Haftanın vitrini – 26
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Dario Moreno / Diyarbakır’da Kentleşme / Geri Kalanı ve Batı / Herkes Kendi Kendine / “İki Gözüm Ayşe” / İmkânsız Vaka / Kaldırımlarda / Rezervuar Fahişeleri / Sanatsız Millet Olur Mu?.. / Yolcu Benem Menzil Benem
Dario Moreno
–Akdeniz Aşk Şarkıcıları–
Kırmızı Kedi Yayınevi
Haziran 2026
184 s.
“Kim bu Dario Moreno?” diyeceksiniz. Genç kuşaklar bu soruyu sormakta haklıdır. Oysa olgunluk çağındaysanız, yaşam yolunda epey yol aldıysanız “Dario” ismini duyunca, ufacık gözyaşlarının pınarlarınızdan yavaşça akışını hissedersiniz! Türk’seniz, özellikle İstanbullu ve İzmirliyseniz ya da Türk Musevi’siyseniz, Fransız veya İspanyol’sanız, hatta sadece müzik tutkunuysanız, hele hele hayatınızda en azından bir kere âşık olduysanız...
Hey gidi güzel Dario! Türkiye’de, İspanya’da, Fransa’da, Portekiz’de, İtalya’da, Latin Amerika’da, Kıbrıs’ta senin kadar çok sevilen bir başka Akdenizli aşk şarkıcısı var mıydı bir zamanlar?
Yaşar Aksoy bu titiz çalışmasında İzmirli Dario’nun yaşamını incelikle anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda, Akdenizli aşk şarkılarıyla bizleri büyüleyen Juanito’yu, Gaskonyalı Toma’yı, Enrico Macias’ı ve Fedon’u da anlatıyor. Kitabı özgün kılan bir diğer özelliğiyse, bir zamanlar Petit Paris (Küçük Paris) diye isimlendirilen İzmir’in Fransız ağırlıklı Levanten yaşamından ilginç kesitlerle dolu olması. Şarkıların eşlik ettiği, biyografik ögelerle kültürel mozaiğin harmanlandığı ilgi çekici bir eser...
Diyarbakır'da Kentleşme:
El Koyarak Birikim
Dipnot Yayınları
Haziran 2026
416 s.
Kapitalist kentleşme politikaları, tarihsel olarak Kürt coğrafyasında etnik politikaların bu sürece eşlik etmesiyle farklı bir deneyimi ortaya çıkarır. Kürt kentlerinin Cumhuriyet dönemi kentleşme deneyimi, Türk milliyetçiliği etrafında örülen modern ulus-devlet politikaları çerçevesinde oluşur. Bu ise Kürt kentleri açısından baskıyı, şiddeti ve asimilasyon politikalarını beraberinde getirir.
Elinizdeki kitap, kapitalizm ile etnik politikaların ilişkiselliğine vurgu yaparak savaş koşullarının Kürt coğrafyasında nasıl bir kentleşme deneyimi oluşturduğunu irdeliyor. Diyarbakır’ın kentleşme deneyimini odağına alan kitap, bu yönüyle alandaki çok önemli bir eksiği telafi ediyor. Kent/kentleşme üzerine yapılan çalışmaların Diyarbakır gibi tarihsel açıdan merkezi bir konumda yer alan kenti “dışarıda” tutmuş olması şüphesiz “masum” değildir. İlk yerleşim mekânlarının bu coğrafyada ortaya çıkmış olmasına; tarihsel açıdan ticaret, askerî ve üretim kenti olmasına rağmen Diyarbakır’ın kentleşme deneyiminin yok sayılması, bilim ile iktidar arasındaki ilişkiyi ele veren göstergedir. Dolayısıyla, elinizdeki çalışma bu eksikliğin telafisinde her şeyden önce iktidara ve onun akademideki tahakküm örüntülerine karşı bir müdahaledir.
Geri Kalanı ve Batı:
Çokkutuplu Bir Dünyada Sermaye ve İktidar
çev. Münevver Çelik
Otonom Yayıncılık
Haziran 2026
304 s.
Dünya bildiğimiz dünya değilse, nasıl bir dünya o zaman ve başka türlü nasıl olabilir? Bu sorudan yola çıkan yazarlar, ikikutuplu dünyanın dağılmasının ardından çokkutuplu dünyanın kuruluş sürecinin çoklu dinamiklerini ele alıyor. Başta pandemi, savaş rejimleri, platformlaşma, finansallaşma ve lojistik olmak üzere her bir dinamiği yine çoklu süreçlerle ilişkilendiriyor ve sermayenin olduğu kadar emeğin de geçirdiği başkalaşımların izini sürüyor. Ulus, uluslararası ilişkiler, sermaye-emek ilişkileri ve emek mücadelelerinin başkalaştığı, yeni anlamlar ve biçimlere büründüğü bu çokkutuplu dünyada, iktidar ve zenginliğin dağılımındaki değişimleri değil sadece, aynı zamanda, hatta en çok da özgürlük ve eşitlik mücadeleleri vermenin imkânlarını soruşturuyor.
Yazarların çubuğu mücadelelere bükmesi, kuşkusuz bu mücadelelerin çoğullaşmasıyla, yani feminist, ırkçılık karşıtı, çevreci mücadelelerin yaygınlaşması, hatta kimi coğrafyalarda kapitalizme alternatif olma iddiası taşıyan toplumsallıklar kurmalarıyla alakalı. Çoklu mücadeleleri politik bileşim mantığıyla yorumlayan bu kitap, bambaşka bir enternasyonalizm kurma çağrısı yapıyor. Toplumun her yerine sızmış olan sermaye ilişkisinin boşluklarında alternatif öznellikler üreten çoklu mücadelelerin ortak cephesi olan bir enternasyonalizm.
Herkes Kendi Kendine
İletişim Yayınları
Haziran 2026
88 s.
Bir umut gelmelerini bekliyorum. Beklemek, gelmeyeceklerini bilerek ama ufacık bir ihtimali de içinde muhafaza ederek beklemek. Yalnızlığın çaresizliği mi, yoksa sevgi mi ya da her ikisi birden mi? Biri bir gün çıkıp gelecek biliyorum.
Haldun Taner Öykü Ödülü sahibi Nurhan Suerdem, Herkes Kendi Kendine’de toplumsal ve bireysel olarak insanların bir başına kalma halini işliyor…
Kendi kendine olmalarına inat insanların hayata tutunma ve var olma çabalarının konu edildiği öykülerde umut, sevgi ve direnç karakterlerin içinde kor gibi yanan itici birer kuvvete dönüşüyor. Doğa ve hayvanlarla kurdukları derin bağlar onların zamana ve yalnızlığa direnme gücünü artırırken, bizlere de unuttuğumuz ve kaybettiğimiz değerleri hatırlatıyor.
Sabahattin Ali'nin Özel Mektupları
yay. haz. Ayşe Sıtkı İlhan, Doğan Akın
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Haziran 2026
344 s.
Sabahattin Ali 6 Kasım 1931 ile 15 Nisan 1935 tarihleri arasında Ayşe Sıtkı İlhan'a tamamı eski harflerle yazılmış tam altmış yedi mektup, on bir şiir ve iki çeviri gönderir. Türk edebiyatının efsane mertebesindeki yazarı Sabahattin Ali'nin hiç bilinmeyen altmış yedi mektubu ve bir bölümü bestelenerek milyonlara ulaşmış şiirlerinin cezaevlerinden yazılmış bu orijinal el yazmaları Ayşe Sıtkı İlhan tarafından gazeteci Doğan Akın'a teslim edilir. Ayşe Sıtkı İlhan mektupları eski yazıdan çevirir, Doğan Akın yayına hazırlar.
Dönemin çarpıcı atmosferini yansıtmanın yanı sıra Kürk Mantolu Madonna'dan Kuyucaklı Yusuf'a, Aldırma Gönül'den Melankoli ve Dağlar'a öykü ve romandan şiire uzanan Sabahattin Ali edebiyatının kaynaklarının birinci elden habercisi olan bu kıymetli mektupların gözden geçirilmiş yeni baskısını isimlerin üzerindeki gizi kaldırıp tam metin olarak okuyucuya sunuyoruz.
İmkânsız Vaka:
İflah Olmaz Erkeklik Terapi Odasında
çev. Serkan Seymen
Kolektif Kitap
Mayıs 2026
240 s.
Patriyarka terapiye ikna olsaydı, teşhisi ne olurdu?
Katharina Linnepe, bu çarpıcı ve özgün metinde patriyarkayı terapi koltuğuna yatırarak onu psikopatik, narsisistik ve makyavelist eğilimler sergileyen bir “hasta” olarak analiz ediyor. Seans ilerledikçe, patriyarkanın gündelik hayatımıza, ilişkilerimize ve hatta kendi iç sesimize nasıl sinsi taktiklerle yerleştiği ifşa oluyor.
Tam da bu noktada Linnepe, okuru pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp ezber bozan bir soru soruyor: Günlük hayatta boğuştuğumuz o tükenmişlik, suçluluk ve yetersizlik hissi... Ya tüm bunlar sandığımız kadar kişisel değilse? Ya hepsi kusursuz işleyen bu hasta düzenin üzerimizde bıraktığı izlerse?
İmkânsız Vaka, sosyolojiden psikolojiye, popüler kültürden dijital dünyaya uzanan geniş bir alanı incelerken sadece teşhis koymuyor, bu düzeni nasıl içselleştirdiğimizi sorgulatarak kolektif bir sağaltım çağrısı yapıyor.
Çünkü bu terapide değişmesi gereken tek şey “hasta” değil.
Kaldırımlarda
çev. Reha Keskin
Aras Yayıncılık
Haziran 2026
184 s.
Aras Yayıncılık’ın “İstanbullu Ermeni Kadın Yazarlar” dizisinin üçüncü kitabı olan Kaldırımlarda [Mayterun vra], ilk yayımlanışından 71 yıl sonra yeniden okurla buluşuyor! Adrine Dadıryan’ın 1955’te İstanbul’da yayımlanan bu güçlü romanı yoksulluğun, büyümenin, kadın olmanın ve ayakta kalmaya çalışmanın hikâyesini bugüne taşıyor. Romanın merkezinde olan Sira ile şekillenen anlatı, babasının ölümünün ardından hayatın içine hızla savrulan bir çocuğun mücadele dolu büyüme yıllarını merkeze alıyor. Okumak isterken çalışmak zorunda kalan, terzihanelerle hanlar arasında sıkışan, sokakları korkuyla ama merakla yürüyen Sira… Roman boyunca Sira’nın büyümesine, hayal kırıklıklarına, dostluklarına ve özgürleşme arzusuna tanıklık ediyoruz. Bir yandan çocuklukla vedalaşırken, diğer yandan kadın olmanın ağırlığını hissetmeye başlayan Sira, İstanbul’un değişen sokaklarında kendi hikâyesini arıyor. Bu arayış, romanı dönemsel bir anlatı olmaktan çıkarıp bugünle konuşan canlı bir metne dönüştürüyor. Yetim çocuklar, hasta anneler, gündelik işçiler, çıraklar, mahalle kadınları, limanlar, vapurlar, han koridorları… Dadıryan’ın dünyasında herkesin hikâyesi birbirine değiyor. Görünmez hayatların izini süren Dadıryan, kurmacayı yüksek ve ulaşılmaz bir yerden örmekten ziyade sokağın içinden kuruyor. Son derece yalın, gösterişsiz ama derinlikli anlatımıyla sıradan insanların yaşam mücadelelerini büyük bir içtenlikle aktarıyor. Adrine Dadıryan’ın çocuk edebiyatı, tiyatro ve gazetecilik alanlarına yayılan üretkenliği düşünüldüğünde Kaldırımlarda, onun edebi gücünü en açık biçimde ortaya koyan eserlerden biri olarak öne çıkıyor. Şefkatle örülmüş anlatımı, karakterlerine yaklaşımındaki incelik ve şehir hayatını yakalama biçimiyle roman, insan ile sokak arasındaki o en sahici bağı, hiçbir abartıya kaçmadan, güçlü bir empatiyle anlatıyor; okurunu hayatın tam kalbine çağırıyor.
Rezervuar Fahişeleri
çev. Sude Boynuince
İthaki Yayınları
Haziran 2026
128 s.
Meksika edebiyatının en yırtıcı seslerinden Dahlia de la Cerda, Latin Amerika’nın arka sokaklarından yükselen öfkeli ve küfürlü ama bir o kadar da kahkahası bol bir dünya sunuyor.
2025 Uluslararası Booker Ödülü Adayı Rezervuar Fahişeleri, bu tekinsiz dünyada hayatta kalmaya çalışan, şiddetin ortasında kendi adaletini yaratan kadınların hikâyesi. Uyuşturucu kartellerinin gölgesinde büyüyenler, lüks ve tehlike arasında sıkışanlar, sokakları mesken tutanlar ve düzene başkaldıranlar… Hepsi bu kitapta kendi sesleriyle ve hiçbir sansüre uğramadan konuşuyor.
Dahlia de la Cerda; mizahı, çaresizliği ve kız kardeşliği ustalıkla bir araya getirirken temposu bir an bile düşmeyen sert bir anlatı kuruyor. Birbirine bağlanan bu on üç öykü, sınıf eşitsizliğinden trans nefretine uzanan geniş bir toplumsal analiz ve eleştiri sunuyor. Vahşi, komik, acımasız ve gerçek bir kurgu. Rezervuar Fahişeleri, çağdaş Meksika’nın görünmez bırakılan kadınlarına verilmiş bir söz hakkı.
“İçinde bulunduğumuz bu aptallar ve korkaklar çağı için proleter ve radikal bir edebiyat.” –Gabriela Wiener
“Başından sonuna kadar soluksuz okunan çarpıcı bir başyapıt.” –2025 Booker Jürisi
“Bu roman, yaşayanlarla ölülerin coşkulu ve başkaldıran seslerini bir araya getirerek, küfürlerle bezeli, feminist bir Meksika edebiyatı şöleni sunuyor.” –Kirkus Reviews
“Yazarın, bu parlak genç kadınların anlamsız cinayetlerine tüm dehşetiyle tanıklık etmemizi istemesi, sarsıcı olduğu kadar takdire şayan.” –Publishers Weekly
Derleyen: Ahu Antmen
Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Haziran 2026
536 s.
Türkiye’de kültür ve sanatın 100 yıllık tarihini kapsamlı bir biçimde irdeleyen incelemeleri bir araya getiren bu derleme, Cumhuriyet’in sanat ülküsünün yansımalarına, pratikteki uygulamalarına ve zaman içindeki dönüşümüne odaklanıyor. Farklı sanat dallarının çıkış noktaları, beslenme kaynakları ve temel eğilimlerini ortaya koyan yazarlar, toplumsal bağlamın bireysel ifadeye nasıl yansıdığına dair çeşitli çeşitli soruları gündeme getiriyor. Cumhuriyet’in ilanından sonra yeni sanat türleri toplumsal bir boyut kazanırken hangi kültürel dinamikler ön plana çıktı? Sanatçıların erken Cumhuriyet döneminde taşıdıkları bir kültürel misyon var mıydı? Kültür, sanat ve edebiyata yüklenen yeni bağlam içinde sanat türlerinin ön plana çıkması söz konusu oldu mu? Çok partili rejime geçiş süreci ve sonrasında nasıl değişimler yaşandı? Sanatçıların beslenme kaynaklarına yerel/evrensel; ulusal/uluslararası gibi kültürel çatışmalar nasıl harmanlandı? Geleneksellik ya da modernlik kavrayışı hangi kültürel verilerden beslendi? Batı modernizmini takip çabası, yaratıcı ifadeyi nasıl etkiledi? Küresel kültür endüstrisiyle eklemlenen bir ortamda sanat üretimi nasıl değişti? Sanatsal ifadenin görünür olduğu ortamlar artarken, sanatsal ifade özgürlüğü nasıl bir seyir izledi? Bu ve başka pek çok soru etrafında sanatçı kimliğinin oluşumu, sanat kurumlarının yapılanma biçimleri ve sanat yapıtının yaratım süreçlerini irdeleyen makalelerde, modernleşme sürecimizin sanattaki yansımaları eleştirel bir perspektifle sorgulanıyor.
Katkılar: Nilüfer Öndin, Nagehân Uçan Eke, Zeynep Uysal, Fatih Altuğ, Özlem Belkıs, Ayşe H. Köksal, T. Elvan Altan, İrvin Cemil Schick, Ahu Antmen, Beral Madra, Umut Tümay Arslan, Orhan Cem Çetin, Sinan Niyazioğlu, Gülname Turan, Süleyman Şenel, Elif Damla Yavuz, Musaffer Evci, Ahu Köksal, Cumhur Canbazoğlu
Yolcu Benem Menzil Benem
–Tasavvuf ve Alevi-Bektaşi Edebiyatı İncelemeleri
Alfa Yayınları
Haziran 2026
296 s.
“Zeynep Oktay'ın bu özgün derlemeyle tasavvuf ve Alevi-Bektaşi edebiyatına açtığı yepyeni yollara dalıp onun yetkin kılavuzluğunda içinize sindire sindire dolaşın, bu makaleler her açıdan zihninizi gerip ufkunuzu genişletecek.”
–Ahmet T. Karamustafa, Maryland Üniversitesi
“Bir edebiyat tarihçisi olarak Zeynep Oktay’ın, Alevi-Bektaşi inanç geleneğinin teolojik altyapısını ciddiyetle ve sistematik olarak ele alan makaleleri, hızla büyüyen, ama halen kalite sorunları yaşayan ve gettolaşma eğilimi taşıyan Alevilik-Bektaşilik çalışmalarına önemli bir katkı yapmakta, alanın ufkunu genişletmektedir.”
–Ayfer Karakaya-Stump, College of William&Mary
“Zeynep Oktay’ın araştırmaları, Aleviliğin tarihsel gelişiminin ve edebiyatının anlaşılmasına ezber bozan bir katkı sağlamıştır. Buradaki müstesna makaleler, Türkiye’nin edebî ve dinî tarihiyle ilgilenen herkesin ilgisini çekecektir.”
–Andrew Peacock, St. Andrews Üniversitesi
“Zeynep Oktay’ın bu kitapta bir araya getirilen makaleleri, Alevi geleneğinin oluşum dönemine ait şiirlerin derinlemesine yorumlarını İslam ve post-kolonyal çalışmalar alanlarındaki güncel teorik tartışmalarla birleştiriyor. Çığır açıcı bir derleme.”
–Markus Dressler, Leipzig Üniversitesi