Haftanın vitrini – 37
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Armağan Yemişi / Bir Kıssa Bin Hisse / Geç Dönem Marx ve Devrim Yolları / Gölgesi Buralara Düşüyor / Kanon Mücadelesi / Kentler ve İslamcılıklar / Kuzenler / MİR / Sığınağım ve Fırtınam / Ursula K. Le Guin’in Kedi Kitabı
Armağan Yemişi: Doğal Yaşamda Bolluk ve Karşılıklılık
çev. Evşen Yeşert Akçay
Kolektif Kitap
Mayıs 2026
104 s.
Doğanın sofrasına davetlisiniz, zira bolluk, paylaşıldıkça çoğalan tek hazinedir.
Kutsal Otu Örmek kitabıyla milyonlara ulaşan Robin Wall Kimmerer, bu kez Armağan Yemişi’yle bizi modern dünyanın kıtlık masalından uyanmaya çağırıyor. Piyasa ekonomisinin rekabetçi çarklarına karşı, doğanın kadim ve cömert armağan ekonomisini ortaya koyan Kimmerer, bir ağacın meyvesinden, bir kuşun cıvıltısından ve topluluk olmanın gücünden devrimci bir manifesto çıkarıyor.
“Armağan ekonomisi fikrini içtenlikle önemsiyorum. Her şeyi metaya indirgemeye meyilli o öğütücü düzenden; çoğumuzu aslında en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden, yani aidiyet, ilişki, amaç ve güzellik duygusundan yoksun bırakan o sistemden biraz geri çekilebilsek keşke. Çünkü bunların hiçbiri metalaştırılamaz. Zenginliğin paylaşacak kadarına sahip olmak anlamına geldiği, kendi ihtiyaçlarını karşılamanın başkalarının bu imkânını yok ederek zehirlenmediği bir sistemin parçası olmak istiyorum. Değişimin para biriminin minnettarlık ve paylaşıldıkça tükenen değil, çoğalan bir kaynak olan nezaket olduğu bir toplumda yaşamak istiyorum.”
Bir Kıssa Bin Hisse
Doğu'nun En Güzel Hikayeleri 2. Cilt
çev. Elif Çeviker
Vakıfbank Kültür Yayınları
Ağustos 2026
296 s.
Bugüne kadar böyle güzel hikâyeler okumadınız… On üçüncü yüzyıl klasik Fars edebiyatının en önemli şaheserlerinden biri olan Cevâmiü’l-hikâyât, Avfî tarafından özenle seçilmiş anlatıların bir araya getirildiği bir hikâyeler mecmuasıdır. Osmanlı Devleti zamanında sadece seçili bir kısmı tercüme edilen, günümüz Türkçesine çevrilmeyen ve doğal olarak bugünün okurları tarafından pek de bilinmeyen bu eser, VakıfBank Kültür Yayınları tarafından Türkçeye Bir Kıssa Bin Hisse – Doğu’nun En Güzel Hikâyeleri adıyla kazandırılıyor. İlk cilt 2023 yılında yayımlanmıştı. Yazar bu ciltte kötü huyları konu edinmekte; haset, hırs, açgözlülük, yalan, cehalet ve sözünde durmama gibi birey ve toplum hayatını olumsuz etkileyen davranışları ele almaktadır. Bu huyların tanımı, Kur’ân, hadis ve klasik ahlak kitaplarına referansla yapılırken; her biri, ibret verici ve çoğu zaman mizahi nitelikler taşıyan anlatılarla örneklendiriliyor. Avfî, kötü huyları sadece tasvir etmekle kalmıyor aynı zamanda bunlardan kurtuluş yollarını ve faziletli davranışlara ulaşmanın imkânlarını da gösteriyor. Hikâyelerinde birey ile kusuru arasında ayrım yaparak yargılayıcı değil öğretici bir yaklaşım benimseyen yazar, çoğu zaman hikâyelerin sonunda kıssadan hisse misali o hikâyeden alınması gereken dersi ve faydayı açık bir şekilde belirtiyor. Bu satırlarda anlatılan insan manzaraları, değişen zamanlara rağmen insan tabiatının özünde aynı kaldığını yeniden düşündürecektir.
Geç Dönem Marx ve Devrim Yolları:
Sömürgecilik, Toplumsal Cinsiyet ve Yerli Halkların Komünizmi
çev. Zeki Avcı
Yordam Kitap
Eylül 2026
352 s.
Marx’ın son dönem çalışmaları, uzun süre boyunca Kapital’in gölgesinde, tamamlanmamış notlar, taslaklar ve dağınık okuma defterleri olarak görülmüştür. Kevin B. Anderson, bu kitabında, söz konusu çalışmaların Marx’ın düşüncesindeki en önemli açılımlardan bazılarını içerdiğini gösteriyor.Ona göre, geç dönem metinlerinde Rusya’daki köy komününden İrlanda ulusal sorununa, Cezayir’deki sömürgeci tahakkümden yerli toplumlarda kadınların konumuna uzanan geniş bir tarihsel malzemeyle uğraşan Marx, kapitalizme karşı mücadelenin merkezini de yeniden ele alıyor: Devrimci dinamikler yalnızca kapitalizmin “merkez” ülkelerinde değil, sömürgelerde, köylü komünlerinde, ezilen halkların direnişlerinde ve yerli komünal biçimlerde de aranmalıdır.
Anderson, Marx’ın kendi metinlerine, notlarına ve mektuplarına dönerek, onun tarihsel materyalizminin geç dönemde nasıl zenginleştiğini, katı evrimci şemaları nasıl aştığını ve devrim fikrini nasıl daha küresel, çok hatlı ve somut tarihsel süreçlere açık bir düzleme taşıdığını ortaya koyuyor.
Geç Dönem Marx ve Devrim Yolları, Marx’ı tamamlanmış bir doktrin olarak değil, dünyayı anlamaya ve değiştirmeye dönük canlı, eleştirel ve gelişen bir düşünce olarak okumak isteyenler için, geç dönem Marx’ın henüz yeterince keşfedilmemiş devrimci yollarına önemli bir kapı açıyor.
Gölgesi Buralara Düşüyor
Notos Kitap
Eylül 2026
112 s.
Bir insan ölmüş, biri gitmiş, biri geride kalmış, bir başkası susmuştur. Zaman geçmiş, hayat devam etmiştir. Ama geçmiş geride bırakıldığı yerde kalmamıştır.
Çağatay Yılmaz Gölgesi Buralara Düşüyor’da unutmak isteyenlere, hatırlamak zorunda kalanlara, kaybettiklerinin ardından yaşamayı öğrenenlere yaklaşıyor. Bir fotoğraf, bir mektup, bedende kalmış bir iz, toprağın altında unutulmuş olanlar ya da yıllar önce sevilen birinin sesi geçmişle bugün arasındaki mesafeyi bir anda ortadan kaldırıyor.
Sakin yüzeylerinin altında giderek büyüyen bir huzursuzluk taşıyan bu öyküler insanın hatırladıkları kadar unutmaya çalıştıklarının da izini sürüyor. Çünkü bazı hikâyeler bittikleri yerde bitmiyor. Geçmiş uzaklaşıyor belki; görüntüsü silikleşiyor, sesi kısılıyor. Ama gölgesi kalıyor.
Bazı sıcak politik anların hikâyesi nasıl anlatılır, Çağatay Yılmaz ikinci kitabında bunun en güzel örneklerini veriyor. Okunup kapağı kapatıldıktan sonra yeniden okunacak öyküler.
İkinci Yeni'den Sonra Kanon Mücadelesi
İletişim Yayınları
Eylül 2026
176 s.
Edebiyat alanı, metinlerin birbiriyle ilişkilendiği ve yazarların başka yazarları örnek alarak kendilerini kurduğu bir yapı gibi görülse de aynı zamanda tanınma ve kabul edilme uğraşının verildiği mücadeleyle de şekillenir. Bu daimi çatışmanın izini süren Kanon Mücadelesi’nde 1960’tan sonra şiir alanındaki “edebiyat savaşları” ele alınıyor. Nâzım Hikmet’in kitaplarının yeniden dolaşıma girdiği 1965’i bir milat kabul eden Yalçın Armağan, bu tarihten sonra İkinci Yeni ile Nâzım Hikmet’in kaderinin artık iç içe geçtiğini ve bunun kanon mücadelesini doğrudan belirlediğini iddia ediyor. 1980’lere gelindiğinde ise kanon ve tanınma mücadelesinin, merkez ve çeper ilişkilerini nasıl değiştirdiğini İlhan Berk, Asaf Hâlet Çelebi ve Gülten Akın gibi tekil örnekler üzerinden gösteriyor.
Kanon Mücadelesi, 1960’tan 1990’lara uzanan nispeten kısa bir döneme odaklansa da ayrıntıları öne çıkararak Melih Cevdet Anday, Halkın Dostları, Cahit Zarifoğlu ve Turgut Uyar’a açılan hayli uzun bir yolun menzillerinde tek tek duruyor. Yöntemi, odaklandığı dönemin tarihsel etkilerini sunması, ayrıntıları ele alış biçimiyle görünenin ardındaki niyetlere ve endişelere işaret ederek farklı bir edebiyat tarihi anlatıyor.
Kedi Kitabı
Şiir çevirileri: Bülent Somay, Ezgi Keskinsoy
104 s.
Kediler nerede başlayıp bittiklerini gayet iyi bilir. Geçsinler diye tuttuğunuz kapıdan ağır ağır dışarı çıkarken kuyruklarını üç beş santim içerde bırakacak şekilde duraksadıklarında, ne yaptıklarının gayet farkındadırlar. Kapıyı açık tutmaya devam etmek zorunda olduğunuzu bilirler. Kuyrukları bunun için oradadır. Kedinin ilişki sürdürme tarzıdır bu.
Gönlümüze taht kuran bir yazar olmanın yanı sıra iflah olmaz bir kediseverdi Ursula K. Le Guin, çok küçük yaşlardan itibaren hayatını kedilerle paylaşmış, onları hep büyüleyici bulmuştu. Bu küçük kitap onun yıllar içinde kedilere dair kaleme aldığı yaratıcı ve oyunbaz eserlerden oluşuyor: şiirler, Süperfare ile Muhteşem Pisi’nin maceralarını anlatan bir çizgi roman, kedi psikolojisinin ve felsefesinin akıl sır ermez muammalarına ışık tutarak biz naçiz insanları aydınlatan kedi mektupları ve birbirinden sevimli çizimler…
“Bir kedinin varlığı beni insandışı dünyanın gizemiyle, akla meydan okuyan taraflarıyla, güzelliğiyle ve inatçı yabaniliğiyle temas halinde tutuyor,” diyor Le Guin. Kedileri, Le Guin’i ya da –daha iyisi– ikisini birden seviyorsanız, bu kitap tam size göre!
Mekân, Mimarlık, Politika
Derleyen: Bülent Batuman
Katkılar: Abidin Kusno, Bülent Batuman, Farhan Karim, Khairul Hazmi Zaini, Natalie Koch, Pamela Karimi, Saba Madani, Valentina Fedele, Ward Vloeberghs
Çeviren:
İslamcılık ile kentsel mekân arasındaki ilişki, Türkiye'de uzun süredir hem gündelik yaşamın hem de siyasi tartışmanın merkezine oturdu. Camilerden kamu yapılarına, konut alanlarından meydanlara ve yeşil alanlara kadar farklı işlev ve ölçeklerdeki mekânlar iktidarın kendini yeniden ürettiği araçlar oldu. Peki bu ilişki yalnızca Türkiye'ye mi özgü? Yoksa İslamcı hareketlerin mimarlık ve kent üzerindeki izleri, farklı coğrafyalarda ortak bir örüntü mü oluşturuyor?
Kentler ve İslamcılıklar, bu soruların peşine düşen karşılaştırmalı bir derleme. Endonezya'dan Pakistan'a, Lübnan'dan Kazakistan'a uzanan geniş bir coğrafyada, İslamcılığın yapılı çevreyi nasıl biçimlendirdiğini; camilerden diplomasi mimarlığına, resmi devlet ideolojilerinden tabandan yükselen kentsel pratiklere kadar uzanan bir yelpazede inceliyor. Kitabın her bölümü farklı bir soruyu gündeme taşıyor: Mimarlık bir siyasi dil olarak nasıl işler? Ulusal kimlik İslami mekânlar aracılığıyla nasıl kurulur? Ve bu süreçlerde yerel olan ile küresel olan nasıl iç içe geçer?
Türkiye'deki dönüşümleri daha geniş bir perspektiften anlamak isteyenler için bir başvuru kaynağı.
Kuzenler
çev. Seda Ersavcı
Siren Yayınları
Eylül 2026
144 s.
Aurora Venturini’den edebiyatın sınırlarını esneterek güzelle çirkini, tiksintiyle kahkahayı, masumiyetle zalimliği bir araya getiren baş döndürücü bir roman: Kuzenler.
Venturini, kendini ifade etmek için var gücüyle çabalayan güvenilmez anlatıcısıyla erkeklerin kötülük dışında pek bir şey yapmadığı bir dünya kuruyor ve kadınlar arasında, kendi farklılıklarıyla büyüyen iki kız çocuğunun öyküsünü anlatıyor...
Engelli bir çocukluktan aile içi şiddete, istismardan cinayete, eğlenceden rezalete uzanan bir curcunada büyümek ve sanatla özgürleşmek, Kuzenler’in göz dolduran “büyüsüz’’ gerçekçiliğinin temellerini oluşturuyor.
Aurora Venturini’yi çağdaş Arjantin edebiyatının en özgün seslerinden biri olarak tüm dünyaya tanıtan, tuhaflığı kadar anlatıcısının unutulmaz sesiyle de insanın zihnine kazınan ve groteskle şefkati, kara mizahla dehşeti buluşturan Kuzenler, çağdaş edebiyatın son yıllardaki en heyecan verici keşiflerinden.
Bazı hikâyeler aile içinde kalmamalı.
"Yer yer hastalıklı ve karanlık mizahıyla Venturini'nin bu geç dönem başyapıtı, kadın öyküleri üzerinden kadın düşmanlığını, engelliliği ve sanatı ele alıyor." –The New York Times Book Review
"Kuzenler, kışkırtıcılığı ve şaşırtıcı kararları ile yüksek sesle gülmenin romanı." –Mariana Enriquez
MİR Devrimci Sol Hareket
[Şili MİR'inin Eleştirel Tarihi]
çev. Emirhan Oğuz
Ayrıntı Yayınları
Eylül 2026
256 s.
Köklü bir mücadele tarihine sahip Şili işçi sınıfı hareketi 1960’lara kadar iki ana kitle partisi olan Sosyalist Parti ve Komünist Parti’nin denetimi altındaydı. Latin Amerika’da gelişen ve özellikle 1959 başında Küba’da iktidarı ele geçiren gerilla savaşlarının etkisi yepyeni bir siyasî hareketin doğmasının yolunu açtı. Bağımsız sendikal örgütlenmelerden yaygın öğrenci hareketlerine ve mevcut geleneksel sol parti tabanlarından irili ufaklı radikal topluluklara kadar geniş bir kesim 1965’te MİR (Devrimci Sol Hareket) adı altında bir araya geldi. “Şili’nin ulusal ve sosyal kurtuluşunu arayan işçi sınıfının ve ezilen kesimlerinin Marksist-Leninist öncüsü” olarak örgütlenen bu yeni oluşum, geleneksel siyasî yapı dışında yeni bir siyasî hareket niyetine işaret ediyordu ve hızla ülkedeki siyaset yapma tarzını da değiştirmeye başladı.
“Proletaryayı siyasî olarak silahsızlandıran”, iktidarı “barışçıl yol” ile ele geçirmeyi benimseyen anlayışın karşısına “silahlı mücadele” fikrinin kaçınılmazlığını koyan MİR ülkede Halk Birliği döneminde bin gün boyunca yaşanan olağanüstü sosyal ve siyasî devrimin en militan aktörü oldu. Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi kitabı sonraki yıllarda uluslararası sol hareket üzerinde çok önemli etkiler bırakacak olan bu olağanüstü hareketin kökenlerini yeniden ele alıp takip ederek Latin Amerika ve Şili’de 1960’ların tarihsel görünümünü ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.
Bu çaba aynı zamanda MİR’in temsil ettiği değerler silsilesinin özgün, evrensel, kapsamlı bir tablosunu da resmetmektedir: Toplumda onurlu bir yaşamı güvence altına alan insanî birlikteliği kurmak için dayanışma, adalet, sadakat, sevgi, özgürlük, yaratıcılık… Etnik-kültürel ve çeşitli kimlikler temelinde davranışları, alışkanlıkları ve değerleri ve genel olarak yeni bir kadın ve yeni bir erkek oluşumuna katkıda bulunan tüm unsurları teşvik… Uluslararası vahşî kapitalizmin zorba küreselliğine karşı dünyada tüm sömürülen ve ezilenlerin enternasyonalizmi… “Halk, bilinç, silah…”: Silinmeyen bir mücadele çığlığı!
Sığınağım ve Fırtınam
çev. Lâle Akalın
YKY
Eylül 2026
288 s.
Ben onun yasını belki de annesinin vefatına kederlenen bir evlattan daha çok en büyüleyici konusunu kaybetmiş bir yazar olarak tutuyorum. Annem, gangsterim, bu sayfalarda yaşayacak. O benim sığınağım ve fırtınamdı.
Arundhati Roy on sekiz yaşında evden kaçıp o günden beri uzak durduğu annesinin ölüm haberini aldığında derinden sarsılır. Acısının etkisiyle bu sıradışı kadını ve ikisinin zorlu ilişkisini anlatan çarpıcı anı kitabını kaleme alır. Zira kendisinin dünyaca tanınan bir yazar ve gözü pek bir aktivist olmasının ardında vizyoner bir eğitimci olan annesinin hikâyesi, ona öğrettikleri ve hiç kuşkusuz ona yaşattıkları vardır…
“Yetişme dönemini ve annesi Mary’yle zorlu ilişkisini anlatan olağanüstü bir anı kitabı. Sıradışı bir yazar ve adalet savunucusu olarak dünyaca tanınan Roy, toplumun kıyısında geçirdiği çocukluğunun ve gençliğinin kendisini nasıl şekillendirdiğini ustaca aktarıyor.” –Bernardine Evaristo, Guardian