• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 31

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Büyük Birleşme / Communitas / Dağlardan Duyur Onu / Erkeklik Krizi / Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu / Havva’nın Üvey Kızları /  Kuzey Ormanları / Levant / Modern Barbarlığın Eleştirisi / Şeytani

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

31 Temmuz 2024

PAYLAŞ

Zadie Smith
Büyük Birleşme
çev. Özlem Gayretli Sevim
Everest Yayınları
Temmuz 2024
256 s.

İnci Gibi Dişler  ve Dans Zamanı gibi oylumlu romanlarıyla tanıdığımız ödüllü yazar Zadie Smith, bu kez öyküleriyle okurların karşısına çıkıyor. Yeryüzünde son gününü yaşamakta olan bir adam, okul yıllarının muhasebesini yapan kırklı yaşlarında bir kadın, gerçeklikle bağı kopmuş İngiliz turistler, 11 Eylül olayları sırasında kaçmaya çalışan Amerikalı ünlüler, Smith’in birbirinden çok farklı on dokuz öyküsünün yer aldığı Büyük Birleşme’de bir araya geliyor. Yüksek tempolu, eklektik ve incelikli Zadie Smith öyküleri, kültürel aidiyeti, aile ilişkilerini ve kadın olma tecrübesinin türlü yüzlerini masaya yatırıyor.

“Smith’in asıl gücü, çok kültürlü, capcanlı yeni dünyayı, adeta dans eden, cüretkâr bir neşeyle resmedebilme becerisidir.” –Chicago Tribune

“Smith genç bir hip-hop şairinden bir İngiliz lorduna kadar, resmettiği her şeye göz kamaştırıcı bir hayat bahşediyor.” –The Washington Post

Roberto Esposito
Communitas – Topluluğun Kökeni ve Kaderi
çev. Onur Kartal
Nota Bene Yayınları
Mayıs 2024
208 s.

Çağdaş siyaset felsefesinin kurucu isimlerinden Roberto Esposito bu eserinde topluluk kavramının ayrıntılı bir soy kütüğüne girişiyor.

Hobbes, Rousseau, Kant gibi modernliğin temellerini oluşturan isimlerin eserlerinde derinlere dalan ve yeni bir topluluk anlayışının ana hatlarını Heidegger ve Bataille’ın kavramsal analizleriyle çizmeye koyulan Esposito aynı zamanda liberal bireyciliğin geniş çaplı bir eleştirisini sunuyor. Zira topluluğu felç eden, onun biçimini bozup rayından çıkaran bu bireyciliğin bizzat kendisi.

Bugün kan kaybeden, can çekişen ve hatta ölmekte olan topluluk düşüncesini yeniden canlandırmak için onu karşılıklı bir armağan etme ve sorumluluk ilişkisi olarak düşünerek etik ve politik bir dayanışma zeminine yeniden oturtmak gerekiyor.

Communitas bu doğrultuda ilerleyen, bireyciliği zayıflatırken ortaklığı güçlendirip çoğaltmaya yönelen kuvvetli bir felsefi çaba, kudretli bir kuramsal girişim…

James Baldwin
Dağlardan Duyur Onu
çev. İlknur Özdemir
YKY
Temmuz 2024
216 s.

James Baldwin’in otobiyografik öğeler taşıyan, 1953 tarihli ilk romanı Dağlardan Duyur Onu, 1935 yılında bir cumartesi günü Harlem’de geçer. Grimes ailesi ve komşularından oluşan küçük bir cemaat mahallenin kilisesinde toplanır. Ayin sırasında, amansız vaiz Gabriel’ın, karısı Elizabeth’in ve dul ablası Florence’ın zihninden geçenleri sırayla izleriz; her birinin hayatı, hayalleri ve pişmanlıkları, mezara götürecekleri sırlar önümüzde bir bir açılır, böylece Baldwin ABD’de siyahların 19. yüzyıl sonuyla 20. yüzyıl başlarındaki hayatının Güney’den Kuzey’e uzanan sert bir panoramasını çizer. Her şeyin merkezindeyse vaizin hor gördüğü üvey oğlu John vardır. Gün ilerledikçe John baba korkusuyla, kaçıp özgürleşme arzusuyla ve inanma ihtiyacıyla yüzleşecektir.

Baldwin’in “kötü ruhları kovar gibi içimden bir şeyleri söküp atma, babama ve hepimize ne olduğunu öğrenme girişimi” diye nitelediği ilk romanı, Amerikan edebiyatının vazgeçilmez klasiklerinden biri. Şiirsel bir yoğunlukla ve büyük bir anlatı ustalığıyla yazılmış. –Harper’s

Baldwin hummalı hikâyesini canlı bir imgelem ve cömert bir ayrıntı zenginliğiyle anlatıyor. –The New York Times

James Baldwin olmak demek, Avrupa’daki, Amerika’daki pek çok saklı yere, siyahlara, beyazlara dokunmak demektir; pek çok şeyi anlamaya zorlanmaktır. –Alfred Kazin

Damla Topbaş
Erkeklik Krizi: Aldatılan Erkekler, Aldatan Kadınlar
İletişim Yayınları
Temmuz 2024
240 s.

Erkeklik Krizi – Aldatılan Erkekler, Aldatan Kadınlar erkeklerin aldatıldıkları durumlarda nasıl tepkiler verdiklerini inceliyor. Aldatılma sonucu yaşanan ya da yaşanması beklenen üzüntü, hayal kırıklığının yerine veya bu duyguların yanı sıra, erkeklerin bunu bir “gurur”, hatta “namus” meselesi haline getirdiklerini gösteriyor. Özellikle cinsel yetersizlik gibi “erkekliklerini” yaralayabilecek aldatma nedenlerinin nasıl bir öfke yarattığını, yine aynı nedenden, aldatıldıklarını arkadaşlarıyla dahi paylaşamamalarını anlatıyor. Bir erkeğin başka bir kadınla cinsel ilişki yaşaması “önemsizken”, kadın bunu yaptığında namus ve ahlâkın nasıl hemen devreye girdiğini birinci ağızdan örneklerle belgeliyor. Ayrıca bunun üzerinden aslında erkeklerin kaybetmekten korktukları ayrıcalıklarına sıkı sıkı sarılmalarını ve ifade etmekten çekinmedikleri çifte standardı sürdürme çabalarını, aldatılma sonucunda aldıkları yarayı sarmak için başvurdukları ve başvurmaktan kaçındıkları yolları, yöntemleri gözler önüne seriyor.

Damla Topbaş tüm bunları “erkeklik krizi” bağlamında ele alırken, aldatan kadınlara da söz veriyor. Neden aldattıklarının, aldatmayı nasıl gördüklerinin cevabını arıyor, romantik ilişki ve evlilik kavramlarının bir değerlendirmesini de sunuyor.

“Erkeklik diğer erkeklikler karşısında ve onlara rağmen sürdürülen bir performanstır. Bu performansın başka bir erkek tarafından kesintiye uğratılması erkeklikler arasındaki rekabeti ve husumeti de açığa çıkarır. […] Bu nedenle aldatılma deneyimi üzerinden bir erkeklik krizi okuması yapmak, erkekliğin hem kadınlık hem öteki erkeklikler aracılığıyla inşa edilmeye çalışılan iktidarının ve meşruiyetinin nasıl yaralandığının anlaşılmasını sağlar.”

Vartuhi Kalantar
Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu (1920-1921)
çev. Artun Gebenlioğlu
Aras Yayıncılık
Temmuz 2024
104 s.

Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bir kadın tarafından yazılmış ilk hapishane tanıklığı olarak nitelendirilebilir. Lozan’da üniversite öğrencisiyken ailesine yazdığı mektuplar gerekçe gösterilerek 1915’te tutuklanan ve ailesiyle birlikte Divan-ı Harp’te yargılanan Vartuhi Kalantar (1895-1978), hakkında tutuklama kararı çıkarılan diğer Ermeni aydınlarla birlikte Hapishane-i Umumi’ye gönderildi. İki buçuk yıllık mahkûmiyetini, 1920-1921 yılları arasında Getronagan pandin gineru pajinı [Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu] adıyla ilk kez Hay gin dergisinde anlattı. Kalantar’ın anıları, Osmanlı’nın ilk modern hapishanesi olan Hapishane-i Umumi’yi bir etnografi gibi inceleyen, yazarın keskin gözlem gücüyle harmanlanmış, eşsiz bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor.

Peyami Safa
Server Bedii Külliyatı:
Havva'nın Üvey Kızları
Notlandırarak hazırlayanlar: Serdar Soydan, Bilal Acarözmen
Ötüken Neşriyat
Temmuz 2024
264 s.

Rıfkı günün birinde, bir kitapçıda genç bir kadınla karşılaşır. İlk görüşte hoşlanmaya başlar bu genç kadından; onu bir türlü aklından çıkartamaz. Kadının kitapçıya verdiği ismi ve çalıştığını söylediği okulun adresini biliyordur bir tek. Okulu arar, kadını bulur, ondan bir randevu ister. Fakat, tuhaf, randevuya gelen, kitapçıda karşılaştığı kadın değildir. Bu nasıl olabilir? Kitapçıdaki kadın niçin bir başkasının adını ve adresini vermiştir?

Rıfkı, roman boyunca, âşık olduğu, daha sonra evlendiği Piraye ve onun yakın arkadaşları Neriman, Şükriye ve Semahat’in garip davranışlarının, anlaşılmaz tavırlarının altında yatanları çözmeye çalışır. Bu dört kadını birbirine bağlayan sır nedir? Neden mektep sıralarından beri birbirlerinden neredeyse hiç ayrılmamışlardır?

Havva’nın Üvey Kızları, 12 Şubat-7 Mayıs 1928 tarihleri arasında Son Saat gazetesinde tefrika edilmiş. Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla kaleme aldığı romanların en özel ve güzellerinden biri. Peyami Safa da böyle düşünmüş olacak ki, iki sene sonra Resimli Ay’da çıkan bir ilanda (Şubat 1930), romanın Havva’nın Kızları adıyla ve Peyami Safa imzasıyla yayınlanacağı duyuruluyor. Yani yazarın kendisi de bu romanı ayrı bir yere koymuş ve esas imzasıyla yayınlama kararı almış. Lakin, kaderin garip bir cilvesi, roman yazılışından neredeyse yüz yıl sonra, ilk kez okuyucuyla buluşuyor.

Daniel Mason
Kuzey Ormanları
çev. Meltem Yılmaz Deniz
Holden Kitap
Temmuz 2024
416 s.

Hızla koştular! Çalılıklardan ve çayırlardan buhar yükseliyordu. Böğürtlen dikenlerinin lime lime ettiği giysileri omuzlarından sallanan paçavralara dönüşüyordu. Çalılıkların arasından geçtiler, ağaç kovuklarında ve ayı inlerinde saklandılar, içeri girmeden önce sopaları birbirine vurarak sığınaklarını yokladılar. Sanki bir çocuk oyunuymuş gibi kaçıyorlardı, bir yeri yağmalamışlar gibi. Benim ganimetim bunlar işte, diye fısıldadı adam kadının dudaklarına dokunarak.
 
Pulitzer finalisti Daniel Mason, bu görkemli romanında ormanın kuytusundaki bir evin 400 yıllık olağanüstü hikâyesini anlatıyor.
 
İki genç âşık, bir Püriten kolonisinden kaçarak ormana sığınır ve orada bir kulübe inşa ederler. Bu mütevazı evleri daha sonra pek çok insana ve insan olmayan karaktere yuva olacaktır: Savaş meydanlarını terk ederek kendini elma yetiştirmeye adayan bir asker. Savaş ve kıtlık, kıskançlık ve arzu arasında sürüklenen ikiz kız kardeşler. Eski bir toplu mezarı araştıran ancak toprağın, sırlarını açıklamayı reddettiğini keşfeden bir suç muhabiri. Aşk acısı çeken bir ressam, sinsi bir dolandırıcı, iz peşindeki bir panter, şehvetli bir böcek. Evin sakinleri çevrelerindeki mucize ve gizemlerle karşılaştıkça, mekânın karanlık, curcunalı, muhteşem geçmişinin canlı olduğunu fark ederler.
 
Pek çok listede 2023’ün en iyi romanlarından biri kabul edilen Kuzey Ormanları, şimdiden dünya edebiyatının büyük yapıtları arasında gösteriliyor.

Philip Mansel
Levant – Akdeniz'de İhtişam ve Felaket
çev. Nigâr Nigâr Alemdar
Alfa Yayınları
Temmuz 2024
640 s.

Büyük tarihçi Philip Mansel’in Levantenlik mefhumuna ve pratiğine hasrettiği Levant’ta bir zamanların büyük liman kentleri, zevküsefa, özgürlük ve refahın payitahtları olarak boy göstermiş üç şehrin hikâyesini okuyoruz: Smyrna, İskenderiye ve Beyrut. Bu inşayı gerçekleştirebilmek için pek çok coğrafya, tarih ve kültürle hemhal olan ve sayısız kaynağa başvuran Mansel, dini olanla siyasi olanı ayrıştırıp birbirine karıyor, aynı anda var olabilen kozmopolitlikle milliyetçiliğin gizli savaşını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Rum, Türk, Ermeni ve Arapların … Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanların … Fransız, İngiliz ve Osmanlıların bir karşılaşma sahası olarak iş gören bu ziyadesiyle renkli dünya günün sonunda kararacak, felaketlerle yüzleşecektir: Smyrna yanmış, İskenderiye millileştirilmiş, Beyrut iç savaş sonucu parçalanmıştır.

“Bu çalışma olağanüstü bir başarı demek: tutkulu ama yansız, hayat dolu ama bilimsel.” –Barnaby Rogerson

“Mansel’in Levant’ı Smyrna, İskenderiye ve Beyrut’un sosyal tarihine ilişkin olarak ortaya konmuş sıradışı ve fevkalade bir çalışma.” –Lev Myshkin

“Bu muhteşem kitabı elimden bir türlü düşüremedim.” –Simon Sebag Montefiore

“Mükemmel bir çalışma.” –Moris Farhi

Enzo Traverso
Modern Barbarlığın Eleştirisi – Faşizm, Antisemitizm ve Tarihin Kullanımı Üzerine Makaleler
çev. Selim İ. Kabak
Ayrıntı Yayınları
Temmuz 2024
208 s.

Enzo Traverso, Yahudi karşıtlığı, modernite ve Holokost arasındaki ilişkileri inceliyor. Kitabın farklı bölümleri Avrupalı Yahudilerin yok edilmesinin çeşitli boyutlarını, tarihsel belleğe ilişkin yaklaşımları ve antisemitizmin doğasına dair sol tartışmaları anlatıyor. Frankfurt Okulu'nun eleştirel teorisinden ve Walter Benjamin gibi bir düşünürün heterodoks Marksizminden ilham alan Traverso, Auschwitz'ten sonra eleştirel düşüncenin ilerleme kavramını yeniden ele alması gerektiğini savunuyor.

Geçmişten günümüze tarihsel anlamda bir ilerleme sürecinde olduğu varsayılan Batı medeniyetinin önde gelen temsilcilerinden biri olan Almanya, Auschwitz'e imza attığında bu ilerleme bir kesintiye mi uğramıştı yoksa Auschwitz, Aklı, özgürleştirici bir güç olmaktan çıkarıp bir tahakküm ve terör aracına dönüştüren uzun bir Batı medeniyeti yolunun doruk noktası mıydı?

Hitler'in yaklaşım ve yöntemleri ayrık birer olgu muydu yoksa tüm Avrupa'nın sınıf ve ırk kökenli dürtülerinin özünü mü yansıtıyordu?

Auschwitz'in Yahudi toplumunda yarattığı refleks İsrail Devleti'nin nasıl bir yol izlemesine neden oldu ve gelecekte neler olabilir?

Pierre Boileau, Thomas Narcejac
Şeytani
çev. Işıl Özgüner
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Temmuz 2024
152 s.

Pierre Boileau ve Thomas Narcejac, 1952 tarihli bu psikolojik gerilim romanında sevgilisiyle bir olup karısını öldürmeye kalkışan bir adamın hikâyesini anlatırlar. Satış temsilcisi Fernand, doktor sevgilisi Lucienne’le birlikte hayat sigortasından alacakları parayla evlenip güney Fransa’daki Antibes’e yerleşmek için karısı Mireille’den kurtulmaya karar verir. İkili, kurbanın kaza sonucu boğularak öldüğü izlenimini verecek bir plan yaparlar. Plan başarıyla uygulansa da, bir noktadan sonra işler ters gitmeye başlar. Birbirini izleyen garip olaylar kurban ile suçluyu ayıran çizgiyi giderek bulanıklaştırırken, roman da yarı fantastik bir havaya bürünür. İnsan doğasının barındırdığı kötülüğe her daim kafa yoran, karakter zayıflığını da bu kötülüğün bir parçası olarak gören Boileau ve Narcejac, zaafları, kusurları ve pişmanlıklarıyla ete kemiğe büründürdükleri Fernand karakterinin zihninden geçenlere odaklanırlar. Olayların giderek çığırından çıkması Fernand’ın dengesini bozarak gerçeklikle bağını günbegün zayıflatır. Şeytani  Fransız yönetmen Henri-Georges Clouzot’nun başyapıtı olarak sinema tarihine geçen Les Diaboliques adlı filme esin vermiştir.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları
  • Büyük Birleşme
  • Communitas
  • Dağlardan Duyur Onu
  • Erkeklik Krizi
  • Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu
  • Havva’nın Üvey Kızları
  • Kuzey Ormanları
  • Levant
  • Modern Barbarlığın Eleştirisi
  • Şeytani

Önceki Yazı

SÖYLEŞİ

Geray Gençer ile söyleşi:

"Tanpınar’ı tasarlamak"

Dergâh Yayınları’nın hazırladığı yeni Tanpınar külliyatı tasarımcı ve sanatçı Geray Gençer’in imzasını taşıyor. Kendisiyle “Tanpınar’ı tasarlamak” üzerine konuştuk...

ABDULLAH EZİK

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Minyatür ve tahkiye:

İhsan Oktay Anar’da şark estetiği

“Anar’ın yazı dünyasını, sözgelimi Nakkaş Osman’ın temsil ettiği klasik dönem minyatürlere benzetebiliriz... Hadiselerin dekorunu Matrakçı Nasuh’un kartografik çizimleri oluşturur sanki. Ama avlu dışındakilerin hayatlarına bakan Levnî’nin nakışlarına da arada yer açılır.”

ÖZGÜR TABUROĞLU
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist