Haftanın vitrini – 29
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Anlamsızlık / Babam Adonis / Canavar / Çocuk Neden Mısır Unu Lapasında Pişer / Kızıma İklim Değişikliğini Anlatıyorum / Kubur / Oyun Yazarlığımızda Çeyrek Yüzyıl / Oyunlar ve İnsanlar / Yanlış Bilgi Üzerine / Yolcu
Anlamsızlık
çev. Süleyman Doğru
Jaguar Kitap
Temmuz 2026
120 s.
“Benim aklım yerinde değil.”
Böyle başlıyor Anlamsızlık. Fakat bu cümle romanın anlatıcısına değil, onun düzeltmenliğini yaptığı rapordaki tanıklardan birine ait.
İşsiz güçsüz, alkolik bir yazar olan anlatıcı karakterimiz bir arkadaşının yardımıyla başpiskoposluk sarayında geçici bir iş bulur: 1100 sayfalık bir tanıklık dosyasının düzeltmenliği. Masanın başına geçip ilk sayfayı önüne koyduğunda ise karşısına işte bu cümle çıkar.
Askerlerin yerli köylerinde yaptıkları katliamlardan kurtulanların tanıklıkları, yaşadıkları korkunç olayları anlatış ve betimleyiş biçimleri zaten fazlasıyla karamsar ve paranoyak yazarımızı derinden etkiler. Bu arada bahsi geçen katliamların sorumluları da boş durmamaktadır, raporun ortaya çıkmaması için çoktan harekete geçmişlerdir.
Katliamlar, örtbaslar, çıldırtan düşler, şiir gibi delilik cümleleri; Moya yine evinin kalbinden, Latin Amerika’dan bildiriyor.
Süleyman Doğru’nun İspanyolca aslından çevirisiyle…
Babam Adonis
Bir Baba-Kız Söyleşisi
çev. Ayten Er
Oblomov Yayınevi
Temmuz 2026
168 s.
Ninar Esber ile babası Adonis arasında gerçekleşen bu uzun konuşmalar, bir söyleşiden ziyade iki insanın birbirine yaklaşma çabasını kaydediyor. Paris’te yapılan on bölümlük bu nehir söyleşide din, şiir, aşk, cinsellik, kadınlar, savaş, sürgün, dil ve özgürlük üzerine konuşuluyor. Fakat asıl mesele, uzun süre birbirinden uzak kalmış bir baba ile kızın birbirini yeniden duymaya çalışması.
Adonis, Arap şiirinin en etkili ve en tartışmalı seslerinden biri olarak düşüncelerini alışılmış kalıpların dışında dile getirirken, Ninar Esber de ona yalnızca bir şair ya da düşünür olarak değil, bir baba olarak da yöneliyor. Sorular bazen entelektüel, bazen kırılgan, bazen de rahatsız edici ölçüde kişisel.
Ortaya çıkan metin kesin yargılar sunmuyor; aksine, cevapların içinde yeni sorular açıyor. Hafıza, inanç, aile ve kimlik gibi konularla ilerleyen bu konuşmalar, aynı zamanda iki kuşağın birbirine bakma biçimini de görünür kılıyor. Ve sessizliğin uzun sürdüğü bir ilişkide, konuşmanın kendisi başlı başına bir olaya dönüşüyor.
“Babam Adonis, yüzyılın en özgün yaratıcılarından birine derin pencereler açıyor. Şair ne kadar Ali, ne kadar ve neden Adonis öğreneceksiniz, kendi ağzından.”
–Enis Batur
Canavar
çev. Süleyman Doğru
Mundi Kitap
Temmuz 2026
472 s.
Herkes kendi derdine düşmüş; köpeği ve yanak kısmına sapladığı sivri dişleriyle tuttuğu kafayı sağa sola sallarken çıkardığı oyunbaz hırlamayı kimsenin fark etmemesinde bir tuhaflık yok.
Yıl 1834: Surlarla çevrili Madrid, tüm şehri kırıp geçiren koleraya ve siyasi çekişmelere teslim olmuş halde. Bu esnada surların dışında, yoksulların hayatta kalma mücadelesi verdiği yerde, küçük kızları parçalara ayıran Canavar kol geziyor. 14 yaşındaki Lucía ise eski polis tek gözlü Donoso ve meraklı gazeteci Diego’nun yardımıyla, kaybolan kardeşi Clara’yı canlı halde bulmak için şehirde girilmedik delik bırakmıyor.
Lucía’nın şehrin karanlık dehlizlerinde bulduğu sırlarsa boyunu aşan ve asla peşini bırakmayacak türden…
1952’den beri verilen İspanya’nın en prestijli edebiyat ödülünü kazanan Canavar eşitsizliği, adaleti, halkı kâr uğruna hiçe sayan politikacıları, yoksulluğu ve idealler uğruna nereye kadar gidilebileceğini sorgulayan, sıra dışı bir polisiye…
Çocuk Neden Mısır Unu Lapasında Pişer
çev. Seda Tunç
İletişim Yayınları
Temmuz 2026
183 s.
“El kızı olmasına rağmen onu ablammış gibi seviyorum. Annesi babamın üvey kızı. Ablamın annesi ve annesinin annesi yani ablamın anneannesi ve babamın eski karısı bir akıl hastanesinde yaşıyorlar çünkü delirdiler. Ablan da deli, diyor annem çünkü babam onu bir kadını sever gibi seviyor. Delirmemek için benim de dikkat etmem lazım, o yüzden annem gittiği her yere beni de götürüyor.”
Çocuk Neden Mısır Unu Lapasında Pişer, alışılmadık, zımba gibi, yumruk gibi bir anlatı... Paramparça bir göçmen hayatı ve bir aile karambolü...
Bazılarına bütün dünya yurtdışıdır, bazıları hep kendi arasında yabancıdır ya...
Aglaja Veteranyi, öğrenmekte olduğu bir dilin içinde oradan oraya seğirten bir sirk cambazı gibi yazıyor – “gibi”si fazla! Bir sert gerçekçilik başyapıtı.
Kızıma İklim Değişikliğini Anlatıyorum
çev. Hande Koçak
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Temmuz 2026
80 s.
Çocuklar bazen yetişkinlerin sormayı unuttuğu soruları sorar: İklim gerçekten değişiyor mu? Bunun sorumlusu kim? CO₂ neden bu kadar önemli? Denizler ne kadar yükselecek? Fosil yakıtlar modern hayatın neresinde duruyor? İklim değişikliğinin gıda, sağlık, göç ve savaşlarla nasıl bir ilişkisi var?
İklim değişikliği genellikle ya teknik raporların soğuk diliyle ya da felaket haberlerinin sarsıcı görüntüleriyle anlatılır. Birinde mesele uzmanların alanına çekilir, diğerinde okur korku, suçluluk ya da çaresizlik içinde bırakılır. Jean-Marc Jancovici ise Kızıma İklim Değişikliğini Anlatıyorum’da başka bir yol seçiyor, bu önemli meseleyi bir çocuğun doğrudan, yalın ve kaçınılmaz sorularına cevap vererek açıklıyor.
Her soru Jancovici’yi bir mekanizmayı anlatmaya yöneltiyor. Atmosfer fiziğinden enerji tüketimine, tarımdan ormansızlaşmaya, iklim bozulmasından göçe ve siyasal kırılganlığa uzanan bağlantılar adım adım kuruluyor. Böylece, bilimsel bilgiyi kuşaklar arası bir konuşmaya dönüştüren sıradışı bir metin çıkıyor ortaya.
Kubur
Dipnot Yayınları
Temmuz 2026
160 s.
Bellek kimileyin en büyük düşmanıdır insanın. Yaşadıklarının zehir gibi yakan acı tortusu hep oradadır, ne denli derinlere gömmeye çalışırsa çalışsın. İstediği kadar ileri doğru yürüsün, yürüdüğünü sansın, geçmişin o ağır/paslı zincirini de sürükler peşi sıra. İnsan unutmayı bir türlü öğrenemez, hele de birlikte mücadele verdiği arkadaşlarını, yoldaşlarını bir anda “satmışsa”. Yaşamak artık dibi mezbelelik derin bir kuyuda debelenmekten farksız olur, baca boşluğuna düşen bir kuşun çırpınıp durması gibi. “Kabir azabı” denir bu yüzden; dahası, “kabirle kubur aynıdır” denir.
Ne geriye dönmek mümkündür, ne de hayatı temize çekmek…
M. Ender Öndeş, bu yeni romanında, çok da uzak olmayan bir geçmişle onun bugüne düşürdüğü izleri yine capcanlı/sahici karakterler eşliğinde ve soluk soluğa bir tempoyla anlatıyor, hem bireysel hem toplumsal düzleme aynı anda ve derinlemesine nüfuz ederek. İnsanın yaptıklarından çok yapmadıklarından sorumlu olduğunun, tragedyaların kaçınılmazcasına hep yaşam ile ölüm arasında yapılan tercihten doğduğunun, ama bu arada dirençten beslenen umudun da hayata dahil edilmesi gerektiğinin bilinciyle…
Yazarlar Üzerine İncelemeler (iki cilt)
Hazırlayan: Özlem Belkıs
Mitos-Boyut Yayınları
Temmuz 2026
104 s.
...İki kitapta yirmi iki oyun yazarımızı, çok değerli akademisyenlerin kaleminden okuyacaksınız. Oyun metinleri üzerine yapılan yorumlar, bağdaştırılan kavramlar, değerlendirmeler bu yönüyle kıymetli. Her biri kendine özgü tona sahip bu yazarların serüvenleri ya da isimlerinin duyulması 2000 sonrasına rastlıyor. Hemen hepsi aktif olarak tiyatro uygulamalarının içinde, kimi zaman kendi oyunlarını yöneten, kimi zaman oynayan isimler. Bu çalışmaya emek veren herkese teşekkürler. Yazdıkları oyunlarla bizi düşünmeye çağıran oyun yazarlarımıza, tüm yoğunluğu içinde zaman ayırıp bu yazıları kaleme alan araştırmacılara teşekkürler..."
–Özlem Belkıs
Katkılar (1. cilt): Banu Ayten Akın, Banu Çakmak, Hatice Şaşmaz, İbrahim Güngör, Müşerref Öztürk Çetindoğan, Oğuz Arıcı, Özlem Belkıs, Selen Korad Birkiye, Sündüz Haşar, Yunus Emre Gümüş
Katkılar (2. cilt): Aslıhan Ünlü, Duygu Kankaytsın Çelenk, Ezgi Deniz Alpan Giannoulis, Hülya Adak, Melike Saba Akım, Nihan Şentürk, Nilgün Firidinoğlu, Özlem Belkıs, Özlem Hemiş, Sema Göktaş, Süreyya Karacabey, Yasemin Sevim Salman, Yeşim Özsoy
Oyunlar ve İnsanlar:
Maske ve Baş Dönmesi
çev. Haldun Bayrı
Doğu Batı Yayınları
Haziran 2026
263 s.
Fransız sosyolog ve filozof Roger Caillois’nın kült eseri Oyunlar ve İnsanlar, insanlık tarihini oyunun merceğinden okuyan bir başyapıttır. Caillois, oyun oynamayı yalnızca çocukça bir eğlence ya da boş zaman aktivitesi olarak görmez. Aksine onu, kültürün, hukukun, sanatın ve toplumsal kurumların temelini oluşturan kurucu bir unsur olarak tanımlar.
Düşünür bu öncü çalışmasında oyunları; yarışma (agôn), şans (aléa), -mış gibi yapma (mimicry) ve baş dönmesi (ilinx) olmak üzere dört temel kategoriye ayırır. Kuralların disiplini ile özgürlüğün coşkusu arasındaki o hassas dengeyi kusursuz biçimde inceler. Antikçağ’ın ritüellerinden modern dünyanın kumarhanelerine, borsadan profesyonel spor müsabakalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, toplumların karakterini oynadıkları oyunlar üzerinden analiz eder. Bir toplumun neleri kutsal saydığını, kurallara nasıl bağlandığını ve kaderi nasıl anlamlandırdığını keşfetmek, o toplumun oyun biçimlerine bakmaktan geçer. Roger Caillois; disiplinlerarası yaklaşımı, oyun tipolojisi, mimetizm (taklit) ve kutsal üzerine geliştirdiği teorilerle sosyoloji, psikanaliz, edebiyat eleştirisi ve modern oyun çalışmaları alanlarında çok sayıda önemli ismi derinden etkilemiştir. Jacques Lacan, Georges Bataille ve Jean Baudrillard bu isimler arasındadır.
Ayrıca Caillois’nın oyun ve kültür ilişkisi üzerine kurduğu sosyolojik çerçeve, Türkiye’deki tiyatro ve kültür tarihçiliğinde de izler bırakmıştır. Metin And, oyunun kültürel kökenlerini ve ritüelleri çözümlerken Huizinga ile birlikte Caillois’nın şans, rekabet ve taklit kategorilerine sıklıkla atıfta bulunmuştur.
Yanlış Bilgi Üzerine
Akademim Yayınları
Temmuz 2026
132 s.
Neden akıllı insanlar saçma şeylere inanır? Neden bir yalan, doğrudan çok daha hızlı yayılır? Steve Jobs, dünyanın en zeki insanlarından biri sayılırken pankreas kanserini alternatif yöntemlerle tedavi etmeye çalıştı; Léo Taxil, 13 yıl boyunca Katolik Kilisesi’ni sahte tanıklıklarla kandırdı; milyonlarca insan Papa’nın şişme mont giydiğini gösteren yapay zekâ görselini gerçek sandı. Yanlış bilgiye inanmak sadece aptallıkla veya eğitimsizlikle açıklanamaz. Sinan Alper, bu kitapta yanlış bilginin ne olduğunu, neden inandırıcı geldiğini ve kimlerin bu tür iddialara daha açık olduğunu soruyor. Yanlışlanabilirlik ve parsimoni gibi temel düşünme ilkelerinden post truth tartışmalarına, evrimsel psikolojiden sosyal medya ve yapay zekânın rolüne uzanarak cevaplar arıyor. Ortaya konan tablo, bireysel bir zayıflığın değil, insanlığın ortak bir kırılganlığının portresini çiziyor. Ve bu kırılganlığı tanımak, ona karşı durmanın ilk adımı.
Yolcu
çev. Avi Pardo
İthaki Yayınları
Temmuz 2026
432 s.
Modern Amerikan edebiyatının en güçlü seslerinden biri olan, sıklıkla Herman Melville ve William Faulkner gibi devlerle kıyaslanan Cormac McCarthy, kariyeri boyunca Güney gotiği, Western ve postapokaliptik türlerde verdiği birbirinden başarılı eserlerle Pulitzer, National Book, National Book Critics Circle ve MacArthur Fellowship gibi ödüllerin sahibi oldu. Uzun bir sessizliğin ardından kariyerinin jübilesi niteliğini taşıyan ikilemenin ilk kitabı Yolcu ise hayata çok yönlü, muazzam ve zihne kazınan bir bakış atıyor.
1980’li yıllar, Mississippi’de gece saatlerinde Bobby Western dalgıç kıyafetini giyip karanlık sulara dalmıştır. Dalış lambası batık jeti aydınlattığında koltuklarına bağlı duran dokuz ceset görür. Ancak kaza alanında pilotun uçuş çantası, uçağın kara kutusu ve onuncu yolcu kayıptır. Peki ama nasıl?
Western şans eseri kendisini karanlık bir komplonun ortasında bulur. Peşinde rozetli adamlar, Hiroşima’ya atılan korkunç bombanın mucidi olan babasının hayaleti ve kız kardeşi vardır. New Orleans’ın gürültülü barlarından Florida kıyılarındaki terk edilmiş bir petrol kulesine kadar Amerika’nın güneyini baştan başa turlayan Yolcu; trajedinin geride bıraktığı o silinmez pişmanlığı ve evrenin sağır edici sessizliğini âdeta kutsal bir metin gibi işleyen, çağımızın en büyük edebiyat dehasının dünyaya ve insana veda niyetine bıraktığı son başyapıt.
“Komik, tuhaf ve tekinsiz cümlelerle o kadar dolu ki, diğer yazarlar önümüzdeki 150 yıl boyunca epigraflarında bu kitaptan satırlara yer verecek.” –The New York Times
“McCarthy o güçlü edebi dehasını hem fiziksel dünyanın milimetrik detaylarına hem de teorik olanın tekinsizliğine yöneltiyor. Karşımızda tam anlamıyla, yalnızca Cormac McCarthy’nin yazabileceği türden bir metin var.” –Los Angeles Times