23,5:
“Yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlar”
Hrant Dink’in seçme yazılarından hareketle hazırlanan 23,5 kitabı 15 yazarın deneme ve makalelerinden oluşuyor.
Sarkis'in 2015'te, 56. Venedik Bienalinde Türkiye Pavyonu'nu temsil ettiği Respiro adlı eserinden ilhamla 24 Nisan anmaları kapsamında çocukların gökkuşağı renklerini parmaklarıyla aynaya işlemesiyle oluşan yerleştirmenin 23,5 Hafıza Mekânı'ndaki görünümü.
Hrant Dink ve arkadaşlarının 1996'da birlikte kurdukları Agos gazetesi sadece basın tarihimiz açısından değil, bütün bir ülke tarihimiz açısından da bir milat özelliği taşıyor. Hiç öyle bir niyetleri olmasa dahi, Osmanlı’nın “millet sistemi”nin nihayet sona ermesini sağlayan, kültürel bir müdahaleydi Agos’un kuruluşu. Bu konuyu ayrıca tartışmak gerekir, ancak bu yazının odağını, Hrant Dink’in seçme yazılarından hareketle hazırlanan, 15 yazarın deneme ve makalelerinden oluşan 23,5 kitabından uzaklaştırmayalım.
Hrant Dink'in Agos gazetesindeki odasından ayrıntı.
Hrant Dink bu ülkede hep beraber yaşadığımızı hatırlatmaktan başka bir şey yapmadı. Ancak bu, “millet sistemi” gereği mutlaka unutulması ve hatırlanmadan, doğal-mış gibi yaşanması gereken, hepimizin inanması beklenen öyle büyük ve köklü bir yalandı ki, bu yalanı aşikâr etmenin bedelini Hrant Dink’e hayatıyla ödeteceklerdi. “Kompartmanlar halinde” değil de; vatandaşlık hukuku gereği birlikte, eşit, özgür, demokratik bir ülkede yurttaşlar olarak yaşamayı talep etmek ulus-devlet tarafından ihbar kabul edildi. Hrant Dink ne diyordu: “Bugün hâlâ unutmayı savunanlar, aslında sadece geçmişten değil gelecekten korkanlardır. Unutulmamış geçmiş, geleceğin de teminatıdır.”
Tarih, hayat karşısında zayıf kalmaya mahkûm planlardan ve onların “beklenmedik sonuç”larından oluşur çoğu zaman. Dink’in aramızdan koparılıp alınması, bazı konuların konuşulmaması, tartışılmaması, hatta bilinmemesi gerektiğinin sonsuza kadar hatırlatılması için “ibret olsun” diye gerçekleşmişti. Evet, ibret oldu! Toplum olarak ne türden yalanların içine çekildiğimizin nişanesi oldu. Yalanlar unutulmasınlar diye değil, hatırlanmasınlar diye söyleniyordu. “Her Ermeni bir belgedir” diyen Hrant Dink’i de vurdu bu karadüzen. Dink’in şu sözleri kulaklarımızda çınlarken: “Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözü var, çünkü kökümüz burada, ama merak etmeyin; bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların gelip dibine girmek için…”
Umut inşası
Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesinin ardından aynı yıl Hrant Dink Vakfı kuruldu. Kuruluşunun 11. yılını henüz kutlayamadan Yayın Yönetmeni öldürülen Agos gazetesinin ofisinin bulunduğu Sebat Apartmanı’nın önüne, vurulduğu yere Halaskârgazi Caddesi üzerine 2012’de “Hafıza Taşı” kondu ve 2019’da Agos’un ofisi 23,5 Hafıza Mekânı olarak yeniden oluşturuldu, kurgulandı. Bu nedenle Vakıf ve Agos, 2015'ten bu yana ortak başka bir adrese taşındılar. Yıllardır birçok önemli projeye, atölyeye, buluşmaya, çalışmaya imza attılar, imkân sağladılar. Şimdi de yaklaşık iki yıllık emeğin sonucunda Hafıza Mekânı’nın temelini oluşturan beş kavramın etrafına örülmüş bir kitap var önümüzde: 23,5.
Edhem Eldem kitapta yer alan “Belge, Arşiv, Hafıza ve Tarih Üzerine” yazısında; “tarihin esas itibarıyla hafızanın ta kendisi olduğu bilinciyle, baskın tarih söyleminden sistematik bir şekilde dışlananların hafızasının ve hatırasının korunmasının sorumluluğunun, zamanlarını ve enerjilerini bu alandaki kaynakları tarihçilerin ve kamunun erişimine sunmak için toplamaya, tasnif etmeye ve korumaya harcayan kişi ve kuruluşlara kısmen de olsa düştüğüne” inandığını dile getiriyor. Resmî kurumların pek üzerlerine alınmadıkları bu görevleri, sivil topluluklar ve inisiyatifler unutturmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. İşte 23,5 bu hafızanın ve hatıranın kavramsal ve dünya-tarihsel çerçevesini ortaya koyuyor.
23,5
Yazarlar: Hrant Dink, Deborah Valoma, Edhem Eldem, Arus Yumul, Gabriele Schwab, Marianne Hirsch, Bonita Bennett, Arlene Voski Avakian, Ferhat Kentel, Albie Sachs, Ayşe Kadıoğlu, Etienne Balibar, Takuhi Tovmasyan, Aylin Vartanyan Dilaver, Ayşe Gül Altınay, Rakel Dink
Hrant Dink Vakfı Yayınları, Nisan 2026
Yine Edhem Eldem’e kulak verirsek, önemli noktalardan biri de, “Tarihçiliğimize hâkim olan, hatta bir nevi onun kamburunu oluşturan bazı önyargılardan kurtulmamızın ne kadar elzem olduğudur. Belge=gerçek=ispat türü pozitivist bir geçmişten intikal eden bir anlayışı bir kenara bırakarak, ucu açık sorulara ve sorunsallara yönelen bir yaklaşımı mümkün kılan yeni yöntemlere yer verebilmemiz gerekir. Belki daha da önemlisi, devlet merkezli ve/ya ulusal kimliğe odaklanan tarih anlayışını terk etmek, özellikle de bugünün değerlerinin geriye dönük yansıtılmasıyla geçmişin tahrif edilmesine mani olmak şarttır”.
Bu zorunlu müdahalenin yetkin ve ilginç örnekleriyle dolu 23,5. Deborah Valoma, “İpliğin Hafızası”nda, “Sularında unutkanlık türeyen kayıplar nehri boyunca yürüyor”, Amerika’dan Harput’a uzanan hafızanın, nesneler (anneannesinden kalan danteller, iğne oyaları, elişleriyle dolu sandık) ile “hakikat” arasındaki yolculuğunu ortaya koyuyor: “Zaman içinde geriye atılan her bir bellek ilmeğiyle evimizi yeniden kuruyoruz, burada ve şimdi.”
Bu bağlamda, “büyük kayıpların ardından yas tutmakta olan akrabalarla büyüdük” diyen Gabriele Schwab da “Musallat Miraslar”ı yeniden düşünmeye odaklanıyor. Ferhat Kentel’in kendi yaşam hikâyesinden yola çıkarak kaleme aldığı “Mahalleden Ulusa Hafızada Adalet” yazısı, mekân’ın (Üsküdar, Pazarbaşı/Bağlarbaşı’nın) zaman içerisinde nasıl hafızasından uzaklaştığının, müstesna olmayan bir mutenalığın kaydını tutarak, “ucu açık sorulara ve sorunsallara” yönelmenin yollarını işaret ediyor. “Hafıza akışkandır, ‘bitmemiştir’ ve hiçbir zaman sabitlenemez; hiçbir aktörün tekelinde olamaz. Silinmiş görünen bir hatıra bile hafızaya geri dönebilir. (../..) Bu gerçekleşebilirse, ‘birlikte hatırlayan’, birbirini duyan, dinleyen ve hisseden insanların çoğul hafızası kurulabilir ve başka türlü bir ‘barış’ hayal edilebilir.”
Demokrasinin tohumları
Hafıza, Hakikat, Yüzleşme, Eylem ve Umut kavramlarıyla ilişkili, Hrant Dink’ten seçilen yazıların etrafında 15 yazar metinlerini örüyor; bu kavramları ve yazıları birlikte düşünerek ya kendi hikâyelerinden yola çıkarak veya kendi çalışma/uzmanlık alanlarından ilham alarak… Arus Yumul, 23,5 Hafıza Mekânı’nın hafızasına odaklanırken, “Sistematik Ayrımcılık” üzerine düşünen Bonita Bennett gibi Albie Sachs da “Güney Afrika’nın Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu Deneyimlerini” paylaşıyor.
Etienne Balibar’ın “Şiddet Zamanlarında Demokrasi ve Özgürlük” yazısı kitabın kavramsal çerçevesini baştan sona kuşatırken yolun ne kadar uzun ve zorlu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor:
Şayet korkusuz bir ifadeden, mümkün olan en saf haliyle özgür ifadeden bahsedeceksek, Hrant’ın sorumluluk alarak sesini çıkardığı anları hatırlayalım. Sözleri hem kendisi hem de başkaları için tehlike arz ediyordu ve tam da bu nedenle ortadan kaldırdılar onu. (…) bu örneği hafızalarımızda yaşattığımız sürece onun izinden gidebiliriz ve bunu başardığımızda, şiddet zamanlarında demokrasinin tohumlarını yeşertmek mümkün olacaktır.
“Ne 23 ne de 24 Nisan. / 23,5 Nisan’dır belki de o an” diyen Hrant Dink için kurulan Hafıza Mekânı; 23,5 ile bir kitap olarak 23,5 Nisan’ı bir hafıza nesnesi haline getiriyor. Hrant Dink askerliği sırasında yaşadığı ayrımcılıklar yüzünden ağlarken, metal bir barakaya anahtarını sürterek şiirini de yazdığı “Tırrrt Diye” ses çıkarırmış, ağlaması duyulmasın diye. 23,5 Hafıza Mekânı’nda bunun için hazırlanan “Tırttava” odasındaki metal duvar zeminini kitabın kapağına taşıyarak şiirsel bir boyut katan Sera Dink’in tasarımıyla okura ulaşan kitap kolektif bir emeğin ürünü. Eldem’in sözünü cımbızlayarak söylersek; “tarihin gerektiği gibi daima sorgulanarak tekrar yazılmasına ‘aşağıdan’ sağlanabilecek en gerçekçi katkı”yı sağlıyor 23,5.
Hrant Dink'in "Tırrrt Diye" şiiri ve 23,5 Hafıza Mekânı'ndaki Tırtava odasının görünümü.
Hafıza Mekânı’nın ilk yıldönümünde K24’te kapsamlı bir söyleşi yayınlanmıştı.[*] Söyleşiye katılanlardan, 23,5’un kuruluşunda büyük emekleri olan ve kitapta da “Ezber Bozmak” yazısıyla yer alan akademisyen Ayşe Gül Altınay’ın sözlerini yeniden hatırlayalım:
Farkında olduğumuz olmadığımız çok his taşıyoruz geçmişten. Bu toprakların acılar tarihinden taşıdığımız katman katman duyguyu açığa çıkarmanın kendisi çok şifalandırıcı oluyor. (…) Farklı bir gelecek kuracaksak ancak böyle olacak. Fethiye Çetin’in çok güzel bir sözü vardır: ‘Birlikte ağlamadan birlikte gülemeyeceğiz.’ Bu mekân da biraz öyle. Hrant Dink herkesin önünde ağlayabilen, gülebilen ve güldürebilen bir insandı. Acıyı bastırdığımızda neşeyi de yaşayamıyoruz. Gerçekten bütün duygulara kendimizi açarak, severek, sevilerek, sevgiyi paylaşarak mı bu hayatın içinden geçeceğiz, yoksa sürekli bir şeyleri bastırarak, öfke ve korkuyu çoğaltarak mı? Rakel Dink’in cenazede söylediği ‘bir bebekten katil doğuran karanlık’ sözü sanırım hepimizin içine kazındı. Bu tarihe birlikte bakmadıkça, birlikte ağlamadıkça farklı bir gelecek kuramayacağız. Bu mekân Hrant Dink’in o ışıl ışıl varlığıyla karanlığı aydınlatan bir mum gibi. Sarkis’in muhteşem eserinde yaktığı ışık kalp ritminde atıyor. 23,5 bizi o karanlığa yürek gözümüzle bakmaya, her neredeysek orada mumlar yakarak başka bir gelecek yaratmaya davet ediyor.
[*] Mesut Varlık, "Ne 23, ne de 24 Nisan. 23,5 Nisan’dır belki de o an." Hafıza Mekânı'ndan Nayat Karaköse, Neslihan Koyuncu ve Hrant Dink Vakfı Danışma Kurulu üyesi, akademisyen Ayşe Gül Altınay ile söyleşi, K24