• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 48

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Aşk Şiirlerinin Unutulmaz Yönetmeni / Bobo Fon / Çıplak Kalabiliriz / Çoruh Kayıkları / Erdemler ve Beceriler / Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi / Mübeccel İzmirli / Özgürlük Uzakta / Saraybosna Radyosu / Sonsuz Yolculuk

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

26 Kasım 2025

PAYLAŞ

Bilgehan Tuğrul
Aşk Şiirlerinin Unutulmaz Yönetmeni
Varlık Yayınları
Kasım 2025
80 s.

Aşk Şiirlerinin Unutulmaz Yönetmeni, imgeyi ansiklopedik bilgiyle buluşturan genç bir şairden karanlık bir kitap. Senaryoya özgü biçiminin yanı sıra çeşitli kavramların, mekânların, deyimlerin açıklandığı sözlüğüyle, gazete haberlerinden, makalelerden alıntılarıyla da dikkat çekiyor. Bilgehan Tuğrul şiirlerinde cinsiyeti, cinsler arası geçişleri, cinsel kimlikleri, dezavantajlı karakterleri, ben ve öteki, normal ile anormal arasındaki gerilimi mesele ediniyor ve insan ruhunu –hatta bedenini de– bir kolaj gibi okura sunuyor.

“kanımız hurafelerle eşdeğer/ damarlarımı damarlarınla/ patlattığında anladı bunu melekler konfeti / partiler içindir sevgilim / savaşlar için değil.”

Thomas Raab
Bobo Fon
çizimler: Christian Wallner
çev. Burak Özyalçın
Turkuaz Yayınları
Kasım 2025
133 s.

Hayvanların davranışlarının ya da varsayılan özelliklerinin insanlara yansıtılması ilk pedagojik ifadesini hayvan fabllarında bulmuştur. Çok yüksekteki üzümleri yemek isteyen tilki, hırsız saksağan, kral olarak aslan, barış getiren güvercin ve benzerleri tüm kültürlerin mitolojilerini belirlemiştir. Peki bu arkaik metafor edebiyatla günümüze aktarılabilir mi?

Evet, diyor Thomas Raab, hem daha fazlasıyla. Siyasi ya da ahlaki açıdan istenmeyen şeyler bilimsel terimler ve modeller aracılığıyla, resmi ve özel otoritelerin ve toplumsal baskının odaklanamayacağı netlikte sarkastik bir gediğe oturtulabilir. 

Yazar bunu net olmayan ancak okurun açıkça algılayabileceği polemikler ve gülünç duruma düşürmeler için kullanıyor. Raab'ın fablları, olağanın ardındaki olağanüstü düzeni olduğu kadar, olağanüstünün ardındaki olağan düzeni de açığa çıkararak bu saygıdeğer edebi formu karşıtlık içeren yapılarla hayata geçiriyor.

Christian Wallner de metinlere, tarihsel fabl illüstrasyon modellerine müphemlikler ve zorlamasız yabanıllıklarla yaklaştığı çağrışımsal çizimlerle karşılık veriyor.

Melike Koçak
Çıplak Kalabiliriz
İletişim Yayınları
Kasım 2025
87 s.

“Pencereler açık.
Yapraklar hışırdıyor.
Cırcır böcekleri hiç susmuyor. Duvarlarda ışık çisentileri.
Burası neresi, bilmiyorum.
Buraya nasıl geldiğimi de.
Taş, toprak, ağaç.
Fısıltılar.
İnce, serin, sakin.”

Melike Koçak, bazen bir gölgeye bazen sessizliğe dönüşen hikâyeler anlatıyor. Görünenin, aşikâr olanın yerine sezilenin peşine düşüyor. Başa ve sona hapsolmak yerine, boşluğun belirsizliğinde salınıyor. Öykülerinin gücü de buradan geliyor; okurunu metnin içine katıyor, sisi aralamak için çabalamasını istiyor.

Çıplak Kalabiliriz, çağımıza, çağımızın hayatı vasatlaştıran kabullerine itirazlardan oluşan bir ses.

Taner Artvinli
Çoruh Kayıkları
Telemak Kitap
Kasım 2025
252 s.

Çoruh Nehri bugün barajlar ve HES’lerle tarumar edilmiş halde, anılarda yaşayan delişmen hallerinden azade, aksak bir şekilde akıyor. Halbuki kadim zamanlardan beri Erzurum’un Mescit Dağları’ndan doğup Batum’a kadar uzanan hatta yegâne ulaşım bu kayıklarla yapılıyordu. Taner Artvinli tarihe karışmış bu mecranın tarihsel bir etnografisine girişiyor.
Alaska’dan Meksika’ya, Volga’dan Yangtze’ye insanlar binlerce yıl boyunca nehirlerde taşımacılık yaptı. Nehirler yalnızca akışlarıyla kayıkları değil, içinden aktıkları toprakları mesken tutmuş toplulukları da şekillendirdi. Suyun tabiatı her yerde olduğu gibi Çoruh’ta da bir yaşam dünyasının temel çerçevesini teşkil ediyordu.

Artvinli, Çoruh’un Artvin için hayatiyetini anlatırken yalnızca nehri değil, nehri çevreleyen karayollarının da yüz elli yıllık tarihini çıkarıyor. Artvin’e şeklini veren ulaşım ağlarının 19. yüzyıldan günümüze bir tarihini çıkartırken, şehrin ve kültürünün de geçirdiği değişimleri gözler önüne seriyor.

Julia Annas
Erdemler ve Beceriler
çev. Reha Kuldaşlı
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kasım 2025
280 s.

Erdem nedir? Sadece kurallara uymak ya da belirli alışkanlıklar edinmek mi, yoksa hayatımızı dönüştüren bir ustalık mı?

Julia Annas, bu kitapta iddialı bir öneri sunuyor: Erdem, tıpkı piyano çalmak ya da tenis oynamak gibi öğrenilen ve geliştirilen bir beceridir. Antik felsefenin derinliğini modern psikolojiyle buluşturan bu özgün yaklaşım, erdemi soyut bir kavram olmaktan çıkarıp gündelik yaşamın merkezine yerleştiriyor.

Aristoteles’ten Stoacılara, modern araştırmalardan çağdaş etik tartışmalara uzanan geniş bir perspektif sunan kitap, erdemin nasıl öğrenildiğini, geliştirildiğini ve mutlu yaşamın temelini nasıl oluşturduğunu gösteriyor. Beceri analojisine dayanan bu yaklaşım, erdemin salt alışkanlık olmadığını; sürekli pratik ve düşünce gerektiren dinamik bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.

Eser, akademik derinliğiyle uzman okurlara yeni tartışma alanları açarken, yalın anlatımıyla erdemli yaşamı keşfetmek isteyen herkese rehberlik ediyor. Karakterin gelişimi, erdemlerin birliği ve mutlulukla ilişkisi gibi temel meselelerde yenilikçi çözümler sunan bu kitap, çağdaş etik düşüncenin önemli kaynakları arasında yer alıyor.

Mehmet Mahsum Oral
Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi
Everest Yayınları
Kasım 2025
136 s.

“Yürümeye karar veriyorum, burası oldukça büyük bir şehir.”

Yaz ortasında bir kasabada erken uyanılmış ve bir türlü geçmeyen bir pazar gününden birkaç misli uzun İstanbul’un gecesi.

Bütün gün milyonlarca insan tarafından bu gecenin örtüsü dikiliyor. Güneşin doğduğu topraklardan gelen bir anlatıcı ise sokaklarda yürüyor, etrafına bakınıyor. Bu örtünün üzerindeki bir güneş lekesi gibi. Bu metnin türünün roman olması, roman erbabı tarafından tuhaf karşılanabilir. Vakanüvis olmakla, dili dengede tutmakla, başlangıcı belirlemekle ve sonu tayin etmekle, ezcümle bazı kaidelerle meselesi olan bir metin bu. Dolasıyla “su gibi akmıyor”, daha ziyade ham petrol kıvamında seyrediyor. Mehmet Mahsum Oral, Barbarlarla Beklerken’de bir barbarın yürüyüşünü kâğıda dökmüştü. Ev Düşkünü Bazı Rüzgârlar’da evi teşrih etmişti. Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi’nde ise şehre nüfuz ediyor, anlara ve soruların sığdığı boşluklara.

Bu büyük şehirde dolaşırken insanlar hakkında daha fazla düşünme imkânı buluyorum. Bunun tam olarak ne işe yarayacağı hakkında bir fikrim yok. Ancak dünyaya birkaç kez üst üste gelmiş gibi davranıyorlar. Ne kadar becerikli davrandıklarına şahit oldukça hayretim artıyor. Sanki çekirdeği ilk defa burada görmemişler de buraya gelirken yol boyunca onu avuç avuç çıtlatmış gibiler. Dünyaya varır varmaz bir duvarda asılı gördükleri önlüğü sanki daha önce bizzat kendileri asmış gibiler. Alıp giyiyorlar, bu bir önlük diyorlar, şurası da bir tezgâh, bu iyi, bu da kötü, gerçek şu, bak şu doğru bir insan, şu çok güzel, bir de şunun çirkinliğine bak, bileğimi kessem partimin rengi akar, bu sene şampiyonuz...

Yağmur Yıldırımay
Mübeccel İzmirli: Bir Kalemin Gölgesinde Yaşamak
Vapur Yayınları
Eylül 2025
196 s.

Peki, ben neden bu kitabı şimdi, tezimde olduğu gibi bir biyografi olmaktan öte feminist edebiyat gözünden inceliyorum? Sara Ahmed feminizmi, aksi kadınların tarihi olarak görür. Ona göre bu aksi kadınların dili, yer aldığı mücadelede “boyun eğişin reddedildiğini duyuran kelimelerle telaffuz edebilir”. Feministler açıkça konuşabilmek için inatçı diller edinirler; ben de İzmirli’nin “inatçı dilini” ancak bu bakış açısıyla anlatabileceğimi düşünüyorum. Kadın yazınının amacı, hâkim ataerkil dili kesintiye uğratıp kadının kendi sesini yaratmasına yol gösterecek edebi söylemi üretmektir. Mübeccel İzmirli de özellikle öyküleri, şiirleri ve dergi soruşturmalarıyla bu konu üzerine düşünen, yorum yapan, sorgulayan bir kadın. Ben de edebiyatını bu açıdan değerlendirerek feminist edebiyat çeperlerini genişletmek niyetindeyim.

Jacques Rancière
Özgürlük Uzakta: Çehov Öyküleri Üzerine Deneme
çev. M. Çağlar Atmaca
Livera Yayınevi
Ekim 2025
104 s.

Belki de bu yüzden karakterleri gezintiye çıkarmış gibi görünen öykü, şimdi onları yolun ortasında bırakmaktadır. Öykü durakladığı için bir sonu vardır. Ama karakterler yolculuklarının sonuna ulaşamadıkları ve biz de serseriye ne olacağını bilmediğimiz için sonu gelmez de. Göreceğimiz üzere, Çehov öykülerinin değişmez bir özelliğidir bu. Burada, tutuklamadan gözaltı sürecine uzanan kısa bir yolculuğa değinir. Ama Ariadna ya da Küçük Köpekli Kadın’da bir aşk hikâyesi, Taşralı ya da Üç Yıl’da ise bütün bir hayat hikâyesi anlatır. Hayaller kısa öyküsünün ayrıcalığı, bu anlatım biçimini harekete geçiren gizli gücü, yani zamanın muğlak bir şekilde başladığı hissini algılamamıza imkân tanımasındadır. Köleler ve efendiler çağı resmen kapanmıştır ve bununla birlikte köleliğin tekrar eden zamanının tekdüzeliği de. Özgürlük henüz gelmemiştir, ancak yeni zaman kendi fikrinin işaretini taşımaktadır ve bu fikir artık unutulamaz. Yazarın görevi, özgürlükle aramızdaki mesafeye dair yalan söylemeden ya da o mesafeye teslim olmadan, bizi o mesafenin ufkuna yerleştirmektir. Uzaktaki özgürlüğe kölelik zamanında bir çatlak açmaktır. ​

–Jacques Rancière

Tjan Sila
Saraybosna Radyosu
çev. Ayça Sabuncuoğlu
Siren Yayınları
Kasım 2025
160 s.

“Bu, çocukluğumun hikâyesi.”

Saraybosna, 1992. Saraybosna Radyosu’nun anlatıcısı Tijan, savaş başladığında henüz on yaşındadır ve o gün ilk defa tanıştığı patlayıcı kokusunu bir daha asla unutamaz. Saraybosna alevler içindeyken bu naif çocuk da yavaş yavaş ergenliğe adım atar...

Ateş altındaki kentin harabelerinde dolaşır, kaçanların ve ölenlerin geride bıraktığı eşyaları toplar, topladıklarını karaborsada yiyecek karşılığında değiş tokuş eder. O ve arkadaşları hayatta kalmayı öğrenirlerken savaşın onları kuşatan varlığını kabullenirler. Gelgelelim her şey gibi bunun da bedelleri vardır ve ağırdır.

Saraybosna Radyosu, yakın geçmişin en yıkıcı dönemlerinden birini büyüme eşiğindeki bir çocuğun gözünden anlatıyor. Bir şehrin yıkımı bir ailenin savruluşuna, bir çağın kapanışı bir bireyin arayışlarına zemin hazırlıyor. Ingeborg Bachmann ödüllü Tijan Sila, zamanımızın bir portresini melankolik ve trajikomik bir dille resmediyor.

Claido Magris
Sonsuz Yolculuk
çev. Leyla Tonguç Basmacı
YKY
Kasım 2025
248 s.

Yaşamak günümüzde her zamankinden daha fazla yolculuk yapmak anlamına geliyor.

Sonsuz Yolculuk İtalyan edebiyatının özgün isimlerinden Claudio Magris’in seyahat yazılarından bir seçki. Magris’in bu yazıları, sırtını deneme türüne yaslamasıyla alışıldık gezi yazılarından elbette farklı. Takıntılı olduğu –ulusal, kimliksel, coğrafi– sınırların oynaklığı olgusunu ve Tarih’in, özellikle de Doğu Avrupa tarihinin ilginç olaylarını, tuhaf karakterlerini kayıt altına almaya dair arzusunu besleyen yazılar bunlar.

Kısacası, totaliter rejimlerin, doğal felaketlerin, savaşların insanlık tarihinde açtığı çukurları dolduran Magris’in kaleminden notlar ve uzun tümceler…

Önsöz bir çeşit valizdir, kişisel bakım çantası gibidir, yolculuğun bir parçasıdır; başlangıçta, vazgeçilmez olduğu öngörülen birkaç şey konur içine ama daima temel bir şeyler unutulur; yolculuk sırasında, eve götürmek istenenler toplanır; dönüşte, valiz açıldığında en mühim görünen şeyler bulunamazken, içine konduğu hatırlanmayan nesneler çıkar ortaya. Yazarken de aynı şey olur; gezerken, yaşarken çok önemli görünen bir şey yok olur, kâğıt üzerinde yoktur artık, hâlbuki hayatta, hayat yolculuğunda yeni fark edilen bir şey, buyurgan bir halde şekillenir ve kendini önemli bir şeymiş gibi dayatır.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Aşk Şiirlerinin Unutulmaz Yönetmeni
  • Bobo Fon
  • Çıplak Kalabiliriz
  • Çoruh Kayıkları
  • Erdemler ve Beceriler
  • Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi
  • Mübeccel İzmirli
  • Özgürlük Uzakta
  • Saraybosna Radyosu
  • Sonsuz Yolculuk

Önceki Yazı

SÖYLEŞİ

Gecikilmiş hayata gerilerden bir hayıflanma tribi:

Sonuna Yetiştiğim Şarkılar

“Yordanka Beleva’nın Keder isimli kitabındaki şu müthiş cümlesine denk düşen bir semantiği var bu kitabımın: 'Hiçbir şey yarım kalan kadar kalıcı değildir.' Sık sık düşünmüşümdür, yaşanmış şeyler mi daha acıtıcı, yoksa yaşanmadan kalmış olanlar mı diye. İkinci olasılık her zaman baskın çıkmıştır. ”

MAZLUM VESEK

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Beden, gerçeklik, Péter Nádas

“Nádas’a göre bütüncül bir hedef güden anlatı her zaman yalan söyler veya en azından gerçekliği taklit ederek örtük bir ideolojiye göre olaylar arasında bir hiyerarşi kurar.”

ÖMER F. OYAL
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist