Haftanın vitrini – 31
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Amirbar / Belgrad Günlüğü / Cehennem Sıcakları için Talimatlar / Diye Diye / Geri Dönemezsin / Her Biri Hâlâ Burada / İnsanlar / Küçük Erdemler / Nörokabileler / Rex
Amirbar
çev. Banu Karakaş
Yedi Yayınları
Temmuz 2026
140 s.
“Hayatımın en sıradışı günlerini Amirbar’da geçirdim.”
Maqroll, serinin bu beşinci kitabında, terk edilmiş bir altın madeninde talihini denemek için karanlık dehlizlere iner, ancak açık denizin engin ufuklarının çağrısı onu burada yalnız bırakmayacaktır. Madende yankılanan “Amirbar” adı, Maqroll’un belleğinde silinmeyen izler bırakmıştır. Hasta yatağından arkadaşı tarafından kurtarıldıktan sonra burada karşılaştığı insanları, kurduğu ilişkileri ve peşine düştüğü serveti anlatırken hafızası onu yalnızca madenin derinliklerine değil, kendi geçmişinin karanlık bölgelerine de sürükler ve dinleyicilerini Güney Amerika’nın içlerine uzanan bir yolculuğa çıkarır. Álvaro Mutis’in en etkileyici romanlarından biri olan Amirbar, Maqroll’un en karanlık ve unutulmaz yolculuklarından birini anlatıyor.
İvo Andriç
Belgrad Günlüğü
çev. Melike Işık
İletişim Yayınları
Temmuz 2026
226 s.
Belgrad Günlüğü’nde İvo Andriç’in insanların kaderlerine, aile düzenlerine ve tarihin görünmez basıncına benzersiz bir dikkatle eğilen hikâyeleri yer alıyor.
Küçük memurlar, ezilmiş kocalar, hükmetmeye alışmış kadınlar, savaşın ve işgalin altında biçim değiştiren hayatlar Andriç’in ölçülü ama keskin anlatımında birer toplumsal portreye dönüşür. Eski bir aile portresine yuva olan bombalanmış evler, savaş öncesi Belgrad’ın apartmanları, tüccar evleri, bodrumlar, misafir odaları ve suskun köşeler basit mekânlar olmaktan çıkıp insan ruhunun gizli kayıtlarını taşıyan yerler haline gelir. Belgrad Günlüğü, büyük tarihin insanların özel hayatına nasıl sızdığını gösteren; savaşların, işgallerin ve rejim değişikliklerinin yalnızca şehirleri değil, evlerin içini, aile bağlarını, karakterleri ve hafızayı da dönüştürdüğünü anlatan güçlü bir kitap. Andriç, eşyaların, yüzlerin ve gündelik hayatın tortusunda saklı kalan hakikati büyük bir soğukkanlılıkla açığa çıkarıyor.
“Andriç, dilimizin anlatı sanatında ulaştığı en yüksek mertebelerden biridir.”
–Miljenko Jergović
Maggie O’Farrell
Cehennem Sıcakları İçin Talimatlar
çev. Özlem Yüksel
Domingo Yayınevi
Temmuz 2026
288 s.
1976 yılının kavurucu yazı. Londra aylardır yağmur görmemiş. Bahçeler kurumuş; şehir, tarihe geçecek bir sıcak hava dalgasının pençesinde.
Gretta Rioardan’ın kocası Robert, otuz yılı aşkın süredir her sabah yaptığı gibi, köşedeki büfeden gazete almak için evden çıkıyor ancak bu sefer geri dönmüyor. Üstelik banka hesaplarını da boşaltmış.
Çoktan farklı yönlere savrulmuş üç çocuk; evliliğindeki çatlaklarla boğuşan tarih öğretmeni Michael Francis, kendi seçimlerinde boğulmuş ideal evlat Monica ve ailenin asi kızı, bir yalanı sürdürebilmek için yaşadığı kıtayı bile değiştirmiş Aoife, annelerinin yanında olmak için yıllar sonra bir araya geliyor. Babalarını bulmaya çalışırken üzeri örtülmüş sırlar gün yüzüne çıkıyor, eski kavgalar yeniden alevleniyor. Dahası, tüm ipuçları Gretta’nın söylediğinden daha fazlasını bildiğine işaret ediyor.
Women’s Prize sahibi Maggie O’Farrell, Londra’dan New York’a ve İrlanda kıyılarına uzanan Cehennem Sıcakları için Talimatlar’da sahte temeller üzerine inşa edilmiş bir ailenin çarpıcı portresini çiziyor. Üstüne yaşam kurduğumuz fay hatları ve bizi en çok seven insanlardan sakladığımız sırlar üzerine, zarafetle yazılmış bir roman.
“Olağanüstü güçlü bir anlatı... Büyük bir yürekle yazılmış, psikolojik derinliği yüksek ve ilk sayfasından itibaren sizi içine alıyor.” –Maria Semple
“O’Farrell yine başarmış... Bu romanın kendine has bir lezzeti, sıcaklığı ve akıcılığı var; elinizden bırakmanız imkânsız.” –Guardian
Fuat Sevimay
Doğan Kitap
Haziran 2026
200 s.
Anadolu’nun orta yerinde, heybetli bir karlı dağın gölgesinde kendi halinde bir ilçe: Kuppak...
Yeni seçilen iyi niyetli kadın belediye başkanı makam odasındaki gıcırdayan koltuğu ve yaldır yaldır parlayan "Sayın Başkan" isimliğiyle meşgulken; sokaklardan, iş cinayetlerinin yaşandığı fabrikalardan ve fakültelerden giderek yükselen, tekinsiz bir "homurtu" duyulur. Ancak bu uğultulu hak arayışı, ilçeyi usul usul ağına düşüren tarikat lideri Şeyh Efendi, kendi çıkarının peşindeki uyanık Hacı Dayı ve her devrin dalkavuğu Müşavir'in gürültüsü arasında yok sayılır.
Olaylar çığırından çıkıp ilçeye Ankara'dan yakası kurt rozetli, asıp kesen bir "Kayyum Başkan" atandığında ise işler durulmak yerine trajikomik bir hal alır. Adaletin, emeğin ve liyakatin çöküşüne karşı son ağır çekiç darbesini vurmak ise her şeye rağmen karanlık dağların doruğuna bakıp özgürlüğün simgesi "İnce Memed"i yontmayı hayal eden beş parasız heykeltıraş Hüseyin'e kalacaktır.
Fuat Sevimay'ın kaleminden Diye Diye memleketin dertlerine, cehalete, bürokratik kibre ve Türkiye'nin yakın siyasi tarihine çok sert ama bir o kadar da matrak bir taşlama.
"Diye diye ne hale gelmişiz, onu anlarız belki. Yok canım diye diye. Dur bakalım diye diye... Bir şey diyecek halimiz kalmayınca, aman sus sus, yerin kulağı vardır, diye diye."
Cahit Irgat
Edisyon Kitap
Temmuz 2026
128 s.
Geri Dönemezsin, edebiyatımızın en özgün, en fırtınalı seslerinden şair ve oyuncu Cahit Irgat’ın ilk romanı.
Uzun zamandır sahafların en arka raflarında hatırlanmayı bekleyen Geri Dönemezsin yeniden okurla buluşuyor.
Hayatın insafsızca hırpaladığı, çocukluğu kezzap kokulu bir evin dehşetinde, gençliği ise bir lokma ekmek ile sahne tozu arasında sıkışıp kalmış bir aktörün trajik dünyasına hoş geldiniz.
Akıl ile cinnet, şöhret ile sefalet, aşk ile nefret arasındaki o incecik çizgide yürümeye hazır mısınız?
Cumhuriyet Meyhanesi’nde bir gece vakti başlayan ve tımarhanenin alevleri arasında son bulan bu lirik ve sert anlatı, okura modern bir trajedi sunuyor. İnsan ruhunun en karanlık dehlizlerine fener tutan Geri Dönemezsin, okuru sistemin dışına itilmişlerin trajik, şiirsel ve başkaldıran öyküsüne ortak olmaya çağırıyor.
İnsan sahne tozunu bir yutmaya görsün… Artık hapı yutmuşsundur, bir daha oradan ayrılamazsın, artık geri dönemezsin…
Liadan Ní Chuinn
Her Biri Hâlâ Burada
Çev: Berrak Göçer
Medusa Yayınları
Temmuz 2026
144 s.
“Buradalar, içimde, pıhtı gibi, yumru gibi, kalbimde tam kapanmayan kapakçıklar gibi, konuşulmayan şeyler, konuşulmayınca görülmüyormuş gibi.”
“Liadan Ní Chuinn’in öyküleri, son yıllarda okuduğum çok az yeni metnin başarabildiği biçimde hayatın gerçekliğiyle yüzleşiyor. Bunu öykü türünün imkânlarını da yeniden canlandırarak; ona yeni bir enerji kazandırarak yapıyor.” —Ali Smith
“Çarpıcı olduğu kadar katmanlı; yalın ve şiirsel bir ses. Liadan Ní Chuinn gerçek bir yetenek.” —Louise Kennedy
“Her Biri Hâlâ Burada ölçülü, kusursuz ve öfkeli.” —Lucy Caldwell
“Büyük keşiflerin değil, okuyucunun kendini bulduğu karmaşık düğümlerin öyküleri…”
— The Guardian
Günlerini çift katlı bir otobüste yolculuk ederek geçiren bir kız çocuğu, Aziz Valentine’in kemiklerine dua eden bir gelin, bir müzede insan kalıntılarına bırakılan çiçekler, anatomi dersinde açılan bir beden...
Liadan Ní Chuinn’in öyküleri, İrlanda’nın kuzeyinin yakın geçmişini büyük sözlerle değil, ailelerin kırılgan anılarıyla örüyor. Suskun yaşlılar, yorgun gençler, konuşulmadan nesilden nesile geçen korkular…
Her Biri Hâlâ Burada, kişisel olanla politik olanın birbirinden ayrılamadığı bir dünyaya bakıyor. Ní Chuinn; bedenlerde geçmişin ağırlığını, bakımı, hastalığı ve işlenen suçların fısıltısını, geride bırakılmaya çalışılan bir tarihin, süregelen bir yara olarak nasıl nefes almaya devam ettiğini olağanüstü bir dille anlatıyor.
Tom Philips
İnsanlar / Her Şeyin İçine Nasıl S*çtığımızın Kısa Tarihi
çev. Nazlı Tancı
Holden Kitap
Temmuz 2026
232 s.
Bu kitap, ağaçtan düşen ilk atamızdan günümüze kadar yaşanan salaklıkları, her şeyin içine nasıl s*çtığımızı anlatan bir rehber. Başarısızlığımızın kitabı.
On binlerce yıl boyunca yanlış kararlar verdik. Eylemlerimizin ne sonuçlar doğuracağını düşünmeden yaşadık. Nehirleri ve gölleri kuruttuk, ormanları ve verimli tarım arazilerini yok ettik, denizleri ve okyanusları plastik atıklarla doldurduk. Farklı milletten olan insanları katlettik. Hepsi salaklığımızdan. Bencilliğimizden. Korkunç kibrimizden. Günü kurtarmak için verdiğimiz kararlar felaketimiz oldu. Sonuç olarak: S*ÇIP BATIRDIK.
Üstelik buna hâlâ devam ediyoruz.
Uygarlıklar nasıl dağıldı?
1859’da Avustralya’ya yirmi dört İngiliz tavşanı ithal eden bir çiftçi ülkeyi nasıl bir felakete sürükledi?
Aral Gölü hangi aptal kararla kurumaya yüz tuttu?
Hitler ile Napolyon arasındaki salakça benzerlik neydi?
Osmanlı’yı deliler nasıl yönetti?
Tom Phillips insanlık tarihinin büyük s*çışlarını aşırı komik bir şekilde anlatıyor.
Küçük Erdemler
çev. Şemsa Gezgin
Temmuz 2026
230 s.
Çocuk eğitimi söz konusu olduğunda, onlara küçük erdemlerin değil, büyük erdemlerin öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tasarrufu değil, cömertliği ve paraya kayıtsız kalmayı; ihtiyatı değil, cesareti ve tehlikeyi küçümsemeyi; kurnazlığı değil, açıklığı ve hakikat sevgisini; diplomasiyi değil, insan sevgisini ve kendini adamayı; başarı arzusunu değil, olma ve bilme arzusunu öğretmeliyiz onlara.
Anı, deneme ve kişisel anlatı arasında dolaşan ve 1944-1960 yılları arasında yazılmış bu metinlerde Ginzburg eğitimi, aileyi ve insanın iç dünyasını yeniden düşünmeye çağırıyor. Başarıyı ve parayı merkeze alan bir dünyanın karşısına cesareti, cömertliği ve yaşam sevgisini koyarken çocuk yetiştirmeye ilişkin bildik kalıpları da tersyüz ediyor: Meselenin ne disiplin ne de başarı olduğunu, aslolanın çocuğun kendi yönünü bulabilmesi ve yaşamla kurduğu bağı koruyabilmesi olduğunu söylüyor.
Savaşın korku ve yoksullukla açtığı yaralar, kayıplar, kadın ve anne olmanın karmaşık deneyimi… hepsi, Natalia Ginzburg’un bu sayfalarda ustalıkla kurduğu –hem mütevazı hem de görkemli– bir hikâyenin parçaları.
Nörokabileler:
Otizmin Mirası ve Nöroçeşitliliğin Geleceği
çev. Ulaş Apak
Alfa Yayınları
Temmuz 2026
560 s.
Gazete ve dergi yazılarıyla tanınan, bilim gazeteciliği ödüllü Steve Silberman, bu çarpıcı ve derinlikli eserinde otizmin tarihine ışık tutarken, yıllardır yanlış anlaşılan bir nörolojik farklılığın gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Otizmin bir eksiklik mi yoksa insan çeşitliliğinin doğal bir parçası mı olduğu sorusundan yola çıkan Silberman, bu kitapta bilimsel keşiflerin, unutulmuş araştırmacıların ve otizmli bireylerin dokunaklı hikâyelerinin izini sürüyor. Çeşitli vaka çalışmalarından derlediği analizleri, Leo Kanner ve Hans Asperger gibi öncü isimlerin çalışmalarıyla birleştiriyor. Okuru, otizmin psikiyatride ortaya çıkışından günümüzdeki nöroçeşitlilik hareketine uzanan etkileyici bir yolculuğa çıkarıyor. Toplumun “normal” kavramını nasıl inşa ettiğini ve bu sürecin kimleri dışarıda bıraktığını sorgulayan Nörokabileler: Otizmin Mirası ve Nöroçeşitliliğin Geleceği, farklılıklara bakış açınızı kökten değiştirecek.
“Derinlemesine araştırılmış ve son derece etkileyici bir anlatı.” –The New York Times
“Otizmin tarihine dair büyüleyici ve önemli bir çalışma.” –The Guardian
“Otizmin tarihini yeniden çerçeveleyen güçlü bir eser.” –Nature
Serkan Türk
Everest Yayınları
Temmuz 2026
160 s.
Balıkları düşündü sonra. Issız dağ başlarından akıp ormanın içinden geçen nehirlerde yüzdüğünü hayal etti ve büyük balığın avına dönüştü hemen, yahut suya pençesini sinsice daldıran bir ayının onu parçalara ayırışı geldi gözünün önüne...
Saksağan belki... Kuşları aklından geçirdiği gibi tüfek sesi yankılandı kulaklarında.
Kertenkele... Onların da sırtlarını güneşe dönüp kayaların üzerinde öylece donakaldıkları o sahne beliriverdi zihninde. Çok zordu seçim yapmak...
(...) Belki de en iyisi kaplumbağa olmaktı. Kendi dünyasında, yavaş ama temkinli... Kabuğundan çıkmaya cesareti pek yoktu zaten.
Serkan Türk, yalnızlığın kederini, kasvetini mucizevi bir süratle dağıtan dostluğu tarif ediyor Rex’te. Sıcacık bir samimiyetin şifası ete kemiğe bürünüyor, edebiyatta "Rex" diye görünüyor.
Önceki Yazı
Futbolun görsel hafızasında kadınların temsili üzerine:
Dünya Kupası ve kadrajın dışında kalanlar
“Feminizm artık yalnızca meydanların ya da akademinin dili değil; reklamların, markaların ve küresel kültür endüstrisinin de söz dağarcığına girdi. Bu görünürlük önemli bir kazanım olabilir ama aynı zamanda yeni bir risk de taşır: Eşitlik siyasal bir talep olmaktan çıkıp tüketilebilir bir estetiğe dönüşebilir.”
Sonraki Yazı
Katliamın ortasında bize bakan köpeklerin müjdeleri:
“Bir kez sevilen hiçbir şey ölmez”
“Goya’nın köpeği kuma yarı gömülü, başı yukarı, boş bir göğe bakıyordu; o bakışı karşılayacak kimse yoktu resimde. Şehrin Köpeklerine Müjdeler, işte o karşılıksız bakışa bir göz, o gömülü gövdeye bir el uzatıyor.”