Haftanın vitrini – 23
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Avcıların Çağı / Bulutlardan Başka Her Şey / Burada Yoji Yaşıyor / Çifte Kavrulmuş / Düşperestin Yasası / Hatırlamanın Görüntüsü / İslamofobi Zamanlarında Psikoloji / Kadınların Yalanları / Keşfedilmemiş Ülke / Yenilenme
Avcıların Çağı
çev. Birsu Holat
Ayrıntı Yayınları
Haziran 2026
96 s.
Hernán Cortés’in karaya ayak bastığına dair ilk haberler Aztek İmparatorluğu’nun başkentine ulaştığında, II. Montezuma derhal en yakın danışmanlarını çağırdı. Nereden geldikleri bilinmeyen, yüzen şehirleri andıran gemilerdeki bu beklenmedik ziyaretçilere karşı nasıl bir tavır sergilemeliydi?
Giuliano da Empoli, günümüzde teknoloji liderlerinin siyasi dünyada yarattığı etkiyi bu çarpıcı tarihi referans ile ortaya koyuyor. Siyasi danışman olarak edindiği deneyimi, politik iklimi okuma becerisi ve okuru derinden yakalayan mizahıyla bir araya getiren yazar, bu eserinde kendi deyimiyle bir “Aztek kâtibi” görevini üstleniyor. Teknoloji liderlerinin günümüz siyasetinde sahip olduğu istilacı gücü ve bunun karşısında geleneksel siyasi liderlerin bu “beklenmedik ziyaretçilere” yaklaşımını benzersiz bir dille aktaran yazar, oluşacak yeni dünyanın resmini en canlı renkleriyle önümüze koyuyor.
Artık bu “beklenmedik ziyaretçiler”, “yüzen şehirleri andıran gemilerden” değil, özel jetlerinden karaya ayak basıyorlar. Günden güne güç kazanan teknoloji liderleri ile geleneksel siyasi liderlerin karşılaşmaları sırasında neler oluyor? Geçmiş ve geleceğin bir araya geldiği toplantılarda perde arkasında neler yaşanıyor? İçinde yaşayacağımız yeni dünyada kim son sözü söyleme hakkına sahip olacak? Giuliano da Empoli, bu eserle tüm bunların cevabını ve daha fazlasını bize birinci ağızdan aktarıyor.
Bulutlardan Başka Her Şey
YKY
Mayıs 2026
272 s.
Felsefe doktorası için gittiği Amerika’da yaşayan Kudret, on yılın ardından 2021 Nisanı’nda İstanbul’a döner. Arkasında yarım kalmış bir akademik kariyer ve yeni bitmiş bir ilişki, önündeyse belirsizliklerle dolu bir gelecek vardır. Pandemi önlemleri devam eder, bahar kendini duyururken Kudret de eski arkadaşlarıyla görüşmeye, üniversiteyi okuduğu şehri yeni gözlerle seyretmeye başlar. Rüzgârın sesi ve karınca yuvaları, apartman isimleri ve kayıp kedi ilanları, dünyanın şahdamarı gibi uzanan İstiklal Caddesi, hep orada duran deniz ve gökyüzü – hepsi Kudret’i hatıraların ve izlenimlerin dünyasına götüren ipuçları gibidir. Fakat hayat tamamlanmamış bir resim gibi dururken bütün bunlar bir oyalanmadan mı ibarettir? Bir ömrün içine dağılmış noktaları birleştirecek, ortaya anlamlı bir şekil çıkaracak o el nerededir? Hem iç dünyasının manzarasında hem de gençliğinin fazlasıyla değişmiş kentinde çıktığı yolculuk Kudret’i beklenmedik keşiflere ve hiç ummadığı bir karşılaşmaya götürecektir.
Güçsal Pusar ilk romanında, büyük meselelere gündelik hayatın içinden, mizahı elden bırakmadan yaklaşıyor, dikkatli bir bakışın yakaladıklarını ve düşüncelerin akışını olay örgüsünün sürükleyici bir öğesine dönüştürüyor. Bulutlardan Başka Her Şey, edebiyatımızda heyecan verici bir yazarın habercisi.
Burada Yoji Yaşıyor
çev. Nadejda Ivanova Vatansever
Nâra Kitap
Nisan 2026
144 s.
Yoji çocukken çalıların içinde yeşil yaratıklar görürdü, sihirli hışırtılar duyardı. Tabanlarının altında ezilen karın sesini dinler, büyüklerinin yarım kalmış cümlelerinden sırlar toplar, masalların gerçek dünyaya açılan gizli kapılar olduğuna inanırdı.
Ama büyümek, bazı şeylerin adını öğrenmek demekti.
Yoji’nin 1970’lerin komünist Bulgaristan’ında başlayan hikâyesi, hayal gücünün sonsuzluğuyla dünyanın acımasız gerçekleri arasında yürüyor. Şair Nadya Radulova, ilk romanında masalı, otobiyografiyi ve distopyayı bir araya getirerek çocuklukta erişebildiğimiz o sınırsız evreni, savaşların, aile sırlarının, göçlerin ve geleceğe dair karanlık sezgilerin eşliğinde yeniden kurguluyor.
Bu anlatıda zaman düz ilerlemiyor, hayat ölümle bitmiyor, mitoloji acıları besliyor. Yoji’nin dünyasında güzel ile korkunç, büyülü ile sıradan yan yana durmakla kalmıyor, birbirlerine sızıyor. Burada Yoji Yaşıyor, “burada” olmanın anlamlarını katman katman açan, çarpıcı bir ilk roman.
Çifte Kavrulmuş
Kırmızı Kedi Yayınevi
Mayıs 2026
192 s.
Türkiye’de karikatürün en özgün isimlerinden İzel Rozental, meslekteki 35. yılını yeni kitabı Çifte Kavrulmuş ile taçlandırıyor. Kırmızı Kedi Yayınevi etiketiyle yayımlanan kitap, Türkiye’nin ve dünyanın son 35 yılına dair görsel bir hafıza kaydı niteliği taşıyor. Rozental’in 1991 yılında Şalom gazetesinde başlayan ve aralıksız süren karikatür serüveni, bu kitapta güçlü bir seçkiyle bir araya geliyor. Körfez Savaşı’ndan günümüzün küresel krizlerine kadar uzanan bu uzun yolculuk, sanatçının kaleminden süzülen ironik, eleştirel ve zaman zaman sarsıcı çizgilerle okurla buluşuyor. 35 yıl boyunca aynı köşede, “Tünelin Ucu” başlığı altında yayımlanan karikatürleriyle Rozental, yalnızca gündemi yorumlayan bir çizer değil; aynı zamanda bir görsel tarihçi olarak öne çıkıyor. Rozental’ın çizgileri, siyasetten toplumsal meselelere, savaşlardan demokrasi tartışmalarına kadar geniş bir alanı kapsarken; yalın sembollerle derin anlamlar kurmayı başarıyor.
Rozental’in karikatürlerinde mizah, düşünmeye zorlayan, sorgulayan ve eleştiren bir dil olarak karşımıza çıkıyor. Baskı dönemlerinde bile mizahın sunduğu özgürlük alanını koruyan sanatçı, çizgileriyle ifade alanını genişleten nadir isimlerden biri olarak dikkat çekiyor.
Bugüne kadar 20 kitap ve çok sayıda sergiyle üretimini sürdüren Rozental, uluslararası platformlarda da Türkiye’yi temsil eden önemli karikatürcüler arasında yer alıyor. Ancak onun en büyük gücü, gündelik olanı evrensel bir dile dönüştürebilmesinde yatıyor.
Çifte Kavrulmuş, uzun yıllara dayanan, birikimin ve hafızanın ürünü olarak, çağın ruhunu anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.
Düşperestin Yasası
çev. Şirin Etik
Can Yayınları
Haziran 2026
120 s.
“Haklı,” dedi Louis, “rüyalar güneşin altında su gibi buharlaşır.”
Rüyaların kendine özgü bir mantığı vardır, aklın değil çağrışımın izinden giden bir mantık. Düşperestin Yasası’ndaki anlatıcı da henüz on yaşındayken en yakın arkadaşına bir akşam, “Işık sudur” dedikten sonra gerçek ile rüya arasındaki sınır neredeyse tamamen ortadan kalkar: Patlayan bir gece lambası, zemine su gibi yayılan ve her yeri ele geçiren bir ışık... Ve beklenmedik dönemeçlerle dolu, katman katman açılan bir gerçekliğin hüküm sürdüğü bir dünya.
Anlatının sınırlarını gevşeten, mizah ile melankoli arasında mekik dokuyan bu kitap, rüyalarını filmlerinin hammaddesi olarak kullanan muhteşem Federico Fellini’ye ve düşlerin yaratıcı gücüne bir saygı duruşu.
“Daniel Pennac, okuru baştan çıkaran o nadir yazarlardan: Zekâ ile duyguyu, oyun ile ciddiyeti aynı cümlede buluşturabiliyor.” –Le Monde
Fotoğraf, Bellek ve Temsil
Yayına hazırlayan: Gökhan Birinci
Bağlam Yayınları
Nisan 2026
156 s.
Fotoğrafın belleği; insan, doğa, makine ve arşiv arasındaki sınırların giderek eridiği bir çağda, hatırlamanın görsel biçimlerini yeniden tanımlıyor. Hatırlamak, çoğu zaman yeniden kurmaktır. Görüntü de bu yeniden kurma eyleminin en güçlü tanığıdır. Hatırlamanın Görüntüsü; bu tanıklığın farklı yüzlerini, izlerini ve kırılmalarını bir araya getirmekte; fotoğrafın belleği nasıl taşıdığını ve belleğin fotoğrafla nasıl dönüştüğünü anlatmaktadır.
Pınar Boztepe Mutlu, Özlem Demircan, Eda Çekil Konrat, Murat Kocakaplan, Nilay İşlek, Aslıhan Güçlü ve Ömer Kahraman’ın yazılarında oluşan bu çalışma, belleğin yalnızca geçmişle ilgili bir olgu olmadığını, çağdaş teknolojiler, toplumsal ilişkiler, cinsiyet politikaları ve ekolojik duyarlılıklar tarafından sürekli yeniden üretildiğini ortaya koymaktadır. Kitap, fotoğrafın bu dönüşüm içindeki rolünü anlamaya yönelik çok katmanlı bir düşünsel zemin sunar. Bir yandan belleğin kırılganlığını görünür kılar, diğer yandan görsel temsilin bugüne ve geleceğe dair potansiyellerini tartışmaya açar.
İslamofobi Zamanlarında Psikoloji
çev. Alican Erdem
Vakıfbank Kültür Yayınları
Mayıs 2026
192 s.
Tarek Younis, bu eserinde psikolojinin steril laboratuvarlarından çıkıp, onun devlet politikaları, İslamofobi ve neoliberalizmle kurduğu karanlık ortaklığı mercek altına alıyor. Yazar, ırkçılığın ve yapısal şiddetin yarattığı yıkımı bireyin iç dünyasına hapseden “terapötik ethos”u sert bir dille eleştirerek yerleşik terapi anlayışına meydan okuyor ve acısını sosyal bir tepkiye dönüştürenlerin psikoloji eliyle nasıl pasifize edildiğini tartışıyor. Bu bağlamda mindfulness pratiklerinden kimi İslami psikoloji akımlarına kadar pek çok yöntemin birer uyum aracına nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
Psikolojinin politik işlevini anlamak isteyenler için ufuk açıcı bir eser.
Kadınların Yalanları
çev. Tuğba Bolat
Sel Yayıncılık
Mayıs 2026
136 s.
Zorunda kalmasaydık yalana başvurmazdık. Öyle mi gerçekten?
Buradaki kadınlar tam aksini düşünüyor olacak ki, çoğu zaman hiçbir mecburiyetleri yokken yalan söylemekten imtina etmiyorlar. Bilakis hayatı, hayatlarını yalanlarla yeniden kurarak muhataplarının nazarında öyle dinlenilesi bir hale, hâleye büründürüyorlar ki gerçeği kabul etmek, en başta dinleyene azap veriyor.
Kadınların Yalanları'nda entelektüel, duyarlı ve özverili Jenya'nın, ömrünün kâh durgun kâh çalkantılı dönemlerinde tesadüfen dinlediği hayat hikâyelerine kulak veriyoruz. Çağdaş Rus edebiyatının yaşayan en yetkin kalemlerinden, uluslararası düzeyde birçok ödüle layık görülen Lyudmila Ulitskaya, kaybettiğimiz çocuksu masumiyeti belki de hiç bakmadığımız bir yuvada arıyor: değme yazara taş çıkaracak mahir yalanlarda.
"Bu yalanlar kitabının en komik tarafı, yazdıklarım içerisinde gerçeğe en yakın kitap olması." –Lyudmila Ulitskaya
"Bu romandaki kadınlar çılgın hatta biraz kaçıklar, ağlayıp zırlıyorlar, gıcık edecek kadar hazırcevaplar, sizi çileden çıkardıkça işi inada bindiriyor, bindirdikçe de daha sevimli oluyorlar. İnanması güç ama öyle." –Die Welt
"Gergin, gırgır, görkemli." –La Nouvelle République
Keşfedilmemiş Ülke
çev. Selvi Danacı
Everest Yayınları
Mayıs 2026
200 s.
Ama rüzgâr beni bir kez daha bahçeden çekip alıyor ve varlığımdan sadece kedilerin rahatsız olduğu sessiz arka sokaklara bırakıyor, belki de adımlarım başka birinin rüyalarında yankılanıyordur.
Jennifer Hodgson tarafından derlenen Keşfedilmemiş Ülke, Ann Quin’in kısa öykülerini, anılarını, denemelerini ve çeşitli deneysel metinlerini bir araya getiriyor. Bazıları edebiyat dergilerinde yer almış, bazıları ise daha önce hiç yayımlanmamış bu metinler Quin’in yazın hayatı boyunca sergilediği yenilikçiliği kapsamlı biçimde ortaya koyuyor. Kurgu ile anıların sınırlarını sık sık bulanıklaştıran, belirsizliği benimseyen Quin, yazımına ve hayatına açık uçlu, deneysel bir alan olarak yaklaşmıştır.
Otuz yedi yaşında hayatına son verdiğinde geride Berg, Üç, Pasajlar ve Triptikler adlı dört roman bırakan Quin, bu derlemede de türlere ve üsluplara direnen, huzursuz ve keşifçi bir yazar olarak karşımıza çıkıyor.
“Quin küçük bir alanda en ince aletlerle çalışıyor. Her sayfa, her kelime onun özeninin ve işçiliğinin izini taşıyor.” —New York Times
Yenilenme
çev. Sarp Kaya
Livera Yayınevi
Haziran 2026
206 s.
Türkçede ilk kez Sana Ait Bir Şey ile tanıştığımız Garth Greenwell, Yenilenme’de de bizi aynı dünyaya götürüyor: Sofya'da İngilizce öğretmenliği yapan Amerikalı G. ile aşkın, cinselliğin ve arzunun yoğunluklarına dair sarsıcı bir yolculuğa çıkıyoruz.
Kitap, öğretmen G.’nin bir öğrencisinin imkânsız aşkı karşısında bu acının geçici olduğuna dair avuntularıyla açılır. Sonrasında ise aynı G.’yi –aşkta kalıcılığa inanmayan fakat onun yasının sınırlarına inanan G.’yi– R. ile yaşadığı aşkın sonsuza dek sürmesi uğruna her şeyi göze almış, terk edilince de “bir hiç olma isteğiyle” adeta bedeninden ve benliğinden kurtulmaya çalışırken görürüz.
Yenilenme, aşkı söküp atma isteğinin yine arzunun ve cinselliğin sınırlarında kurtuluş aradığını yazar; aşkın ve cinselliğin, şefkat ile şiddetin uçları arasında salındığı o “tehlikeli” skalada bedenin nasıl hem teselli hem yıkım sahnesi olduğunu gösterir. Böylelikle Greenwell mahrem ve politik olanın kesişiminde arzuya dair “ahlaki bir sorgulama” yaparken, okuru cinsel yönelim, aidiyet, kimlik gibi çağdaş edebiyatın kalıcı sorularını yeni bir derinlikte yeniden düşünmeye çağırır.
Önceki Yazı
İnsan Nedir? Kırılganlığın Antropolojisi’nden:
Dijitalleşen tenin yaralanabilirlik öyküsü
Avusturyalı filozof Lisz Hirn’ın İnsan Nedir? Kırılganlığın Antropolojisi adlı kitabı, Ebubekir Demir çevirisiyle Lejand Kitap tarafından önümüzdeki hafta basılıyor. Kitaptan kısa bir metni Tadımlık olarak yayımlıyoruz.
Sonraki Yazı
Orhan Koçak ve Cansever:
‘Kant’a dönüş’te son aşama
“Koçak, Türk şiirinin belirli bir kesitinin karşılaştırmalı/okutmalı bir panoramasını sunarak, Kant estetiğine çok özel bir noktadan giriş yapıyor. Haliyle, 'ben güzel şiir yazmak istemiyorum' diye ilan eden Edip Cansever’i diğer ediplerden ayırıp, ‘güzel’in içinden alarak ‘yüce’nin tahtına yerleştiriyor.”