Haftanın vitrini – 21
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Amcam Sokrat / Batı’yı Seyretmek / Bir Gün Herkes Buna Hep Karşıymış Gibi Yapacak / Fabrika / Mahallede Diyalog Havaları / Peter Watkins: Kestirme Yol Yok / Renklerin Diyojen’i / Sevgili Hayatım / Um/Hope / Yol Çiçekleri.
Amcam Sokrat
çev. Derya Kırlangıç
Metis Yayınları
Mayıs 2026
408 s.
Hayatım, yaşadıkça çoğalan ve bir dizi geri dönüşle birbirine bağlanan eşmerkezli çemberlere benziyor. En içteki çember çocukluk, müzik, ‘Sokrat amcam’ ve gençliğin başıboşluğu; Arapça bir başka çemberdi, müzikle felsefeyi birbirine bağladı, Farsça ve Osmanlıca bu bağları derinleştirdi; modern Türk şiiri, post-şu post-bu teorilerle birlikte, 60’lardaki modernist okumalarımla birleşti; Hindistan’a dair şeyler Padma ile, Budizm ise beat kuşağıyla birleşti, şimdi de bugünkü çemberimin kenarında durmuş, hep yenilenen bir zihinle geriye göz atıyor ama hep ileriye bakıyorum.
Batı'yı Seyretmek:
Avrupa ve Amerika Seyahatnameleri
İletişim Yayınları
Mayıs 2026
301 s.
...kitap bir Batı okuması olduğu kadar Türkiye’nin modernleşme/Batılılaşma deneyimine, süreci kuşatan ikilemlere, çatışma ve uzlaşma pratiklerine dair ipuçları sunuyor. Başka bir deyişle, hem memleketin aynasından Batı’ya hem de Batı’dan doğru memlekete bakıyoruz. Seyyahın ilgi seçkisi, mukayeseleri-muhasebeleri, onu sürekli olarak geride bıraktığı toplumsal ve kültürel bağlama geri çağırıyor.
Batı’yı Seyretmek - Avrupa ve Amerika Seyahatnameleri Cumhuriyet’in erken yıllarından altmışlara uzanan dönemde Türkiye’den Avrupa’ya ve Kuzey Amerika’ya seyahat edenlerin Batı hakkındaki izlenimlerine dair bir seyir defteri…
Gazeteciler, edebiyatçılar, siyasetçiler, bürokratlar, sıradan vatandaşlar… Batı dünyasında siyaseti, dünya savaşını, toplumu, sınıfları nasıl değerlendirdiler? Batı ve Batı ulusları hakkında nasıl imgeler kurdular kafalarında? Batı’nın Türkler hakkındaki imgeleri onlara nasıl göründü? “Maddi medeniyet”, sanayi, teknoloji onları nasıl etkiledi? Kadınlara nasıl baktılar? “Eski aşinaları”, Balkanlar’ı ve Batı’da karşılaştıkları Türkiye’den göç etmiş Rumları, Ermenileri nasıl gördüler? Aylin Özman, Kadir Dede ve Tanıl Bora’nın yazılarıyla.
Bir Gün Herkes Buna Hep Karşıymış Gibi Yapacak
çev. Göksu Göçhan
Nepal Yayınları
Mayıs 2026
192 s.
Gazze’nin bombalanmaya başlamasından sadece üç hafta sonra, 25 Ekim 2023’te Omar El Akkad bir tweet paylaştı: “Bir gün, artık tehlike arz etmediğinde, bir şeyi gerçek adıyla anmanın kişisel bir bedeli kalmadığında ve artık hesap sormak için çok geç olduğunda herkes buna hep karşıymış gibi yapacak.” Bu tweet 10 milyondan fazla görüntülendi.
Batı’ya göç etmiş bir birey vasfıyla El Akkad, Batı’nın özgürlük vaat ettiğine, herkes için adaletin sağlandığı bir yer olduğuna inanmıştı. Ancak son yirmi yılda terörle mücadele operasyonlarını, iklim krizini, Black Lives Matter protestolarını ve daha fazlasını haberleştiren; nihayetinde Gazze’deki dizginlenemez katliamı izleyen El Akkad, şu sonuca vardı: Batı’nın vaatlerinin çoğu koskocaman bir yalandı. Batı’nın asla tamamen “insan” muamelesi yapmaya niyetlenmediği koca bir kesim hep var olacaktı; bunlar sadece Araplar, Müslümanlar ya da göçmenler değil, ayrıcalık sınırlarının dışında kalan her kimse onlardı.
Omar El Akkad’dan Bir Gün Herkes Buna Hep Karşıymış Gibi Yapacak, dünyanın dört bir yanında üniversite kampüslerinde, sokaklarda, aile arasında yaşanan hayal kırıklığının öfkeli bir ifadesi ve kurumsallaşmış bir ikiyüzlülük ile ırkçılığa gömülmüş Batı’dan hesap soran hüzünlü, cesur, devrimci bir uyanış çağrısı.
“Filistin halkına yönelik soykırımın ölçeğini, vahşetini kavrayamıyorsanız; dünyanın ekseninden kaydığını seziyor ve kendinizi yapayalnız, büsbütün çıldırmış gibi hissediyorsanız; o halde niye aklınızı kaçırmadığınızı ve neden yalnız olmadığınızı anlatan bu berrak, zarif ve kahredici derecede dürüst anlatıyı okuyun.”
–Max Porter, Tüylü Bir Şeydir Şu Yas’ın ödüllü yazarı
“Omar El Akkad ne yazarsa okurum. Bu eseri de tam bir hesaplaşma kitabı. Batı’nın üzerine inşa edildiği yalan bu eserin sayfalarında filizleniyor.”
–Lidia Yuknavitch, Ateşten Çıkan Kız’ın ödüllü yazarı
“Bu kitap, çağımızın kalbinden yükselen bir feryat. Kitabın vahşi ve parçalayıcı öfkesini, tarif edilemez olanı tarif etme, giderek daha da tutarsızlaşan bir dünyayı anlamlı kılma çabasını ifade edebilecek daha kesin sözcükler bulmakta zorlanıyorum.”
–Richard Flanagan, Kuzeyin Derinliklerine Giden Dar Yol’un ödüllü yazarı
Fabrika
çev. Hüseyin Can Erkin
Siren Yayınları
Mayıs 2026
120 s.
Birbirinden farklı karakterlerde, farklı özgeçmişlere sahip üç kişi bambaşka görevlerle, bambaşka koşullarda ve konumlarda, civarda iyi bilinen bir fabrikada çalışmaya başlar. Üçünün de kafasını meşgul eden temel soru aynıdır: Biz burada ne iş yapıyoruz?
Günümüz Japon edebiyatının öne çıkan kalemlerinden Hiroko Oyamada, dünya çapında dikkat çekmesini sağlayan kısa romanı Fabrika’da çalışma yaşamının boğuculuğunu ele alıyor ve kanıksanmış bazı kuralların, ilişkilerin, statülerin gerçekte ne kadar anlamsız, hatta absürd olduğunu üç ana karakterin izinde gözler önüne seriyor. İşyeri, doğası gereği çalışanları kendi tekinsiz, kasvetli yaşam alanına hapsederken hayatlara el koyup kendi döngüsüne katıyor. Herman Melville’in Kâtip Bartleby’sinden Ricky Gervais’in The Office’ine uzanan geniş çağrışımları ve Kafkaesk atmosferiyle Fabrika, fazlasıyla tanıdık ve fazlasıyla ürkütücü bazı gerçeklere, bizim gündelik gerçekliğimize ayna tutuyor.
Yaşadığımız dünyaya dair proleter bir novella olarak anılan Fabrika, çalışma hayatının yakıcılığını anlatan çağdaş bir klasik olmaya aday.
Mahallede Diyalog Havaları:
Türkiye'nin Gayrimüslim Dünyasından Sadalar
İkinci Adam
Mayıs 2026
304 s.
Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler Türkiye’nin Müslüman olmayan kadim cemaatlerinin başında gelir. Osmanlı döneminde, yüzyıllar boyunca ‘Ümmet’in dışında ‘Millet’ olarak varoldular. Cumhuriyet’le beraber ‘Ümmet’in ‘Millet’e dönüşmesiyle yeni ‘Millet’in içinde yer aldılar, ama aynı potada olmak sorunlarını çözmedi, hatta bazı bakımlardan derinleştirdi. Osmanlı’nın çöküş döneminden başlayarak, son bir yüzyılı aşkın süredir ülkedeki varlıkları hızla azalıp neredeyse yok olma noktasına vardı; ancak toplum içindeki özgül ağırlıkları tamamıyla kaybolmadı. Bu kitap, hâlâ ‘azınlıklar’ olarak tanımlanagelen bu toplulukların son zamanlarda yaşadıkları tartışma ve polemiklere tanıklık yaparken, öne çıkan bazı şahsiyetleri ve onların düşünceleri üzerinden de bu tanıklığa otobiyografik bir boyut getiriyor.
Artık savaşlar, soykırımlar ve sair yıkımlar geride kalmıştı; bir bakıma ‘Tarih’in sonu’na gelinmişti, şimdi Tarih’le yüzleşmenin, hesaplaşmanın zamanıydı. Böylece pek çok ülkede kenara itilmiş, ezilmiş, yok edilmiş azınlık topluluklarına yönelik ilgi arttı, önemli araştırmalar su yüzüne çıktı.
Editörler: Emrah Serdan, Çağla Özbek
Çeviriler: Murat Güneş, İpek Tabur, Emrah Serdan
Görültü Kolektifi
Mayıs 2026
204 s.
Görültü, yakın zamanda yitirdiğimiz İngiliz sinemacı Peter Watkins’in (1935–2025) üretimine adanan Peter Watkins: Kestirme Yol Yok retrospektifinin ardından yayımlanan, yönetmenin üzerine pek az kaynak bulunan çok katmanlı üretimini merkeze alan Peter Watkins: Kestirme Yol Yok başlıklı yeni ve kapsamlı monografı duyurmaktan mutluluk duyar.
2025 yılında İstanbul’da kurulan ve film izlemeyi, tartışmayı ve yeni üretimleri önceleyen bağımsız kültür sanat inisiyatifi Görültü, ilk yayını Peter Watkins: Kestirme Yol Yok’ta, Watkins’in bir film üreticisi, teorisyeni ve polemikçisi olarak yaşam boyu sürdürdüğü pratiğine odaklanıyor; yönetmenin ortaya koyduğu öncü Monoform teorisinden Komün (Paris, 1871) ve Yolculuk gibi anıtsal, uzun süreli filmlerine uzanıyor.
Watkins aile arşivinin cömert desteği, katkıları ve işbirliğiyle hayata geçen yayın, nükleer temsiliyetin etik uzantılarına, sanatçıyla şahsi görüşmelerden Watkins’in üretiminin bütününe yayılan pedagojik önceliklere ve özgün üretimine odaklanan yazıları bir araya getiriyor. İngilizce ve Türkçe iki edisyon olarak yayıma hazırlanan kitaba Umut Tümay Arslan, Senem Aytaç, Burak Delier, Dónal Foreman, Emma Claire Foley, Leo Goldsmith, Victor Guimarães, Merve Şen, Alyssandra Maxine, Nando Salvà, Thomas Sideris, Julian Stallabrass, Merve Ünsal, Peter Watkins, Patrick Watkins ve Fırat Yücel yazılarıyla katkıda bulunurken, yayının editörlüğünü Emrah Serdan ve Çağla Özbek, çevirilerini ise Murat Güneş, İpek Tabur ve Emrah Serdan üstlendi.
Renklerin Diyojen'i:
Ressam Agop Arad
Aras Yayıncılık
Mayıs 2026
144 s., büyük boy
Aras Yayıncılık, sanat tarihçisi İnci Aydın’ın uzun yıllara yayılan titiz araştırmalarının ürünü olan Renklerin Diyojen’i Ressam Agop Arad kitabını okurla buluşturuyor! Eser ressam, gazeteci ve yazar Agop Arad’ın (1913–1990) yaşamını ve sanatını, dönemin kültürel ve entelektüel atmosferiyle birlikte ele alarak 1940’lar Türkiyesine çok katmanlı bir bakış sunuyor. Aydın’ın doktora yıllarında filizlenen merakı, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin gazete arşivlerinden özel koleksiyonlara uzanan kapsamlı bir araştırmaya dönüşüyor.
Kitapta, Sait Faik Abasıyanık’tan Orhan Veli Kanık’a, Sabahattin Ali’den Yaşar Kemal’e; Fikret Adil, Melih Cevdet Anday, İlhan Selçuk ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi dönemin önde gelen isimleriyle Agop Arad’ın kesişen yolları, dostlukları ve ortak üretimleri ayrıntılı biçimde inceleniyor. Yeniler Grubu’nun manifestosundan Babıâli’nin gazetecilik ortamına, Paris’teki sanat çevrelerinden İstanbul’un gündelik yaşamına uzanan anlatı, 1940 kuşağının kültürel haritasını yeniden kuruyor.
Yazar Yervant Gobelyan’ın “Renklerin Diyojen’i” olarak adlandırdığı Agop Arad, yalın çizgileri ve güçlü renk kullanımıyla İstanbul’un sıradan insanlarını resmin merkezine taşır. Balıkçılar, seyyar satıcılar, ayakkabı boyacıları ve gündelik hayatın görünmez emekçileri, Arad’ın tuvalinde dikkatle ve içtenlikle yer bulur. Kitap, sanatçının bu yaklaşımını toplumcu gerçekçi sanat anlayışı bağlamında değerlendirerek dönemin estetik ve düşünsel iklimine ışık tutuyor.
Renklerin Diyojen’i Ressam Agop Arad, resim ile edebiyatın kesiştiği, dostlukların ve üretimlerin iç içe geçtiği bir kültür evreninin anlatısı.
Sevgili Hayatım
çev. Niran Elçi
Deli Dolu Yayınları
Mayıs 2026
368 s.
Bir ülkenin hafızası, bir ailenin hikâyesinde yeniden yazılıyor.
Hindistan’ın küçük bir köyünde başlayan bir hayat… Jadunath Kunwar’ın hikâyesi, sıradanlığın içine gizlenmiş büyük kırılmalarla şekilleniyor. Köyünden üniversiteye, oradan tarih kürsülerine uzanan bu yolculuk; aşk, evlilik, kayıplar ve kabullenmelerle örülürken, aynı zamanda bir ülkenin dönüşümüne de tanıklık ediyor.
Jadu’nun hayatı yalnızca kendi seçimlerinin değil, Hindistan’ın bağımsızlığından ölünmesine, kast sisteminin gölgesinden modern şehirlere uzanan büyük tarihsel akışın içinde biçimleniyor. Ama hikâye burada bitmiyor.
Yıllar sonra sözü devralan kızı Jugnu, babasının izinden ama onunla aynı yoldan yürümeyen bir hayat kuruyor. Gazeteci olarak dünyanın başka bir coğrafyasında, başka bir hızda yaşayan Jugnu, geçmişi yeniden kuruyor; babasının sessiz kaldığı yerleri konuşulur hâle getiriyor.
Sevgili Hayatım, iki kuşak üzerinden yalnızca bir aileyi değil, bir ülkenin hafızasını anlatıyor: Okura hatırlamanın, anlatmanın ve yaşamanın birbirine karıştığı bir hikâye sunuyor.
Um / Hope
Resimler: Belkıs Taşkeser
çeviri: Jeffrey Kahrs
Ve Yayınevi
Mayıs 2026
144 s.
Mete Özel’in ressam Belkıs Taskeser’in büyüleyici eserleriyle kurduğu derin diyalogdan doğan Um‘daki şiirler arkaik imgelerin ve evrensel bir insanlık kozmogonisinin izini sürüyor. Şiirlere Taşkeser’in tılsımlarla örülü naif resimleri eşlik ediyor. İki dilli yayımlanan şiirleri İngilizceye Jeffrey Kahrs çevirdi. Um, düşlerin sonsuzluğuna aralanan bir kapı…
…gölgem hafif değildir tüyden
ve günahıma denk düş yoktur…
Hazırlayanlar: Donat Bayer, Ömer Şişman
160. Kilometre
Mayıs 2026
424 s.
1970’lerin sonundan bugüne daima yeninin ve iyinin peşinde olan, şiiri durmaksızın ileri taşıyan Ahmet Güntan 70 yaşında!
Şairin yeni yaşını kendisine sürpriz olarak hazırlanan bir kitapla kutluyoruz: Yol Çiçekleri. / Ahmet Güntan’a Armağan.