Mindy Seu’nun yazını (I):
Cyberfeminism Index
“Seu’nun kitabı yalnızca bir indeks değil, sanal bir eşleniği de olan, sanalda da kendine paralel hatlar ören ve kuran bir tür mikro-internettir: Feminizmin internetin imgesinden yeniden üretildiği bir proje.”
Mindy Seu
Mindy Seu’nun yazını, edebî değil de neredeyse teknik, araştırma bazlı, kılı kırk yaran yazma pratiği söz konusu olduğunda yazma eylemi bir tür performanstan ayrı düşünülemez. Bunun asli nedeni, Seu’nun yazmayı bir sanat olarak ele almaması, bir spor olarak da görmemesi, fakat yazmanın ta kendisinden bir döküm oluşturma, bir ağ kurma, bir alan yaratma pratiği olarak ele alması, daha doğrusu işe koşmasıdır. Bir nevi yazıyı amaç değil araç kılması, bu anlamda da yazıya stratejik bir önem atfetmesidir. Seu için yazının her şeyden evvel taktiksel bir önemi vardır: Nasıl yazılacak ya da kayda geçilecek, ne şekilde okunacak? Kim için, ne amaçla, hangi yollardan yazı yayılacak?
Seu’nun yazdıkları sıklıkla hakkında yazdığı şeyin biçimini alıyorsa, yazıyı yazılanın ta kendisi koşulluyorsa, neden, bu sorulara cevap vermektir, yoksa “edebiyat yapmak”, yazının yazılanın ufkunda kaybolup başkalaşacağı, biçim değiştireceği bir yazma temrini öne sürmek değil. Tam da bu nedenle Seu’nun yazısı genel itibarıyla “soğuk”tur; hiçbir şey hissetmediğinden değil de, ele alınacak konunun eriminden, genişlik ve enginliğinden. Ve tabii, şimdiye dek ele alınmamışlığından da. Azınlık için değil, azınlık olarak bilinen bir çoğunluk için yazmak diyelim.
Protokol: Neredeyse hiç söz konusu edilmemiş bir şeyi yazmakta öznelliğe yer yok. Seu’nun yazdıklarının biçimselliği, diyelim ki yapısallığı, bu açıdan, “konu”larından ileri gelir. Cyberfeminism Index de, nitekim, ilk eseri, debut’sü olarak, bu mahiyettedir: Feminizmin belki de en çağdaş, güncel, tech-savvy türünün kaydını dünden bugüne, terimin ortaya atıldığı andan, yıldan bu yana tutmak fakat bunu da onun var olduğu, onu türeten zaman-mekâna, internete uygun ve uyumlu yapmak. Söz konusu olan, bu perspektiften, iki şeydir: yeniden canlandırma ve uyarlama. Birbiriyle ilişik iki süreç.
Seu’nun Cyberfeminism Index’te yaptığı, aslında internet çağının feminizminin (her feminizmin her daim gereksindiği gibi) kaydını tutmaksa da, o, aslında bir manual, bir el kitabı da oluşturmuş olur: Kayıt, kayıt olsun diye tutulup paylaşılıyor değildir; aksine “nasıl kullanılacağı”na kadar düşünülmüş, salt bir dökümden ibaret olmayan, “her daim dönülecek”, okunmaktansa taranacak bir kitaptır söz konusu olan. Diğer bir deyişle, tarihî olan ama tarihsel olmayan, “doğrusal akmayan” bir kitaptır (ki bu, Seu’nun yeni ve güncel kitabı A Sexual History of the Internet’in de kendince yaptığı şeydi).
“Siberfeminizm nedir?” diye sorulacak olursa: 1994’te Sadie Plant tarafından (Zeros and Ones: Digital Women and the New Technoculture’da) bir terim olarak ortaya atılan, siber-kültür ile feminizm arasında bir köprü kurmak, toplumsal cinsiyeti, bedeni ve kimliklenme (ve tabii özneleşme) süreçlerini yeniden kuramsallaştırmak, internetin ve modern anlamda sibernetik teknolojilerin (ilk programcı addedilebilir bulunan Ada Lovelace’a kadar uzanan) gelişiminde kadınların yadsınamaz önemini ve kurucu rolünü görünür kılmak gayesinde olan, bu bağlamda da teknoloji ile iktidar ilişkilerini sorgulamaya açan bir feminizm türevi. İşte, Seu da tam da bu tip bir feminizmi benimser ve onun bir momenti olarak konumlar kendini, ama bir teknisyendense bir tarihçi, bir kronikçi olarak. P. Adams Sitney’in bir “deneysel tarihçi” olmasına benzer bir şekilde, bir “kuramsal tarihçi” olarak diyelim.
Yine de söz konusu olan, tekrarlarsak, tipik bir tarihçilik değildir. Seu, dediğimiz gibi, indeksinde kayıtları alelade bir şekilde tutmaz. Aksine, onları internetin yapısına uydurur: Her kayıt, alfabetik bir sırayla, bu sırayı tanımlayan kronolojik bir düzen uyarınca (1991 ila 2020 yılları arası) tutulur ve her bir kayıt, siberfeminizmin bir başka “an”ına, “yön”üne işaret eder. Ama tabii bununla da yetinilmez ve indeks yalnızca olguların yazınsal kaydını tutmakla kalmayıp, bu kayıtlar boyunca referans verilen isimlerin ve bu kayıtlarla ilişkilenen görsellerin de kaydını tutar, böylece sadece metinsel değil aynı zamanda isimsel ve görsel bir hal alır. Ve bu da terimi, siberfeminizmi, birbiriyle ilişkilenen link’lere binaen yapılandırır kitapta: Görsel numarasından metinsel başlığa, oradan da isimlere ve gerisin geriye “okuma” yapılabilecektir. Siberfeminizm doğru dışı gelişiminin, çok yönlü gelişimsel hattının, çatallılığının okumaya uyarlanışı; prosedürel olarak.
Tarihler, isimler ve görüntüler: Seu’nun kitabının bel kemiğini bunlar oluşturur. Fakat bunların da ötesinde, tüm bu boyutları tanımlayan bir boyut, kitabı kat eden bir boyut da vardır, ki bu da çapraz referanslama, bir nevi hyperlinking’dir. Diğer bir deyişle, internetin gelişimiyle gündelik hayata sirayet etmiş (ya da gündelik hayattaki varlığının ayırdına varılmış ve yoğunlaşmış) bir referanslama, kayıt pratiği.
Seu’nun kitabının internet-yapılılığı, (gündelik dille ifade edecek olursak) merkez dışılığı, merkezkaç doğası esasında bundandır: Kitap, yıl sırasına göre, yıllar içinde de alfabetik sıralamaya binaen yaymış olduğu bilgileri, aslında birbiriyle ilişkilenecek şekilde düzenler. Bundan kasıt, kitap boyunca neredeyse her bir başlığın, kendi içinde numaralarla diğer başlıklara göndermede bulunması, bu açıdan da başlıkların sürekli olarak ve çapraz bir şekilde birbiriyle ilişkilenmesidir. Bu anlamda Seu, özünde birden fazla hatta işletir kitabı: Kronolojik hat görünür hattır, ama o hattın içinde, hiçbir kronolojiye tabi olmayan, zikzak hareketinden mülhem bir akış da vardır. Kitap hem doğrusal hem de dairesel, öyleyse bir bakıma sarmal formunda, “derinlemesine” hareket eder. Seu, internetin yarattığı vertigo etkisini “konu”su özelinde ve içeriden anlamış gibidir: Bilgilerin kesişimselliği ve zamansal atlamalılığı bitip tükenmez.


Zaten tam da bu nedenle, kitabın tüm indeksleri esasında birbirleriyle kendi tarzında ilişkilenir ve kitabı okuma deneyimi, ağaç yapılı olmaktansa rizomatik bir hal alır (tam da Bin Yayla’da tahayyül edildiği gibi). Şöyle ki, kitaptaki isimler indeksi, alfabetik olmasına karşın, karmaşık bir tarzda tarihsel indeks numaralarıyla ilişkilenir; tarihsel indeks, kendi içinde çaprazlama ilişkiler kurar ve işte, son olarak görsel indeks, hem tarihsel indeksi hem de isimsel indeksi kat edecek şekilde, kronolojik (ama kronolojik olan kronolojik-olmayana bağlandığı kadarıyla da nakronolojik) indekslemeyle bağlantılanır. Bu açıdan kitabın, koca bir indeks olarak, bir tür indeks-köksapı olarak hyperlink’lerle örülü olduğu söylenebilir: Neresini okusanız, okuyacağınız bir başka yeri (yazınsal ya da görsel) pop-up olur. Kitabın sayfa sayısı vardır, ama sonu yoktur; (sayısal olarak) sınırlı fakat (çarpanları bitimsiz olduğundan) sonsuzdur diyelim. Hep ortadan başlar, umarsızca ortadadır ve ortada kalmayı kesmez, “ileri” gitse de.
Fakat yine de sormak gerekir: Neden böyle bir kitap, bir “akış-kitap”? Neden kitap formatı, böyle bir içerik için, sunulan tüm tezlerin ötesinde? Aslına bakılırsa, Seu’nun bu eseri, şaşılmayacağı üzere, aynı isimde bir internet sitesine de sahiptir, dolayısıyla yalnızca bir kitap değildir; yapısı interneti model aldığı düzeyde, tabii ki internete de uyarlanmıştır. Fakat öte yandan, tersten düşünürsek, bir kitapsa, bunun nedeni, kitabın da tıpkı internet gibi bir tür ağ formunu sahiplenebilmesidir: Bakıldığında, kitabın sırtı, esasında sayfaların fışkırdığı bir tabandır ve sayfalar da bu anlamda verilerdir ve kitabın, her ne kadar bir ön ve arka kapağı olsa da, nereden okunacağını zorunlu kılan bir yapısı olmadığı oranda, esasında kitap herhangi bir kısmından erişilebilir, fiziksel bir “veritabanı”dır, ki Seu’nun istifade ettiği de kitabın bu işlevidir; kitap sağlı sollu, önlü arkalı, çapraz, hatta kitabın dışına (kitabın sonundaki link’ler) işaret edebildiği düzeyde, esasında, halihazırda bir rizomdur. Seu da bu özsel işlevi açığa çıkarır kitabıyla, bu işlevi açığa çıkaracak içeriğin seçimiyle, hatta (bir nevi) bu içeriğin şart koşmasıyla. İnternete doğmuş, onunla yoğrulmuş bir feminizm için altlık.
Bu açıdan, şunu da rahatlıkla söyleyebiliyoruz, bir antrparantezle: Seu’nun kitabı ve internet sitesi, bu çoklu formluluğu, ikili formuyla onun her şeyden evvel bir mecra ya da araca indirgenemez bir şey olduğunu, bir “proje” olduğunu gösterir; içeriğinin el verdiği kadarıyla farklı mecralardan yansıyan, farklı araçlarca yansıtılan. Kitap ile internet arasındaki verili bağı ikisi arasında yeni bağlar örecek şekilde ele almak, ama ayrıca bu iki arayüzün kendi iç ağ yapılarını dönüştürecek şekilde projeyi uyarlamak.
Öyleyse, diğer taraftan, vurguyu tersten yaparsak, Seu’nun kitabı özelinde içeriğin tasarımı belirlemesi de söz konusudur: Kitabın kapağından rengine, her şey içerikten türer. Kod ya da terminal yeşili (şimdi ise, Charli XCX’in Brat’i sağ olsun, “Brat yeşili”), interneti mümkün kılan arayüz öncesindeki arayüz rengi (The Matrix yeşilini hatırlayın) olduğu düzeyde, kitabın rengidir ve tabii, kitabın kapağını tamamen satüre eden, kitabın içine doğru taşan tarihsel indeks başlıkları da, kitabın ilgili olduğu şeyin, yegâne şeyin indeksleme olduğunu imler. Bu anlamda kitabın “görünür” tasarımı da “okunur”luğunun tekelindedir: Kitap sürekli hakkında olduğu şeye referans verir; gerek yapısal gerekse de tasarımsal düzeyde. Her yönüyle, veçhesiyle.
Dolayısıyla, bütün bunları hesaba katınca, özetle, Seu’nun kitabını bir kök-kitap değil bir köksap-kitap olarak tanımlıyoruz. İndekse dayalı yapısıyla hiçbir baş ve son varsaymadığından, yalnızca kaydolup, genişleyip durduğundan; hem kendi içinde hem de içerdiği veriler açısından. Zaten tam da bu nedenle Seu, kitabın internet sitesinde, “madde”leri güncellemeyi bırakmaz, zira “güncelleme”, bir bilgisayımsal-işlemsel süreç olarak, kitabın içeriğinin asli hareket tarzı, modus operandi’sidir. Bu açıdan bakıldığında şu da gayet tabii söylenebilir: Siberfeminizm internetin dehlizlerinde gelişim göstermeyi sürdürdükçe, indeks, Seu’nunki, yeni sürümleriyle bu gelişimin kaydını tutmayı kesmeyecektir ve kitap da, bu açıdan, fiziksel bir kayıt olarak, internete bağlanılamadığı, “çevrimdışı” olunan anlarda, bir “yol gösterici” olarak iş görecektir. Kitap basbayağı, hakikaten bitmeyecektir, çünkü içeriği bitmez ve kitap, bu içeriği kapsamanın fiziksel bir yoluna dönüşür. Mümkün en teknik anlamıyla bilginin fiziksel modeli olarak kitap.
Bu anlamda ki Seu’nun kitabı yalnızca bir indeks değil, sanal bir eşleniği de olan, sanalda da kendine paralel hatlar ören ve kuran bir tür mikro-internettir: İnternetin imgesinden doğmuş bir feminizmin internetin imgesinden yeniden üretildiği, reel ve sanal türevleriyle yeniden üretildiği, kitaptan internete, oradan da enstalasyona dek (Cyberfeminism Index Installation) dönüşüm geçirmiş (ve daha da geçirir duran) bir proje. Bir feminist indeks çalışması; köksüz, ağ yapılı, kesişimsel ve başkalaşımsal, beraberliklere teşne olduğu kadar. Dünün feminizmi, ama bugün ve yarınınki de. Dün de olduğu gibi.