Haftanın vitrini – 27
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Arka Sokak / Bir Tutkunun Peşinde Carl Ebert / Cinsel Aykırılıklar / Çalışkanlık Devrimi / Çemberin Dışındakiler: Azınlıklar / Eğer Beni Ararsan / Emanet Dolabı Bebekleri / Hıristiyan Ateizm / Kürk Mantolu Madonna / Taş ve Kuş
Arka Sokak
çev. Erkin Emet
Profil Kitap
Haziran 2024
158 s.
2017 yılından bu yana yüz binlerce Uygur, “Sincan” olarak adlandırılan Kuzeybatı Çin’deki yaygin enterne kamplar sisteminde şüpheli bir şekilde ortadan kayboldu. Yaklaşık 12 milyonluk bir nüfusa sahip olan Uygurların neredeyse tamamının böyle bir kampta alıkonulan ya da çalışmaya zorlanan birinci dereceden bir aile üyesi var.
Çağdaş Uygur edebiyatinın önde gelen isimlerinden Perhat Tursun da onlardan biri… 2018’de ortadan kayboldu. Daha sonra suçu belirtilmeksizin on altı yıl hapis cezasına çarptırıldığı duyuldu.
Onun 1990 yılında yazmaya başladığı Arka Sokak isimli eseri, hem tariten bir kesit hem de etnik-ırksal ayrımcılığa maruz kalmış yabancının çok yönlü bir edebî masaldır. Kendi memleketinde yabancı olma, ötekileştirme, toplumsal şiddet, insandışılaştırma, kentsel yalnızlık ve izolasyon temaları etrafinda gelişen romanda; Tursun’un genç başkahramanı, Coetzee’nin ifadesiyle, bizlere baskılarla dolu bir dünyayı anlamlandırma mücadelesinin karanlık ve şiirsel bir kaydını sunar.
Kırsalın acılarından ve yoksulluğundan kaçmak için devlet dairesinde geçici bir iş bulduktan sonra Ürümçi’ye gelen bu isimsiz Uygur genci, şehirde yalnızca soğuk bakışlarla karşılaşır ve reddedildiğini kısa zamanda anlar. Sayılar ve kokulardan, şehvet ve nefretten, delilikten, rüyalar ve anılardan oluşan bir monolog söyleyerek acı bir sisin çöktuğü kışın kirli atmosferinde ve kent gürültüsü eşliğinde sokaklarda dolaşır. Uygurlara düşman bir şehrin ortasindaki bu genç, “kapana kısılmışların boğuk sesi”dir.
Kimi zaman absürtleşen kimi zamansa ölümcül derecede ciddileşen üslubu ve romanındaki temel izlekler; Perhat Tursun’u, kitaplığınızda Camus, Coetzee, Kafka ve Ralph Elison gibi isimlerin yanına yerleştirecek…
Bir Tutkunun Peşinde Carl Ebert:
Genç Cumhuriyet'in Tiyatro ve Opera Serüveni
YKY
Mayıs 2024
240 s.
Ankara’da bir Musiki ve Temsil Akademisi ve bunun devamı olarak Devlet Tiyatro ve Operası’nı kurmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından davet edilen Carl Ebert, 1936’da yazdığı raporla bir yol haritası hazırlar. Bu rapor doğrultusunda kurucu kadroya dahil olan uzmanlarla birlikte son derece disiplinli bir çalışma süreci başlar. Carl Ebert, dört yıl gibi kısa bir sürenin sonunda Türk seyircisine Türkçe olarak oynanan iki opera örneği sunarak Atatürk’e verdiği sözü tuttuğunu gösterir.
Filiz Ali Bir Tutkunun Peşinde Carl Ebert'te kişisel hayatında derin izler bırakan Carl Ebert’in Ankara’da geçirdiği on bir yılda bir opera kurulması ve opera kültürünün oluşması için yaptıklarını, eğitim anlayışını, çalışma arkadaşlarını ve öğrencilerini anlatırken Cumhuriyet’in ilk yıllarında sanat ve kültür hayatımızdaki gelişmeleri ve bu sürecin aktörlerini de tüm ayrıntılarıyla ele alıyor.
“Onunla tanıştığımda çok küçüktüm. O zamana kadar tanıdığım hiç kimseye benzemiyordu. İlk görüşte müthiş etkilenmiş olmalıyım. O etki bugüne kadar devam etti. Konservatuvardaki tiyatro ve opera provalarını, temsillerini izleyerek, ama en çok büyülenmiş gibi onu izleyerek büyüdüm. Öğrencilerinin onun ağzından çıkan her sözcüğü, gösterdiği her jest ve mimiği nasıl hayranlıkla özümsediklerine tanık oldum. Öğrencilerle aynı dili konuşmamalarına rağmen babamın aracılığıyla kurulan müthiş dinamiği deneyimledim.”
Cinsel Aykırılıklar
çev. Gece Tezcan
İletişim Yayınları
Haziran 2024
527 s.
Sakıncalı içerik nedir, sapık insan kimdir? Kim, kimden, niçin sakınmalıdır?
Cinsel Aykırılıklar yalnızca birkaç sözcükle özetlenebilse belki de şöyle olurdu: “Doğuştan veya kendi arzularıyla aykırı cinsellikler yaşayan insanların; toplumun ‘sapık’, tıbbın ‘hasta’, devletin ‘suçlu’ yaftalamasıyla ve akademik unutkanlıkla imtihanı.” Gayle S. Rubin, aykırı olan, yoldan çıkan ve yaftalanan tüm cinselliklere ve cinsiyetlere rengârenk bir şemsiye tutuyor. Zaten içimizde karışık olan yönelimleri ve kimlikleri bardaktan taşırırken akademisyenleri ve eylemcileri kapsayıcılığı kucaklamayı unutmamaya çağırıyor. Rubin, kuir ve LGBTİ terimlerini kullandığı gibi, bu terimlerle çizilen çerçevenin de dışına taşan veya hep akışan, belki de o çerçevede hiç temsil edilmediği için daha da saklanan, topluluk içi tartışmaları alevlendiren tüm kimlik ve hazları kapsamak maksadıyla cinsel yelpaze, cinsiyet yelpazesi ve cinsel aykırılar gibi terimler öneriyor. “Aykırılar” kuir, kink ve akışkan gibi görece yeni sözcüklerle açılmayı ve kenetlenmeyi sürdürürken, LGBTİ çerçevesi kapsayıcılık uğruna yeni harflerle, +’larla çoğalırken Cinsel Aykırılıklar, cinsellik ve cinsiyet yolculuğunun 1970’lerden 2000’lere güncesi ya da 2020’lerden 2030’lara kılavuzu gibi okunabilir.
“Kusursuz sınıflandırmalar ve geçilmez sınırlar için savaşmak yerine farklılıkları birer armağan, sapmaları birer değer addeden ve tüm temel ilkelere sağlam bir kuşkuculukla yaklaşan bir topluluk için didinelim.”
Çalışkanlık Devrimi: 1650'den Günümüze Tüketici Davranışı ve Hane Halkı Ekonomisi
çev. Ramiz Üzümçeker
Vakıfank Kültür Yayınları
17. yüzyılın başlarından itibaren tüketicilerin yeni talepleri, kuzeybatı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın maddi kültürlerini kökünden değiştirecek yeni bir çalışkan davranışla birleşti. Bu çalışkanlık devrimi, Sanayi Devrimi ile ilişkilendirilen ekonomik ivmenin içinde şekillendiği bağlamdır. Hollandalı tarihçi De Vries’in erken modern dönem iktisat tarih yazımında dönüm noktası olan bu eseri, tüketim mallarının yeni önemine ilişkin entelektüel anlayışı ve bütün gelir düzeylerinden hane halklarının tüketici davranışlarını araştırıyor. Tüketici davranışını hane halkı ekonomisi bağlamına yerleştirerek, tüketim taleplerinin farklılaşması ve bunların çeşitlenmesi ekonomik kalkınmanın seyrini nasıl şekillendirmişti? Hane halklarının çalışmak ve tüketmek üzerine yoğunlaşmaları nasıl bir iktisadi düzen yaratmıştı? Orijinal kaynakları ve iktisat tarihi modellerini birleştiren bu kitap, mevcut tüketici teorisinin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koymakta ve ekonomik soyutlamalara tarihsel gerçekçilik katan revizyonlar önermekte.
Derleyen Elçin Macar
Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Temmuz 2024
230 s.
Türkiye’de azınlıklar konusunda belli başlı klişeler vardır. Azınlıkların Rumlar, Ermeniler, Yahudiler olduğuna inanılır; Lozan Antlaşması’nda azınlıklar konusunda mütekabiliyet olduğu iddia edilir. Azınlıklar dendiğinde hemen arkasından, hoşgörü, tolerans, imtiyaz, gibi kavram ve ifadeler eklenir, “bayramlarda karşılıklı gidip geldiğimiz,” “ne güzel günlerdi” denir. Oysa Lozan’dan sonra Azınlıkların, ülkeye dönüşlerine izin verilmedi, mülklerine erişemediler. Meclis’te yeterince temsil edilemediler. Adeta din özgürlüklerini alıp, siyasi özgürlüklerini verdiler. Kendini laik olarak tanımlamış bir ülkede din üzerinden tanımlandılar. Nüfus kayıtlarında numaralandırıldılar. Okullarında “Türk Müdür Başyardımcısı” tarafından gözlendiler. Ekonomi Türkleştirilirken işten çıkarıldılar. Ders kitaplarında hedef gösterildiler. İşte tam da bu yüzden azınlık Türkiye’de kirlenmiş bir kavramdır. Hem içi yukarıdaki klişelerle doldurulup söz konusu politikalara yol açmış hem de köhneleşmiştir. Uluslararası hukukta Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) aracılığı ile azınlık haklarının üçüncü ve hatta yeni azınlıklarla dördüncü kuşağına girilmişken, Türkiye hem “Lozan”a çakılıp kalmış hem de onu yanlış, eksik ve kötü niyetli yorumlamıştır. Artık Dünya’da farklılık temel bir kategori olarak kabul edilmişken, bizim henüz azınlık meselesinde kalmış olmamız üzücü elbette. Henüz bu konu çözülememiş, sindirilememişken, milyonlarca göçmen ve göçmen meselesi bir dağ gibi önümüzde durmakta. Bu kitap, Türkiye’de azınlıkların sadece Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler’den müteşekkil olmadığını, başka grupların da var olduğunu vurguluyor. Onların yaşadıkları ayrımcılığı gözler önüne seriyor, vatandaş olduklarını hatırlatıyor. Kitabın yazarları, azınlıkları oluşturanların hem kendi kimlik gruplarına ait olan kişiler hem de özgür, eşit birey ve vatandaş olduklarının altını çiziyor.
Eğer Beni Ararsan
çev. Aylin Ülçer
Notos Kitap
Temmuz 2024
328 s.
“Savaşın altı yılını altı dakikaya düşürmemiz lazım. Matematikte buna beta indirgemesi denir: Bir fonksiyonun yerine bir başkasını koyarsın. Ben her gün yapıyorum bunu. Kayıplar yerine hayatı koyuyorum.”
İkinci Dünya Savaşı’nda Paris’in işgalinden Londra sokaklarına, savaş sonrası Filistin’den günümüzün modern dünyasına uzanan Eğer Beni Ararsan’da Alba Arikha trajedinin bireyler üzerindeki etkisini ustalıkla işliyor. Paris’ten kaçıp geçmişine ket vurarak yeni bir hayat kurmaya çalışan Flora ile onlarca yıl sonra onun sıra dışı geçmişini keşfetmesi için gizemli bir paket alan Hannah’nın hikâyesi iç içe geçiyor. Eğer Beni Ararsan geçmişin kuytu gerçekleri ve bugünün dehşetleriyle yüzleşmek üstüne duygusal ve düşündürücü bir roman.
Emanet Dolabı Bebekleri
çev. Hüseyin Can Erkin
İthaki Yayınları
Haziran 2024
464 s.
Ryu Murakami, neon ışıklı caddelerin karanlık ara sokaklarında geçen bağımlılık, ölüm ve hayal kırıklıklarıyla dolu sert eserleriyle, modern Japon edebiyatının en önemli isimlerinden. Yazarın magnum opus’u kabul edilen Emanet Dolabı Bebekleri terk edilmiş iki çocuğun çıktıkları intikam yolculuğunun kendini arayışa dönüşmesinin hikâyesi.
Hıristiyan Ateizm:
Nasıl Gerçek Bir Materyalist Olunur
çev. Akın Emre Pilgir
Livera Yayınevi
“Ya gerçek ateistler olmak istiyorsak dini bir yapıyla hareket etmeye başlayıp onu içeriden zayıflatmak zorundaysak? “
Slavoj Žižek uzun zamandan beri Hıristiyan teolojisi üzerine yaptığı dikkate değer yorum ve eleştirileri bu çalışmasında derleyip topluyor. Politik gündemin ve bilimsel tartışmaların en güncel olgularının içinden geçerek yürüttüğü tartışmada, kendisiyle tutarlı materyalist bir ateizmin dolaylı yolunu gösterebilmek için Kutsal Kitapların -tabir-i caizse- altını üstüne getiriyor. Žižek için ateizmin sorunu basitçe Tanrının varlığı ya da yokluğu problemi değildir. Bunun yerine inanmama deneyiminin kendisini sorgulamak gerekir: Gerçek bir ateist ancak dinin dolayımından geçtikten sonra hakiki bir inançsızlık deneyimi yaşayabilir. Çünkü ilahi varlığa müsaade edildiğinde Tanrı zaten kendisini tablodan silecektir. Hıristiyanlığı eşsiz kılan deneyim insanları Tanrıdan ayıran boşluğun bizzat Tanrının kendisinde bulunmasıdır.
Budist düşünce, diyalektik materyalizm, politik öznellik, Yahudi karşıtlığı, MeToo hareketleri, Siyah mücadelesi, toplumsal cinsiyet tartışmaları etrafındaki gerilimler ve kuantum fiziği, yapay zeka etrafında dönen tartışmalar gibi geniş bir yelpazeden ilerleyen bu kitap, Žižek’in bugüne kadar teoloji ve din üzerine en kapsamlı çalışması. Hıristiyan Ateizm çağdaş spiritüelliğin önde gelen kaynaklarından birisi olan Budist düşüncenin varyantlarını incelikli şekilde çözümlediği gibi, pek çok kafası karışık New Age zırvasının istismarına konu olan kuantum fiziği etrafındaki yorum kargaşasına hakkını vererek geniş bir yer ayırıyor. Ve birbiriyle bağdaşmaz görünen tüm bu tartışmaların arkasında Žižek’in diyalektiği yanına alan birleştirici kahkahasını duymak mümkün: Savunmamız gereken dini yapının kendi kendisini yok ettiği materyalist prosedürdür; “tanrının kötü veya aptal olduğunu iddia etmek … içindeki ilahi düşüncenin kendisini yok ettiğinden tanrı yoktur diyen iddiadan bile daha rahatsız edicidir.”
Kürk Mantolu Madonna
Görsel ve notlarla yayına hazırlayan: Fatih Altuğ
Vakıfbank Kültür Yayınları
Temmuz 2024
220 s.
“Benim beklediğim aşk başka!” dedi. “O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkânsız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!”
Sabahattin Ali’nin 1940-1941 yılları arasında yazdığı ve Türkçenin en çok okunan romanlarından biri olan Kürk Mantolu Madonna, bir karşılaşma hikâyesini merkeze alır. Romanda Raif’in aşkla, yalnızlıkla, kendi iç dünyasıyla karşılaşmalarını okurken 1920’lerin Berlin’ine ve 1930’ların Ankara’sına da uzanırız. Raif, yalnız başına ya da Maria Puder’le birlikte sokakları, parkları, sanat galerilerini, tiyatroları gezerken biz de onunla birlikte Berlin ve Ankara sokaklarını yürüdüğümüzü hayal ederiz. Kürk Mantolu Madonna mekânlar ve metinler arasında mekik dokurken Türk, Alman ve Rus edebiyatlarının önemli eserleriyle de ilişkiler kurar. Son yıllarda yirmiden fazla dile çevrilen ve dünya çapında yeniden keşfedilen bu romanı okurken, metinler ve resimler aracılığıyla zenginleştirilmiş dipnotlar, fotoğraflar, haritalar ve Aytuğ Aykut’un bu kitap için yaptığı Maria Puder tablosu da size eşlik edecek.
Kürk Mantolu Madonna, görseller ve notlarla zenginleştirilmiş özel baskısıyla, VakıfBank Kültür Yayınları etiketiyle okurlarını bekliyor.
Taş ve Kuş
Everest Yayınları
Temmuz 2024
88 s.
Anamın karnında yedim ilkin ikizimi
Böyle başladı yalnızlığım
Ben kesip atınca göbek bağını dişlerimle
Uzadı kanatları kardeşimin.
Hafif hafif tarazlandı evvelce tüyleri,
Karardı, sivrildi, çıkardı tırnaklarını
Gagasıyla temizledikten sonra son kez kursağını
Emanet bir taş çıkardı gözümün içinden
Ağzına aldı sonra, çıktı anamızın rahminden.
Önceki Yazı
2 Temmuz 1993 Madımak Katliamının 31. yıldönümünde
“Madımak Katliamı Hafıza Merkezi” yayında...
“Binlerce sayfalık bilgi, belge, tutanak… yüzlerce fotoğraf, video ve ses kaydı… hepsi bir portalda toplanmış. Bize ve gelecek kuşaklara dayatılan 'resmi hafıza' yerine 'kolektif hafıza' inşa edebileceğimizin bir örneği olan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’ne taş taşıyan, emek veren herkese teşekkürler.”
Sonraki Yazı
Hanioğlu'nun Atatürk - Entelektüel Biyografi'si üzerine (I):
Mustafa Kemal’in tarihselleştirilmesi mi, geçmişimizin itina ile temizlenmesi mi?
“Çok basit ve herkes tarafından kabul edilecek bir gerçekten hareket ediyor Hanioğlu. Yeni bir devlet ve toplum kurma iddiasındaki bir liderin, neyi niçin ve nasıl yapmak isteğini anlamak istiyorsanız, onun içinde şekillendiği düşün dünyasını, dönemin atmosferini bilmeniz gerekir.”