• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 28

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: 7’lik hitaplar. / Bir Biyografi Yazarının Öyküsü /  Bizler Yarının Türkleriyiz / Dünyadan Sonra Bir Yer / Güvenliğin İlgası / İtalyan Modeli / Kulakmisafiri / Osmanlı İmparatorluğu’nda Yollara Düşenler / Sağanak Altında / Tomás Nevinson

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

9 Temmuz 2025

PAYLAŞ

Ahmet Güntan
7'lik hitaplar.
160. Kilometre
Haziran 2025
47 s.

Kimimiz için İlk Kan.ın adeta bir parola haline gelen introsu: Gençken, güzelken, karnımız aşağıya dümdüz inerken...
Kimimiz için Köpüklü Bir Kan, Bir Duman.
90larda birer sis çanı: Romeo ve Romeo., İkili Tekrar., Nezle.
Esrâriler. bambaşka kimimiz için...
Bağdatın işgali sonrası Mahkeme Kitap.la dönüş...
Parçalı Ham.la 2000'lerde şiirimizin en büyük olayı, Türkçenin son modern refleksi.
Drülütt.ün Savaş bölümü kimimiz için...
Sonra üçleme: Kendini kırk parçaya böldüğü, diyaloglarla örülü romanları...
On yıllardır şiire neden başladığına sadık kalan, yapıtlarıyla hepimizin hayatına dokunan, kalıcı izler bırakan bir şair, Ahmet Güntan, 70 yaşında.
Ve hepimize büyük bir sürpriz: Ahmet Güntan 70. yaşına daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış şiirlerinden oluşan bir kitapla giriyor: 7lik hitaplar.
Ahmet Güntan'ın 2020-2025 yılları arasında yazdığı otuz şiiri ilk kez bu kitapta okuyacaksınız.
160. Kilometre sevinçle sunar.

Beyin kimyam bu benim, olanları seyretmek için parçalara ayrılırım.

A.S. Byatt
Bir Biyografi Yazarının Öyküsü
çev. Ayça Karcı
Everest Yayınları
Temmuz 2025
320 s.

“Biyografi sanatı, hor görülen bir sanattır çünkü bir şeylerin, gerçeklerin, düzenlenmiş gerçeklerin sanatıdır.”

Postmodern edebiyat teorisinin karmaşıklığından kaçmak için akademik çalışmalarından vazgeçip bir biyografi yazmaya koyulan bir akademisyenin başına neler gelebilir? Böyle bir yolu seçen Phineas G. Nanson için bu sorunun cevabı beklenmedik, bir o kadar da kafa karıştırıcı olur: Phineas; bir zamanlar hakikatin peşinde koşan büyük biyografi yazarı
Scholes Destry-Scholes’un izini sürerken kendini büyük maceraların içinde bulur ve hayat hikâyesindeki sırları çözmeye çalışırken metinler, parodiler, alıntılar ve çelişkilerle dolu bir mozaiğin ortasında kalır.

Dahası, yol boyunca karşılaştığı tuhaf karakterler ve olaylar Phineas’ın hayatını da dönüştürmeye başlar; biyografisini yazmaya çalıştığı kişilerin yaşamlarıyla kendi hayatı arasındaki sınırlar da giderek bulanıklaşır.

Çağdaş İngiliz edebiyatının en önde gelen isimlerinden eleştirmen, akademisyen ve yazar A. S. Byatt, Bir Biyografi Yazarının Öyküsü’yle okuru edebi referanslarla dolu karmaşık bir labirente davet ediyor. Biyografi sanatının ve gerçeği yazmanın doğasına ve gerçekle düşlenen arasındaki farka dair derin bir sorgulamayla inşa edilmiş, çıkışı bulmanın pek de kolay olmadığı bir labirent bu.

Ona kirli pencerelerden bahsetsem mi, diye düşündüm. “Acilen birçok şeyle dolu olan bir hayata ihtiyacım var” dedim. Güven veren ve ayağı yere sağlam basan bu Anglosakson sözcüğünden memnundum. “Gerçeklik” ve “gerçek dışılık” hakkında konuşmaktan kaçındım çünkü postmodern edebiyat kuramının gerçeklik olarak tanımlanacağını biliyordum. İnsanlar onun içinde yaşıyordu. Ancak yine de ölümcül bir şekilde, Latinceden türemiş olan daha az kesin, hatta gereksiz olan kelimeyi kendi sağlam kelimeme ekledim. “Bir şeylerle dolu bir hayata ihtiyacım var,” dedim. “Gerçeklerle dolu.”

Ulrich Gutmair
Bizler Yarının Türkleriyiz
çev. Serkan Seymen
Kolektif Kitap 
Haziran 2025
256 s.

1980’lerde Almanya’da bir hayalet dolaşıyordu — punk kültürünün hayaleti. Synth melodileri sokakları dolduruyor, yırtık boru paça kotlar, alaycı sloganlı tişörtler ve asi bedenler kentlere yavaş yavaş sirayet ediyordu. Fakat mesele ne müzikle ne modayla sınırlıydı. Geçmişinde sıkı sıkı tutunmaya çalışan bu ülkedeki bir avuç genç müzisyen, sanatçı ve göçmen işçi çocuğu, Almanya’nın ruhuna inceden inceye müdahale ediyordu. Resmi tarihin bastırmaya çalıştığı bu sesler, ülkenin geçmişine ve dönüşebileceği şeye dair köklü tartışmalar başlatıyordu.

Ulrich Gutmair Bizler Yarının Türkleriyiz’de standartlaştırma baskısına, toplumsal dayatmalara direnmek adına son derece üretken bir olumsuzlama yöntemini benimseyen punk kültürünü ve dönemin Almanya’sında bu ülkede yaşayan misafir işçilerin ve onların Almanya’da doğan çocuklarının üstlendiği görünmez ama hayati rolü son derece çarpıcı detaylarla anlatıyor.

Bizler Yarının Türkleriyiz, sadece punk kültürünün değil, bir toplumun belleğinde patlayan gecikmiş bir bombanın hikâyesi. Müzik, edebiyat ve kimlikler üzerinden yürütülen bu sessiz devrim, Almanca konuşulan coğrafyanın tarihine kazındı. Punk sadece bir müzik türü değil, baskıya, ataerkil düzene, her türden kimliğe ve geçmişin inkârına karşı yaratıcı, radikal ve saldırgan bir cevaptı. Ve o cevap hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.

Yelina Tayfur
Dünyadan Sonra Bir Yer
İletişim Yayınları
Haziran 2025
151 s.

Adamlar aralarında konuştular. Kulak kesildin: Teneke tepsi, çay kaşıkları, televizyon cızırtısı... Masaya vuran parmaklar. Sözcükler seslere karışıp bozuldu. Bir ara oğlan seni işaret etti sanki. İlk kez o zaman arkanı döndün ve tüm adamlara tek seferde baktın. Hepsi önce bir çizgiye sonra büyükçe bir göze dönüştü. İçinde kızıl yolların döndüğü, insan uzvuna benzemeyen bir yuvarlaktı bu.

Yelina Tayfur, Dünyadan Sonra Bir Yer’de ziyaretçilerin, yolcuların, misafirlerin, yabancıların, yok sayılanların, unutulanların, bekleyenlerin yaşamlarından kesitler sunuyor. Yalnızlığa yazgılı sıradan insanların hüsranlarını ve hayallerini, boş vermişliklerini ve ısrarlı arayışlarını, kırılgan heyecanlarını ve derin korkularını kayda geçiriyor. Genellikle yenilgiye mahkûm bu varoluş halinin eziciliğini anlatırken, her şeye rağmen yaşama tutunan bu insanların güçlü bir direniş ve dayanışma ihtimalini canlı tuttuklarını da satır aralarında fısıldıyor...

Anti-Güvenlik Kolektifi
Güvenliğin İlgası – Bir Manifesto
çev. Deniz Türker
Note Bene Yayınları
Temmuz 2025
128 s.

Burjuva toplumunun en yüce kavramı olarak güvenlik, mevcut tüm iktidar yapılarının temelini oluşturur. Güvenlik, yalnız olduğumuz ve kıt kaynaklar üzerinde rekabete mecbur kaldığımızı, özel mülkiyetin doğal bir hak olduğunu, küçük özel yaşam adamızı başkalarının tehdidine karşı korumamız ve bunu yapmak için otoriteye boyun eğmemiz gerektiğini söyleyen canavarca düşüncedir. Güvenlik, insan olsun olmasın, bu gezegeni paylaştığımız her canlıyla dayanışma içinde olmak yerine, Leviathan'a saygı duymamızı ve boyun eğmemizi talep eder. Güvenlik bize, birbirimizin özgürlüğünü gerçekleştirmek yerine, onun önünde engel olduğumuzu söyler.

Anti-Güvenlik Kolektifi, 2010 yılında kurulmuştur ve polis gücünün radikal bir eleştirisine kendini adayan, sermaye altında güvenliğin hem maddi hem de ideolojik hegemonyasına meydan okuyan bir grup akademisyen ve aktivistten oluşur. Mark Neocleous'un çalışmalarından esinlenen proje, güvenliğin analitik ve politik olarak parçalanması için kavramsal araçlar sağlamaya adanmıştır. Mark Neocleous, Londra Brunel Üniversitesi'nde Eleştirel Ekonomi Politik Profesörüdür. Savaş Erki, Polis Erki (2014); A Critical Theory of Police Power (2021); The Politics of Immunity (2022); ve Pacification (2025) gibi çok sayıda kitabın yazarıdır.

Fernand Braudel
İtalyan Modeli
çev. Levent Başaran
Alfa Yayınları
Temmuz 2025
256 s.

1450-1650 yılları arasında İtalya tüm Avrupa ve Akdeniz üzerinde muazzam bir etkiye sahipti. Kurduğu kültürel, ekonomik ve politik hakimiyet dönemin sanat anlayışını, yönetim sistemini ve toplumsal yapılarını etkiledi. Bu iki yüzyıl boyunca İtalya, sanat tarihindeki üç büyük akıma öncülük etti: Rönesans, Maniyerizm ve Barok. Dünya tarihinde tamamen şaşırtıcı ve benzersiz olan bu “altın çağı” bugünün merceğinden incelemek; parçalanmış, çok yönlü ve ilk bakışta çelişkili bir tarihi, belirli bir tarihsel döneme olduğu kadar mevcut gerçekliğimize de hitap eden tek bir birleştirici anlatıda toplamamızı sağlar. Fernand Braudel’in İtalyan Modeli’nde başardığı şey budur.

Braudel, İtalya’nın olağanüstü kültürel gelişimi sırasında sanat, bilim, politika ve ticaret arasındaki karmaşık etkileşimi inceliyor; İtalyan toplumlarının siyasal karmaşıklığı ve yaşanan muazzam kapitalist yayılmanın mantığı içinde, bu sürecin nüanslarını titiz ve özgün bir yöntemle aktararak, sanat tarihindeki büyük anların nasıl ortaya çıktığını, yayıldığını ve kaybolduğunu anlamaya çalışıyor. İtalyan Modeli, İtalya’nın 1450’den 1650’ye kadar süregelen ihtişamını ve çöküşünü gözler önüne seriyor.

Elias Canetti
Kulakmisafiri: Elli Karakter
çev. Bilge Sancı
Sel Yayıncılık
Temmuz 2025
104 s.

Nobel ödüllü usta yazar Canetti'den okurları kahkahaya boğacak sıradışı bir eser: Kulakmisafiri...

Gerçeküstü imgelerle bezenmiş, tedirgin edecek derecede anlaşılır ve aşina tuhaflıklarla örülü, insan denen mahlûkun adeta şeceresini çıkaran kadınlı erkekli tam elli karakter! Satırlar ilerledikçe her bir tasvir, bakışan aynalar arasından kafasını her an uzatmaya hazır bir ucubeye, bir hilkat garibesine dair okurun eline uzatılmış bir rol pusulasına dönüşüyor.

Malmülkçü, Gözyaşıbağımlısı, Atıptutan, Hileavcısı gibi gündelik hayatımızda sıkça karşımıza çıkan ve her an çıkabilecek karakter türlerinden bir resmigeçit yaratan Canetti, bunları kendine has bir üslupla tek tek kataloglayarak yaşamın engebeli yollarını hafif hasarlarla yürüyebilmemiz için bize kılavuzluk ediyor.

Suraiya Faroqhi
Osmanlı İmparatorluğu’nda Yollara Düşenler:
Zanaatkârlar, Köylüler, Tacirler, Sığınmacılar, Elçiler, 16.-18. Yüzyıllar
çev. Zülal Kılıç
Ketebe Yayınevi
Temmuz 2025
444 s.

Osmanlı zanaatkârı gerçekten yerleşik miydi? Yoksa yollar da en az atölyeler kadar onun mekânı mıydı?

Uzun yıllar boyunca Osmanlı tebaasının, özellikle de köylülerin ve zanaatkârların yerlerinden kıpırdayamadığı, seyahatin yalnızca askerî sınıfla yöneticilere mahsus bir ayrıcalık olduğu varsayıldı. Zira köylülerin yaşadıkları yerlerden ayrılmadan önce yerel yöneticilerinden izin almaları gerekiyordu. Ancak Suraiya Faroqhi’nin arşiv kaynaklarına dayalı elinizdeki titiz ve kapsamlı çalışması, bu yerleşik kanaati kökünden sarsıyor.

Hacca gitmek isteyenler, ustalarının elinden kaçan köleler, yeni iş olanakları arayanlar... Osmanlı coğrafyasında insanlar sandığımızdan çok daha hareketliydi. En çok da zanaatkârlar; kimi zaman kendi rızalarıyla, kimi zaman devletin ihtiyaçları doğrultusunda İstanbul’a veya uzak eyaletlere doğru yollara düşüyorlardı.

Bu kitapta Faroqhi, Osmanlı dünyasında emek ve mekân ilişkisini yeniden düşünmeye davet ediyor. Kimler seyahat ediyordu, kimler yerinde kalıyordu? Bu hareketlilik ne zaman zorunlu, ne zaman gönüllüydü? Ve her şeyden önemlisi: Osmanlı yönetimi, tebaasının hareketini gerçekten denetleyebiliyor muydu?

Yerleşikliğe dair basmakalıp yargıları sorgulayan, hareketliliği erken modern Osmanlı toplumunun merkezine yerleştiren bu çalışma; emek tarihi, kentleşme, gündelik hayat ve hareketlilik konularına ilgi duyan tüm okurlar için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.

Don Carpenter
Sağanak Altında
çev. Duygu Şahin
Yedi Yayınları
Haziran 2025
346 s.

Portland’ın ucuz otellerinde ve köhne bilardo salonların da günlerini düşünmeksizin geçiren yetim delikanlı Jack Levitt, evden kaçıp, şehir şehir dolaşarak bilardodaki yeteneğiyle para kazanmak isteyen siyahi genç Billy Lancing ile tanışır. Jack’in yolu kaçınılmaz olarak ıslah evine düşer ve oradan hırçınlaşmış ve küskün bir genç olarak çıkar. Billy ise orta sınıf yaşantısını dener; evlenir, çocuğu, bir işi ve metresi olur. Fakat her ikisi de geçmişlerinden kaçamaz, mutluluğu yakalayamazlar. Sonunda, San Quentin Hapishanesi’nde yolları yeniden kesişecektir.

Sağanak Altında (Hard Rain Falling), Amerika’nın ışıltılı vitrininden nasibini alamamış, hayatın ve toplumun mağlup ettiği, sıkışmış yaşamlarına anlam bulmaya çalışan insanların kefaret arayışlarını, sert ve çarpıcı bir dürüstlükle anlatıyor. 1966’da yayımlanan, hikâyesini anlattığı insanlar gibi bir köşede kalan roman, 2000’lerde yeniden keşfedilmiş ve okurların ve eleştirmenlerin büyük övgüsünü toplamıştır.

Javier Marías
Tomás Nevinson
çev. Saliha Nilüfer
YKY
Temmuz 2025
528 s.

Britanya istihbaratında uzun yıllar çalıştıktan sonra emekli olan Tomás Nevinson Madrid’deki Britanya Büyükelçiliği’ne atanmıştır. Günün birinde amiri karanlık Bertram Tupra kendisine son bir görev vermek ister: Görev Barselona ve Zaragoza’daki terör saldırılarında parmağı olduğu düşünülen bir teröristi yakalamak, gerekirse öldürmektir. Üç şüpheli vardır, üçü de kadındır ve hiçbiri aslında aranan terörist olmayabilir. Nevinson görevi kabul eder, kimlik değiştirerek küçük bir kuzeybatı kentinde ayrı ayrı hayatlar süren bu üç kadınla yakın ilişkiler kurmaya, teröristin kimliğini tespit etmeye çalışır…

Berta Isla’nın “bir anlamda ‘çifti’” olan Tomás Nevinson, Marías’ın rehberliğinde insan psikolojisinin derinliklerinde gezinen, heyecan ve gerilim dolu, sürükleyici, felsefi bir casusluk romanı.

“Marías’ı ne zaman okusam, senfoni dinlediğim izlenimine kapılırım.”

–Julia Navarro, Hoy por Hoy

“Javier Marías eserleriyle insan denen muammayı biraz daha anlaşılır kılıyor.”

–Hans-Dieter Fronz, Südwest Presse

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • 7’lik hitaplar.
  • Bir Biyografi Yazarının Öyküsü
  • Bizler Yarının Türkleriyiz
  • Dünyadan Sonra Bir Yer
  • Güvenliğin İlgası
  • İtalyan Modeli
  • Kulakmisafiri
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda Yollara Düşenler
  • Sağanak Altında
  • Tomás Nevinson

Önceki Yazı

SİNEMA-TİYATRO-TV

Janet Frame, Jane Campion ve

Masamdaki Melek

“Yeni Zelandalı bir kadın yazarın iç dünyasını ve yaşam serüvenini “genç” ve tutkulu bir başka Yeni Zelandalı kadın yönetmenin perdeye taşımasının üzerinden otuz beş yıl geçse de, Masamdaki Melek hâlâ kendi çıplak ve samimi gerçeğini anlatmayı sürdürüyor.” 

NEDİM DERTLİ

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Kırmızı Buğday:

İki dünya arasında kalakalmış biçim

“Tipselleştirmeye dayanan bir anlatıda, hikâye ne kadar sarsıcı ya da okurdan 'adalet' ve empati talep eden bir tonla kurulmuş olursa olsun, istediği etkiyi yaratmakta zorlanıyor. 'Göstermek' yerine 'anlatmayı' tercih eden tüm metinler için geçerli bu...”

ASLI GÜNEŞ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist