• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 25

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Arşiv Hastalığı / Kayboluş Kitabı / Kutsal Lezzetler Alfabesi / Harikalar Lügati / Mektuplar 1925-1975 / Ofsayt Bilen Kadınlar / Paganizmin Dehası / Sonsuz Hırs / Soru Yanıt Michel Foucault / Terra Nostra

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

17 Haziran 2026

PAYLAŞ

Jacques Derrida
Arşiv Hastalığı
Freudyen Bir Baskı / İzlenim
çev. Can Batukan
Ketebe Yayınları
Haziran 2026
128 s.

Arşiv nedir? Bir kayıt deposudur. Bir koruma alanını ifade eder. Arşiv bir mekandır; toplumlar kendi geçmişlerini bu mekan içinde inşa ederler. Ancak arşiv masum değildir; aynı zamanda bir güç ve otorite yeridir.

Jacques Derrida, bu eserde psikanalizin izini sürer. Freud ile derin bir diyaloğa girer. Arşivin doğasını yeniden sorgular. Freud'un "ölüm itkisi" kavramını ele alır. Bu dürtü karanlık bir güçtür; arşivi yıkma ve kökünden yok etme eğilimi taşır. Derrida, bellek ve saklama arasındaki gerilimi işte bu noktada inceler.

"Arşiv hastalığı" bir semptomdur. Yakıcı bir tutkudur. İnsan durmaksızın en başa, bir kökene dönmek ister. Bu durum bir hastalıktır; özne bellek için mutlak ve doyumsuz bir arzu duyar. Derrida, okuru belleğin karanlık sınırlarında gezdirir. Geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki karmaşık bağları gözler önüne serer. Okur belleğin sadece basit bir hatıra olmadığını kavrar. O aynı zamanda teknolojik ve politik bir güçtür.

İbtisam Azem
Kayboluş Kitabı
çev. Zafer Ceylan
YKY
Haziran 2026
192 s.

Filistinli genç Alâ, “Büyük Felaket”i yaşamış olsa da direncini kaybetmemiş sevgili anneannesinin ardından yas tutmaktadır. Kapı komşusu İsrailli Ariel ise, İsrail hükümetinin baskıcı ve militarist politikalarına eleştiriyle yaklaşsa da halen Siyonist ideallere bağlılık duyan bir gazetecidir. Bu iki arkadaş arasındaki denge akıl almaz bir olayla yerle bir olur: Beklenmedik bir anda Filistin halkı sırra kadem basmış, böylece İsrail tarafının en büyük hayali gerçekleşmiştir. Yakın arkadaşını kaybetmesine rağmen ele geçen fırsatları görmezden gelemeyen Ariel, bir yandan sokağın ve politikacıların nabzını tutarak ipuçları ararken, bir yandan da Alâ’nın ele geçirdiği günlüğünün sayfalarında gezinerek koca bir toplumun uğradığı derin haksızlık ve acılarla yüz yüze gelir.

İbtisam Azem bu dokunaklı romanında Filistin halkının yaşadığı büyük felaketin anısını ve yerlerinden edilenlerin derin kaybını iç dünyalardaki yansımalarıyla anlatıyor. İşgalcilerin ve mağdurların bakış açılarını ustaca birbirine dokuyan Kayboluş Kitabı, yayımlandığında büyük yankı uyandırarak başta Uluslararası Booker olmak üzere birçok ödüle aday gösterildi.

“Bu son derece sürükleyici romanında Azem, İsrail’in Filistin’i işgali felaketi konusunda bize bir çözüm sunmuyor. Ancak zarif üslubu, ışıldayan işçiliğiyle insani bir hayal gücüne dayalı büyük eylemlerin gerektiğini anlatıyor ve bu güçlü kitapla nereye, nasıl ilerleyeceğimiz konusunda kılavuzumuz oluyor.”

–Richard Ford

“İbtisam Azem, ustalıkla ve çok yönlü bilgisiyle kaleme aldığı bu gözü pek, yaratıcı ve ürkütücü romanda hem işgalcinin paranoyasını hem de hikâyelerini anlatmak uğruna hayatta kalanların yalnızlığını zekice aktarıyor. Filistin konusunda duyduğumuz ıstırabı doğrudan dile getiren bu eser şüphesiz bir başyapıt.”

–Leila Aboulela

Haydar Ergülen
Kutsal Lezzetler Alfabesi
Sakin Kitap
Haziran 2026
304 s.

Nar en çok da güneşe yakışıyor, sıcaklığından mı, hemen kanımızın kaynamasından mı, güler yüzlü oluşundan mı yoksa şiir icabı mı?

Olsun, güneşli bir yan var narı sevişimizde. Belki doğduğu yerlerin sıcaklığından, belki sonra gittiği, aynı zamanda göçebe meyvesidir, yerlere yaydığı sıcaklıktan, belki bin çocuklu bir aile gibi yan yana, iç içe durduğundan, dünya durdukça durası ilahi nar, burada duralım...

Kutsal Lezzetler Alfabesi  topraktan sofralara, sofralardan kaleme, şiire uzanan Adan Z'ye bir lezzet güzellemesi.

"Sultaní' enginar, yaz güzeli karpuz, lezzet gazeli incir, yoldaş limon ve daha nicesiyle Haydar Ergülen, kutsal toprağın renklerini edebiyatla harmanlayarak tadına doyulmaz bir kitabı okurlarla buluşturuyor.

Mahir Ünsal Eriş
Mehmed Nüvid Bey'in Harikalar Lügati
Doğan Kitap
Haziran 2026
952 s.

Ben bir rüya gördüm. Bu rüya beni bir yola çıkardı. Ne oldu, nasıl oldu; idrakine dahi zaman bulamadım. Lâkin beni çağıran bir sedanın peşinde meçhullere dalıp çıkacağım bir yola düştüm. Ben bir rüya gördüm ve bu rüya bana elifle geldi.

19. yüzyılın son yılları… Büyük âlim Şemseddin Sami Bey’in sözlük çalışmalarındaki biricik yardımcısı Mehmed Nüvid Bey, bir gece rüyasında bir harf görür: Bir elif… Bu harf, Mehmed Nüvid Bey’i bir hayalin peşinde uzun yollara düşmeye, “nemika”yı bulmaya davet etmektedir.

Nüvid Bey davetin cazibesine dayanamaz ve akıbeti meçhul bu maceraya atılır. Gözü pek yardımcısı Nikolaki Efendi’yle birlikte Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasını bir uçtan bir uca kateder ve nemikayı ararlar. Nemika nerededir, hangi hikâyede saklıdır? Gebze’de Zenniye eşkıyasının hikâyesinde mi, Anadolu’yu karış karış dolaşıp hayatın müziğini yakalamaya çalışan Layoş Farkaş’ın hikâyesinde mi? Aşkın, hakikatin peşinde dağlar tepeler aşılır; aylar, mevsimler geçer; Mehmed Nüvid Bey belde belde gezerek birbirinden acayip ve garaip 99 hikâye dinler. Hepsinde nemikadan bir şey vardır ve Nüvid Bey’e kendi lügatini yazdırmaktadır.

Mahir Ünsal Eriş, eşi benzeri olmayan, harikalarla dolu bir lügat yazdı: Rüyasının peşinden yola düşen bir konak efendisinin, yolda kendi hakikatiyle, aşkıyla yüzleşmesinin lügati…

Martin Heidegger, Hannah Arendt
Mektuplar 1925-1975
çev. Melek Paşalı
Vakıfbank Kültür Yayınları
Haziran 2026
448 s.

Sizin öğrencim olmanız, benim sizin hocanız olmam, aramızda vuku bulanların yalnızca bir vesilesinden ibârettir.

Size hiçbir zaman sahip olamayacağım. Fakat siz bundan böyle hayatıma ait olacaksınız. Hayatım da sizinle beraber büyüyecek.

—Martin Heidegger

Düşünce dünyasının iki dev ismi: Martin Heidegger ve Hannah Arendt. Biri varoluşçu felsefenin mimarı, diğeri totalitarizm üzerine analizleriyle tanınan bir siyaset bilimci. Ancak bu kitabın sayfaları arasında, iki büyük zihnin entelektüel düellosunu değil, aynı zamanda yarım asra yayılan sevginin hikâyesini bulacaksınız. 1925 yılında, Marburg’da genç bir öğrenci ile evli bir profesör arasında başlayan bu ilişki, Avrupa’nın en karanlık dönemlerine; Nasyonal Sosyalizmin yükselişine, savaşa ve sürgüne tanıklık eder. Arendt’in Yahudi kimliği nedeniyle Almanya’dan kaçışı ve Heidegger’in Nazi Partisi’ne katılımıyla kopma noktasına gelen bağları, yıllar sonra, affedişin ve anlamanın sınırlarını zorlayan bir mektuplaşma trafiğiyle yeniden kurulur.

Mektuplar 1925-1975, felsefenin en insani hâliyle, aşkın en felsefi hâlinin birbirine karıştığı; sadakatin, ihanetin, hayranlığın ve entelektüel yoldaşlığın bir belgesidir. Bu mektuplar, düşüncenin gölgesinde yeşeren ve tarihin fırtınalarına direnen bir yakınlığın, "öteki"ne duyulan inancın öyküsüdür.

Erdem Göktürk
Ofsayt Bilen Kadınlar:
Türkiye'de Kadın Futbolu Tarihi
İletişim Yayınları
Haziran 2026
208 s.

Bir zamanlar nasıl Jules Verne’nin romanları hayal mahsulu iken hakikat oluverdiyse, yine bir zamanlar söylediklerinde kahkahayı koyuverdiğimiz kadınlar arası futbol maçı da bugün oynanacak ve bir hayal yığını hakikat olacak. Nefiselerin nefis şutlarına şahit olacağız.

Stad Dergisi, 1954

Kadın futbolu, çok uzun yıllar küçümseme ve alay konusu oldu. Erkekler, kadınların futbola yabancılığıyla ilgili şakalar yapıp durdular.

O şakaların en bayatlarından biri, “ofsaytı bir türlü anlayamamalarına” takılmaktı. Ofsayt Bilen Kadınlar, ofsaytı bildiği gibi futbolu da bilen, futbol oynayan kadınların hikâyesini anlatıyor. Dünyada kadın futbolunun gelişiminin bir özetiyle beraber, asıl, Türkiye’de kadın futbolunun bir tarihçesini sunuyor.

Erdem Göktürk’ün titiz çalışması, ayrıntılı bir tarihsel döküm yaparken, hikâyesini kuru verilerle değil, bir macera tadında anlatıyor. Yükseliş ve düşüşleriyle; köklü kulüplerden, okullara, belediyelere, sosyal duyarlılık projelerine uzanan aktörleriyle; öncü kahramanlarıyla… Her şeyden önce, bir tutkunun ve iddianın hikâyesi…

Marc Augé
Paganizmin Dehası
çev. Erkan Ataçay
Alfa Yayınları
Haziran 2026
312 s.

Çağdaş antropolojinin en büyük isimlerinden biri kabul edilen Marc Augé, Paganizmin Dehası ile tektanrıcılığın ve Hıristiyanlığın tüm önkabullerinin karşısına geçiyor.

Augé, Afrika’da yürüttüğü saha çalışmalarından yola çıkıyor ve Antik Yunan ile Asya paganizmini de işin içine katıyor. Paganizmin Dehası, köklerimizi gün yüzüne çıkarırken apaçık bir gerçeği ortaya koyuyor:  kültürümüz ve inançlarımız çok köklüdür ve geleceğimiz her daim ucu açık bir yolculuktur.

“Marc Augé, dünyayı ve toplumu anlamlandırmak için paganizmi son derece net ve rasyonel bir ‘entelektüel silsile’ olarak yeniden inşa ediyor. Din antropolojisi için gerçek bir dönüm noktası.”

–Le Monde

“Paganizmin Dehası sadece Afrika üzerine bir çalışma değil; kutsal olanın politik ve biyolojik olanla nasıl iç içe geçtiğine dair evrensel bir manifesto.”

–L’Homme

 

“Augé, Hıristiyanlık öncesi bir ‘eksiklik’ olarak görmeyi reddettiği paganizmin kendi içindeki kusursuz tutarlılığını kanıtlıyor.”

–Journal des Africanistes

Adrian Johnston
Sonsuz Hırs:
Sermayenin İnsanlık Dışı Bencilliği
çev. Hakan Gürvit
Livera Yayınevi
Haziran 2026
512 s.

Adrian Johnston kapitalizmin en eski eşlikçileriyle olan ortaklığına saldırıyor: insan doğasında temellenen bir bencillik ve dinmeyen açgözlülük. Sonsuz Hırs kapitalizmin insani bir bencillik ve açgözlülük üzerine kurulu olduğunu iddia eden varsayımlara meydan okuyor. Marksizm ile psikanalizi yeniden buluşturan Johnston, kapitalizmin itici gücünün iddia edildiği gibi zenginleşme arzusu ya da bireysel tatminler olmadığını ileri sürüyor.

Marx’ın sermaye birikim döngüsü ile Lacan’ın durdurulamaz, nesnesiz "dürtü" kavramını titizlikle sentezleyen bu çalışma, kapitalizmin merkezine insanı aşan, kişisel olmayan ve tam da öznelerin tatminsizliğinden beslenen mekanik bir deliliği yerleştiriyor. Johnston'a göre bencillik insanın özünden kaynaklanmaz; aksine, bizzat sermayenin kendi karakteridir. Tam da bu yüzden kapitalizm, kendi çocuklarını yutan ve sonsuz bir hırsla işleyen bir çarka dönüşür.

Yeni Bir Alman İdealizmi’nden tanıdığımız Johnston düşünsel kuvvetlerini bu kez başka bir soruya yöneltiyor: Nasıl oluyor da böylesine kederli ve hastalıklı bir “sistem” kendisini öngörülenden çok daha inatçı bir dirençle sürdürmeye devam ediyor?

Michel Foucault
Soru Yanıt Foucault
Cilt 1: 1961-1963
çev. Ayşe Meral
Haziran 2026
460 s.

20. yüzyılın en büyük düşünürlerinden, kendi tanımıyla ‘düşünce sistemleri tarihçisi’ Michel Foucault, ufuklar açan kitaplarının yanı sıra çok güçlü bir söz ve konuşma ustasıydı. Radyoda ve televizyonda yaptığı konuşmalarda, konferanslarında, katıldığı panellerde görüşlerini dinleyiciye doğrudan aktarırken, bir yandan da onlara yeni ufuklar ekliyordu. Konuşma yaratıcı bir süreçti Foucault için. Fransa’da yayınlanışından sonra bu çevriyle ilk kez başka bir dilde yayınlanan kitabındaki Foucault sohbetlerinin ötesinde radyo programları kurgulayıcısı olarak önümüze çıkıyor. Foucault’nun sınırsız yaratıcılığından kaynaklanan engin metinlerine yepyeni kapılar açan, kendi içinde bağımsız ve bize bambaşka esinler getiren, diğer iki cildini de hızla yayınlayacağımız bir kitap, Soru Yanıt Michel Foucault.

Carlos Fuentes
Terra Nostra
çev. Bülent O. Doğan
Everest Yayınları
Haziran 2026

“Akıl sır ermez kendinden başka bir hayvan hayal eden ilk hayvana.”

20. yüzyılın önde gelen yazarlarından Meksikalı Carlos Fuentes’in Terra Nostra isimli başyapıtı, II. Felipe ve inşa ettirdiği El Escorial Sarayı çevresinde şekillenir. Onun hükümdarlığında İspanya İmparatorluğu gücünün zirvesine çıkar; kaleler kentlere, prensler burjuvalara dönüşür. Ansızın, sırtlarında kan kırmızısı haç olan üç delikanlı belirir, aralarından biri “Yeni Dünya”dan gelmiştir ve Kral’a oraların gizlerini ve tılsımını fısıldar. Şimdi ne yapmalıdır Kral? Ne çaresi vardır el değmemiş toprakları fethetmekten başka? Fuentes kıtalar ve zamanlararası yolculuklarında insan olmanın ne demek olduğunu sorgulamakla kalmıyor, “Eski Dünya”nın kanlı tarihine ve sömürgeciliğine, “Yen Dünya”nın fırsatlarına ve büyüsüne, “Öbür Dünya”nınsa yeni umutlarına mercek tutuyor.

“Edebiyatın mesihvari gayesine olan inancı hem sınır tanımaz hem de elbette şakaya gelmez. Böylesi bir yazarın, hele iyi bir yazarsa, iki kat daha kuvvetlidir kalemi.”

–Gabriel García Márquez

“Eseri, zamanımızın tüm devasa politik sorunlarına ve kültürel gerçekliğine çarpıcı bir tanıklık vazifesi görüyor.”

–Mario Vargas Llosa

“Fuentes’in kalemi bize yeni bir arzu bahşetti, romancılığın dünyadan saklanmaktan ziyade onu çağırmak ve dönüştürmek anlamına geldiğini gösterdi.”

–Juan Gabriel Vásquez

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Arşiv Hastalığı
  • Harikalar Lügati
  • Kayboluş Kitabı
  • Kutsal Lezzetler Alfabesi
  • Mektuplar 1925-1975
  • Ofsayt Bilen Kadınlar
  • Paganizmin Dehası
  • Sonsuz Hırs
  • Soru Yanıt Michel Foucault
  • Terra Nostra

Önceki Yazı

SANAT

Dumile Feni’nin African Guernica’sı

Picasso'nun Guernica’sını görmek için gittiğiniz müzede başka bir Guernica ile daha karşılaşırsanız…

CANAN ARSLANTUNALI

Sonraki Yazı

DENEME

Mitos, Logos, Vico ve sonra…

“İnsanlar ancak kendi yaptıklarını bilebilirler. Bu söz, Vico’nun temel önermesidir: Bilmek yapmaktır, hakikat inşa edilendir. Platon’un Devlet’inden kovduğu şairi, ressamı, sanatçıyı, düşünmenin ve bilimin alanına yeniden çağırır Vico.” 

MAHMUT TEMİZYÜREK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist