• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Hakikat ve canlılık:

Bilmenin yolları

“Ian McEwan’ın yarattığı kurmaca evrenlerde oyuncul bir yan var; bunu sağlayan da imkânlarla imkânsızlıkları yarıştırması, kâh temkine kâh temkinsizliğe çağıran olay örgüleri.”

Ian McEwan, karısı Annalena McAfee tarafından çekilen fotoğrafta, çalışma masasında köpeğiyle birlikte.

BEHÇET ÇELİK

@e-posta

ELEŞTİRİ

23 Temmuz 2026

PAYLAŞ

Ian McEwan’ın Neyi Bilebiliriz?[1] romanından söz ederken sürprizleri bozmamak çok zor. Hatta önceki cümle bile romanda bir sürprizle karşılaşma beklentisi yaratacağı için tat kaçırıcı algılanabilir – affola! Gelgelelim, McEwan’ın da romanında bir nevi sürpriz bozanlık yaptığı söylenebilir. Çok da sürpriz olmayan sürprizler demek daha doğru.

Neyi Bilebiliriz?’de yaklaşık yüz yıl sonrasındaki dünyanın bir resmiyle karşılaşıyoruz. 2119 yılındayız, dünyadaki hayat sona ermemiş ama dünyanın düzeni bildiğimizden hayli farklı. Neler olmuş derseniz... Hem iklim krizi hem tam bir dünya savaşına dönüşmeyen nükleer çatışmalar dünyayı seller altında bırakmış. İngiltere artık bir takımada; sadece yüksek yerler su yüzeyinde kalmış. Bugünkü dünyanın birçok şehri sular altında. “Lagos, Londra, Rotterdam, Hamburg ve Paris’in büyük bölümü nehirlerin ağzından gelen karşı akıntılardan ya da arkadan gelen şiddetli fırtınalardan kurtulama[mıştır].” Sürpriz olmayacak durumlara başka örnekler de vereyim: Nükleer çatışmaların nedeni “yapay zekânın önleyici seçeneği tercih etmesi” mesela; savaşlarda piyadelerin, topçuların yanında “dron birlikleri” de işin içinde ve tabii ki füzelerle onları fırlatacak donanımlar da... McEwan’ın gelecekteki dünya için şöyle bir tasavvuru daha var. Rusya’nın ABD’nin Mexico’daki askerî tesisine gönderdiği “önleyici” füze hedefe 4000 mil kala düşmüş ve, “Patlama Avrupa’ya, Batı Afrika’ya ve Kuzey Amerika’ya doğru yetmiş metre yüksekliğinde dalgalar fırlat[mış].” (İklim krizine karşı duranlarla savaş karşıtı hareketlerin neden birlikte mücadele etmeleri gerektiği çok açık değil mi?) Romanın başkişisine göre, dünyadaki altüst oluş 2030’ların ortalarında önce Hindistan’la Pakistan’ın nükleer savaşa girmesiyle başlıyor; o sıralarda Suudi Arabistan’la İsrail, İran’ı işgal etme ve onun nükleer silaha sahip olmaması amacında birleş[mişler].” (Romanın İngiltere’deki yayın tarihi Eylül 2025, ABD ve İsrail’in İran’la on iki günlük savaşından birkaç ay sonrası.)

Ian McEwan
Neyi Bilebiliriz?
çev. İlknur Özdemir
YKY
Mart 2026
İkinci baskı, Nisan 2026
296 s.

Romanın anlatı zamanında, 2119’da bu anlattıklarım gerilerde kalmış. Savaşlar nedeniyle sanayi gerileyip insanların mobilitesi azalmak zorunda kalınca gezegen ve iklim biraz kendine gelmiş; ülkeler arasındaki yoğun alışverişler, ilişkiler, seyahatler gerilerde kalmıştır. Devletler çok daha içe kapanmış halde, bitki ve hayvan türleri azalmış dünyada düzenlerini sürdürmeye çalışıyordur. Başka bir dünya söz konusu yani… (Mümkün olduğu hep söylenen o başka dünya değil elbette bu.) Gelgelelim, bu başka dünya bizim yaşadığımız dünyadan farklılaşmış da olsa, yaşadığımız dönemi araştırmak isteyen insanların önünde büyük imkânlar var (çağımıza, bize, savaşlara ve iklim felaketine engel olmadığımız için çok öfkeli olduklarını da eklemek lazım), bütün e-postaların şifreleri kırılmış ve hepsi saklanmış; keza sosyal medya paylaşımları da başka matbu ve dijital arşivlerle birlikte araştırmacıların emrinde. Matbu olanların bazısına ulaşmakta müşkülat var, çünkü denizaşırı yerlerde muhafaza ediliyorlar ve buralara ulaşım olanakları sınırlı. Dijital olanlar ise mevcut olmasına mevcutlar ama öyle bir yığın halini almışlar ki, uzun, ayrıntılı araştırmalara muhtaçlar – üniversite dekanının vurguladığı üzere, “her şarkı, her yalan, her gelişigüzel düşünce…” ellerinin altındadır. (Vurgu eklenmiştir.) Bu araştırmayı yapay zekânın yapmasına izin verilmediği anlaşılıyor, çünkü yapay zekâ da dönüştürülmüş durumda.

Romanın başkahramanı bir edebiyat akademisyeni olan Tom Metcalfe ise okuduklarından görüp öğrendiği 20. yüzyılın sonlarıyla 21. yüzyılın başlarındaki dünyaya büyük bir hayranlık duyuyor. Bu, biraz da akademisyenin uzmanlık alanıyla ilgili; 1990-2030 dönemi edebiyatını çalışıyor. Özellikle araştırdığı konuysa, bu dönemin çok ünlü bir şairi olan Francis Blundy. Şairin karısı Vivien için yazdığı, bir kez okunduğu bilinen ama kopyası hiç yayımlanmadığı gibi, başka biçimlerde de 2119’lara kalmamış bir şiirinin ünü çok yayılmış durumda. Öyle ki, şairin biyografisini yazmayı hesaplayan Tom, zamanla “okunmamış bir şiirin şöhretinin biyografi yazarı” olduğunu düşünmeye başlamıştır.

Ian
McEwan,
2019.

Tom, ulaşabildiği kaynaklar vasıtasıyla Blundy’nin şiirinin okunduğu akşamın peşine düşmüştür. Blundy’nin karısının, romancı arkadaşı Mary’nin günlüklerinin, şiir okunurken o masada bulunan başka insanların mektup ve e-postalarının o akşama ilişkin bir resmin belirmesine imkân verdiğini düşünüyordur. Bu araştırmanın sonucunda sadece o akşamın değil, şairin ve karısının da resmi belirginlik kazanmaya başlar. Araştırması derinleştikçe, Tom özellikle şairin karısı Vivien’den etkilenir; ona ilişkin arşiv de şairin arşiviyle birlikte muhafaza edildiği için, Vivien’i daha yakından tanıma imkânı bulmuştur. Şairle tanışmasından önceki hayatını, önceki eşini, gençliğini… Bu arada, sayfalar ilerledikçe, Tom’un kayıp şiirin peşinde sürdürdüğü araştırmasının yanı sıra, onunla aynı dönemi çalışan meslektaşı Rose’la ilişkisini de takip ederiz.

Neyi Bilebiliriz?’in ana sorunsalı romanın isminden anlaşılıyordur sanırım. Bu soru asırlar öncesiyle ilgili olarak da, şimdi için de geçerli. Tom o meşhur şiirin okunduğu akşamın ayrıntılarını ve oradakileri öğrenmeye çalışırken birçok bilgi elde eder; bunların birbiriyle uyumu onun zihnindeki resmi neredeyse tamamlamasını sağlasa da, ufak tefek pürüzler, boşluklar yok değildir – bilemedikleri de vardır! Bunları gidermesi gerektiğini düşünür; gerekirse boşlukların bazısını “uydurarak” doldurması pahasına.

Kaynak malzemenin olmadığı yerde, yüz yıl önce ölmüş insanların öznel durumları ve düşünüşleri hakkında bir temele dayanan tahminlerde bulunmam elbette hoş görülürdü. Belki de görülmezdi. Pek çok kez fikir değiştirdim. Bir şeyler uydurmak profesyonelce olmazdı, uydurmayınca da kısır kalırdı. (…) Bir meslektaşım, dersimizin başlığının izlenecek yolu gösterdiğini ve gerekli izni verdiğini ileri sürdü. Tarih ile edebiyatı bir araya getir. Olguları belirle, hikâyeyi de katılanların anlattığı şekilde anlat. Elzem ancak gizli kalmış özel yaşamla karşılaşırsan mümkün olanın sınırları dahilinde kalarak uydur. (Vurgu eklenmiştir, s. 64)

Ne var ki, Rose bu konuda Tom’la hemfikir değildir. Rose’un nazarında Tom’un yegâne sorumluluğu hakikate karşıdır; Tom ise şu görüştedir: “Benim sorumluluğum canlılığa karşı diyorum ona, yaşanmış ve hissedilmiş hayatın deneyimini aktarmaya, ne kadar uzak olursa olsun belli bir zamanda yaşamanın nasıl olduğuna.” (Vurgu metinde var, s. 70)

McEwan’ın Tom ile Rose arasındaki fikir ayrılığını vurgularken dikkat çektiği canlılık-hakikat meselesini, edebiyatın bize verdiği bilginin ne olduğu ya da olabileceği sorusuyla ilişkili olarak düşünmek mümkün görünüyor bana. Yukarıdaki alıntıda vurguladığım kısım edebiyatın bir tanımı değil mi? “Mümkün olanın sınırları dahilinde kalarak uydurmak.”

Ian
McEwan,
1976

Edebiyat bize bir hakikati, vaktiyle neyin tam olarak nasıl yaşandığının bilgisini vermez ama bambaşka ve önemli bir başka bilgiyle donatır bizi. Tom’un cümleleriyle ifade edersek, “yaşanmış ve hissedilmiş hayatın deneyimi[ni]” aktarır. Dolayısıyla romanın ana eksenindeki (ve başlığındaki) soruyu “Bilebilir miyiz?” şeklinde anlamamak lazım. Bilinemezciliğin savunusu değil McEwan’ın yaptığı; bilmenin, öğrenmenin farklı biçimlerine dikkat çekiyor; yahut nasıl bilebiliriz sorusuna verilebilecek farklı yanıtlar olduğuna, olabileceğine.

Beri yandan, McEwan’ın romanda ortaya attığı sorulara kesin, açık yanıt verdiği de düşünülmemeli. Nitekim arkadaşının tarihle edebiyatı bir araya getirme önerisi hakkında Tom’un aklından şu da geçer: “Biyografilerde uydurmanın bedeli tedirginlik, sonra suçluluktur, ki benim durumumda Rose’un kuşkuculuğu bunu daha da büyütüyordu.” (Vurgu eklenmiştir.) Kuşkusuz, edebi bir metin değildir Tom’un yazmaya çalıştığı; dolayısıyla eli bir edebiyatçı kadar serbest olmayacaktır. Kuşkunun, tedirginliğin, suçluluğun büsbütün ortadan kalkmasından da söz edilemiyordur. Beri yandan, gelecekteki dekanın, öğrencilerin araştırmalarını bekleyen yığını anarken “yalan”ı da dışta bırakmadığına dikkat çekmek isterim. “Araştırmacı/biyografi yazarı uydurabilir mi, uyduramaz mı?” sorusunun yanında, elinin altındaki belgelerin yalan söyleyip söylemediği, bunlarda da hakikatin tahrif edilip edilmediği ayrı bir mesele. Tom, romanda beşerî bilimlerin krizinden de söz eder. Birçok nedenin yanında, krizin bir nedeni de beşerî bilimlerin konusunu oluşturan olgularla ilgili olarak, yalanın denklemden çok zaman çıkarılamaması olabilir mi? Elbette katı biçimde sayısal kesinliklerin önemsendiği bir gezegende “yalan”ların varlığının neden olduğu muğlaklığın kabulünün zor olması da bir etken olsa gerektir.

Olay örgüsüne girmemeye çalıştığım Neyi Bilebiliriz?’de Tom’un hakikatin peşinde eline geçen bir imkândan söz edip geçeceğim. Bu da bir “belge”ye ulaşma imkânı. Blundy’nin kayıp şiirine ulaşabilme imkânı gündeme gelince, Tom, Rose’la birlikte birçok zorluğu göze almak zorunda kalacaktır.

Tom’un biyografi kaleme alırken uydurmaktan söz ettiği cümlesini alıntılarken “suçluluk” kelimesini neden vurguladığıma gelirsek... Ian McEwan’ın Neyi Bilebiliriz?’deki meselelerinden bir başkası da suç ve suçluluk çünkü. Bu, McEwan’ın başka romanlarında da başat bir mesele olarak karşımıza çıkar. En başta Kefaret’i[2] anmak mümkün. Bu romanı okuyanların hatırlayacakları gibi, on üç yaşındaki Briony’nin emin olmadığı bir konuda Robbie’yi suçlaması genç adamın hayatını alt üst eder. Briony yıllar sonra hatasını fark ettiğinde büyük bir suçluluk duyar ve işlediği suçun kefareti olarak kendi hayat çizgisinde de bir kırılma yaratmayı seçer. Suçluluk-kefaret meselesinin yanı sıra, Briony’nin ergenliğinden itibaren kendisini edebiyatçı olmaya adaması ve yetişkinliğinde ünlü bir edebiyatçı olmasıyla, bu meseleye edebiyat da dahil olur. Bu romanın sonlarında suçluluk-kefaret meselesini McEwan hayli ilginç bir noktaya bağlar. Gerçekliğin temsilini kaleme alırken gerçekliği çarpıtarak “suç” işleyen yazarın kefaret imkânı var mıdır? Briony buna “yoktur” yanıtını verir; çünkü eser sonsuza kadar yaşayacaktır. Burada şu da ima ediliyor: Geleceğe gerçeklik diye yazarın çarpıttığı versiyonun kalması yüksek ihtimaldir.

Buradan bakıldığında, Briony’nin tezinin McEwan’ın Neyi Bilebiliriz?’deki meselesiyle yakın olduğu görülüyor. Yine yukarıda ileri sürdüğüm teze. Edebiyat metnini bir hakikatin temsili olarak değil, bir canlılığın temsili olarak görmenin de bir bilme/öğrenme biçimi olduğu, ama bunun akademik, ansiklopedik bilgiden çok farklı bir bilgi olduğu tezine. McEwan’ın bu tema çerçevesinde yazdıklarını, değindiklerini; edebiyatın, özellikle romanın –Türkiye’de de olduğu gibi– dünyanın birçok yerinde son zamanlarda canlılığın bilgisinden ziyade tarihî, sosyolojik bilgiye yaslandığı zaman ayrı bir ilgi gördüğü, değer kazandığı olgusuna dolaylı bir dokunuş olarak görebiliriz. Kefaret’te Briony’nin romanının taslağını okuyan bir albay tarafından romanda geçen askerî bir tabirin hatalı olması ve askerî bir teçhizatın olayların geçtiği yıllarda kullanılmadığını hatırlatarak eleştirmesi de, McEwan’ın meselenin bu yönüne bir başka dokunuşu olsa gerektir. Nitekim Briony bu eleştirileri hatırlayınca, “önemsiz ayrıntılar” diye anar bunları ve olguların umurunda olmadığını, olgular umurunda olsaydı bambaşka bir kitap yazacağını geçirir içinden.

Neyi Bilebiliriz?’de sayısız “suç” ve suçluluk var. Suç kelimesini tırnak içine alma nedenim, bazı suçların ceza kanunlarında sayılan suç tiplerinden olması. Bazılarıysa daha moral “suçlar”; ikili ilişkilerde, aile içlerinde yapılmaması gereken şeyler. İkincisine örnek olarak, Vivien’in babasının çocuklarına yetişme çağında yaptıkları ve yapmadıkları verilebilir. Bu adam da ileri yaşlarında işlediği “suç”un ayırdına varır ve hastalığını çocuklarından saklar. Vivien bunun hakkında, “Suçluluk onun veda armağanıydı” der. Aynı zamanda bir nevi kefarettir. Bu andığım, romandaki belki de en önemsiz suç ve suçluluk; başka ve daha vahimleri var demekle yetineceğim. Parantez içine alınması gereken bir soru daha geliyor aklıma: (Dünyanın yüz yıl sonraki haline ilişkin McEwan’ın çizdiği resmin de bugün bizde suçluluk uyandırmayı amaçladığı düşünülemez mi?)

McEwan’ın Dersler’ini[3] okuyanlar hatırlayacaklardır; o romanda da suç, suçluluk meselesi ön plandaydı. Uzun uzadıya bahsetmeyeceğim ama; Briony gibi ünlü bir yazar olan Alissa’nın çocuğunu çok küçükken terk etmesi ve yıllar boyunca onunla görüşmek istememesinden duyduğu suçluluk mesela; yahut anılarında annesinden çok olumsuz söz etmesi. Alissa özellikle oğluyla ilgili suçluluğunun bir sonucu, bir kefareti olarak sosyal hayattan çekilmiştir ömrü boyunca. Çocuğundan uzaklaşmasının nedeni roman yazmaktır; hayatına bundan başka bir şey almayarak “borcunu”, kefaretini öder. Elbette romanın başkişisi olan Rolland’ın çocukluğunda piyano öğretmeni olan kadının, Miriam’ın ona verdiği hasar da “suç” ve suçluluk bahsinde önemli. Rolland on yıllar sonra onu bulduğunda her ikisinin yaptıkları ve yapmadıkları da... McEwan bu romanda da suça, suçluluğa verilecek tepkiler, intikam, kefaret gibi meseleleri olay örgüsünün içerisinde tartışıyor, tartıştırıyor. Uzun bir zaman dilimine yayılan bu romanda birbirine bağlanan olaylar ilk anda bir ailenin fertleriyle ilgili olmaktan ibaretmiş izlenimi yaratıyor, oysa aralarında çok belirgin biçimde vurgulanmayan ortak motifler var; suçluluk, kefaret ve intikam bunların başlıcası. McEwan’ın küçük ayrıntıları birbirine ve büyük resme iz, leke bırakmadan yapıştırmakta da çok mahir olduğunu vurgulamak isterim.

Dersler’deki bir başka motif de Neyi Bilebiliriz?’le kesişiyor. Alissa’nın evi terk etmesinin ardından eve gelen dedektif rastlantı eseri Rolland’ın bazı notlarını bulur. Yazmayı düşündüğü bir şiir için aldığı, çocukluk yıllarında yaşadıklarıyla ilgili bu notlar dümdüz, sözlük anlamıyla değerlendirilir ve bu satırlarda bir cinayetin ifşası olduğunu düşünülür. Roland bundan ötürü açıkça sorgulanmaz, yargılanmaz ama dosyası uzun yıllar, Alissa ortaya çıkana dek açık kalır; notlarının bulunduğu defter de iade edilmez. Daha fenası, bu zaman zarfında, bir yerlerde birilerinin haksız biçimde kendisinden kuşkulandığını bilir Rolland. Neyi Bilebiliriz?’de de Vivien’in yazılı bir edebi metnin bir suçun ifşası olabileceğinden ötürü tedirginlik duyduğunu görürüz. Hatta “devlette çalışan akıllı biri”nin bunu fark etmesinden ürktüğünü itiraf eder Vivien. Dersler’deki dedektifler de “devlette çalışan akıllı birileri” sayılabilir sanırım. Onlar işlenmemiş bir suçu bir edebi metinde bulduklarını zannetmişlerdir; Vivien’in çekindiğiyse, “devlette çalışan akıllı biri”nin edebi bir metne gizlenmiş şeyleri açığa çıkarmasıdır. Edebiyatın verdiği “bilgi”ye, akademik, ansiklopedik bilgi konusunda olduğu gibi, gündelik hayatla ilgili olarak da temkinle yaklaşılması gerekiyor. “Temkin” her iki taraf için de şart. Sadece gerçekliğin temsilini arayanlar değil, edebi metnin gerçeklikle hiçbir bağı olmadığını ileri sürenler de temkini elden bırakmamalı – bazen kurmaca gündelik gerçeğe denk de gelebilir; ya da onun bir halinin dönüştürülmüş, parçalanıp yeniden birleştirilmiş halidir, yahut birtakım parmak izleri silinirken başka izler bırakılmıştır.

Yine Briony’e döneceğim. Yazdığı metin nedeniyle birilerinin kendisini mahkemeye verebileceğini ileri sürenler, ona yerleri, kimlikleri değiştirmesini, örtbas etmesini önerdiklerinde şunlar geçer aklından:

Romancıların işi bu değil mi zaten? Gerektiği kadar uzaklaş; kampını ulaşılmayacak, adaletin parmak uçlarının uzanamayacağı yerde kur. Ama bu mesafelerin tam olarak ne kadar olması gerektiğini kimse bilmiyor, ta ki bir mahkeme celbi gelinceye kadar. (s. 332)

Ian McEwan’ın yarattığı kurmaca evrenlerde oyuncul bir yan var; bunu sağlayan da imkânlarla imkânsızlıkları yarıştırması, kâh temkine kâh temkinsizliğe çağıran olay örgüleri. Üstelik, andığım üç romanda da edebiyatçı roman kişileri üzerinden bu meseleleri tartışıyor McEwan; yani oyuna edebiyatı da katıyor, ya da edebiyatın oynadığı oyunları işaret ediyor; hem de oyun kurucu olarak oynadığı rolü...

Neyi Bilebiliriz?’in çarpıcı bir başka yanıysa, hem kişilerin iç dünyalarının hem de dışarıdaki dünyanın büyük bir ustalıkla resmedilmiş olması. Üstelik dışarıdaki dünya tek bir dünya değil; yüz yıl arayla iki ayrı dünya söz konusu. Bununla birlikte, roman esasında bugünleri anlatıyor. Hem bugünün insanlarının gözünden hem de yazının başında özetlediğim, felaketlerle dolu geçmiş bir yüzyılın ardından bugüne bakanların gözünden...

 

 

NOTLAR

[1] Ian McEwan, Neyi Bilebiliriz?, çev. İlknur Özdemir, Yapı Kredi Yayınları, Mart 2026, 292 s.

[2] Ian McEwan, Kefaret, çev. Püren Özgören, Yapı Kredi Yayınları, Şubat 2026 (10. baskı), 334 s.

[3] Ian McEwan, Dersler, çev. Lâle Akalın, Yapı Kredi Yayınları, Mayıs 2023, 466 s.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Dersler
  • ian mcewan
  • Kefaret
  • Neyi Bilebiliriz?

Önceki Yazı

DENEME

Katliamın ortasında bize bakan köpeklerin müjdeleri:

“Bir kez sevilen hiçbir şey ölmez”

“Goya’nın köpeği kuma yarı gömülü, başı yukarı, boş bir göğe bakıyordu; o bakışı karşılayacak kimse yoktu resimde. Şehrin Köpeklerine Müjdeler, işte o karşılıksız bakışa bir göz, o gömülü gövdeye bir el uzatıyor.”

MİNE YILDIRIM

Sonraki Yazı

İNCELEME

Kırım’dan Stalingrad’a, Avusturya’dan Ankara’ya:

Muzaffer bir hayat

“Nuriye Ortaylı'nın Annem Şefika adlı kitabını okurlara hararetle öneririm. Hem 20. yüzyıl tarihinin kimi en acı sayfalarına, sürükleyici roman kıvamında bir biyografi aracılığıyla vâkıf olmak hem çetin kadınlık hallerini bir kez daha anımsamak için.” 

ERENDİZ ATASÜ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist