’in meşhur karakteri Shevek’in bir ifadesini önce Türkçesinden,[10] sonra da orijinalinden (İngilizce) alıntılayalım:

“Ben istedim” dedi Shevek, bir anlık araştırıcı bir bakışla Pae’yi süzerek. “Ülkenizi anlama yetimi artırıyorlar. Alt sınıflarınızla ilgileniyorum. Anarreslilerin çoğu alt sınıflardan gelmiştir.”[11]

“‘I asked him to,’ Shevek said, glancing at Pae, a split-second reconnoitring glance. ‘They broaden my comprehension of your country. I take an interest in your lower classes. Most Anarresti came from the lower classes.’”[12]

Buradaki aksaklık, çevirmenin metnin orijinalindeki “comprehension” sözcüğünü Türkçeye “anlama yetisi” gibi teknik yükü olan bir kavramla çevirmesi. Anlama yetisinin felsefedeki çağrışımlarını bir kenara bıraksak bile, bir yetinin çokluğundan söz etmek pek anlamlı değildir. Anlama yetisi tektir; pet şişeyi anlama yetisi, ulusalcıları anlama yetisi, yıldızları anlama yetisi gibi sonsuzca çoğaltılacak biçimde kullanıldığı görülmemiştir. Çevirilerdeki bu tür tercihler metinleri ciddi şekilde aksatabilir. Şöyle bir ifade, metni aksatmadan anlamı koruyabilirdi:

“(…) Ülkeniz hakkındaki kavrayışımı genişletiyorlar. (…)”

Tercihin hafifliği de duraksatabilir

Bu başlık altında ele alacağımız örnek, felsefi duyarlığı yüksek olan okurları daha çok ilgilendirecektir. Ancak bu duyarlığa sahip olmayanlar da Mülksüzler’de felsefeye sık sık atıf yapıldığını fark edeceklerdir. Sözgelimi, kitabın hemen başlarında çocuk Shevek’in ağzından Zenon paradoksunun farklı bir türünü işitiyoruz.[13] Dolayısıyla çeviriyi, sözcüklerin felsefi çağrışımlarını –elbette felsefi temaların işlendiği kısımlarda– ne kadar karşılayabildiğine göre değerlendirmenin meşru olduğu pekâlâ söylenebilir.

Kitabın ana karakteri Shevek bir fizikçi. Fakat Mülksüzler’in evrenindeki fizik, bizim bildiğimiz fizikten biraz farklı; metinde bizim anladığımız anlamda felsefeyle fiziğin iç içe geçtiğini görmekteyiz. Belki de bu yüzden Shevek fiziğin başka bir alanıyla değil, zaman fiziğiyle ilgileniyor; zamanla ilgili bir fizik problemini çözmeye çalışıyor. Hatta Zenon Paradoksu’ndaki problemi fiziğin problemi olarak görüyor ve kendini bu sorunu çözmeye adıyor. Shevek, eşi Takver ile bu sorunu sık sık konuşuyor; bu konuşmalardan biriyle ilgili olan şu satırları okuyoruz:

Ama Shevek onun eğretilemesini alıp kendi terimleriyle yeniden bir kalıba sokarak, geçmiş ve gelecek, bellek ve istekle şu ânın bir parçası yapılmadığı takdirde, insan terimleriyle hiçbir yol, gidecek hiçbir yol olmadığını açıkladığında, Takver daha yarısını bile dinlemeden onayladı.[14]

Kuşkusuz, buradaki alıntıda akla gelen ilk isimlerden biri Augustinus’tur. Augustinus da zamanın geçmiş, şimdi ve gelecek olarak düşünülmesi yerine, şimdi merkezli bir zaman düşüncesi öneriyordu: Geçmişin şimdisini bellekle, şimdinin şimdisini dikkat ya da algı yoluyla, geleceğin şimdisini ise beklenti üzerinden düşünüyordu.[15] Görüldüğü üzere, Shevek’in ifadeleri Augustinus’un düşüncesini oldukça çağrıştırıyor. Niyet okumak gibi olmasın, Mülksüzler’deki felsefi göndermelerin bir ajandası[16] olduğu açık olduğuna göre, bu satırları yazarken Ursula’nın aklında Augustinus’un olduğunu söylemek mümkün.

Çevirideki soruna gelecek olursak; Augustinus ile Shevek’in kullandığı kavramlar arasındaki fark bize bir şeyler anlatacak. İkisi de zamanı şimdi üzerinden düşünmeyi, geçmişi bellek ya da hafıza yoluyla şimdileştirmeyi öneriyor, fakat gelecek söz konusu olduğunda bir farklılık dikkatimizi çekiyor. Augustinus’un İtiraflar’ının Türkçe çevirisinde geçen sözcük “beklenti”, Mülksüzler’in Türkçe çevirisinde geçen sözcükse “istek”. İngilizcelerine baktığımızda; İtiraflar’da[17] “expectation”, Mülksüzler’de[18] “intention” sözcüklerinin kullanıldığını görüyoruz. Yani, Ursula bilinçli bir şekilde farklı bir sözcük kullanmış bu satırları yazarken.

Ursula K. Le Guin evinde. Portland, Oregon. Fotoğraf: Dan Tuffs, 2008.

O halde Mülksüzler’in Türkçe çevirisindeki sorun ne? Kitabın çevirmeni Levent Mollamustafaoğlu bir önceki başlıkta değindiğimiz tercihi burada yapmış olsaydı çok daha anlamlı olurdu. Çünkü bir önceki örnekte, sıradan bir konuşmada geçen sözcüğü teknik bir sözcükle çevirmişti; buradaki örnekteyse tam tersini, teknik bir konuşmada geçen sözcüğü sıradan bir konuşmaymış gibi çevirmiş. Az önce söylediğimiz gibi; Ursula, Augustinus’un kavramına sadık kalmamış olsa da, “intention” sözcüğünü “istek” diye çevirmek bu bağlamda çok hafif kalıyor. Intention sözcüğünün kelime anlamının “istek” değil “niyet” olması bir yana; geleceğin şimdi üzerinden düşünüldüğü bir ifadede, istek sözcüğü bireysel bir keyfiyeti çağrıştırıyor; oysa “niyet” sözcüğü ‒dinî çağrışımları olmakla beraber‒ geleceğe yönelik nesnel bir beklentiyi çağrıştırması açısından daha uygun gibi görünüyor.[19]

Yanlış çeviriden kaynaklanan anlam kayması

Mülksüzler’in Türkçe çevirisinde değineceğimiz son örneğe bakalım. Maalesef bu örnek ilk iki örnekten daha kötü; çünkü metni aksatmak ve cılızlaştırmak bir yana, doğrudan anlamın değişmesine yol açıyor. Alıntılamak üzere olduğumuz pasaj, kitabın sonlarındaki (11. bölüm) meşhur bir diyalogdan. 11. bölüm, kitabın Urras’ta devam ettiği[20] bir bölüm. Shevek, Urras’taki Arz elçiliğine gidiyor bu bölümde; Arz büyükelçisi Keng ile uzun ve çetin bir tartışmaya girişiyor. Keng, Shevek’in Urras’ta yaptığı bir konuşmayı dinlediğini söylüyor:

Yönetim Meydanı’ndaki büyük gösteride konuştuğunuzda. Geçen hafta bugün… Her zaman gizli radyoları dinleriz, Sosyalist İşçiler ve Özgürlükçüler’in yayınlarını. Tabii ki gösteriyi yayınlıyorlardı. Sizi dinledim. Çok etkilendim. (…)[21]

Burada çeviriyle ilgili göze çarpan bir sorun yok gibi görünüyor. Keng, diyaloğun devamında fikir değiştirirmişçesine az önce atıf yaptığı konuşmanın Anarres’te yapıldığını söylüyor:

Sizi yaratan toplum,’ dedi, ‘neye benziyor, nasıl bir şey olabilir? Sizi Anarres’te, Meydan’da konuşurken duydum ve sizi dinlerken ağladım, ama size gerçekten inanmadım. (…)[22]

Kitabın ilgili bölümünün Urras’ta geçtiğini vurgulamıştık. Keng’in alıntıladığımız ifadesinden iki seçenek çıkıyor: Ya Keng kendisini düzeltiyor, Shevek’in konuşmasının Anarres’te yapıldığını söylüyor ya da Shevek’in iki ayrı konuşmasını dinlediğini ve ikisinden de aynı derecede etkilendiğini ima ediyor. Tüm bu dilemmaya gerek kalmadan, metnin İngilizcesine baktığımızda çevirideki hatayı görüyoruz:

I heard you speak of Anarres, in the Square, and I wept listening to you, but I didn’t really believe you.

Görüldüğü üzere, Keng metnin Türkçesinde konuşmanın Anarres’te yapıldığını söylerken, İngilizcesinde, “Sizi Meydan’da, Anarres hakkında konuşurken duydum (…)” diyor.

Kuşaktan kuşağa bu kadar severek okunan, yirminin üzerinde baskı yapmış bir romanda, hele hele Metis gibi bir yayınevinden çıkan bir kitapta bu tür hatalarla karşılaşmanın hem şaşırtıcı hem de üzücü olduğunu söyleyerek sözlerimizi tamamlayalım.

 

 

NOTLAR

[1] Zaman sorununu bizim gibi romanın merkezinde gören, fakat özel olarak Shevek’in büyük çalışması olan Genel Zaman Kuramı’nı metaforik olarak okuyup bu teorinin etik/siyasi çıktılarıyla ilgilenen kapsamlı bir çalışma için bkz. M. Teresa Tavormina, “Physics as Metaphor: The General Temporal Theory in The Dispossessed", Mosaic, Bahar/Yaz 1980.

[2] Romanın ilk ve son bölümü hariç. İlk bölümün başlığı Anarres-Urras iken, son bölümün başlığı Urras-Anarres’tir.

[3] Romanda başka yıldız sistemlerindeki insanlarla da karşılaşmaktayız. Evrendeki insan yaşamının Hain kaynaklı olduğunu bilmekteyiz; yani, farklı yıldız sistemlerinde ya da farklı gezegenlerde yaşayan tüm insanlar bir zamanlar Hainliler imiş.

[4] Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, çev. Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yayınları, İstanbul, 2019, s. 9.

[5] Tavormina gibi pek çok yazar, Mülksüzler’deki fiziğin Ursula tarafından metaforik olarak işlendiğini söyleseler de, bu fiziğin çağdaş fizikle pek çok ilişkisini vurgularlar. Bu vurgular anlamlı ve meşru olduğu kadar, kanımca eksiktir. Metaforik okuma bizi metafizik okumadan alıkoymamalıdır. Metafiziğin gizemci çağrışımlarını değil, felsefi (varlıkbilimsel) çağrışımlarını kastetmekteyiz. Romanda defalarca zaman fiziğiyle varlık sorusu arasındaki ilişkiye değiniliyor çünkü.

[6] Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, çev. Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yayınları, İstanbul, 2019, s. 31.

[7] a.g.e., s. 190.

[8] a.g.e., s. 239.

[9] Son söylediğimiz özellik daha çok kurgu-dışı metinlerin çevirileri söz konusu olduğunda gündeme gelir.

[10] Elimizdeki baskı 2019 yılına ait, fakat 2024 baskısında da işaret ettiğimiz noktalara dair bir değişiklik görmemekteyiz.

[11] Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, çev. Levent Mollamustafaoğlu,  Metis Yayınları, İstanbul, 2019, s. 234. (Alıntılardaki vurgular bana ait.)

[12] Ursula K. Le Guin, The Dispossessed,   Avon Books, New York, 1975, p. 220.

[13] Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, çev. Levent Mollamustafaoğlu,  Metis Yayınları, İstanbul, 2019, s. 31.

[14] a.g.e., s. 159.

[15] Augustinus, İtiraflar, çev. Çiğdem Dürüşken,  Alfa Yayınları, 2019, İstanbul, s. 493.

[16] Bu göndermelerin tesadüfi olmadığı açık: Ursula, hareketin veya değişimin olanağı ile, zamanın özü arasındaki çetrefilli sorunu belirgin bir biçimde gösteren örnekleri bir ajandada toplamış görünüyor.

[17] Saint Augustine, Confessions, çev. R. S. Pine-Coffin,  Penguin Books, 1964, Harmondsworth, s. 269.

Augustinus’un metninin orijinali Latince yazılmıştır, fakat Latincesinden alıntı yapıp konuyu uzatmamıza gerek yok. Bildiğim kadarıyla, İtiraflar’ın diğer İngilizce çevirilerinde de “intention” kavramı kullanılmıyor. Ursula, Augustinus’u düşünerek bu satırları yazmışsa bile, tümüyle onun kavramlarına sadık kalmasını beklememiz için pek sebep yok; çünkü Mülksüzler en nihayetinde bir roman, felsefe metni değil.

[18] Ursula K. Le Guin, The Dispossessed,   Avon Books, New York, 1975, p. 149.

[19] Sıklıkla duyduğumuz, “niyetimiz var” ifadesinin kurgulanmış bir geleceğe yönelik olması bunun güzel bir örneği.

[20] Okumayanlar için kısa bir açıklama: Mülksüzler iki ayrı gezegende ve iki ayrı zamanda anlatısını kuran bir roman. Urras ve Anarres birbirlerinin uydusu olan iki gezegen. Roman, bir Anarresli olan Shevek’in, Urras’a yolculuk etmesiyle başlıyor; bir bölümde Shevek’in Urras’ta yaşadıklarına (şimdiki zaman) tanık olurken, onun ardından gelen bölümde Anarres’teki geçmiş yaşantısına dahil oluyoruz.

[21] Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, çev. Levent Mollamustafaoğlu,  Metis Yayınları, İstanbul, 2019, s. 290.

[22] a.g.e., s. 294.

 

TEŞEKKÜR

Bu tartışmaya ilham veren Köstebek Akademisi Ankara ekibindeki arkadaşlarıma teşekkür ederim. Ayrıca okuma atölyelerimize her daim ev sahipliği yapan Respublika Kafe’ye de teşekkürü borç bilirim.

Yazarın Tüm Yazıları
  • mülksüzler
  • Ursula K. Le Guin

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Kapitalist Gerçekçilik'ten Acid Communism'e:

Marksist ivmecilik ve post-kapitalist arzu

“İşin var olmadığı, insanlar arası ilişkinin parasal olarak dolayımlanmadığı ve üretimin mülkiyetle özdeşleştirilmediği bir ortamda, gerçeklikte nasıl hisseder, bilir, düşünürüz?”

HASAN CEM ÇAL

Sonraki Yazı

DENEME

Kesin Döneceksiniz:

Pencerenin poetikası

“Haksız yere işinden çıkarılan bir tutunamayan nasıl olabilir?” 

ÖVÜNÇ DEMİRAY
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist