• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 43

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Akıncılar, Hükümdarlar ve Tacirler / Ankara’nın Duygusal Tarihi / Beyaz Bir Gökyüzü Altında / Canavarların Vaatleri / Ekofeminizm / Gerici Düşünce Üzerine Deneme / Gri Arılar / Hayali Canavarlar Atlası / Savaş / 21. Yüzyılda Emperyalizm

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

21 Ekim 2025

PAYLAŞ

David Chaffetz
Akıncılar, Hükümdarlar ve Tacirler:
İmparatorlukların Yükselişinde Atın Rolü
çev. Gülcay Güney
Say Yayınları
Ekim 2025
544 s.

İnsanlık tarihinde atın oynadığı rolün hikâyesi geniş Avrasya bozkırlarında başladı. Binek hayvanı olarak kullanılması çok önemli bir stratejik varlık olmasını sağladı; Hunlar, Göktürkler, Kuşanlar gibi at binicileri bozkırda akınlar düzenleyerek ilk bozkır imparatorluklarını kurdu. Zamanla İran, Afganistan, Çin, Hindistan ve daha sonra Rusya’da güçlü imparatorluklar ortaya çıktı. Eski Asurlular ve Perslerden 17. yüzyıl Babürlülerine, 20. yüzyılın başlarında sömürgeciliğin doruk noktasına kadar, at yetiştiriciliği fetihler ve devlet yönetimi için vazgeçilmez hale geldi.

Ancak atlar imparatorluk kurucularının silahları olmaktan fazlasıydı. At sırtında yaşamak destansı avlar, at yarışları, coşkulu seyircileri yerlerine çivileyen atlı sporlar demekti. Atlar ve binicileri, şiirlere, ressamlara, destanlara konu oldu. Süslenen, kendilerine özel maskeler yaptırılan atlar, kimi zaman binicilerine mezarda bile eşlik etti.

David Chaffetz, Akıncılar, Hükümdarlar ve Tacirler’de, antik dönem devlet oluşumunu, yerleşik ve göçebe medeniyetler arasındaki ilişkileri inceliyor. Atın siyasi dinamiklerdeki belirleyici rolünü gözler önüne seriyor.

“ … geniş bir coğrafyaya ve zamana yayılan karmaşık tarihi süreçleri, bozkırda kurulmuş bütün eski Türk devletleri ve bozkır halkları için doğal bir unsura dönüşmüş at kültürü üzerinden ele alması bakımından önemli bir kaynak.” —Prof. Dr. Ahmet Taşağıl

Hakan Kaynar
Ankara'nın Duygusal Tarihi
Sel Yayıncılık
Ekim 2025
136 s.

Bir kenti, onun tarihini yalnızca binalar, yollar, meydanlar, hakkında çıkan haberler üzerinden mi okuruz? Yoksa duygular da bu tarihin parçası mıdır? Üstelik konu, Ankara gibi her anlamda sembolikleşmiş, yalnızca yaşayan ya da iz bırakanların değil, dışındaki kalabalıkların duygularının da her bir taşına kazındığı bir kent olunca...

Lakin Ankara'nın Duygusal Tarihi bildiğimiz anlamda bir tarih kitabı değil. Yazarı bir şehri sakinleri ve ziyaretçileri üzerinde bıraktığı hislerin çoğunlukla edebiyat üzerinden izlenebileceği iddiasını taşıyor. Sadece başkent olmanın ona yüklediği anlamlarla sembolize edilemeyecek bu şehrin uyandırdığı duyguları, Ankara'yı mekân edinmiş romanları, öyküleri ve şiirleri takip ederek keşfetmeyi deniyor Hakan Kaynar. Kesin olarak söylediği ise şu olabilir: Edebiyat tarihe dahildir.

İşte bu savdan hareketle Kaynar'ın okuru davet ettiği Yakup Kadri, Aka Gündüz, Refik Halid, Nahid Sırrı ve Memduh Şevket eşliğindeki bu kent yolculuğu; Vüsat O. Bener, Cihat Burak, Adalet Ağaoğlu'nun duraklarında soluklanarak Ayhan Geçgin ve Sezgin Kaymaz'la günümüze dek varıyor. Bilhassa da İlhan Tarus'un tanıdık ve küçük Ankarası, Sevgi Soysal'ın kalabalıklaşan Yenişehir'i ve Barış Bıçakçı'nın kayıtsız, yalnızlaştırıcı çağdaş Ankarası üzerinden; kentin her veçhesi kaygı, ihtiyat ve yalnızlık üçgeninde, her coğrafyanın muhtaç olduğu bir yeni-yeniden-okumaya tabi tutuluyor.

Ankara değiştikçe duygular da değişiyor; güvenin yerini mesafe, karşılaşmaların yerini görmezden gelişler alıyor, sokaklar meydanlar insan ilişkileri yeniden kuruluyor.

Elizabeth Kolbert
Beyaz Bir Gökyüzü Altında:
Dünyayı Geç olmadan Kurtarabilir miyiz?
çev. Hasan Can Utku
Minotor Kitap
Ekim 2025
256 s.

İnsanlığın doğa üzerindeki etkisi artık öyle büyük ve yıkıcı ki, içinde yaşadığımız çağa yeni bir isim verildi: Antroposen. Yani insanın çağı. Peki bunca yıkımın ardından, doğayı bu kez kurtarmak için değiştirebilir miyiz?

Kolbert Beyaz Bir Gökyüzünün Altında’da bu soruya yanıt arıyor. Mojave Çölü’nün ortasında bir gölette yaşayan dünyanın en nadir balığını kurtarmaya çalışan biyologlardan, İzlanda’da karbonu taşa dönüştüren mühendislerden, daha sıcak bir gezegende yaşayabilecek “süper mercanlar” geliştiren Avustralyalı araştırmacılardan ve atmosferi soğutmak için gökyüzüne elmas tozları göndermeyi planlayan fizikçilerden söz ediyor.

Kolbert’e göre insan uygarlığı on bin yıllık bir doğaya meydan okuma öyküsü. Şimdi ise aynı müdahaleler, dünyanın son umudu olarak karşımıza çıkıyor. Hem umut verici hem ürkütücü hem de kara mizah yüklü bu eser insanlığın önündeki en büyük soruya odaklanıyor: Doğayı kurtarmak için ne kadar ileri gidebiliriz?

Ezgi Hamzaçebi
Canavarların Vaatleri:
Türkçe Feminist Spekülatif Kurmacaya Musallat Olanlar
Metis Yayınları
Ekim 2025
320 s.

Günümüzün edebiyat eleştirisi yakın dönemin metinlerine bakarken yeni okuma yöntemleri kuşanmak zorunda. Ezgi Hamzaçebi de “feminist spekülatif kurmaca” başlığı altında topladığı, çoğu 1990’dan sonra yayımlanmış eserlere “musallatbilim”in, posthümanist ve yeni materyalist teorilerin merceğinden bakıyor. Suat Derviş’in Buhran Gecesi’nden Nazlı Karabıyıkoğlu’nun Kadın Kürkünde Rüya’sına uzanan yaklaşık yüz yıllık dönemde “biz” olmanın sorunsallaştırıldığı, “ben” derken ötekine duyulan etik duyarlılığın karakterlere ya da anlatıcıya musallat olduğu metinleri ele alıyor. Bu metinlere musallat olan canavar ve hayaletlerin vaat ettikleri etik ve politik potansiyeller ile edebi temsil düzleminin bu vaatleri gerçekleştirme olanaklarını ve kısıtlarını tartışıyor.

Canavar tasavvurları insan dışı dünyaya, kadınlara ve kuirlere ilişkin olarak toplumda yer etmiş korku ve kaygılarla ilgili ne anlatır? İmkânsız, fantastik, doğaüstü olana yönelik arzu ve korkularla ilgili ne söylerler? Bu arzu ve korkular “biz” kategorisini nasıl kurar? “Biz”in bilgisine dair ne tür uyarılarda bulunurlar? Kimler, ne gibi özellikleri nedeniyle “biz” kategorisinden dışlanır?

Bu tür soruların cevaplarını arayan Canavarların Vaatleri’nin, edebiyat eleştirisi ve feminizmin yanı sıra felsefeyle ilgilenen okurların da ilgisini çekeceğine inanıyoruz.

Maria Mies, Vandana Shiva
Ekofeminizm
çev. İlknur Urkun Kelso
Kolektif Kitap
Eylül 2025
504 s.

Ekofeminizm kuramları bize, doğanın talanıyla kadın bedeninin sömürüsünün aynı sistemlerin ürünü olduğunu; ekolojik krizlerin buzulların erimesinden çok, kadınların mutfaklarında, tarlalarında ve yaşamlarının yükünde yankılandığını hatırlatıyor. Maria Mies ve Vandana Shiva klasikleşen eserleri Ekofeminizm’de bu çarpıcı bakışı derinleştiren ve temellendiren güçlü bir analiz sunuyor, ekolojik yıkımı yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda ataerki ve kapitalizmin iç içe geçmiş tahakküm biçimlerinin bir sonucu olarak ele alıyor. Küresel Güney’den kadınların gündelik hayatta yaşadığı deneyimlerle, Kuzey’in endüstriyel felaketleri ve militarist politikaları yan yana geliyor, ortaya hem yerel hem de evrensel bir direniş panoraması çıkıyor. Yazarlar, temel insani ihtiyaçların metalaştırılmasından militarizmin kadınların bedenleri üzerindeki yüküne kadar uzanan bir yelpazede, yaşamın sürekliliğinin kadınlara nasıl dayatıldığını çarpıcı bir dille tartışıyor.

Mies ve Shiva, büyüme, üreme teknolojileri ve modernleşmenin hâkim paradigmalarını sorgularken; doğanın yaşamı işbirliği, karşılıklı özen ve sevgi yoluyla koruduğunu hatırlatan bambaşka bir çerçeve öneriyor. Küreselleşme, bilim ve kalkınmaya dair alışıldık bakış açılarını yerinden oynatarak daha etik, sürdürülebilir ve yaşamı besleyen bir dünya tasavvuru sunuyorlar.

Ekofeminizm, felsefi derinliği pratik içgörülerle buluşturan, kadim bilgeliği yeniden keşfetmeye davet eden bir kitap. Cinsiyet, ekoloji ve küresel eşitsizlik arasındaki görünmez bağları anlamak ve yeni olasılıkların izini sürmek isteyen herkes için ilham verici bir rehber.

E.M. Cioran
Gerici Düşünce Üzerine Deneme:
Joseph de Maistre Vakası
çev. Selim Karlıtekin
Telemak Kitap
Ekim 2025
96 s.
Joseph de Maistre, ekseriya, Aydınlanma çağında karşı-devrimciler sıralanırken anılıp geçilen bir isim, bir referans olarak kalmıştır. Isaiah Berlin’e göre proto-faşizmin temellerini atmış, irrasyonelin hüküm sürdüğü bambaşka bir moderniteyi telaffuz etmiştir. Anti-modernlerin en ateşlisidir, der Antoine Compagnon.

Cioran, Maistre’yi 20. yüzyılın ideoloji tartışmalarını kevgire çevirmek için okur: filozofun siyasetle angajmanı için bir sınır vaka olarak Savoylunun düşünce sistemini inceler, devrimci mekaniğin yapısökümünü yapar ve gericiliğin cevabını açar.

Cioran, Maistre’yi fazlasıyla ciddiye alıyor, çünkü düşüncesinin yaşadığını kendi yaşamından biliyor. 1957’de liberal demokrasilerin en şaşaalı günlerinde yazılmış bu kitap, o gün için bir öcü hikâyesiydi, bugünse dünyayı kasıp kavuran yeni gericiliklere dair sıfır noktasından yazılmış bir arkeoloji.

“Joseph de Maistre’e muhteşem bir giriş.” –Roland Barthes

Andrey Kurkov
Gri Arılar
çev. Lidya Durmazgüler
Siren Yayınları
Ekim 2025
336 s.

Çağdaş Ukrayna edebiyatının en önemli kalemi Andrey Kurkov’dan karanlık ve aydınlığın iç içe geçtiği, eve ve yolculuğa dair dokunaklı bir roman: Gri Arılar. Ukrayna ordusu ve Rusya yanlısı ayrılıkçıların mevzileri arasında, kimseye ait olmayan gri bölgede, herkesin terk ettiği bir köyde yalnızca iki kişi kalmıştır...

Çocuklukları düşmanlıkla geçmiş Paşka ve Sergeyiç birlikte yaşamayı öğrenirken kapılarını savaşın iki farklı tarafı çalar. Ancak aradan geçen yıllar boyunca Sergeyiç’in tek düşündüğü şey arılarıdır. Onların saflığından ve düzeninden güç alan Sergeyiç, arılarını savaşın izinden uzak tutmak için bir yolculuğa çıkar. Fakat Sergeyiç’i bekleyen asıl sınav başkadır: Acaba savaşın dokunduğu her şey gibi, arılarının masumiyetinin gölgelenmesi de mümkün müdür?

Kitapları kırkın üzerinde dile çevrilmiş, toplumsal meseleleri abartılı bir duygusallığa sığınmadan kendi mizahıyla ele alan Andrey Kurkov bu romanında, yaşamın sürüp gitmek için her şeye rağmen kendine nasıl yol bulduğunu arıların vızıltılarıyla anlatıyor.

Selçuk Demirel
Hayali Canavarlar Atlası
YKY
Eylül 2025
160 s.

Zaman değişiyor.
Ama gölgeler hep kalacak.
Yine de canavarları evcilleştirmek mümkün.
Ve bazen canavarın tam kalbinde, unuttuğumuz bir parçamız gizlidir:
Yaralı bir çocukluk. Terk edilmiş bir düş.
Kaybolduğunu sandığımız bir ışık…
Canavarlar bizi korkutur ama bizimle konuşur da.
O halde dinleyelim onları… Yoksa bir gün bizi tümden yutabilirler.

Selçuk Demirel’in kaleminden en sevimlisinden en korkuncuna canavarlar.
Bilinçaltından sızan korkularımızın şekillendirdiği, renkli mi renkli bir görsel şölen.

Hayali Canavarlar Atlası, Lyliane Adra’nın canavarların metaforik anlamı üzerine keyifli önsözüyle birlikte.

Louis-Ferdinand Céline
Savaş
çev. Ayberk Erkay
Can Yayınları
Ekim 2025
128 s.

İnsan on dakika sonra öleceğini bilse bile çocukluğundaki masumiyeti aramaktan vazgeçemiyor. Babamın mektuplarında göçüp gitmiş çocukluğum vardı. Tek bir ânını bile özlemiyordum.

Flandra’da yanmakta olan bir meyve bahçesi... Fransız askeri Ferdinand sarsılmış, ağır yaralı; çamur ve cesetlerle yıkımın ortasında, bilincini yitirdiği andan bu yana başına gelenleri anlamlandırmaya ve hayatta kalmaya çalışıyor. Nihayet bir askerî hastaneye götürülüp de ölümün kıyısından döndükten sonra, savaşın yarattığı ahlaki çöküntüyü, anlamsız ve hoyrat yıkıcılığı tüm çıplaklığıyla görüyor.

Céline, üçlemesinin ilk kitabı olan Taksitle Ölüm’ün ardından gelen Savaş ve Londra’nın elyazmalarının, nefret duyulan bir işbirlikçi olarak Paris’ten kaçtığı sırada direnişçiler tarafından dairesinden çalındığını iddia etmişti. Çok az kişi ona inanmıştı, ta ki elyazmaları 2020’de gizemli bir şekilde ortaya çıkana dek.

“Büyük Savaş’ın dehşetini bu denli derin ve yoğun bir şekilde hissettiren başka bir anlatım olmamıştır.” –The New Yorker

“Savaş, yalnızca Céline’in tüm eserlerini incelemek isteyen araştırmacılar için değil, aynı zamanda sanat ile sanatçının ideolojik ya da ahlaki geçmişi arasındaki ilişkinin sınırlarını sorgulayan kuramsal tartışmalar bağlamında da uzun süre önemini koruyacaktır.” –The Telegraph

John Smith
21. Yüzyılda Emperyalizm:
Küreselleşme, Aşırı Sömürü ve Kapitalizmin Nihai Krizi
çev. Banu Yılmaz
Yordam Kitap
Eylül 2025
480 s.

Emperyalizmin ekonomi politiğine dair kaleme alınmış özgün bir monografi olan 21. Yüzyılda Emperyalizm, neoliberal küreselleşme çağında merkez kapitalist ülkeler ile dünyanın geri kalanı arasındaki ilişkiye dair ufuk açıcı bir inceleme sunuyor.

John Smith, “Küreselleşme, Aşırı Sömürü ve Kapitalizmin Nihai Krizi” alt başlığını taşıyan kitabında, incelikli ve bütünlüklü bir Marksist metodolojiyle, gündelik yaşamda sıkça karşılaştığımız ürünlerin (tişört, kahve, iPhone...) üretim süreçlerini izleyerek işe koyuluyor. Bu ürünlerin, Küresel Güney’den Küresel Kuzey’deki ulusötesi şirketlere nasıl büyük bir değer aktarımı sağladığını somut örneklerle ortaya koyuyor.

Bu ampirik verilerden yola çıkan Smith, emperyalizmin günümüzdeki işleyiş biçimini teorik olarak temellendiriyor. Ona göre merkez kapitalist ülkeler artık yalnızca askerî güç veya doğrudan sömürgecilik yoluyla değil; piyasa mekanizmaları ve düşük ücretli emeğe yönelme stratejisi aracılığıyla Küresel Güney’deki işçilerden yüksek kârlar elde etmektedir.

2017 yılında Paul A. Baran–Paul M. Sweezy Ödülü’ne layık görülen 21. Yüzyılda Emperyalizm, küresel kapitalizmin yapısal dinamiklerine dair kapsamlı analizler ve radikal eleştiriler sunuyor.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • 21. Yüzyılda Emperyalizm
  • Akıncılar, Hükümdarlar ve Tacirler
  • Ankara’nın Duygusal Tarihi
  • Beyaz Bir Gökyüzü Altında
  • Canavarların Vaatleri
  • ekofeminizm
  • Gerici Düşünce Üzerine Deneme
  • Gri Arılar
  • Hayali Canavarlar Atlası
  • savaş

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Tavşan sonunda Türkçede de huzura eriyor

“Tavşan Huzura Erdi, serinin en olgun halkası olarak değerlendirilmektedir. Karşımızda 'bir dönemin son nefesi' vardır artık.”

UMUT DAĞISTAN

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Roman yazmanın ve okumanın hayatlarımızdaki karşılığı

“Hayatta Kalma Becerisi Olarak Roman’da Tim Parks, ardını ötesini düşünmeden, sorgulamadan edebiyata ilişkin kabullendiğimiz kimi kanaatleri yerinden oynatmaya çalışıyor.”

BEHÇET ÇELİK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist