• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Kurbanların sesleri

24 Nisan 1915 günü İstanbul’da tutuklanan, büyük çoğunluğu Ermeni toplumunun önde gelenlerinden oluşan iki yüzü aşkın kişinin akıbetlerine ilişkin yayımlanan kitaplardaki ayrıntılı tanıklıklara, belgelere ve yorumlara bir bakış.

Bir örneği de Erivan'da bulunan Paris'teki bu heykel, Gomitas Vartabed'i kökünden sökülmüş ancak yere tutunmaya çalışan kuru bir kayısı ağacı kütüğünün üzerinde otururken ve kederli bir şekilde tasvir etmektedir. 

BEHÇET ÇELİK

@e-posta

DENEME

23 Nisan 2026

PAYLAŞ

24 Nisan 1915 günü İstanbul’da tutuklanan, büyük çoğunluğu Ermeni toplumunun önde gelenlerinden oluşan iki yüzü aşkın kişi ertesi gün Ayaş ve Çankırı’ya sürgün edildiler. Bu tutuklamalara ve sürgünde neler yaşandığına ilişkin son on-on beş yılda yayımlanan birkaç kitapta oldukça ayrıntılı tanıklıklar, belgeler ve yorumlar bulunuyor. 111. yıl vesilesiyle bu kitapların bazılarından kısaca söz etmek istiyorum.

Aram Andonyan, Aralık 1946 ile Haziran 1947 arasında Paris’te yayımlanan Atevmoudk’ta tefrika ettiği hatıralarını, etnomüzikolojinin öncülerinden sayılan Kütahya doğumlu Gomidas’ın 75. doğum günü münasebetiyle yazıp yayımlamaya karar verdiğini belirttikten sonra amacının “hem Gomidas’ın yazgısını hem de onun parlak, Tanrı vergisi, tatlı bir ezgi gibi işleyen aklını yitirmesine yol açan olay ve koşulları betimlemek” olduğunu vurgular. Türkçesi 2012’de Gomidas Vartabed ile Çankırı Yollarında[1] başlıklı kitapta yayımlanan bu yazı dizisinde doğrudan Gomidas’la ilgili sayfalar hayli az olmakla beraber, Andonyan’ın dikkat çektiği üzere onun “aklını yitirmesine yol açan olay ve koşullar” ayrıntılı olarak aktarılmıştır.

Aram Andonyan, Gomidas’la beraber 24 Nisan 1915’te tutuklanan Ermeni aydınlardan, şansının yardımıyla sürgünden sağ kurtulmuş ve 31 yıl sonra Ayaş-Çankırı yolunda yaşadıklarını kaleme alma imkânı bulmuş. Andonyan’ın birinci elden tanıklığı 24 Nisan 1915’ten itibaren yaşananlar konusunda oldukça zihin açıcı. Öncelikle o gece tutuklananların nasıl geniş bir çeşitlilik içerdiğini görüyoruz – az yukarıda “tutuklanan Ermeni aydınlardan” dedim ama bunun tam da böyle olmadığını belirtmeliyim; tutuklanan Ermeniler arasında entelektüeller çoğunlukta olmakla beraber hayli çeşitlilik arz eden bir topluluk çıkmıştır ortaya.

İstanbul’un [Ermeni] entelektüellerinin büyük bir çoğunluğu şimdi hapishanedeydi: Yazarlar, gazeteciler, doktorlar, dişçiler, eczacılar, sanatçılar, avukatlar, mimarlar, güzel sanatlara meraklılar, yurttaşlar ve hükümet görevlileri, konsolosluk elçileri, Osmanlı parlamento üyeleri ve [Ermeni] Ulusal komitesi, işadamları, okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler ve iş yeri sahipleri. Buna ilaveten sosyal statülerini ve kimliklerini bilmediğimiz ve bizim de aralarında bulunduğumuz diğer gruplar da vardı. Yakalanıp getirilenler arasında gerçek çete liderleri, külhanbeyler, sadece polis kuvvetlerini değil sade vatandaşları da korkutan Kumkapı, Gedikpaşa ve Samatya’nın meşhur ayıngacıları (tütün kaçakçıları) vardı. (s. 35)

Andonyan, tutuklananlardaki bu çeşitliliği fark etmelerinin ardından kendisinin ve neler olup bittiğini kavramaya çalışan arkadaşlarının endişelerinin arttığını belirtiyor. Neden tutuklandıklarını ve bu felaketin sonuçlarının ne olacağını kestiremeseler de, “Merkez hapishanesini dolduran meşum topluluğun hazırlanan korkunç oyunun küçük bir örneği” olacağını sezmişlerdir.

Hatıratında çok büyük oranda yaşadıklarını günbegün anlatmış olsa da Andonyan kimi yerlerde andığı kişilerin ya da kendisinin sonraki yıllarda neler yaşadıklarına ya da başlarına neler geldiğine de kısaca değiniyor. Bununla beraber kendisinin nasıl sağ kurtulduğunun hikâyesi bunların arasında yer almıyor. Andonyan’ın Ayaş ve Çankırı’ya sürgüne gönderilenlerin çok büyük kısmını bekleyen trajik sondan kurtuluşunun hikâyesini Yervant Odyan’ın Lanetli Yıllar’ında[2] okumak mümkün. Bu iki kaçak sürgün Tarsus’ta karşılaştıklarında (bu karşılaşmadan Andonyan da bahsediyor) bizzat Andonyan’dan dinlemiş.

Sonra da maceralarını anlattı. Pek çok başka sürgünle beraber Çankırı' dan arabayla yola çıkarmışlardı. Yolda, bir ara paltosunu giymek için arabanın içinde ayağa kalkmış, o sırada araba sarsılınca arabadan aşağı yuvarlanmış, öyle hızlı çarpmış ki sağ bacağı kalçasından çıkmış. Arabaya koyup Ankara'ya nakletmişler. Arabada bakımsız bırakılan dostumuz korkunç eziyet çekmiş. Ankara'ya varınca hastaneye nakletmişler. Arkadaşları ise yola devam etmişler ve katledilmişler. Hastanede doktor gelip kırıkları incelemiş ve kırılan kısmın hemen alçıya alınması gerektiğini söylemiş. Ancak hastanın bir Ermeni olduğunu öğrenince bir daha yanına yaklaşmamış. “Kendi kendimi tedavi etmeye mecbur oldum. Anam derdi ki kırık, yaralının yaşı kadar gün hareketsiz kalmalıdır. Kırk yaşında olduğuma göre kırk gün ayağımı hareketsiz tutmaya karar verdim. Herhangi sağlam bir bağ olmadan bunu yapmak çok zordu, sonunda başardım, fakat koltuk değneksiz yürüyemiyordum. Tam ayağa kalkmıştım ki beni hastaneden çıkardılar. Şans eseri o tarihlerde kıyımlar son bulmuştu, öldürülmeden kendimi buraya atabildim.” (s. 115)

Sultanahmet’teki Mehterhane Hapishanesine kapatılan iki yüzü aşkın kişi arasında önceki yıllarda ya da 24 Nisan 1915’in bir gün öncesinde hayli üst düzeyde görevlerde bulunmuş olanlar vardır. Bunlardan biri de Dr. Vahram Torkomyan. 1899’da Cemiyet-i Tıbbiye’yi Şahane üyesi olan,1915’te de bu cemiyete başkan seçilen Torkomyan, aynı zamanda Abdülmecit’in özel doktorudur. Unutulan Geçmiş[3] başlığıyla yayımlanan anılarında 24 Nisan’da gönderildiği sürgünden pek az bahseden Torkomyan, Cemiyet-i Tıbbiye’yi Şahane başkanlığına seçilmesinin “şerefine Türk hükümetinin bir grup Ermeni entelektüelle birlikte Çankırı’ya sürdü[ğünü]” belirtir. Grubun en şanslılarındandır, Şehzade Abdülmecit’in devreye girmesiyle sürgüne gönderildiği Çankırı’dan dönme imkânı bulur. Gomidas da Abdülmecit’in önemsediği bir kişidir. Andonyan, sanat düşkünü olan ve kendi de resim yapan şehzadenin “bir keresinde Gomidas’ın konserine” gittiğini, onu “sarayına davet ederek hayranlığını gösterip onu” onurlandırdığını belirtiyor. Andonyan’ın grubun en karamsarı olarak nitelendirdiği Torkomyan’ın ilk günlerdeki sıkıntılarını ortadan kaldıran “koruyucu bir melek gibiydi” dediği Gomidas’tır. Psikiyatrist olan Dr. Torkomyan, sürgünden İstanbul’a beraber döndüğü Gomidas’ın sağlığıyla yakından ilgilenmiş, 1916 yılında Gomidas'ın hastaneye yatırılmasında etkili ol[muştur].”

Çankırı Yollarında’yı okurken Gomidas’ın ruh halinin kısa sürede nasıl değiştiği açık seçik görülüyor. İlk günlerde şakalar yapan, kelimeler uyduran biriyken başına gelen bir olaydan sonra (su içmek için iki eliyle tuttuğu kovayı atlı bir jandarma kapıp almıştır) sessizleşir içine kapanır, çok susamış olduğu halde kova olayının yatışmasının ardından ikram edilen suyu içmez. Yemek yemeyi de reddeder, hareket eden her şeye şüpheli bakmaya başlar. “Jandarma korkusu zihninde büyüdükçe büyümüş, sinir krizi geçirmesinde en büyük etken olmuştu[r].”

Bütünüyle Gomidas'ın hastalığına ve bu hastalığa ortaya çıkmasına ve ilerlemesine olan etmenlere odaklanan bir kitap da Türkçede 2010 yılında yayımlanmıştı. Rita Soulahian Kuyumjian, Türkçede Deliliğin Arkeolojisi/ Gomidas: Bir Ermeni İkonunun Portresi [4] başlığıyla yayımlanan kitabında, Gomidas’ın hastalığını “hem biyolojik, hem psikanalitik-psikolojik açıdan araştır[dığını”] belirttikten sonra, “günümüzde psikiyatristlerin çoğu[nun], insan psikolojisini ve davranışlarını birbirini dışlayacak biçimde doğaya veya yetiştirilme koşullarına, genetiğe veya çevreye dayandırmak zorunda hissetm[ediklerini]; artık birinin diğerinin önüne geçmediğine inan[dıklarını]” vurgular. Kuyumjian çalışmasındaki amaçlarını ise şöyle sıralıyor.

Umarım bu kitap dramatik tarihi koşullar altında yaşanmış bir hayatın çetin hikâyesinin bir parçası olarak bu karmaşık yaklaşımı, genel okuyucu kitlesi açısından anlaşılır kılmıştır; uzmanlara da zengin ve etkili bir travma-bağlantılı zihinsel hastalık vakası sunmuş olmasını dilerim. Ayrıca umarım, Gomidas'ın yaslı bir halkın ikonu haline gelmesinin nedenini de açıklar. (s. 20)

Gomidas
Vartabed

Kuyumjian, kitabın önsözünde, “Gomidas'ın katlandığı çileler üzerinde kendimce çalışırken, farkında olmadan kendi ailemi mahveden trajediler üzerine de çalışmış olduğumu hissetti[ğini]” belirtiyor. Kuyumjian’ın çalışmasında Gomidas’ın “Çankırı yollarında” yaşadıklarına ilişkin bilgiler daha çok yazının başında andığım Andonyan’ın hatıratı vasıtasıyla aktarılıyor. Birkaç yerde de Vartabed Krikoris Balakyan’ın anlatımlarına atıfta bulunuyor. Balakyan’ın yukarıda aktardığım jandarma olayının ardından Gomidas'ın yol kenarındaki "her ağacın arkasında saklanan jandarmalar" gördüğünü ve "kafasını ceketinin altına sokup yüzünü de elleriyle kapatarak meslektaşlarından kendisi için dua etmelerini" istediğini belirtiyor.

Kuyumjian, Gomidas’ın ruhsal rahatsızlığıyla ilgili olarak vardığı sonucu kısaca şöyle özetliyor.

Sanatçıların çocukluk travmalarının yaşamları ve yaratıcılıkları üzerindeki etkilerini araştırma geleneğine uygun olarak, Gomidas'ın geleneksel Ermeni müziğinin köklerini bulma dürtüsünün büyük ölçüde, çocukluğunda kaybettiği ebeveynlerinin yasını tutmaya –aslında simgesel olarak diriltmeye– yönelik yüceltilmiş bir girişim olduğunu öne sürüyorum. Daha sonra, yeni ve muazzam Çankırı travmasına yanıt olarak ortaya çıkan ruhsal hastalık, yas tutmaya doğuştan yaratıcı bu yaklaşıma son verdi.

Gomidas'ın yaratıcılığı, zihinsel istikrarı bakımından can alıcıydı. Ermeni müziğinin temellerini çarpıcı bir biçimde yeniden ortaya çıkarması, birbirini izleyen –genellikle inkâr, öfke, keder ve çözülme olarak nitelendirilen– yas evrelerinden geçmesi için ona bir yol açtı; fakat yasın çok ötesinde şiddetli bir travma olan esaret ve soykırımın zalimliğine yaratıcı bir biçimde karşılık verememesi, psikolojik felakete neden oldu. (s. 190-191)

24 Nisan 1915’ten itibaren sürgüne gönderilen Ermeni aydınların akıbetiyle ilgili olarak Yervant Odyan’ın Lanetli Yıllar’ı ve Aram Andonyan’ın Gomidas Vartabed ile Çankırı Yollarında’sı çok önemli, sarsıcı ve zihin açıcı kitaplar. Bununla beraber, bu konuda en geniş bilginin bulunabileceği kitapsa Nesim Ovadya İzrail’in 2013’te yayımlanan 24 Nisan 1915/ İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara[5] kitabı. İzrail, çalışmasında takip ettiği yöntemi “Önsöz”de şöyle aktarıyor:

Araştırmamda resmî belgelerden, yaşayanların anılarından yararlandım; yazılı ve sözlü her şeyden iz sürerek, parça parça bilgileri mantık çerçevesi içinde yoğurarak 100 yıl önceki bu olayı bir bütün haline getirmeye çalıştım. Osmanlı belgelerinden eksik kalan bilgileri, tanık Ermenilerin anılarıyla tamamladım. Aynı şekilde Çankırı ve Ayaş'tan sağ kurtulanların anılarındaki açıkları, Osmanlı belgelerinden elde ettiğim bilgiler doldurdu. (s. 16)

İzrail’in, 24 Nisan 1915’te Ayaş ve Çankırı’ya sürgün edilen Ermenilerin akıbetini araştırdığı çalışmasının “Giriş” bölümünün yukarıda çok özet biçimde aktardığım Gomidas Vartabed’in elinden bir jandarmanın bir kova suyu çekip almasının anlatımından oluştuğunu da belirtmeliyim. “Giriş” bölümünün bu olaya hasredilmesinin Gomidas’ın hayat hikâyesinin (elbette sanatıyla birlikte) nasıl bir simgesel önemi olduğunun işareti olduğunu düşünebiliriz.

Soldan sağa: Krikor Zohrab, Vartkes Hovhannes Serengülyan, Aram Andonyan.

24 Nisan 1915/ İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara’nın “Önsöz”ünde Nesim Ovadya İzrail’in dikkat çektiği bir hususu daha aktaracağım.

Okuyucuların muhtemel çoğunluğu, 24 Nisan 1915'te İstanbul'da tutuklanan Ermeni aydınlarının kaderinin Çankırı ve Ayaş'ta sona erdiğini düşünmektedir. Halbuki gerçek, bu aydınlardan öldürülenlerin yollarının önemli oranda Ankara'dan geçtiği ve cinayet mahallerinin bu kentin güneyinde, kuzeyinde, batısında veya doğusunda, 3-6 saat yürüme mesafesinde bulunan ıssız vadiler, ormanlık bölgeler olduğudur. (s. 15-16)

Ayaş'taki Ermeni tutuklular için esas olarak iki toplu katliam yapıldığını tanıklıklar ışığında aktaran İzrail, bu katliamların “birincisinde 30, ikincisinde 27 kişinin katledildiğini” belirtiyor. Ne var ki bu “olaylar hakkında resmi hiçbir belge veya iz” bulunmamaktadır.

Adeta Ayaş’taki Ermeni tutuklular buhar olmuştur. Durum böyle olunca, bazı araştırmacılar da pekâlâ Ayaş'taki tutukluların savaş sonuna kadar yaşadıklarını ve daha sonra serbest bırakıldıklarını iddia edebilmiştir. (s. 17)

Andonyan’ın Gomidas Vartabed ile Çankırı Yollarında kitabında anlattıkları içinde yer aldığı kafilenin Kalecik’ten ayrılmasına kadar, Çankırı’ya varışları ve sonrası bu anılarda yer almıyor. Bahsetmiştim, büyük ölçüde kronolojik olarak aktardığı anılarının arasında kısa değiniler halinde Çankırı’da ve sonrasında yaşanan birkaç olaydan ve katledilen sürgün Ermeni aydınlardan söz ediyor Andonyan.

Çankırı (ve Ayaş’ta) daha sonraki günlerde neler olduğuna ilişkin ayrıntılarıysa karşılaştırmalı bilgiler ışığında Nesim Ovadya İzrail’in kitabında okumak mümkün. Kitapta, 24 Nisan 1915’te sürgün edilen Ermeni aydınların ayrıntılı biyografilerinin de yer aldığını belirteyim. Sadece bu biyografiler bile 24 Nisan 1915’in öncesiyle sonrasında nelerin esaslı ve geri dönülmez biçimde değiştirildiğinin özlü bir anlatısı olarak okunabilir. Şunu da eklemeliyim, Ermeni toplumunun sürgüne gönderilen önde gelen isimleri Ayaş ve Çankırı’ya gönderilenlerden ibaret değildir. Osmanlı Meclisi Mebusan’ında mebus olan Krikor Zohrab ve Vartkes Hovhannes Serengülyan, yaklaşık bir ay sonra 21 Mayıs 1915’te tutuklanmış ve Divan-ı Harp’e çıkarılmak için gönderildikleri Diyarbakır’a giderlerken yolda katledilmişlerdir.[6]

Gomidas’la birlikte aynı kafilede Çankırı’ya sürgün edilen Aram Andonyan’ın bir başka kitabı daha var, ona da kısacık değinmeden geçmek istemem: Cürm-ü Âzam.[7] Halep’teki Muhaccirin Müdüriyeti Başkâtibi Naim Bey’in Andonyan’a verdiği belgelerin yanı sıra kitapta Andonyan’ın bizzat Suriye çöllerinde yaşadıkları, tanıklıkları, başka sürgünlerden dinledikleri ve resmî belgeler yer alıyor. Andonyan, bu kitap vasıtasıyla 1915’le ilgili olarak eksikliğini saptadığı “kurbanların sesinin” ve bunun yanı sıra “vicdanın sesinin” de ilk kez işitilmesinin mümkün olduğunun altını çiziyor.

Yazı boyunca andığım kitaplarda da kulak verecek olanlar için işitilecek çok ses var.

 

 

NOTLAR

[1] Aram Andonyan, Gomidas Vartabed ile Çankırı Yollarında, çev. Ali Çakıroğlu, Armand Baron, Belge Yayınları, 2012, 408 s.

[2] Yervant Odyan, Lanetli Yıllar 1914 1919 Şahsi Hatıralar/ İstanbul’dan Der Zor’a Sürgün ve Geri Dönüş Hikâyem, çev. Sirvart Malhasyan, Kevork Taşkıran, Aras Yayıncılık – Kor Kitap, 2022, 381 s.

[3] Vahram Torkomyan, Unutulan Geçmiş/ İstanbullu Bir Doktorun Üsküdar’dan Paris’e Yolculuğu, çev. Alev Er, Aras Yayıncılık, 2024, 485 s.

[4] Rita Soulahian Kuyumjian, Deliliğin Arkeolojisi/ Gomidas: Bir Ermeni İkonunun Portresi, çev. Aysu Oğuz, Bir Zamanlar Yayıncılık, 2010, 221 s.

[5] Nesim Ovadya İzrail, 24 Nisan 1915/ İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara, İletişim Yayınları, 2013, 575 s.

[6] Krikor Zohrab’la ilgili olarak geniş bilgi şu kitaptan okunabilir. Krikor Zohrab/ 1915 Bir Ölüm Yolculuğu, Nesim Ovadya İzrail, Ginko Kitap, 2024, 400 s.

[7] Aram Andonyan, Cürm-ü Âzam/ Halep Muhaccirin Müdüriyeti Başkâtibi Naim Bey’in Tanıklığında Ermeni Soykırımı, çev: Ohannes Kılıçdağı, Aras Yayıncılık, 2024, 247 s.

Yazarın Tüm Yazıları
  • 1915
  • 24 nisan 1915
  • 24 Nisan 1915: İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara
  • Cürm-ü Âzam
  • Deliliğin Arkeolojisi
  • ermeni tehciri
  • Gomidas
  • Gomidas Vartabed
  • Gomidas Vartabed ile Çankırı Yollarında
  • Krikor Zohrab
  • Lanetli Yıllar
  • Unutulan Geçmiş

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Murat Menteş:

Tanpınar’ın “afili filinta” olarak portresi

“Metindeki bir diğer çarpıcı katman, yazarın bir arzu nesnesi olarak konumlandırılmasıdır. Edebiyat; erkek yazar ve kadın okur ekseninde keskin bir biçimde cinsiyetlendirilmiştir.” 

ASLI GÜNEŞ

Sonraki Yazı

İNCELEME

23,5:

“Yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlar”

Hrant Dink’in seçme yazılarından hareketle hazırlanan 23,5 kitabı 15 yazarın deneme ve makalelerinden oluşuyor.

MESUT VARLIK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist