• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Mekânlar açısından aldatıcı, kültür sanat açısından yaralayıcı...

“Biliyoruz ki amaç kültür ve sanat değil, çevresiyle birlikte o iki anıtsal binayı dönüştürmek için gereken toplumsal onayı kültür ve sanat vasıtası ile almak.”

Sirkeci garı, 2020.

EKMEL ERTAN

@e-posta

TARTIŞMA

27 Kasım 2025

PAYLAŞ

Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının dönüştürülmesine ilişkin çeşitli tasarruflar ve bunlara karşı sivil toplum örgütlenmelerinin yürüttüğü mücadeleler, 2004’ten bu yana —yani yirmi yıldır— İstanbul’un kültürel ve kentsel gündeminde yer alıyor

AICA olarak bir bildiri yayımlamamızın temel motivasyonu, süregiden mücadelenin argümanlarını desteklemenin yanı sıra, İstanbul’un tarihsel dönüşümünde merkezi bir rol oynamış, toplumsal hafızamızda yer etmiş, İstanbul kimliğinin simgesel yapıları ve kamusal alanları olan Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının dönüşümünde kültür ve sanatın araçsallaştırılmasına itirazımızı yükseltmekti.

Ne yazık ki bugüne dek Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın pratiğinde, Haydarpaşa ve Sirkeci garlarını tarihleri boyunca olduğu gibi kentle ve kentliyle iç içe geçmiş, yaşayan kültür sanat mekanlarına dönüştürecek kurumsal kapasiteyi gösterdiği ne bir örnek ne de bu yönde harcanan bir çabanın izleri var.

Bu kültür-sanatla-dönüşüm fikrinin  ardında iki anlamlı vizyon olabilirdi: birincisi kültür ve sanatı odağına alan, kültür ve sanat alanını aktörleri ve kurumları ile geliştirecek, kültür ve sanata kamusal erişimi arttıracak bir altyapı için tarihsel ve kültürel değerleri ile de amaca hizmet edecek bu iki yapıyı kültür sanat alanın hizmetine sunmak. İkincisi yaklaşım ise kültür varlıklarını odağına alan, bu iki yapı bloğunu kültürel değerleri ve kamusallıkları ile korumaya odaklanan ve bu amaçla da zaman içerisinde yapılmış plansızlıklar veya yanlış planlamalarla ve kentsel yaşamın dönüşümü ile işlevsiz kalmış alanları yeniden kamusal hayata sokarken kültür ve sanata da yeni alanlar açmak.

Gerçekten Kültür ve Turizm Bakanlığının veya yönetici sınıfın amacı, birinci yaklaşımdaki gibi, kültür ve sanat alanını geliştirmek, erişilebilirliğini ve kapsayıcılığını artırmak olsaydı, bunun için bugüne dek sayısız fırsat bulunur; bu yönde çoktan somut adımlar atılmış olurdu. Böylece, bu iki sosyal ve kültürel anıtın dönüşümüne dair toplumsal onayı sağlayacak güven de katılımcı pratiklerle ve müzakerelerle oluşmuş olurdu.

Haydarpaşa Garı’nın resmi açılış töreni, 4 Kasım 1909.

Ya da amaç, olası ikinci yaklaşımda sözünü ettiğim gibi, kültürel varlıkları korumak, kamusal değerleri ve canlılıkları ile Haydarpaşa ve Sirkeci’nin kent hayatına katkılarını sürdürmelerini sağlamaksa, gerekli restorasyonlar yapılır ve yerel halk, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, mekanların emekçileri, kültür sanat kurumları ve insanlarıyla mekanların nasıl işlevselleştirileceğine dair yeni modeller aramanın kapıları açılırdı.

Ne yazık ki, bu mekanları ve çevrelerini özelleştirmeye ve ticarileştirmeye yönelik 20 yıllık bir ihtiras ve ısrarın ardından yeni bir ajanda ile kültür ve sanat bu yapılar üzerinden gündeme getirilince biliyoruz ki amaç kültür ve sanat değil, çevresiyle birlikte o iki anıtsal binayı dönüştürmek için gereken toplumsal onayı kültür ve sanat vasıtası ile almak.

Kültür ve sanat eğitimine, kurumsal kapasitenin arttırılmasına, alandaki aktörlerin ihtiyaçlarına ve gelişimine, kültürel ve sanatsal üretime,alandaki güvencesizliği ortadan kaldırmaya yatırım yapmayanların yapacakları yatırımla  kültür sanat; ya Haydarpaşa için söz konusu olan demiryolu işlevinin sürmesi gibi göz boyamakla kalacak, ya mekandaki diğer işletmelere servis sağlayan ikincil, üçüncül değer olacak, ya tamamen endüstrileşerek kamusal erişim imkanları ortadan kalkarak sınıfsallaşacak, ya da bir süre sonra doğru bir kültür sanat politikası ve vizyonu olmadan işletilmeye çalışan bu alanlar ve binalar âtıllaşarak yeniden işlevselleştirilme ihtiyacı ile alışveriş merkezine, otele, restorana, vs. ticaretin ve tüketimin yeni yıldızları olarak sermayeye devredilecektir. Kültür ve sanatın, hepsi birbirinden kötü olan bu ihtimallere araç edilmesi mekanlar açısından aldatıcı, kültür sanat açısından yaralayıcı...

 

AICA’nın bildirisi:

Görsel sanatlar alanında etik ilkeler, ifade özgürlüğü ve kamusal değerleri savunan AICA Türkiye, İstanbul’un ortak belleğinde simgesel bir yere sahip olan Haydarpaşa ve Sirkeci Garları’na dair süren tartışmaları yalnızca mimari ya da işlevsel bir dönüşüm meselesi olarak değil, kültürel mirasın kamusal niteliğini koruma sorumluluğu olarak görmektedir.

Bu yapılar yalnızca tren garları değildir; kentin kolektif hafızasını taşıyan, kentlinin aidiyet duygusunu besleyen kamusal yaşam alanları olmanın ötesinde İstanbul’un ve İstanbullunun kültürel kimliğinin taşıyıcıları olan kültürel anıtlardır. İstanbul’un tarihinde, kültüründe ve hafızasında yer etmiş varlıklar tepeden inme kararlarla yönetilemez.

Bugün bu alanlar, “kültür ve sanat projesi” adı altında yürütülen özelleştirme ve rant odaklı politikalar doğrultusunda yeniden tanımlanmak istenmektedir. Ancak kültürel dönüşüm olarak sunulan bu girişimler çoğu zaman karar süreçlerinden toplumun dışlandığı, kamusal alanların sermayeye devredildiği, katılımcılık, şeffaflık ve toplumsal fayda ilkelerinden giderek uzaklaşan uygulamalar hâline gelmektedir. Tersane İstanbul ve Galataport gibi uygulamalar, bu yaklaşımın kentin sosyal yapısını, kimliğini ve hafızasını geri dönülmez biçimde hasara uğrattığının örnekleridir.

Sanat, iktidar politikalarını meşrulaştırmak için değil; eleştirel düşünceyi, toplumsal farkındalığı ve demokratik katılımı güçlendirmek için vardır. Bu nedenle kültür alanının sermaye ve siyaset tarafından araçsallaştırılmasına karşı çıkmak, yalnızca sanatçıların değil, kültür politikalarıyla ilgilenen herkesin etik sorumluluğudur.

AICA Türkiye olarak İstanbul’un kimliğinde ve edebiyattan görsel sanatlara İstanbul kültüründe yer etmiş Haydarpaşa ve Sirkeci Garları’nın kamusal niteliğinin korunmasını ve sürecin sivil inisiyatiflerle birlikte, katılımcı ve şeffaf bir şekilde yürütülmesini savunuyoruz.

Çünkü kent hakkı ortak yaşamın temeli olan kent belleğini ve kültürünü koruma ve dönüşüm süreçlerine dahil olma hakkıdır. #aicaturkiye #aicaturkey #haydarpaşa

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • AICA
  • haydarpaşa
  • Haydarpaşa dayanışması
  • Haydarpaşa ve Sirkeci Garları
  • Sirkeci garı

Önceki Yazı

TARTIŞMA

Haydarpaşa ve Sirkeci’de ne ile, nasıl buluşuluyor?

“Haydarpaşa Dayanışması göstermelik ulaşım yerine kamusal ulaşımı savunuyor. Dışarıdan bir kültür atamak yerine de kendi özgün kültürünü, onu üretenlerle beraber yaşatmayı istiyor.”

T. GÜL KÖKSAL

Sonraki Yazı

TARTIŞMA

Demiryolu, Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının ruhudur...

“Trenlerin yokluğu veya göstermelik sınırlı varlığı bu yapıların canlılığını, sürekliliğini ve İstanbul’la kurdukları organik bağı koparmaktadır. Bu yapılar geçmişi temsil eden ama yaşamayan kabuklara dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.”

BURÇİN ALTINSAY
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist