Haftanın vitrini – 7
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Baksan Herkes İyi / Bu Dünyada Yaşamak / Edebiyatımızda Kent Hakkı Romanları / Hiç Kimsenin Kızı / İçimdeki Kilitleri Tek Tek / Kar Suyu Gibi Akar Gideriz / Ötekiler Nasıl Yaşar? / Sanatçıyı Zamanı Yaratır / Sonsuza Dek Emily / Yakanıza Gül
Baksan Herkes İyi
İletişim Yayınları
Ocak 2026
142 s.
Sönmez Hoca ne anasının gözüdür, Muhsin Kara’nın geleceği zamanı saniyesi saniyesine bilir. ‘Ayaklarınızı da vurun. Evet böyle. Biraz daha tempo. Vurun ayaklarınızı. Zangırdasın gökyüzündeki avizeler. Her Türk asker doğar. Tekrar...’ Gökyüzündeki avizeleri, acaba Muhsin Kara duydu mu? Kendisi çok beğendi çünkü bu benzetmeyi. Ağzı ışıl ışıl.”
Baksan Herkes İyi’de, 1990’lı yıllarda, zamanın ağır adımlarla ilerlediği, herkesin birbirini tanıdığı ama kimsenin birbirini gerçekten görmediği bir nahiyede sessizliğin yerini gittikçe artan uğultular almaya başlıyor. Hırs, intikam, öfke, bir çember olup etrafı sarıyor ve sonunda bir okul müdürü, bir jandarma komutanı ve hırslı bir müteahhitin yolları, telafisi imkânsız bir trajedide kesişiyor.
Özgür Çırak, taşranın puslu havasında yankılanan sarsıcı bir insan panoraması sunuyor.
Bu Dünyada Yaşamak
İthaki Yayınları
Ocak 2026
384 s.
Gecenin en önemli ismi ve onur konuğu Fidan Kardan, kırmızı halının uzak ucundan onlara doğru ilerliyordu. Koyu gri, uzun kollu, dümdüz bir elbise içinde muhteşem görünüyordu. Günün birinde hayatını çekerlerse bu kadını Zuhal Olcay canlandırmalı, diye düşündü Ezgi.
Kocası Emrah Han, memleketin en popüler dizi oyuncusu olarak çoğu insan için Fidan Kardan’dan daha ilgi çekiciydi. Fakat bu gece şöhretli insanların çoğundan beklenmeyecek bir alçakgönüllülükle karısının gerisinde duruyor ve muhabirlerin ilgisini sürekli ona yönlendiriyordu. Fotoğrafçılar için el ele birkaç poz verdikten sonra kokteylin yapıldığı terasa geçtiler.
Onların ardından kırmızı halının ucunda ufak bir karışıklık çıktı.”
İster bağımsız bir roman ister Sonra Gözler Görür’ün devamı olarak okunabilecek bu yeni Yenikent macerasında, uluslararası film festivalinin ünlü konuklarından birinin ani ölümü şehirde büyük şaşkınlık ve şüphe yaratır. Olayın peşine düşen gazeteci Ezgi Sezgin, Yenikent’in derinlere gömülmüş karanlık geçmişine doğru ilerler.
Ezgi, bir yandan bu esrarengiz ölümü aydınlatmaya çalışırken, diğer yandan darbe yıllarından bugüne uzanan korkunç sırların izini sürer. Gerçeğe ulaştığında kendisini tehlikenin tam ortasında bulur.
Bu Dünyada Yaşamak, kişisel olanla politik olanın kesiştiği, temposu hiç düşmeyen, sarsıcı bir Yenikent polisiyesi.
1960'lardan Günümüze
Edebiyatımızda Kent Hakkı Romanları
çev. Mehmet Zeki Giritli
Koç Üniversitesi Yayınları
Şubat 2026
256 s.
İstanbul bir yanda Boğaz’ı ve ışıltılı etkinlikleriyle parıldarken diğer yanda mahalleler kimlik değiştiriyor, yoksullar merkezden sessizce çepere itiliyor, tarihî semtler hızla siliniyor. Bu sürece, ‘eski İstanbul’a duyulan nostaljinin, kente sonradan gelenleri dışlayan bir söyleme dönüşmesi eşlik ediyor. Bu kitap, İstanbul’un bu iki baskın hikâyesini —kentsel dönüşümün sert yüzü ile elitist nostaljisinin dışlayıcı dilini— Lefebvre’in kent hakkı kavramı üzerinden yeniden düşünmeye davet ederken İstanbul romanlarında bu olguların izini sürüyor. Edebiyatımızda, nostaljik damarın karşısında, İstanbul’da yaşayan göçmen kahramanların bakışı ve diliyle şekillenen, “kent hakkı romanları” olarak adlandırılabilecek başka bir damar daha geliştiğini gösteriyor. Orhan Kemal ve Muzaffer İzgü’den Latife Tekin’e, Ayhan Geçgin ve Hatice Meryem’den Orhan Pamuk’a uzanan geniş bir yelpazeyi incelerken, elitist damarın idealize ettiği kayıp İstanbul’la, bugün kentin çeperinde tutunmaya çalışan görünmez toplulukların sesi arasındaki mesafeyi sorguluyor.
Hiç Kimsenin Kızı:
İstismardan Kurtulmak ve Adalet İçin Mücadele
çev. Hasan Erel
Kırmızı Kedi Yayınevi
Şubat 2026
432 s.
Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell’e karşı verdiği mücadeleyle tanınan
Virginia Roberts Giuffre’den cesaret verici bir kitap…
Dünya Virginia Roberts Giuffre’yi, Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell’e karşı başlattığı hukuki mücadeleyle tanıdı. Konuşma kararıyla her iki seri istismarcının da hapse girmesinde önemli rol oynayan Giuffre; Prens Andrew’la çekilen fotoğrafıyla medyanın tartışmasız en çok konuştuğu isimlerden biriydi. Çünkü tek kare fotoğrafla tuğladan bir taş çekilmiş, sarsılmaz denilen itibarlar yerle yeksan olmuştu.
Ancak Giuffre’nin hikâyesi, şimdiye dek hiç kendi sözleriyle, eksiksiz biçimde anlatılmamıştı. Ta ki bugüne kadar…
Giuffre, Nisan 2025’te yaşamına son verdi. Ardında, ölümünden önceki yıllarda kaleme aldığı ve yayımlanmasını açıkça istediği bir anı kitabı bıraktı.
Hiç Kimsenin Kızı, sıradan bir çocuğun olağanüstü zorluklarla yüzleşen bir kadına dönüşmesinin sürükleyici ve güçlü hikâyesi olarak okurla buluşuyor.
Giuffre kaleme aldığı anılarında, Epstein ve Maxwell’in aracılığıyla birçok nüfuzlu erkeğin kendisine ve başka kadınlara uyguladığı sistematik istismarı gerçeğin yalın sertliğiyle ifşa ediyor.
İçimdeki Kilitleri Tek Tek
Can Yayınları
Şubat 2026
104 s.
Olmuyor, hiçbiri sana beni unutturmuyor. İnsanın içi ne kadarsa dışının da o kadar olduğunu kavrıyor, kendine sığamıyorsun. Evlerde, sokaklarda, şehirlerde yer bulamıyorsun kendine. Acıdan kıvranıyorsun. Nihayet bir akşam konuşuyorsun benimle. Bensizliğin mümkün olmadığını ama bana gelecek yolu da bir türlü bulamadığını anlatıp beni yine yanına çağırıyorsun. Seni dinliyorum, dinliyor ama gelmiyorum.
İçimdeki Kilitleri Tek Tek, bir türlü iyileşmeyen yaralara, dur durak bilmeyen arayışlara, amansız yoksunluk ve kayıplara dair hikâyeler anlatıyor.
Gaye Keskin, bu ilk kitabında insanın kimi zaman kendiyle, kimi zaman yakın çevresiyle arasındaki girift ilişkileri, yabancılaşmayı ve yoksunluğu ele alıyor. Madam Violet’ten Mümtaz’a, Eleni’den Neriman’a uzanan bu yolculuk, okura yoğun, içten ve güçlü öyküler vaat ediyor.
İçimdeki Kilitleri Tek Tek, içsel hesaplaşmaların ve kişinin özgürlük arayışının güçlü bir yansıması olarak gün yüzüne çıkıyor.
Kar Suyu Gibi Akar Gideriz
Dipnot Yayınları
Şubat 2026
120 s.
“Ölümün eli kulağındayken anlam anlamsızlaşıyor. Her şeye iyi gelen, her şeyi sağaltan bir zaman var mı? Kendinden başkasına zaman yetirecek güçte bir Kronos?”
“Ekseni eğik dünyanın ışıkla kovalamacası durmaksızın sürüyor. Mevsimler değişiyor…”
“Babam ölümü doğuramıyordu. Akşam olmasından korkuyordu, gece olmasından korkuyordu. Uykudan korkuyordu. Gece uyursa bir daha uyanamayacağından korkuyordu. İçindeki sıkıntı Minerva’nın baykuşu gibi gün batarken ortaya çıkıp hızlı hızlı kanat çırpıyordu.”
“Çocukları analardan, babalardan; yaşlıları da çocuklarından kurtarmalı. Kim kimin yıkımı!”
Ne hayatta kalmanın kurtuluş ne ölmenin çare olduğu benzersiz bir anlatı bu. Yolun sonuna varmadıkça hakkında hiçbir şey bilinemeyecek bir öykü olarak hayat, geride kalanların belleğinde tava dökülmedikçe adı konmayacak bir sır olarak ölüm… Öykülenmeyi hak etmek için kendi varlık sebebinden fazlasına gereksinmeyen insanların hayatlarını tüm o yalınkat parlaklığı içinde anlatıyor Hatice Aydoğdu. Gündelik olanın içindeki öyküyü bulup çıkarmıyor, tersine, gündelik olanı öykü katına yükseltiyor. Hayatın o katmerli dolambacına bazen tutkulu, bazen sakıngan, bazen iştahlı, kimi zaman da yetingen bir dürtüyle yol veren bütün işaretleri tek tek seçiyor. Tüm etkilerin kavşağında, tüm etkilere açık olmaktan, sadece ondan medet umuyor. Sözün özü, hayatın yükünü ayrı, darasını ayrı tartıyor elinizdeki kitap.
Ötekiler Nasıl Yaşar?
New York Müşterek Meskenlerinde Gözlemler
çev. Deniz Özel
Paris Yayınları
Ocak 2026
296 s.
Polis nihayet geçidin idaresini ele aldığında ve ıslah çalışmalarının ilk adımı olarak tüm ‘serseriler’ sürüldüğünde, edinilen tecrübeler doğrultusunda yapılan ilk iyileştirmelerden biri kanalizasyon girişine özel bir ızgara yerleştirmek olmuştu. Resmî raporda açıkça ifade edildiği üzere bu ızgara, ‘kanalizasyonları ve bağlantılı mahzenleri birer saklanma yerine çevirmeye meyilli kişilerin içeri girmesini engellemek amacıyla’ yerleştirilmişti. Gerçek şu ki, büyük tonozlu kanalizasyonlar Bataklık Melekleri olarak anılan hırsızlar için bir kaçış güzergâhı olmuştu. Polis tarafından kovalandıklarında hem bu kanalizasyonları kullanarak kolayca kaçıyor hem de çaldıkları malları burada saklıyorlardı.
Ötekiler Nasıl Yaşar? Jacob A. Riis’in 1880’ler New York gecekondu mahallelerinde hüküm süren yaşam koşullarını belgelediği, fotojurnalizmin öncü ve kurucu eserlerinden biridir.
Riis, hızla büyüyen New York’ta nüfus artışıyla birlikte birer müşterek meskene dönüşen kiralık evleri, bu alanlarda ortaya çıkan sağlık krizlerini ve kamusal ihmali ayrıntılı biçimde ele almış; suçun, yoksulluğun ve hastalığın münferit vakalar değil, modern kent yaşamının kurucu unsurları olduğu perspektifiyle ifşa edici gazeteciliğin (muckraking) ilk örneklerini literatüre kazandırmıştır.
Kentin orta ve üst sınıflarının büyük ölçüde habersiz olduğu bir dünyayı görünür kılan Ötekiler Nasıl Yaşar? hem bir sosyal reform çağrısı hem de 19. yüzyıl kent yaşamının çarpıcı bir panoraması olmasının yanı sıra, Jack London’ın Uçurum İnsanları (People of the Abyss) kitabına ilham vermesiyle de etkisini Amerika’nın ötesine taşımıştır.
Sanatçıyı Zamanı Yaratır
"Siyasi Plastik"
Scala Yayıncılık
Ocak 2026
112 s.
“Sanatçıyı Zamanı Yaratır” başlığı altında bir araya gelen metinlerden oluşan bu kitap Siyasi Plastik kavramının zaman içinde olgunlaşan düşünsel arka planını görünür kılmayı amaçlar.
Yazar sanatın salt estetik bir temsil alanı olmadığını, zamanın sanatçının varoluşunu belirleyen bir süreç, sanatın politik, bedensel ve etik gerilimleriyle kurulan ilişki üzerinden düşünülmesi gereken bir alan olduğunu, geçmiş zannedilen bütün çağların ayni zamanda yaşandığını belirtiyor. Ona göre zaman geçip giden bir şey değil, içinde kalınan bir şey.
Sonsuza Dek Emily
çev. Dilek Başak
Tetes Kitap
Ocak 2026
160 s.
Maria Navarro Skaranger’in Norveç’in otuz beş yaş altı en iyi on yazarından biri seçilmesi sadece ‘hayallenmedeki’ mahirliğinden değildi. Hakikati, hayale –kurmacaya– dönüştürmedeki cesaretindendi. Bu cesaret, kurmacanın gövdesini şehrin gettolarında doğan dille sarıyor. Sonsuza Dek Emily işte bu dilin, şehri çeperlerinden kuşatan ancak şehrin henüz görmezden geldiği sıradan insanın dilinin, yankısının romanı.
Yoksulluk ve göçmenliğin bir başınalıkla, kadınlık ve anneliğin (“bu su hiç durmaz”) dirençle örüldüğü bir hikâye…
Yani hayatı bundan sonra devam edecek ama yavaş yavaş, mesela bunun ne zaman değişeceğini merak ediyor; ne zaman ne değişecek, örneğin bebeğin ne zaman bir kabuk olmaktan çıkıp konuşabileceği bir insana dönüşeceğini merak ediyor. (Pablo’nun gelip bebeğini görüp görmeyeceğini.)
Yakanıza Gül
Everest Yayınları
Şubat 2026
80 s.
kibrit çöpü yaktım içimde kalana
duvara ismimi yazdım, iyi mi
ağıt densin öldüğümde yazdıklarıma
tohum taslağıydım, söylensin
buz parçacığı, size soğuk gelenlere
yanaşmadım hepinize, fazladan
kayışları koparmadım, askılarınız düşmedi
ben iyi biriydim, belki de değildim
gevşetmedim aramızdaki kilitleri
ben sağır oldum, yeter mi?