Haftanın vitrini – 9
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Cici Köpek / Demokrasiler Neden Çöker? / Georges Perec / Komşu / Mikrobiyom / Mualla / Pembe Çamur / Psikanaliz ve Feminizm / Sakalar / Zarif Nezaketsizlikler
Cici Köpek
çev. Anıl Ceren Altunkanat
Livera Yayıncılık
Şubat 2026
276 s.
En masum oyunlar en korkunç sırları açığa çıkarır bazen.
Geleneksel bir aile hayatı süren iş insanı Agnes’in yolu ruhlarla iletişim kurma yeteneğini polisiye olayları çözmek için kullanan Marlene ile kesişir. Bambaşka yaşamlar süren bu iki kadının hikâyesini iç içe geçiren olaylar Agnes’in kızı Sophia’nın kaçırılmasıyla başlar. Fakat Agnes’in başına gelen felaket kızının kaçırılmasından ibaret değildir. Marlene’in de etkisiyle, eşi Victor hakkında görmek istemediği gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacak ve Agnes’in bir seçim yapması gerekecektir: konforlu yalanlarla yaşamaya devam etmek ya da sahici bir yaşamın ağır bedelini ödemek.
Cici Köpek Filipinler’in politik tarihinden izler taşıyan ve modern yaşamın açmazlarını gerçeküstü öğeleri yardıma çağırarak duyumsatan sürükleyici bir hikâye. Mabek Kawsek’in bu romanının gücü, her şeyden önce, aile, devlet ve piyasa kurallarının birbiriyle çatıştığı bir ortamda erdemli ve anlamlı bir yaşam sürmenin mümkün olup olmadığını sorgulatmasından ileri geliyor.
Demokrasiler Neden Çöker?
çev. Durmuş Bayram
Doğan Kitap
Şubat 2026
528 s.
Bir ülkede demokrasinin çökmesi milyonlarca insanın hayatını, refahını ve geleceğini etkileyen korkunç bir felakettir. Peki, bu felaketi doğuran sebepler ne ve demokrasilerin çökmesi engellenebilir mi?
Prof. Gangsheng Bao yirminci yüzyılda rejim değişikliği, iç savaş ve darbelerle sonlanan demokrasileri araştırırken hepsinde benzer bir örüntünün tekrar ettiğini gözler önüne seriyor. Siyasi kutuplaşma, beraberinde çözümsüzlüğü getiriyor ve demokrasiyi yıpratabiliyor. Siyasi kurumların kapasitesini ve işlevselliğini zayıflatan yapısal sorunlar da demokrasinin altını oyuyor. Bu iki faktör bir araya geldiğinde ise sonuç kaçınılmaz olarak bir felaket oluyor.
Demokrasiler Neden Çöker? çağımız için yerinde ve gerekli bir uyarı olduğu kadar, derinlemesine incelediği tarihi örnekleriyle de dikkat çeken, ufuk açıcı bir siyaset kitabı.
“Demokrasiler Neden Çöker? demokrasilerin neden yalnızca ‘yanlış’ kurumlar yüzünden değil, çoğu zaman ‘doğru’ kurumlara rağmen çöktüğünü ortaya koyuyor. Kurumsal açıklamaların ötesine geçen ve demokratik gerileme literatürünü yeni bir analitik düzleme taşıyan, alanın referans kitaplarından biri olmaya aday.”
– Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, Koç Üniversitesi
Georges Perec: Sözcükler Arasında Bir Hayat
çev. Can Sezer
Everest Yayınları
Şubat 2026
816 s.
David Bellos’un Goncourt Ödüllü kitabı, Georges Perec: Sözcükler Arasında Bir Hayat, romancı, denemeci, şair, senarist, OuLiPo edebiyat grubunun en önemli üyelerinden Georges Perec’in hayatına dair en kapsamlı kaynak. Bellos, daha önce yayımlanmamış belgeler ve ilk elden röportajların ışığında yazarın çocukluğuna, kendine özgü üslubuna giden dolambaçlı yola, OuLiPo grubu etrafındaki Paris edebiyat sahnesine, arkadaşlıklarına, aşklarına, Yaşam Kullanım Kılavuzu’nun olağanüstü başarısına ve nihayetinde kısa bir hastalığın ardından erken yaşta ölümüne odaklanıyor. Bu kitap, yalnızca bir biyografi değil; Perec’in karmaşık zihnini ve edebiyat dünyasına yaptığı yenilikçi katkıları anlamak için bir rehber.
Italo Calvino’nun “öyle kendine özgü bir edebi kişilik ki hiçbir şekilde başka birine benzemiyor” diyerek andığı Georges Perec’i ve onun edebi mirasını keşfetmek isteyen herkes için eşsiz bir eser.
“Muazzam, neşeli, tek kelimeyle aydınlatıcı. Yalnızca Perec’in değil, aynı zamanda altmışlar ve yetmişlerdeki Paris entelektüel hayatının mekanizmalarının, entrikalarının, tutkularının ve komedilerinin de son derece insani, canlı olduğu kadar karmaşık bir portresini ortaya koyuyor.”
–Richard Eder, Los Angeles Times
“David Bellos, kesinlikle bu iş için doğru kişi. Joyce’un izleri bile bu denli kapsamlı belgelenmemiştir.”
–Peter Lennon, The Guardian
Komşu:
Siyasal Teoloji Üzerine Üç Sorgulama
çev. Erkal Ünal
Axis Yayınları
Şubat 2026
“Komşunu kendin gibi sev.”
Tevrat’tan Hıristiyanlığa, oradan modern ahlak düşüncesine uzanan bu buyruk, insanlığın en yüce etik ideallerinden biri olarak kutsandı. Ama Freud’un sorduğu o rahatsız edici soru hâlâ ortada duruyor: Bu emir gerçekten mümkün mü? Ve eğer mümkün değilse, neden hâlâ vazgeçilmez?
Slavoj Žižek ile birlikte, çağdaş eleştirel teori ve siyasal teoloji alanında dünyaca saygın isimler olan Eric L. Santner ve Kenneth Reinhard’ı bir araya getiren Komşu: Siyasal Teoloji Üzerine Üç Sorgulama’da bu buyruk romantik ya da hümanist bir sığınak olarak değil, tekinsiz, sarsıcı ve huzursuz edici bir problematik olarak ele alınıyor. Çünkü “komşu” her zaman sevecen, tanıdık ve zararsız bir yüz taşımaz; bazen de katlanılmaz, travmatik bir aşırılık şeklinde karşımıza çıkar. Bu kitapta yazarlar psikanaliz, teoloji ve siyaset felsefesini buluşturarak, sevgi ile nefretin, etik ile şiddetin, insani olan ile insanlıktan çıkmış olanın sınırlarında dolaşan bu karanlık bölgeyi cesurca yokluyorlar.
Kurallara dayalı olduğu söylenen uluslararası düzenin dikişlerinin patladığı bir dönemde, “komşu” sorusu artık yalnızca ahlaki değil, doğrudan siyasal bir soru. “İnsan” dediğimiz şeyin kırılgan sınırlarını tartışmaya açan bu kitap, çağımızın karanlığına bakmaktan kaçınmayan, sarsıcı ve vazgeçilmez bir düşünsel yüzleşme.
Mikrobiyom:
Canlılığın Karanlık Maddesi
çev. Sevkan Uzel
Metis Yayınları
Şubat 2026
376 s.
İçimizde koca bir evren var: trilyonlarca bakterinin yanı sıra arkeler, mantarlar, virüsler gibi diğer “mikroplardan” oluşan kıpır kıpır bir evren. Ve biz bu evrenin sağlığımızın her yönü için ne kadar önemli olduğunu daha yeni yeni anlıyoruz. Tecrübeli cerrah ve mikrobiyom bilimcisi James Kinross bu kitabında bizi içimizdeki hassas ekosistemi daha iyi tanımaya davet ediyor.
Evrimsel geçmişimizde mikroplar biyolojimizi nasıl şekillendirdi? Çok sayıda mikroskobik yaşam formu tarafından ilk kez kolonize edildiğimiz doğum ânımızdan ölümümüze dek mikrobiyomumuz nasıl değişiyor? Mikroplarımız bağışıklık sistemimizi, bilişsel faaliyetlerimizi, ruh halimizi, iştahımızı, cildimizi, cinselliğimizi, aldığımız ilaçların tesir gücünü ve nihayetinde yaşam süremizi nasıl etkiliyor? 21. yüzyıldaki hayat tarzımız ve beslenme biçimimiz mikrobiyomumuza neden zarar veriyor ve bunu telafi etmek için neler yapabiliriz? Mikrobiyom biliminde son yıllarda ne gibi gelişmeler oluyor? Mikrobiyom sağlığını iyileştirmek için halihazırda kullanılan ve gelecekte kullanılması beklenen yöntemler neler?
Unutmayalım ki bizden çok önce dünyada mikroplar vardı; gezegenimizin kendisi ve diğer bütün canlılar gibi biz de mikroplarımızla birlikte evrim geçirdik, onlarla hayati bir işbirliği içine girdik. Dolayısıyla beden dediğimiz o muazzam yapbozu çözmenin, hastalıkları tedavi etmenin –hatta en baştan önlemenin– ve bir bütün olarak küresel sağlığı korumanın yolu mikrobiyomu anlamaktan geçiyor.
Mualla
İletişim Yayınları
Şubat 2026
118 s.
“Mualla bir yetişkin, gelmek isterse gelir, kalmak isterse kalır, ölmek isterse ölür, dirilir dirilir gelir, mahşer gününde hesap verir.”
Günay Çetao Kızılırmak, bir yasın izini sürerken hayat ile ölüm arasındaki çizginin ne kadar silik olduğunu hatırlatıyor. Kahramanımız, ölüme bir başlangıç ya da bir son anlamı yüklemeden; ablası Mualla’nın çocukluk, gençlik ve evlilik yıllarını, koşar adım intihara sürüklendiği günleri ve ardından tutulan yasın ağır zamanlarını, bir bütünün parçaları gibi görüp yan yana getiriyor. Hissetmenin de anlamak kadar önemli olduğunun her an farkında... Bir rüyanın, bir hayalin adı Mualla.
Pembe Çamur
çev. Emrah İmre
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Şubat 2026
256 s.
Dünya giderek felakete sürüklenmektedir. Şehirlerde rüzgârlar mide bulandırıcı kokular taşımaya başlamış, nehirlerin kabaran suları renkleri kızıla çalan tuhaf yosunlarla dolmuştur. Gıda sıkıntısına çare olma iddiasındaki bir fabrika, herkesi doyuracağı söylenen pembe bir çamura benzeyen, içeriği belirsiz bir gıdanın üretimine başlar.
Esrarengiz bir salgın sonucu harabeye dönmüş şehirlerden birinde bir kadın geçimsiz annesine, bir türlü uzak duramadığı eski kocasına ve bakıcılık yaptığı doymaktan aciz bir çocuğa yani hayatında kalan son insanlara çaresizce tutunmaya çalışmaktadır.
Fernanda Trías, Uruguay ve Meksika’da kazandığı pek çok ödülün ardından on yedi dile çevrilen ve dünya çapında başarı kazanan Pembe Çamur’la kıyamet yaklaşırken hafızasına, azmine ve yüreğindeki merhamete sarılanların hikâyesini anlatıyor.
Psikanaliz ve Feminizm
Dipnot Yayınları
Şubat 2026
320 s.
Bu kitap, psikanalizin kuramsal mirası ile feminist düşüncenin kesişiminden oluşan eleştirel hattı Freud’dan Butler’a uzanan bir eksende ele alıyor. Freud ve Lacan’ın yanısıra, Klein, Horney, Chodorow, Mitchell gibi psikanalistlerin katkılarını değerlendiren yazar, asıl olarak post-Lacan düşünürler olan Irigaray, Kristeva ve Butler üzerinden psikanalitik feminizmin temel tartışma başlıklarını sistematik bir biçimde izliyor.
Yazar, feminizm ile psikanaliz arasındaki etkileşimi yasa, fallus, özneleşme ve cinsel fark gibi kavramlar etrafında kuramsal düzlemde tartışıyor. Özellikle Lacancı fallus-merkezli yasa kavrayışına yöneltilen feminist eleştiriler, kitabın merkezî izleğini oluşturuyor. Butler’ın “Yasa’yı tanıyan ama mutlaklaştırmayan” yaklaşımı, bu çalışmada hem politik hem de düşünsel bir yönlendirici olarak öne çıkıyor.
Psikanalitik feminizm literatürüne eleştirel ve bütünlüklü bir bakış sunan bu kitap, hem psikanalizle hem de feminist kuramla ilgilenen okurlar için önemli bir başvuru kaynağı niteliğinde.
Sakalar
çev. Soner Sezer
Can Yayınları
Şubat 2026
216 s.
Bir gün inkâr ettiğin şeyin kucağına düşeceğini, kökenlerinin senin kaderine dönüşeceğini hayal bile edemezdin. Sürgün biraz da böyle bir şey işte.
11 Mart 2001. Taliban, Bamyan’daki iki Buda heykelini havaya uçurur. Aynı gün, iki farklı şehirde iki Afgan erkeğin hayatı dönüşü olmayan biçimde değişecektir.
Paris’te Tom, karısını ve kızını geride bırakıp Amsterdam’a doğru yola çıkar. Hafızasında bir bozukluk, dilinde yabancılık, ruhunda parçalanmışlık taşır. Geçmişini gömmüş, adını bile değiştirmiştir: Tamim artık yoktur. Yusuf, kardeşinin kayboluşuyla dul kalan yengesi Şirin’e karşı içinde filizlenen arzuya direnmeye çalışır. Her sabah, Taliban korkusuyla sokaklarda su taşırken hem bedenini hem inancını sorgular.
Sakalar, bir günde geçen ama yüzyıllara yayılan bir roman. Atiq Rahimi, aşkı, ihaneti, sürgünü, belleği ve inancı eksiltisiz bir ritimle, Doğu masallarıyla Batı romanının sınırında anlatıyor. Kelimeler çağrışımlarla kurulur, karakterler geçmişlerinden kaçar, ama su gibi özlerine döner.
“Bu roman, sürgünün şiirsel anatomisi. Her cümle bir damla su gibi, titizlikle yazılmış.”
–Mohammed Aïssaoui, Le Figaro Littéraire
“Bir gün. İki şehir. İki adam. Ve tek bir kırılma ânı: Bamyan’daki Budaların yok edilişi.”
–Christine Ferniot, Télérama
Zarif Nezaketsizlikler
çev. Herdem Belen, Hüseyin Ertürk
Alfa Yayınları
Şubat 2026
128 s.
“Salona biletsiz girdin. Gösterinin sıkıcı olduğunu da iddia edemezsin. Hâl böyleyken gösteri sırasında yoksulluk, yoksunluk ve hastalık şeklinde bir bedel talep edilirse rezalet çıkarma, sökül. Dünyaya gelmiş olmak her şeye değer. It pays to have been there.”
Günther Anders’in kimi zaman birer deneme hacmine ulaşan metinleri, 20. yüzyıldan itibaren filozof/düşünür figürünün, birikimiyle istediği temalara yönelme ayrıcalığına sahip bilge kişi olmaktan çıktığını, modern hayatın yarattığı hemen her türden sorunun hücumuna göğüs geren bir çeşit düşünce fedaisi haline geldiğini gösteriyor. “Kapı baca açık felsefe yapma”nın bedelini ödemeye hazır, belki de gönüllü olmalıdır düşünür. Bunun karşılığında artık ekmeğini taştan çıkarmak zorunda değildir: Kafa yorulacak meseleler saymakla bitmez.
“Anders’in Zarif Nezaketsizlikler’inin kapağını açmayagörün. İlk satırdan son satıra, daha doğrusu “O Takdirde Ancak”tan “Tiyatronun Âlemi Yok”a kadar okumadan yarıda bırakmanız hayli zor. Bu bir dizi akıl yürütmenin tiryakisi olmaksa işten bile değil. Anders’in düşünme biçimi meselelerin ‘ikiyüzlülüğü’nü kavramaya dönüktür. Sadece aptalca lakırdıları yorumlamakla yetinmez Anders; hedefi daha yüksektir, yoğun ilgisi belli bazı entelektüel söylemlerdeki defolara yöneliktir. Anders, bilgeliğin nihai hükümlerinin çoğu zaman yalnızca sondan bir önceki yargı olduğunu göstermekten büyük zevk alan bir düşünce adamı.”
–Süddeutsche Zeitung