Halide Edib Adıvar’ın Mor Salkımlı Ev’i
“Selim İleri'nin dediği gibi 'Mor Salkımlı Ev, yakın tarihimizin ruh iklimini anlamak, kavramak ve o iklimde yaşamak açısından eşsiz bir anı kitabıdır.'”
Halide Edip Adıvar
Halide Edib’in Londra’da yaşarken İngilizce yazdığı, 1955 yılında Yeni İstanbul gazetesinde bölümler halinde ve 1963’te de kitap olarak yayımlanmış olan Mor Salkımlı Ev için Selim İleri şöyle der: “Mor Salkımlı Ev, yakın tarihimizin ruh iklimini anlamak, kavramak ve o iklimde yaşamak açısından eşsiz bir anı kitabıdır.”[1] Ne var ki, Türkçe basımı ve İngilizce basımı arasında farklılıklar olduğunu Fevziye Abdullah Tansel’in makalesinden öğreniyoruz.[2] Ahmet Kuyaş da, Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi sohbetlerinde Halide Edib’in İngilizce yayımlanan anılarıyla Türkçe çevirileri arasındaki farklılıklardan bahsediyor.
Frances Kazan, Halide adlı romanında Halide Edib’in 19. yüzyılın sonlarında, İstanbul’un o dönemde tenha sayılabilecek semtlerinden biri olan Beşiktaş’ta bir konakta, seçkin bir Osmanlı ailesinin ferdi olarak dünyaya geldiğini ve o yıllarda misyoner olan Dr. Patrick’in idare ettiği İstanbul’da Amerikan Koleji’nin ilk Türk öğrencisi olduğunu söyler.
Hafızasında hayat, kendi kendini kayda başladığı ilk devrin hiç unutamayacağı zemini, Beşiktaş’ta, doğduğu evde başlar. Evin kendisi, çocuğun hafızasında, Mor Salkımlı Ev yaftasını taşır. Bu ev, yarım asırdan ziyade, bazen de her gece, bu küçük kızın rüyalarına girmiştir. Arka taraftaki bahçeye nazır pencereleri, baştan sona mor salkımlıdır ve akşam güneşinde mor çiçekler arasında camlar birer ateş levhası gibi parlar.
Bahçe iki geniş dikdörtgen terastır. Küçük kızın bahçesinin terasında, başları göğe değer gibi görünen uzun fıstıklar, akasyalar, aralarında iki tane, rüzgâr estikçe kırıtır gibi ipek tüyleri hareket eden pembe-beyaz gülibrişimi, çiçek açmış yemiş ağaçları, ortalarından bir tane, alevli nar ağacı vardı. Bunların ortasında yuvarlak küçük bir havuz; karşı karşıya iki beyaz mermer aslanağzından durmadan havuza billur sular akar ve güvercin, kumru sesleri ile karışır, bazen de fıstıkların dallarını harekete getirerek harekete inleyen rüzgârın namesi ile birleşerek sabah ve tabiat musikisi dinlersiniz.[3]
Halide Edib böyle bir evde dünyaya gelir. Bir süre sonra buradan ayrılarak Yıldız’daki evlerine taşınırlar. Buraya taşınmalarının üzerinden çok geçmeden, henüz üç-dört yaşlarındayken annesini kaybeder. Verem olan genç kadın, doğum için girdiği ameliyat sonrası oğluyla birlikte hayatını kaybeder. Küçük Halide’nin hayat ışığı yarı yarıya söner ve bir zaman için hafızası hiçbir sahne kaydedemez. “Annem nerede?” diye sorduğunda ise ona belirsiz bir işaretle ufukları gösterirler.
Bedrifem Hanım’ın ilk evliliği
Halide Edib’in babası Edib Bey, Bedrifem’in ikinci evliliğidir. Halide Edib’in torunu Ömer Sayar, Bedrifem Hanım’ın ilk eşine olan sevgisini şöyle ifade eder:
Bedrifem Hanım, daha evvel Kürt bir paşa ile evliymiş. Kürtlerin önderliğini yapmış Mardin Cizreli meşhur Mir Bedirhan’ın oğlu Ali Şamil Paşa... 300 Kürt ile hudutlarda Ruslarla savaşmış ve Abdülhamid tarafından paşa ve zaptiye nazırı yapılmış. O zaman polis teşkilatı yok ve tüm bekçileri o yönetiyor. Dikkat ederseniz, eskiden tiyatrolarda bekçi tiplemesi hep Kürt’tür. Bununla birlikte Bedrifem’in babası ile Kürt Paşa arasında anlaşmazlık çıkınca, babasının isteği boşanmış ve Halide Edib’in babası Edip Bey’le evlenmiştir. Fakat Bedrifem öldüğünde, boynunda taşıdığı madalyonun içinden ilk eşinin resmi çıkmış. Bedrifem’in ilk eşi Ali Şamil Paşa’dan kızı olmuş; Mahmure. İkinci eşi Edip Bey’den de Halide Edib olmuş ve Mahmure’nin kızı Vecihe ile Halide Edib’in oğlu Hikmetullah’tan ben doğmuşum. Annem ve babam kardeş çocuğu olduklarından, annem büyükannem Halide Hanım’a ‘teyze’ derdi.[4]
Mor Salkımlı Ev
Sonsöz: Selim İleri
Can Yayınları
39. baskı
328 s.
Halide Edib, annesinin ilk eşi Ali Şamil Paşa ve ailesiyle ilgili şunları söyler: “Bedirhan Paşa, Kürdistan’dan İstanbul’a on karısı ve kırk oğlu ile idareten getirildiği zaman, oğullarının en küçüğü ve belki de en yakışıklısı olan o zaman on beş yaşında olan annemde evlenmişti. Ali Şamil Bey, Mor Salkımlı Ev’e iç güveysi girmişti...
Paşa’nın kardeşleri birbirine zıt zümrelere ayrılır; hep birbirleriyle mücadele halinde idiler. Fakat hepsi memleketin hakiki ve vatansever evlatları, aynı zamanda çok nazik tavırlı, asil insanlardı. Fakat maalesef, yıllar sonra vatanımızın istila günlerinde, istikbalimiz karanlık göründüğü anlarda, her ikisinin de memleketten ayrılmış olduklarını işittim…”
Edip Bey, Ali Şamil Paşa ile, Bedrifem Hanım ile evlenmelerinden çok geçmeden, Mekke’de tanışır. Paşa koleraya tutulmuş, Edib Bey yanından ayrılmadan ona bakmıştır. Bu sırada Edib Bey, Ali Şamil Paşa’nın Bedrifem Hanım’ın ilk eşi olduğunu biliyor, ancak Paşa onun kim olduğunu bilmiyordu.
Halide Edib’in ablası Mahmure
Mahmure, Bedirhani ailesinden Ali Şamil Paşa ile Bedrifem Hanım’ın evliliğinden dünya gelen kızlarıdır. Babasıyla Ali Şamil Paşa arasında anlaşmazlık çıkınca, Bedrifem babasının isteği üzerine boşanır. Bu sırada kızı Mahmure iki yaşındadır. (Mahmure’nin doğum tarihi hakkında kesin bilgiye rastlanmamaktadır.) Bir süre sonra Edip Bey’le evlendirilir. Edip Bey, Mahmure’yi kendi çocuğundan ayırmamış, bağrına basmıştır. Ali Şamil Paşa, bir ara Mahmure’yi yanına alır. Fakat İstanbul’dan ayrılırken annesinin yanına geri getirir. Halide Edib için Mahmure ablasının gelişi adeta bayram gibidir. Aralarında altı-yedi yaş fark olan, anılarında çokça bahsettiği ablası Mahmure ile çocukluk yıllarında başlayan sıcak ilişkileri bir ömür boyu sürer.
Ali Şamil Paşa’nın Mahmure’den başka altı çocuğu daha vardı. Bunlardan Halide Edib’in ilgisini çeken, babasına benzettiği ve rengi biraz koyu olan paşanın büyük oğluydu. Ali Şamil Paşa’nın konağında bulunduğu o anlardan şöyle bahseder:
Evini daima akraba ve dostları ile dolu bulurdum. Şimdi konağının yanında yaptırmış olduğu üç evden birinde Mahmure abla da üç çocuğu ile yaşıyordu.
Akşamları çok neşeli idi. Oğullarını Kürt kıyafetine sokar, Mahmure abla bir Kürt havası çalar, Paşa başta, bir Kürt oyunu oynarlarken bir taraftan ıslıkla havayı tekrar eder, aynı zamanda benim elimden yakalayarak oynayanların arasına alırdı. Hepimiz birden elele sallanarak, ‘Hey Zeyno, Zeyno’yu söyleyerek tavandaki avizeleri zangırdatarak, tepinerek döne döne sıçrar dururduk...
Mahmure 1934 yılında çıkarılan soyadı kanunuyla “llgın” soyadını alsa da, zaman zaman dedesinin ve babasının adlarına, geçmişine sahip çıkmak için Bedirhani/Bedirhanzade gibi unvanlarını kullanır.
Halide Edib yazar olarak Mahmure ve Ali Şamil Paşa üzerinden Kürtleri tanımaya başlar. İpek Çalışlar, Halide Edib’in Kalp Ağrısı romanındaki bir tarafı Kürt, bir tarafı Türk olan Zeynep’e benzediğini söyler. Ona göre, bu kitabı sanki ablasına teşekkür olarak yazmıştı.[5]
Mahmure’nin yaşamı önce İngilizce yazılan, daha sonra değişik dünya dillerine çevrilen, Frances Kazan’ın Halide adlı romanına da konu olur. Romanda Mahmure hırslı ve isyankâr bir tip olarak tanıtılır.[6]
1938 yılında Mahmure ve Halide’nin ilişkisi bir tür teyze çocukları evliliğiyle başka bir çehreye bürünür. Mahmure’nin kızı Vecihe, Halide Edib’in oğlu Hikmetullah ile evlenir. Bu evlilikten Ömer adında oğulları dünyaya gelir. Hikmetullah Zeki Sayar, 19 Ekim 1982’de vefat eder.
Mahmure’nin ne zaman vefat ettiği konusunda değişik görüşler öne sürülür: Halide Edib ablasının ölüm döşeğinde olduğundan söz ediyor, ancak yakınları 1938 yılına kadar hayatta olduğunu anımsıyorlar. Fakat kaybın kim olduğu konusunda bilgi yok. Frances Kazan’ın Halide adlı romanında Mahmure’nin akıbeti hakkında sarf ettiği, “Mahmure’ye ne olduğunu kimse bilmiyor” sözleri, büyük ölçüde ne zaman öldüğü konusundaki belirsizliği işaret eder.
Mor Salkımlı Ev’in Halide Edib’e kattıkları
Uzun yıllar sarayda hocalık ettikten sonra, evlerine çırak olarak gelen, zamanına göre okumuş, yazmış kültürlü bir insan olan ve zengin kütüphanesi bulunan bir kadın, Halide Edib’in kültürünün gelişmesine önemli bir katkı sağlamış ve bu sayede kütüphaneye dört elle sarılmıştır. Gündüzleri uzun sedirin köşesinde oturan haminnesinin ve büyükbabasının ellerinde de birer kitap bulunurdu. Haminne yüksek sesle Fransızcadan tercüme edilmiş kitaplar okur, hikâye ve şiir de yazardı. Büyükbabanın elinde de mutlaka dinî bir kitap olurdu.
Babası Edib Bey ikinci kez evlendiğinde Yıldız’da başka bir eve taşınır. Kızını yanına isteyince, Halide Edib, Mor Salkımlı Ev’den gözyaşları içinde ayrılır. Fakat yeni evinde de zamanı güzel geçecektir. Bir süre sonra Yıldız civarında saraya mensup, tanınmış Hıristiyan küçük çocukların gittiği bir nevi çocuk yuvası olan Kiria Eleni’nin idaresindeki okula gönderilir. Okulun tek Türk ve Müslüman öğrencisidir. İhtiyar Eleni’nin varlığı ve huzuru ona sonsuz bir emniyet verir. Şarkılar söyler, onu memnun edecek Rumca şiirler okur. Burada hastalanınca, ilaçlar da fayda etmeyince, çareyi ‘Mor Salkımlı Ev’e götürmekte bulurlar.
Halide Edib, Mor Salkımlı Ev’in üzerinde bıraktığı tesiri şöyle ifade eder:
Mor Salkımlı Ev’deki ilk devre sona erdikten sonra, kafa itibarıyla kendi yaşımdaki çocuklardan o kadar farklı idim ki adeta yaşıtlarımın normal ve tabiî hayatlarına yabancı kalmıştım.
NOTLAR
[1] Halide Edib Adıvar, Mor Salkımlı Ev, Özgür Yayınları, İstanbul, 2000, 301 sayfa.
[2] F.A. Tansel “Halide Edib Adıvar, Hatıralar: Mor Salkımlı Ev” (Belleten Türk Tarih Kurumu) isimli İngilizce ve Türkçe baskıdaki farkları ortaya koyduğu makalesinde: “İngilizcesinde, VII. Siyasi Reform, VIII. Genç Türkler, X. Reaksiyona karşı: Ermeniler Mes’elesi, XII. Türkiye’de Milliyetçilik, Pan-Turanism ve Mahiyeti başlıklı bahisler Türkçesinde yoktur. Yine İngilizcesindeki XVII. Suriye’ye Nasıl Gittim, XVIII. Suriye’de Ta’lim ve Terbiye başlıklı iki bahis yerine, Türkçesinde, Suriye ve Arap Diyarı başlıklı ve tek bahisten ibaret ikinci bölüm vardır. Netice olarak, bölüm ve bahis tasniflerinin metinde çok muntazam, Türkçe basımda oldukça karışık bulunduğunu söyleyebiliriz. Türkçesinde, İngilizce eserin sonunda Hatime de mevcut değildir.”) (Can Yayınları baskısının içindekiler kısmı incelendiğinde de bahsedilen bölümlerin olmadığı görülüyor.)
[3] “Bu Dünyadan Halide Edib Adıvar Geçti-1”, 24 Saat gazetesi, 11.7.2019.
[4] İpek Çalışlar, Halide Edib-Biyografisine Sığmayan Kadın, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2026 (4. baskı)
[5] Frances Kazan, Halide, çev. Gül Çağalı Güven, Galata Yayınları, İstanbul, 2001. (Mahmure, kendisini görücüye çıkarmak istediklerini duyduğunda: “‘Haminne bir elbise giymemi, saçlarımı taramamı ve akıllı uslu davranmamı istedi; böylece tanımadığım bu kadınlar, benim evlilik için uygun olduğumu söyleyeceklermiş. Kesinlikle! Bunu yapmayacağım. Reddediyorum!’ Mahmure çizmesinin burnuyla yeri tekmeledi.”
[6] Türk Dil Kurumu’nun internet üzerinden ulaşılabilen sözlüğünde “Görücüye çıkmak” ifadesi Mahmure’nin ağaçtan indirilme çabalarıyla örneklendirilir: “Onu indirmek, görücüye çıkmaya etmek için başta haminne olmak üzere bütün ev halkı ağacın altında durdu, yalvardı.” (Halide Edip Adıvar)
Önceki Yazı
Melis Golar'la Temas Bölgesi üzerine:
“Temas yalnızca dokunmak değildir.”
“T. Melis Golar küratörlüğünde Tekirdağ’daki Barbare Bağları’nda gerçekleştirilen sergi, doğayı yalnızca bakılan veya temsil edilen bir manzara olmaktan çıkarıp, insanın da dahil olduğu, çok katmanlı bir ilişkiler ağı olarak ele alıyor.”