• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 20

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Dutlar Karaydı / Feminist Bilim Felsefesi / Hatıralarımın Şehri Edinburgh / İyimserlikten Daha İyisi / Mizojini / Muhabbet / Politik Bir Beden Olarak Devlet / Simpatía / Tarih ve Mimarlık / Teatrallik

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

13 Mayıs 2026

PAYLAŞ

Mahsum Ece
Dutlar Karaydı
İletişim Yayınları
Nisan 2026
160 s.

“Sana yaşam unutturacak fakat ölüm hatırlatacak.” “Devlet benim bu köyde” sözünü bir dua gibi sayıklayan Muhtar Şerif Ahmet...

Zamanla köyün tüm uğursuzluğunu sırtında taşıyan bir yabancıya dönüşen Kör Âlim... Otuz üç gün boyunca dinmeyen yağmurlar, sırlar ve çığlıklar...

Mahsum Ece, tuhaf insanların yaşadığı, tarifi zor olayların yaşandığı bir köyün hikâyesini anlatıyor. Ama anlattığı bu insanlar, yaşananların kaderleri olduğunu, bir çıkış yolları bulunmadığını o kadar kabullenmişler ki, tarihin dışına itilmiş birer hayalet gibi dolaşıyorlar puslu ve karanlık yurtlarında.

Dutlar Karaydı, bu pusun ve karanlığın arasında bir soru soruyor: Unutmaya çalışmak mı daha zor, yoksa ölmek mi?

Feminist Bilim Felsefesi
Editör: Güler Cansu Ağören
Katkılar: Ahmet Gül, Atilla Barutçu, Berna Kılınç, Demet Polat, Dinçer Çevik, Ezgi Burgan Kıyak, Ezgi Ece Çelik, Fulden İbrahimhakkıoğlu, Güler Cansu Ağören, Karun Çekem, Ozan Altan Altınok, Ömer Fatih Tekin, Sercan Palavan
Doruk Yayınları
Mayıs 2026
448 s.

Pozitivist bilim idealine içkin nesnellik anlayışı göz önünde bulundurulduğunda feminist bilim kavramının oksimoron olduğu düşünülebilir. Nihayetinde bu ideal bilimsel bilginin konumsuz bilgi olduğu yönünde normatif bir önkabul üzerine kuruludur ve açıkça konumlanmış feminist bilgi iddialarının bilimselliği bu çerçeve içerisinde anlamlandırılamaz. Öte yandan feminist bilim filozofları, feminist bilim iddialarını tam da bu tezatlık üzerine kurarlar ve modernist pozitivist bilim idealine içkin konumsuzluk iddiasını üstü örtülü bir konumluluk barındırması açısından eleştirirler. Feminist Bilim Felsefesi, bu konumsuzluk mevhumumun çeşitli yönleriyle sorgulamaya açıldığı ve feminist konumlanışın daha iyi bir bilim pratiği için nasıl işe koşulabileceğinin etraflıca tartışıldığı bir alan sunuyor. Yazarlar cinsiyetin doğasından feminist nesnellik kavrayışlarına, ilişkiselliği merkeze alan bilim tahayyüllerinden ihtimam epistemolojisinin imkânlarına, feminist araştırmanın sahasından epistemik adaletsizlik tartışmalarına doğru genişleyen bir yelpazede feminist bilim felsefesinin klasik sorularını çağdaş yaklaşımlarla buluşturuyor.

Emre Aracı
Hatıralarımın Şehri Edinburgh
Oğlak Yayınları
Mayıs 2026
292 s.

Hatıralarımın Şehri Edinburgh, müzik tarihçisi, besteci ve orkestra şefi Emre Aracı’nın bir şehre duyulan sevginin nasıl bir kader, bir estetik pusula ve bir hayat yolculuğuna dönüşebileceğini anlattığı edebî bir hatıra kitabıdır. Bu eser, coğrafyadan çok hafızaya, seyahatten çok iç yolculuğa, şehir tarihinden çok ruh coğrafyasına odaklanır. Sekiz buçuk yaşında Edinburgh Kalesi’nin burçlarından sisler içindeki şehre bakan bir çocuğun ilk hayretiyle başlayan anlatı, yıllar sonra Edinburgh Üniversitesi Müzik Fakültesi’nde geçirilen sekiz yıllık eğitimin kazandırdığı derinlik ve aidiyetle genişler; tren pencerelerinden görülen manzaralar, taşlara sinmiş tarih, müzik, edebiyat ve kişisel hatıralarla örülerek ilerler. İskoçya’nın tarihî başkenti burada yalnızca bir şehir değil, Tevfik Fikret’ten Sir Walter Scott’a, Robert Louis Stevenson’dan J. M. Barrie’ye uzanan geniş bir kültür atlasının merkezinde duran, yaşayan bir varlık gibidir. Kendi hayatının dönemeçleriyle Avrupa kültür tarihinin kesiştiği bu yolculukta, şehirler kadar kitaplar, besteler, tablolar ve hatıralar da konuşur. Bu kitap, bir şehri sevmeyi, geçmişi bugüne taşımayı ve estetiği bir hayat biçimi olarak sürdürmeyi amaçlayanlar için yazılmıştır; zamanın hızına direnerek yürüyen bir ruhun, bir şehirle kurduğu derin ve kalıcı dostluğun kaydıdır.

Guillaume Paoli
İyimserlikten Daha İyisi
çev. Orhan Kılıç
Metis Yayınları
Nisan 2026
80 s.

Felaketlerin kapıya dayandığı, kapitalizmin çarkları arasında ezildiğimiz günümüz dünyasında kötü haberlere kulaklarını tıkayan, eleştirel düşünceye sırtını dönen insanların sayısı günbegün artıyor. Mümkün dünyaların en iyisinde, hayatların en güzelini yaşayıp ideale vardığı izlenimini yaratmak ayrı bir çabaya, “iyimser olmak” ise bir göreve, hatta fanatizme dönüşmüş durumda.

Guillaume Paoli felsefe tarihinde bu beklentinin izini sürüp iyimserlik kavramının eskizini çıkarıyor. İyimserliğin mevcut güç dengelerine boyun eğmek anlamına geldiği zamanlardan kötümserliği benimseyenlerin, insanlıktan umudunu kesenlerin çağına, göklerden inen kurtarıcı rolüne soyunacak sözde yapay zekâya bel bağlayanların teknolojik iyimserliğe savrulduğu bugünlere uzanıyor bu kısa panorama. Paoli kaderine razı gelmekle her şeyin sorumluluğunu sırtlamak arasına sıkışmış gibi görünen insanın iyimserliğe yeğ başka seçeneği var mı diye sorguluyor, eleştirel düşüncenin başka bir dünya tasavvuru yaratmaktaki önemini vurguluyor.

Adeline Gargam, Bertrand Lançon
Mizojini: Antikçağdan Günümüze Kadın Düşmanlığının Tarihi
çev. Ecenur Değirmenci
Say Yayınları
Nisan 2026
296 s.

“Kirli” ve “zehirli” bir organ olarak nitelendirilen rahimden kadınlara vurulan “histerik” yaftasına; antikçağ hicivlerinden günümüzün kadın cinayetlerine kadar, yüzyıllardır kılıktan kılığa bürünen mizojini yani kadın düşmanlığı, toplumsal zihniyette yer etmiş köklü bir hor görme eğiliminin adıdır. Adeline Gargam ve Bertrand Lançon, Mizojini’de; mitolojiden tıbba, hukuktan edebiyata uzanan zengin kanıtlarla bu sistematik aşağılamanın Batı dünyasındaki tarihini gözler önüne seriyor.

Kitap, Havva figürünün “günahın kaynağı” olarak çarpıtılmasından, kadını bedensel ve zihinsel açıdan “zayıf” ilan eden tıp teorilerine kadar, eril tahakkümün entelektüel cephanesini ifşa ediyor. Kadını kırılgan, çocuksu, değişken, geveze, sinirli veya hastalıklı gören; onu eğitimden ve iş yaşamından dışlayan bu anlayışın, son üç yüzyılda oy hakkı mücadelesinden MeToo hareketine kadar çeşitli karşı çıkışlarla bir ölçüde geriletildiğine de dikkat çekiyor. Bu sarsıcı inceleme, birçok muharebe kazanılmış olsa da kadınlığa yönelik o kadim ve dirençli korku sönümlenmedikçe asıl savaşın henüz bitmediğinin altını çiziyor.

Virginia Evans
Muhabbet
çev. Ergin Kaptan
April Yayıncılık
Mayıs 2026
344 s.

Sybil her sabah yazı masasının başına geçiyor ve mektuplar yazıyor.
Erkek kardeşine, en yakın arkadaşına, bahçecilik kulübünün üyelerine,
en sevdiği derse katılmasına izin vermeyen üniversite dekanına,
favori yazarlarına, editörlere, ajanslara…

Bir de O’na… Yazdıklarını bir türlü gönderemediğine...

Dünyaya tutunmanın yolunu mektuplarda bulan Sybil Van Antwerp
onu seven herkesi otuz yıldır kendinden uzakta tutuyor.
Ancak inziva sona ermek üzere.

Geçmişten gelen mektuplar, onu hayatının en acı dolu dönemiyle yüzleştirecek.
Sybil artık o mektubu göndermek zorunda.
Yoluna devam edebilmek için önce kendini affetmeli,
sonra tüm dünyaya gerçekleri anlatmalı... 

"Bir kutlama nedeni" –Ann Patchett

"Nasıl bir roman! Hem yıkıyor hem iyileştiriyor." –Pandora Sykes

"Bunu kimse beklemiyordu. Muhabbet, yılın romanı." –Wall Street Journal

"Muazzam." –FredrikBackman

Christine de Pisan
Politik Bir Beden Olarak Devlet
çev. Özgü Ferguson
Timaş Akademi
Mayıs 2026
96 s., büyük boy

Machiavelli’den bir asır önce bir kadın yazarın gözünden “Prens”...

Avrupa tarihinin ilk profesyonel kadın yazarı kabul edilen ve bir kadın tarafından kaleme alınan ilk siyasetname örneğini veren Christine de Pisan, Politik Bir Beden Olarak Devlet kitabında devleti bir insan bedenine benzetir ve organlar arasındaki işleyişe dair ideal bir model çizer.

Eser, toplumu bir beden gibi ele alarak yöneticilerden halka kadar herkesin bu yapıda nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini çarpıcı bir şekilde anlatır. Prensleri “baş”, soyluları “kollar”, halkı ise “bedeni taşıyan unsurlar” olarak tanımlayan bu yaklaşım, yönetimin ancak uyum ve faziletle ayakta kalabileceğini vurgular.

Devlet kurumunun işleyişinin anlatıldığı bu eser, yalnızca bir siyaset kitabı değil; aynı zamanda ahlak, erdem ve toplumsal düzen üzerine kadın gözünün inceliğiyle yazılmış bir rehberdir. Özellikle yöneticilerin eğitimi, karakteri ve sorumlulukları üzerinde durulan eserde iyi bir liderin yalnızca güçlü değil; adaletli, ölçülü, merhametli ve bilge olması gerektiği vurgulanır. Çünkü aslolan, güçten değil; faziletten doğan iyiliktir.

Rodrigo Blanco Calderón
Simpatía
çev. Yasemin Çongar
Siren Yayınları
Mayıs 2026
232 s.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının ödüllü yazarlarından Rodrigo Blanco Calderón’un kaleminden, çivisi çıkmış bir ülkede yaşamın izini sahipsiz köpeklerin üzerinden süren bir roman: Simpatía.

Uluslararası Booker Ödülü adayları arasında da yer alan Simpatía, Venezuela’da geçiyor. Romanın ana kahramanı Ulises Kan, hem Karakas’ı hem de kendisini terk eden karısının babasından tuhaf bir teklif alır. Kayınpeder General Martín Ayala, Ulises’e bir vasiyet bırakmıştır: Simpatía Köpek Vakfı’nı, büyük aile evi Argonotlar’da barınak olarak faaliyete geçirmek ve ülkeyi terk etmek zorunda kalan insanların arkada bıraktıkları, sayısı giderek artan köpekleri sahiplenmek. Ancak bu göründüğü kadar kolay olmayacaktır. Dinmek bilmeyen kriz ortamında bir grup insan zulmünün nesnesi haline gelmiş köpekleri kurtarmaya çalışacak ve ülkenin politik atmosferinden ayrı düşünülemeyecek kirli oyunlarla mücadele edecektir.

Simpatía, kendi çocuklarına kıyan zalim bir düzenin resmini çiziyor ve ahir zamanların karanlık rejimlerinde köpeklerle insanların kesişen yazgılarını gözler önüne seriyor.

Tarih ve Mimarlık
Derleyen: Celal Abdi Güzer
Katkılar: Ahmet Turan Köksal, Alev Erkmen, Celal Abdi Güzer, Gizem Sivri, Gülsüm Baydar, Jale Erzen, Lâle Özgenel, Pelin Yonca Arslan, T. Elvan Altan, Tansel Korkmaz Bilgin, Uğur Tanyeli
Fol Kitap
Nisan 2026
272 s.

Bu kitap, okuruna hazır bir anlatı sunmuyor. Aksine, onu şu soruyla baş başa bırakıyor: İçinde yaşadığımız çevreyi gerçekten nasıl okuyoruz? Çünkü mesele sadece geçmiş değildir. Mesele, bugün neyi görmeyi seçtiğimizdir.

Bazı yapılar “tarih” olurken, bazıları neden sessizce ortadan kaybolur? Geleneksel tarihyazımının anlattığı “başeserlerin” hikâyesi, aslında üzerine örtü çekilmiş, yazılamayan ve görünmez kılınan binlerce yapının ve öznenin hikâyesidir.

Bu kitap, mimarlık tarihini alışılagelmişin dışında geçmişi seçen, eleyen ve yeniden kuran bir pratik olarak ele alıyor. Hangi yapıların hatırlandığı, hangilerinin unutulduğu; hangi anlatıların merkezde tutulduğu, hangilerinin kenarda bırakıldığı… Tüm bunların rastlantı değil, belirli yorumların ve tercihlerin sonucu oluştuğunu bizlere gösteriyor.

Tarih ve Mimarlık, Celal Abdi Güzer editörlüğünde farklı disiplinlerden gelen yazarları bir araya getirerek mimarlık ile tarih arasındaki ilişkiyi tek bir noktaya indirgemek yerine tam tersine çoğaltıyor. Popüler kültürden akademik tarihyazımına, kent belleğinden gündelik yapılara uzanan bu metinler, mimarlığın yalnızca “büyük eserler” üzerinden okunamayacağını açıkça ortaya koyuyor.

Edebiyattan Tiyatroya Teatrallik
Editör: Esra Dicle
Katkılar: Ataberk Hacımale, Beliz Güçbilmez, Duygu Toksoy, Esra İnan, Eylem Ejder, Mehmet Şamil Dayanç, Mert Tutucu, Oğuzcan Ünlü, Okan Kozanoğlu, Saliha Samanlı, Sevgin Özer, Şule Pire, Zeynep Erdal
Habitus Kitap

Teatrallik siyasetten sosyolojiye, resimden felsefeye, edebiyattan sinemaya kadar geniş bir yelpazede kullanılan, oldukça yüklü bir kavram. Platon’dan J. J. Rousseau’ya, F. Nietzsche’den N. Evreinof’a, M. Fried’dan R. Sennett’e, M. Carlson’dan P. Pavis’ye pek çok ismin teatralliği estetik, sosyolojik, tarihsel, politik, felsefi bağlamlarda bir model olarak kullandığı biliniyor. Bugün artık teatrallik kavramı modern insanı, onun koşullarını, deneyimlerini, sanatını anlamaya yönelen sosyal bilimlerin pek çok alanına yayıldı. Dolayısıyla tiyatronun kendine özgü araçlarının, öznelerin, toplumların, iktidar ve muhalefet biçimlerinin, farklı sanatsal türlerin yapılandırılmasında estetik ve metaforik olarak nasıl çalıştığını inceleyen araştırmaların sayısı artıyor.

Edebiyattan Tiyatroya Teatrallik kitabı da edebiyat ve tiyatro alanına odaklanan, teatralliği bir eleştirel düşünme ve çözümleme yöntemi olarak ele alan yazılardan oluşuyor. Tiyatronun kavram ve olgularından yola çıkarak klasik şiirden modern romana, 19. yüzyıl tiyatrosundan güncel sahnelemelere kadar geniş bir yelpazede toplumsal
cinsiyet, benlik, rol, bakış ilişkileri, modernleşme, dayanışma pratikleri üzerine düşünüyor, farklı temsil ve anlatı biçimlerini ortaya çıkarıyor.

Edebiyat, performans kuramı ve kültürel çalışmalar arasındaki geçişkenliği görünür kılan bu derlemenin, teatralliğin bir kavram ve bir eleştiri yöntemi olarak metaforik ve analitik imkânlarını açığa çıkarmasını, yeni araştırmalara yön verecek bir tartışma zemini sunmasını diliyoruz.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Dutlar Karaydı
  • Edebiyattan Tiyatroya Teatrallik
  • Feminist Bilim Felsefesi
  • Hatıralarımın Şehri Edinburgh
  • İyimserlikten Daha İyisi
  • Mizojini
  • Muhabbet
  • Politik Bir Beden Olarak Devlet
  • Simpatía
  • Tarih ve Mimarlık

Önceki Yazı

TADIMLIK

Kızıl Yazı'dan:

Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında devrimci dolanıklıklar

Nergis Ertürk'ün Kızıl Yazı: Türkiye ile Sovyetler Birliği Arasında Edebiyat ve Devrim adlı kitabı Selahattin Özpalabıyıklar çevirisiyle Tetes Kitap tarafından haftaya basılıyor. Kitaptan kısa bir metni Tadımlık olarak yayımlıyoruz.

K24

Sonraki Yazı

SÖYLEŞİ

“Varlığımızın derinlerinde gizlenen bir dil her şeyin çetelesini tutar”

Mehtap Ceyran’la geçen ay yayımlanan romanı Dönüş üzerine konuştuk.

YASEMİN ÇONGAR
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist