• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haydarpaşa ve Sirkeci’de ne ile, nasıl buluşuluyor?

“Haydarpaşa Dayanışması göstermelik ulaşım yerine kamusal ulaşımı savunuyor. Dışarıdan bir kültür atamak yerine de kendi özgün kültürünü, onu üretenlerle beraber yaşatmayı istiyor.”

Haydarpaşa Garı’nda çürümeye terk edilmiş vagonlar, 2013.

T. GÜL KÖKSAL

@e-posta

TARTIŞMA

27 Kasım 2025

PAYLAŞ

Oksijen’in 7-13 Kasım 2025 tarihli “O2 Şehir” ekinde sayfa 7’de yayımlanan görüşler “İstanbullular 2026’da Haydarpaşa ile buluşuyor” başlığıyla verilmişti. Ben de bu yazının başlığına, ilgili başlıktan hareketle, “garlarda acaba ne ile, nasıl buluşuluyor” sorgulamasıyla karşılık vermek istedim.

Zira üretilen projelerin sadece sonuçlarına değil, o sonuçlara varmayı sağlayan yol ve yöntemlere, karar alma süreçlerine de dikkat çekilmesi gerekiyor. Bunlar ülkedeki politik atmosferle yakından ilişkili. Hatta sürecin kendisi başlı başına bir kültür ve kent politikası olarak tartışmaya açılmalı. Bu yazının parçası olduğu dosya da bunu dert ediniyor.

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz

Yukarıda andığım ve Pınar Çelikel’in hazırladığı ilgili sayfada, ağırlıklı görüş aktarımı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz’e ait. Sayfanın “Ne dediler?” kısmında da, ben dahil, çoğu burada da yer alan diğer görüşler var. Bu sayfanın kendisi de yapma biçimine ilişkin çok şey söylüyor.

Önce Haydarpaşa Dayanışması’na alan açmak üzere, gazeteden bize yöneltilen iki soruya ve ilgili sayfaya daha da kısalarak giren yanıtların tamamına yer vereyim. Ardından İnceciköz’ün söylemi üzerinden garların ve halkın bu süreçte neyle buluştuğunu sorunsallaştırayım.

Soru 1: Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Haydarpaşa ve Sirkeci projesinde koruma ilkeleri, demiryolu işlevinin sürekliliği ve kamu yararı açısından itiraz ettiğiniz somut noktalar var mı?

Cevap 1: Yeni projeyle her iki gar da artık İstanbul’un ana ulaşım garı olmayacak. Garların, kentin iki kıtasını demiryolu-deniz yolu entegrasyonuyla bağlayan, Anadolu ve Avrupa’ya güçlü bir şekilde kamusal ulaşım imkânı sunan özgün ulaşım değeri, sembolik bir düzeye indirgeniyor.

Haydarpaşa Liman ile bağlantı kesiliyor. Bir deprem kentinde bu ulaşım bağlantıları hayati önemdedir. Garlarla oluşmuş kültürel birikim de tepeden bir kültür atamasıyla metalaştırılıyor. Yeni proje, endüstri mirası özelinde imza altına alınmış evrensel koruma ilkelerine aykırı bir şekilde, birkaç uzman görüşüne dayanarak, kamuoyuna kapalı bir şekilde yürütülüyor.

Haydarpaşa Garı projesi. Fotoğraf: T24 Arşivi

Sirkeci Garı projesi. Fotoğraf: T24 Arşivi

Soru 2: Bu iki gar için önerdiğiniz alternatif model nedir? Yönetim/işletme, kullanım dengesi (ulaşım, kültür) ve şeffaflık/katılımcılık mekanizmalarını kısaca tarif eder misiniz?

Cevap 2: 21 yıldır süreci takip eden bir oluşum olan Haydarpaşa Dayanışması, itiraz ettiği konuları ve garların katmanlı değerlerini kamuoyuna açık ortamlarda, nitelikli, derinlikli ve aceleye getirmeden tartışmaya açıyor, açmaya devam etmek de istiyor.

Haydarpaşa Dayanışması göstermelik ulaşım yerine kamusal ulaşımı savunuyor. Dışarıdan bir kültür atamak yerine de kendi özgün kültürünü, bu kültürü üretenlerle beraber yaşatmayı istiyor. Ancak Dayanışma sürece dahil edilmiyor.

Halihazırda süreç nasıl işliyor?

İnceciköz’e göre;

  • Alandaki yurttaşların ne istediğine dair görüşler alınıyor. Ancak 21 yıldan uzundur bu alanın değerleriyle yaşamasını ve iyileştirilmesini dert edinen Haydarpaşa Dayanışması bu yurttaşlar arasında değil.
  • Uzmanlara danışılıyor. Ancak ne bu uzmanların seçim yolları ne de uzmanlık raporları kamuoyuyla paylaşılıyor. Böylelikle bizlerin de süreci “içeriden” izleme yolu tıkanıyor.

Öncelikle, ilgili uzmanlıklarla kurulan ilişki, bilgi üretiminin parçalandığı, endüstri mirası bağlamında koruma ve yeniden kullanım sorununun salt teknik-yapısal bir yapma biçimine indirgendiği, geçmiş yüzyıla ait bir yöntem.

Uzmanlar ya alanın bütününe hâkim değil ya da sadece kendilerine sunulan kısımlarla yetinen bir mesleki tavırdalar. Örneğin arkeolojik buluntular, alanda çalışan kişileri, koruma kurullarını, ilgili koruma yasalarını, vb. kullanışlı aletler olarak ele alan karar vericilerin seçmeci yaklaşımlarıyla sergileme muamelesi görüyor.

12 Ekim 2025. Haydarpaşa Dayanışması’nın basın açıklamasını Doç. Dr. Gül Köksal okurken. Fotoğraf: Gazete Kadıköy Arşivi

Aynı şekilde, ana gar yapıları ve tescil altına alınmış yapılar da tartışmaya kapalı, seçmeci bir tavırla ve bilmediğimiz belli kabullerle “korunuyor”. Yani esasen teknik-yapısal olanın da bir politikliği var ama uzmanlıklar bu konuda kendilerine sorulan kadarla yetiniyor gibi duruyor.

Diğer bir deyişle, bu dönüşümün politikliği bir etik-politik problem olarak görülmüyor. Ekonomi-politikliği ise karar vericiler nezdinde tartışmaya bile açılamıyor, ki bu, süreçte çok belirleyici bir şey.

Alandaki dayanışma ve direniş kültürü, emeğin miras hakkı, 21. yüzyılın eleştirel miras çalışmaları görmezden/bilmezden geliniyor. Oysa buradaki öznellikler karar vericilerin meşruiyetini güçlendirirken, yurttaşların dayanışmasına zarar veriyor.

Sonuç olarak!

  • Koruma, arkeoloji, mimari, kültür-sanat, vd. tüm alanlardaki parçalanmış bilgi üretimi, alanında saygın birkaç uzmana danışılarak derleniyor. Sonra bunlar karar vericiler tarafından hedef odaklı bütünleştiriliyor. Uzmanlıklarca da bunun takibi yapıl(a)mıyor.
  • Katılımcılık makbul bulunan bazı yurttaşlarla görüşülerek sağlanıyor.
  • Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının özgün endüstriyel miras değeri olan ulaşım, göstermelik üç tren yoluna düşüyor. Bakanın bir açıklamasına göre, bizlere bahşedilen bu göstermelik üç tren yolu da bir süre sonra sembolik-turistik bir yola girecek gibi duruyor.
  • Bir zenginlik olan arkeolojik buluntular, çok katmanlı değerler barındıran İstanbul gibi bir kentte bir kazanım olarak değil, süreci kamuoyuna kapatma yoluyla kültürel bir çatışma konusuna indirgeniyor. Böylelikle kültürel üretim süreci de zarar görüyor.
  • Bu alanı var eden emekçilerin talepleri, emeğin miras hakkının üstü çizilerek yok sayılıyor. Diğer bir deyişle, endüstri mirasını (industrial heritage) miras endüstrisine (heritage industry) dönüştüren bir süreç izleniyor.
  • Miras endüstrisi kapsamında da süreç şöyle işliyor: Halihazırda yaşayan, sürece katılım için aktif pozisyon almak isteyen emekçiler karar aşamalarında yok sayılırken, alanın dönüşümü bittikten sonra, “sözlü tarih anlatımları” vb. yollarla emeğin ürettiği bu değerler nostaljik bir tat olarak tüketim piyasasına sunulabiliyor. Yani bir kez daha bağlamı özünden kopartılan kültürel bir metalaşma üretimi gerçekleşebiliyor. Yer/uzam gibi, bilginin kullanım değeri de, dönüşüm değerine uğruyor.
  • En fenası da, böylesine katmanlı değerleri barındıran harikulade bir alanda, ortak bir akıl üretecek, müşterek değere değer katacak, layıkıyla bir tartışma imkânı da elimizden alınıyor.
  • Sonuçta siyasetçileriyle, uzmanlarıyla tepeden inme kararlar verilen ve kamuoyuna kapalı yollarla iş yapılıyor.

Dolayısıyla garlarda buluştuğumuz şey, hukuki/bilimsel/mesleki/kültürel… araçlarla üretilen bilginin, muhalif kentsel-toplumsal hareketler üzerinde bir hegemonya inşa ettiği, anti-demokratik bir kent politikasının tezahürü oluyor…

 

NOT:

Mimar, koruma uzmanı, Haydarpaşa Dayanışması aktivisti Doç. Dr. T. Gül Köksal'ın bu yazısı, Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarının durumu hakkında Gazete Oksijen tarafından sorulan iki soruya verilen yanıtların genişletilmiş versiyonudur.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Haydarpaşa dayanışması
  • Haydarpaşa ve Sirkeci Garları

Önceki Yazı

TARTIŞMA

Tarihsel ve endüstriyel yapılar ve kültür-sanat politikaları

“Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da kamusal değeri olan tarihsel ve endüstriyel yapıların çağın gereklerine uygun biçimde toplumun hizmetine sunulması, temelde siyasal ideolojilerin, geç-kapitalizmin ve neo-liberalizmin tekelindedir.”

BERAL MADRA

Sonraki Yazı

TARTIŞMA

Mekânlar açısından aldatıcı, kültür sanat açısından yaralayıcı...

“Biliyoruz ki amaç kültür ve sanat değil, çevresiyle birlikte o iki anıtsal binayı dönüştürmek için gereken toplumsal onayı kültür ve sanat vasıtası ile almak.”

EKMEL ERTAN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist