Haftanın vitrini – 9
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Başkaldırı / “Ben Suat Derviş” / Duygulanım Kuramları / Enis Batur’a Mektuplar / Küresel Kapitalizm ve İnsanlığın Krizi / Ledoux’dan Le Corbusier’ye / Müzik Kendini Anlatır / Olağanüstü Sıradışı ve Mükemmel / Kayıp Hikâyenin Peşinde / Yıldızlara Değen Rüzgâr
Başkaldırı: Şiir ve Finans Üzerine
çev. Murat Öznaneci
Akademim Yayıncılık
Şubat 2024
132 s.
Başkaldırı, belirsizliğin hüküm sürdüğü zamanımızda, toplumu manipüle etmek için kullanılan büyüme fikrine ve borç kavramına karşı Otonomist bir manifesto ve neoliberalizmin yarattığı kriz karşısında bir toparlanma nidasıdır. Dünya kaçınılmaz olarak protesto ve şiddet dalgalarına sahne olacaktır ancak eski direniş modelleri artık geçerli değildir. Mevzubahis ekonomik bir krizden ziyade, toplumsal tahayyülün krizidir. Toplum ya finans sektörünün toplumsal mutluluk, kültür ve kamu yararı pahasına talep ettiği kurtuluş reçetelerine bağlı kalacaktır ya da alternatifini yaratacaktır. İkinci yolu seçenler için Berardi, beklenmedik bir dilsel politik silah olarak şiiri ortaya koyar: Dilin iflası, anlamın ve arzunun duyumsal doğuşu, bilgiye indirgenemeyen ve para gibi değiş tokuş edilemeyen bir şey olarak şiiri.
Suat Derviş Kitabı
Hazırlayan: Seval Şahin
Katkılar: Béatrice Hendrich, Ceren Lordoğlu, Deniz Gündoğan İbrişim, Eda Yiğit, Meltem Gürle, Nergis Ertürk, Pelin Başçı, Senem Timuroğlu, Serdar Soydan, Tuncay Birkan
İthaki Yayınları
Şubat 2024
288 s.
Onlarca roman, yüzlerce öykü, binlerce yazı... Mücadeleyle ve durmadan yazarak geçirdiği ömründe hak ettiği ilgiyi görememiş bir aydın, devrimci bir kadın. Türk edebiyatının, Türk basın tarihinin en etkili, en üretken kalemlerinden biri. Yazar Suat Derviş.
Son yıllarda kendisi ve eserleri üzerine yapılan çalışmalarla âdeta “keşfedilen bir yazar” oldu Derviş. Bıraktığı uçsuz bucaksız külliyat, tespit edilen müstear adları ve bu adlarla yayımladığı eserleri sayesinde her yıl genişleyip yeniden ele alınıyor. Kâşifler, yirminci yüzyılın hafızasına, kadınlığa, erkekliğe ve topluma; aşka, ölüme, çaresizliğe ve yalnızlığa dair anlattığı eşsiz hikâyelerle onun dünü bugüne denk kılabilen bir “yıldız” olduğunu belgeliyor. Bu kitap, 2022’de gerçekleşen Ölümünün 50. Yılında Suat Derviş etkinliklerinin coşkulu birikimiyle hazırlandı. Akademisyenler ve araştırmacılar tarafından Derviş’in yazar kimliğiyle eserleri farklı, yenilikçi temellerde değerlendirilerek onun Almanya dönemine, bilinmeyen yapıtlarına ve müstear adlarına dair yeni bulgular paylaşıldı.
Işığı hiç sönmeyecek, keşfi uzun yıllar sürecek Suat Derviş’in aziz hatırasına…
“Acaba bana verilen hangi unvana acıyorlar? Ben ne kontesim, ne düşes, ne kraliçe, ne profesör, ne meclisi idare azası ne de saylavım.
Ben muharririm.”
der. Melissa Gregg, Gregory J. Seigworth
çev. Zehra Cunilera
Alef Yayınları
Şubat 2024
492 s.
Duygulanım Kuramları, 2000’li yılların başından bu yana toplumsal düşünceyi derinden etkilemekte ve dönüştürmekte olan duygu/duygulanım araştırmalarına dair tüketici olmayan ama son derece kapsamlı bir çalışma. Kitabın derleyicilerinin de belirttiği üzere, duygulanıma dair genelleştirilebilir ya da tek bir kuram henüz bulunmamakta ve kuvvetle muhtemel –şükürler olsun– hiçbir zaman da olmayacak. Kitapta yer alan yazılar bizi fenomenoloji, psikanaliz, psikoloji, Kartezyen sonrası felsefeden Marksizm, feminizm ve bilim ve teknoloji çalışmalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede birbirinden oldukça farklı kuramsal çerçevelerde ele alınan duygulanım çalışmalarıyla tanıştırıyor.
Derlemede yer alan makaleler, duyulanım çalışmalarının sağladığı kuramsal avadanlıklarla deneyime ve deneyimin bedensel veçhelerine dair ayrıntılı bir yaklaşım geliştirmek üzere seferber edilmiş. Çoğu Spinoza esinli bu yazarlara göre deneyimin özünü oluşturan ve hem öznelliği hem de nesnelliği önceleyen duygulanım gayri şahsidir; bedenin etkileme ve etkilenme kapasitesiyle imlidir. Bu çalışmalar bizi tüm maddiliği ile dünyanın his ve anlamını ayrıntılı bir biçimde betimleme gayretine ve yaşantılanan gerçekliğin zengin katmanlarına daha keskin bir dikkatle bakmaya, eldeki kavramların kısıtlarını aşmaya dair özene ve tefekküre çağırmaktalar.
Enis Batur’a Mektuplar ve Ankara Yazıları
Hazırlayan: Mesut Varlık
Şubat 2024
136 s.
Enis Batur ile Bilge Karasu 1971 yılında tanışıyorlar. Batur’un 1973’te Paris’e gidişine kadar gelişen dostluklarının ardından, aynı şehirde olmadıkları yıllarda sürekli yazışıyorlar.
Bu kitapta Bilge Karasu’nun Enis Batur’a 1973-76 ve 1985-94 yılları arasında yazdığı mektupları, Mesut Varlık’ın Karasu’yla dostluğa dönüşmüş usta-çırak ilişkileri hakkında Batur ile yaptığı bir söyleşiyi, Batur’un “Bilge Karasu’nun Ankara'sı” adlı yazısını ve Karasu’nun radyo için yazdığı Ankara metninin dergi yazısı halini okuyacaksınız.
“Ankara’da yazdığım zaman nasıl İstanbul’u düşünerek yazıyorsam, dışarıda yazdığım zaman da yine İstanbul’u düşünerek yazıyordum,” diyen Karasu'nun Ankara’da, Ankara’nın da Karasu’da nice iz bıraktığına dair birçok ipucu bulacaksınız bu metinlerde.
Küresel Kapitalizm ve İnsanlığın Krizi
çev. Akın Emre Pilgir
Ayrıntı Yayınları
Şubat 2024
384 s.
Bu heyecan verici yeni çalışma, birden fazla yönüyle, ekonomik, politik, toplumsal, ekolojik, askeri ve kültürel boyutlarıyla küresel kapitalizmin krizini özgün ve kışkırtıcı bir şekilde ifşa etmektedir. Küreselleşme üzerine daha önceki çalışmalarını geliştiren William I. Robinson, yeni küresel kapitalizmin doğasını, küreselleşmiş bir üretim ve finans sisteminin yükselişini, ulus-ötesi kapitalist sınıfı ve ulus-ötesi devleti ele almakta; bizi kriz halinde ve kontrolden çıkmış küresel kapitalist sistemin patlamaya hazır çelişkilerini sınırlamayı amaçlayan küresel bir polis devletinin yükselişine karşı uyarmaktadır. Robinson, farklı toplumsal ve politik güçlerin krize nasıl yanıtlar ve alternatif gelecek senaryoları getirdiğini keşfederek kitabı sonlandırmaktadır.
“William I. Robinson bu özenli ve bilgilendirici çalışmasında, daha önceki çalışmalarında ortaya koyduğu küresel kapitalizm teorisini daha da ileriye taşıyarak, bu teoriyi insanlık tarihinin benzeri görülmemiş bir anında, kararların insan onuruna yakışır bir şekilde hayatta kalma olasılığını doğrudan etkilediği ciddi krizlere uyguluyor. Geliştirdiği perspektif çok değerli, kapsamlı bir şekilde araştırılmış ve dikkatle analiz edilmiş, son derece önemli konuları ele alıyor.”
–Noam Chomsky, Enstitü Profesörü (emekli), MIT
“Küresel kapitalizm ve ulusötesi kapitalist sınıf teorisi konusunda en önde gelen düşünürlerden biri olan Robinson’un yeni çalışması meydan okuyan türden ve son derece önemli… Aslında bu çalışma, çağdaş kapitalizmi anlamak isteyen ve gezegenimizin kaderiyle ilgilenen herkes için temel bir okuma niteliğinde. Başka bir deyişle, bu kitabı herkes okumalı.”
–Jerry Harris, Race and Class
Ledoux'dan Le Corbusier'ye Özerk Mimarlığın Kökeni ve Gelişimi
çev. Hüseyin Tüzün
Arketon Yayınları
116 s.
20. yüzyılın önde gelen mimarlık tarihçilerinden olan, çağdaş kuramcılardan Colin Rowe ve Aldo Rossi'yi derinden etkilediği bilinen Emil Kaufmann'ın 1933'te yayımladığı Ledoux'dan Le Corbusier'ye, Özerk Mimarlığın Kökeni ve Gelişimi başlıklı çalışması, Arketon Yayınları’nın son kitabı olarak raflardaki yerini aldı. Aykut Köksal’ın yayın yönetmenliği ve editörlüğünde hazırlanan ve yayımlandığı dönemde, "son yılların en orijinal sanat tarihi tezi" olarak nitelenen kitabı, Hüseyin Tüzün özgün metinden Türkçe'ye aktardı. Kaufmann, Ledoux ile Le Corbusier arasındaki sürekliliğe dikkat çektiği çalışmasında, Immanuel Kant'ın "özerk ahlak" kavramından yola çıkarak, mimarlığın modernleşme öyküsü içinde "özerk mimarlık"ın izini sürüyor. Kitabın bir başka özelliği ise, Claude-Nicolas Ledoux üzerine, ünlü mimarın özgün çizimleriyle ve nitelikli bir basımla yayımlanan ilk Türkçe kitap olması.
Emil Kaufmann, kitaba yazdığı önsözde şöyle diyor:
"Bu kitabın yazarı, Fransız Devrim mimarlığının önemini, Claude-Nicolas Ledoux’nun sanat tarihinde hak ettiği özel değeri ve ilk önce onda görülmeye başlayan düşüncelerin yaşamayı sürdürdüğünü, daha önceki bir dizi yayınında göstermişti. Şimdi bu çalışmaların sonuçlarından elde edilen verilerin devamı olarak, sanatçının yapıtlarının toplu bir betimlemesinin, daha önce yayımlanmamış belgelere dayanılarak en özlü biçimde verilmesi ve bunun da ötesinde, 19. ve 20. yüzyılların mimarlık gelişimine yeni bir anlam kazandırılması öngörülüyor. Burada salt bir monografiden, bir sanatçının yaşamını aktaran yalın bir yaşamöyküsünden daha farklı bir şey deneniyor; Ledoux’nun yapıtlarının açılımıyla mimarlık tarihinin bu bölümünün yeni bir ışıkta görülmesi ve 1800 yılı dolaylarındaki büyük düşünsel devinimin sanat alanındaki yansımasının sergilenmesi amaçlanıyor."
Müzik Kendini Anlatır
H2O Kitap
Şubat 2024
128 s.
Çoğu kez merak ederiz bir müziği işittiğimizde: “Ne anlatıyor bize?” Hele de söz yoksa ya da sözleri bilmediğimiz bir dildeyse. Özellikle de klasik Batı müziği dinliyorsak ipuçlarını izleyip şifrelerini çözmek adeta bir göreve dönüşebilir. Besteci hangi duygular içindeydi, ne düşündü; bize anlatmak istediği ne?
Bazen de hiçbir şey düşünmeden elimizi ayağımızı ritme kaptırmış halde bulabiliyoruz kendimizi ya da ezgiye uyum gösterdiğimiz bir sallantı içinde. Beethoven’ın 9. senfonisinin son bölümünde koronun ne dediğini bilmesek de coşku seline kapılabiliyoruz. Dünyanın neresinde bestelenmiş olursa olsun bir türkü ya da bir baladın hüznüne eşlik ediverir buğulu gözler ve dudaklara asılı kalan yarım bir gülümseme.
Peki ne anladık? İyi bir müzik mi dinlemiş olduk; nitelikli, seçkin? Müziğin kötüsü hangisi peki: Rap mi, arabesk mi, operet mi? Rock müzik 80’lerde bitti de sonrakiler beceriksiz mi? Ozan geleneği yok oldu da türküler mi tükendi? İlkel halkların müziği “tam tam”dan ibaret de bu yüzden mi “ilkel” oluyor, o müzik bir şey anlatmıyor mu?
Fırat Kutluk gündelik ve sıradan yargılar ile müziği sınıflandırma, derecelendirme, hiyerarşi belirleme yetkisinin anlamsızlığını ve yararsızlığını gündelik dildeki yansımalarından örneklerle sergiliyor. Yetkili ya da yetkisiz, akademiden ya da sokaktan, sanatçıdan ya da izleyiciden gelen yargıların benzerliğini belirlerken müziği seçkin kılma girişimlerinin müziğin önemli bir kısmını dışlamaya, kötülemeye dönüştüğünü gösteriyor. Ancak uyarıyor da: Bu, hepimizin sıklıkla bir anda, kolayca benimseyiverdiği bir tavırdır. Çünkü müzik kendini anlatır.
Olağanüstü Sıradışı ve Mükemmel
April Yayıncılık
2024
200 s.
Kanıksadığımız distopyanın yok saydığımız dertleri bir ütopya ihtimaline yol açarsa ne olur?
Kariyerinin tekdüzeliğinden sıkılıp hayatının filmini çekmek için herkesten kaçan ünlü dizi yönetmeni kendini Akdeniz kıyısında, üzerine yazlık site inşa edilmiş bir antik kentte bulur.
Yavaş yavaş tanıştığı ahalinin yıllanmış sırlarını karşı konulmaz bir merakla açığa çıkarma peşine düştükçe
doğanın akılalmaz mucizeleri eşliğinde kendinden bile sakladığı yakıcı sırlarla yüzleşir.
Nükleer savaş ve dünyanın son şafağı.
Adı sanı bilinmez bir çiçeğin insanların yüzüne yerleştirdiği o tekinsiz tebessüm.
Geçmişin bir günlükten seslenen hayaletleri.
Kadim zamanlardan beri insanları avlayan şu delilik.
Sanki hepsi ortaya çıkmak için Mert’in Harabeler Sitesi’ne gelmesini bekliyor.
Çıldırtıcı aşkın gölgesinde, atom bombası patlasa umursamayacak sakinlerle,
kan gölünün ortasında dans etmek için ondan geriye sayılıyor.
James Hakan Dedeoğlu muzip ve iddialı kalemiyle insanlıktan çıkmamak için köşe bucak kaçanların korktuklarının başlarına gelmesini yazıyor.
Kayıp Hikâyenin Peşinde
Tesadüf-i Acibe ve Hikâye-i Garibe
Hazırlayan: Fatih Altuğ
Vakıbank Kültür Yayınları
Şubat 2024
128 s.
Ahmed Rifat’ın gizemli romanı Kayıp Hikâyenin Peşinde: Tesadüf-i Acibe ve Hikâye-i Garibe zamanın ve coğrafyanın sınırlarını aşarak gömülü anlatıları ve kesişen kaderleri etkileyici bir dokuyla işler. Anonim bir yazarlık hikâyesini de barındıran bu eser, eski bir Arapça el yazmasını gün ışığına çıkararak okurları, Halep’ten Hindistan’a uzanan 17. yüzyıl manzaralarında benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor.
Eski bir bodrumda keşfedilen gizemli kitap, Bedreddin, Gülnaz ve Şemseddin’in maceralarını konu edinir. Romanda aşk, ticaret ve insan arzularının iç içe geçtiği hareketli şehirler ve ticaret rotaları da yaşamın karmaşıklığını canlı bir şekilde yansıtır.
Kalabalık pazarlardan köle ticaretine ve insan duygularının labirentine uzanan Tesadüf-i Acibe ve Hikâye-i Garibe, gerçeklikle kurmacanın sınırlarını bulanıklaştırarak insanın arayış yolculuğunu hikâye eder. Ahmed Rifat’ın bu eseri, okurları gömülü gerçeklerin gün yüzüne çıktığı ve varoluşun özünü ustalıkla takip edebilecekleri sürükleyici bir yolculuğa davet ediyor.
Yıldızlara Değen Rüzgâr
çev. S. Göksel Türközü
Doğan Kitap
Ocak 2024
408 s.
1944, Fukuoka Hapishanesi, Japonya. Hapishane duvarlarının içinde korkunç bir cinayet işlenir. Tek ipucu ise cesedin cebindeki şiirdir.
Maktul hapishanenin “Kasap” lakaplı en gaddar gardiyanıdır. Cinayeti araştırması için ise en büyük tutkusu kitap okumak olan genç inzibat Vatanabe görevlendirilir. Soruşturmanın hemen başlarında azılı bir mahkûm hemen suçu itiraf eder ama Vatanabe ikna olmaz. Araştırmaları onu en sert kalpleri bile titretebilen şiirler yazan Yun Dongcu’ya yönlendirir. Vatanabe hem şüpheliyi, hem de yetenekli genç şair Yun Dongcu’yu sorguya çekerken hapishanede kimsenin göründüğü gibi olmadığını fark eder.
Gerçek olaylardan ilham alınarak yazılan bu roman özgürlüğünü ve insanlığını kaybedenler için yazılmış bir ağıt, şiirin ve edebiyatın insanları dönüştürüp yücelttiğinin de bir kanıtıdır.
Önceki Yazı
Manto’s “Toba Tek Singh”
“The fundamental questions Manto asked about the nature of the postcolonial transition continue to resonate today as like him we try unsuccessfully to exorcise the ghost of partition: weren’t the basic problems confronting Indians and Pakistanis the same?”
Sonraki Yazı
Arkadaşım Vüs’at O. Bener
“Sık sık vurguladığı gibi, edebiyat onun için 'yüce' bir şey değildi. Yazı cümlelerindeki boşlukları, daha önce başka edebiyatçıların uzun metinlerini bir 'Occam usturası' işleviyle kurguladığı da olurdu. Fazla sözcüğün amansız düşmanı. Yazılandan çok yazılmayan, yazılamadan kalan şeylerin gölgelere sığınmış haliydi asıl ilgilendiği.”