• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 18

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: 17 Haziran / Işık Yılları / Mor Bellek / Murata Efendi'nin Türkiye Seyahatnamesi / Ontopolitika / Riff / Sıfırdan Az / Türklerin Tarihi / Ve Her Şey Aya Büründü / Yaslan Bana

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

29 Nisan 2026

PAYLAŞ

Alex Schulman
17 Haziran
çev. Yonca Mete Soy
Timaş Yayınları
Nisan 2026
272 s.

Vidar’ın hayatı, öğretmenlik yaptığı okulda karıştığı bir olay ve sonrasında gelen açığa alınma kararıyla altüst olmuştur. Ancak asıl sarsıntı, eski bir kolide ailesinin 1980’lerdeki yazlık evinin numarasını bulmasıyla başlar. Vidar numarayı çevirdiğinde, hattın ucunda geçmişten bir ses yankılanır: Uzun zaman önce ölen babasının sesi.

17 Haziran 1986. Bir yaz günü. Bir mutfak. Bir aile. Vidar her aramada aynı güne adım atar; çocukluğunun seslerini dinler, sekiz yaşındaki haline yaklaşmaya çalışır. Hakkında yürütülen polis soruşturması ve üzerindeki baskı artarken belleğin labirentlerinde ilerledikçe ilerler. Sorduğu sorular onu hem kendi karanlığıyla hem de ailesinin saklı kalmış yaralarıyla yüzleştirecektir.

Romanlarıyla 30’u aşkın ülkede okurla buluşan Alex Schulman’dan, geçmişin hayaletleriyle bugünün gerçeklerini birbirine düğümleyen zamansız bir roman...

“Sanki Alex Schulman’ın daha önce yazdığı her şey bu romanın yolunu açmak içinmiş.” –Kristian Ekenberg, Gefle Dagblad

“Açgözlü bir okur gibi okuyorum; sonunun nasıl geleceğini bilmek istiyorum. 80’lerdeki o yaz gününde gerçekten ne oldu? Vidar’ın hatırlamaya dayanamadığı şey ne? Tıpkı Schulman’ın önceki romanı Malma İstasyonu’nda olduğu gibi, kurgu zekice inşa edilmiş; ipuçları ustalıkla yerleştiriliyor, yapı taşları tek tek ekleniyor.”
–Oline Stig, Sydsvenskan

“Alex Schulman her zamankinden daha derine, acının merkezine iniyor.”
–Annina Rabe, Expressen

James Salter
Işık Yılları
çev. Suat Kemal Angı
Jaguar Kitap
Nisan 2026
336 s.

“Benim için neredeyse kutsal ışık saçan bir roman. Her anlamda müthiş: uçsuz bucaksız ve ölümsüz.” —Lauren Groff

“Salter isterse sizi tek bir cümleyle kedere boğar.” —Michael Dirda

Çocukları, dostları, hayvanları; verdikleri partiler, gittikleri partiler, kalabalık sofralar, sanat etkinlikleri… Uzaktan bakanlar, Nedra ve kocası Viri’nin evliliklerini şöyle tanımlayacaktır: engin, mavi bir deniz gibi. Oysa denizde fırtınalar yukarıda, sakinlik derinlerdedir; burada ise yüzey sakinken, derinlerde fırtınalar kopmaktadır.
Bu kitapta hem ışık hızıyla geçen hayatları hem de yan yanayken bile birbirlerinden ışık yılı kadar uzak düşen iki insanın öyküsünü okuyacaksınız.

Işık Yılları, yazarın daha önce yayımladığımız Bir Oyun, Bir Eğlence adlı romanını da Türkçeye kazandıran Suat Kemal Angı’nın çevirisiyle.

Arzu Karamani Pekin
Mor Bellek:
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı'nın Öyküsü
Ege Yayınları
Nisan 2026
612 s., büyük boy, renkli

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, kuruluşundan bu yana yaptığı çalışmalarla kadın tarihinin belleğini inşa ederek bir bellek mekânı halini aldı; bu kitapta kadınların zor bir hayali gerçekleştirerek bir vakıf kurmasının ve bu mekânı yaratmasının hikâyesini bulacaksınız.

Vakfın daimi dostu Arzu Karamani Pekin, bu kitapta kurumun tarihini yazarken, süreç içinde yer almış yüzlerce kadını bir kez daha bir araya getirmiş oldu. Haliç kıyısında bulunan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce Vakfa tahsis edilen tarihi binada başlayan, kadınların kolektif emeğiyle bugünkü halini alan çalışmalara ilişkin tarihsel süreç, kitabın sayfalarına yine kadınlar tarafından aktarıldı; kimi anlatılara görseller eşlik etti.

Kaho Nashiki
Murata Efendi'nin Türkiye Seyahatnamesi
çev. Vaner Alper
Can Yayınları
Nisan 2026
176 s.

Yıl 1899. Japon ve Osmanlı imparatorlukları arasında, Ertuğrul Hadisesi’nden sonra başlayan ilişkileri derinleştirmek amacıyla, Japonya’daki bir üniversitede araştırma görevlisi olan Murata; adı, Türk erkeklerinde yaygın olan Murat’a benzediği için İstanbul’a arkeoloji araştırmaları yapmaya gönderilir. İngiliz bir kadının işlettiği pansiyonda bir Yunan, bir Alman, bir Müslüman köle ve kölenin getirdiği bir papağanla yaşayan Murata; bir yandan arkeoloji alanında Hamdi Bey’in müzesinde araştırmalar yürütüp geçmişin tanrılarıyla mücadele verirken, diğer yandan da dönemin siyasetindeki güç kavgalarının tam ortasında kalır.

Yalnızca İstanbul değil, çevre illerdeki arkeoloji çalışmalarına da katılma şansı bulan Murata, Eski Yunan uygarlıklarından geriye kalan taş yığınları arasındaki gerçek cevheri görmeye başlamış ve İstanbul’da memleketlisi Japonlarla bir çevre kurmuştur. Ancak bir gün ülkesinden, çalışmalarını yarıda kesme mesajı alır. Pansiyonda Alman ve Rum arkadaşlarıyla yaptığı kar topu savaşı, yerini siyasi ittifakların gerginliğine bırakırken Murata, nasıl bir karar alacaktır?

Hüsamettin Çetinkaya
Ontopolitika:
Gilbert Simondon, Karen Barad, Bernard Stiegler
Akademim Yayınları
Nisan 2026
168 s.

Politika neden hep aynı yere varır? İçerikler değişir, cepheler kayar, işleyiş ise sabit kalır. Özne, kimlik, temsil: modern politikanın üç kutsal varsayımı, aynı zamanda onun en köklü açmazı. Çetinkaya üç düşünürün teorik mirasını harmanlayarak yeni bir kavramsal zemin açar. Simondon’un ontogenezi oluşu, bireyleşme sürecini merkeze alır. Barad’ın iç-ilişkisel failli gerçekçiliği, madde ile anlamın ayrılamaz olduğunu, her kesmenin yeni bir olasılığı açığa çıkardığını gösterir. Stiegler ise dijital kapitalizmin yalnızca emeği değil, dikkat kapasitesini, zamanı ve kolektif belleği sistematik biçimde tahrip ettiğini ortaya koyar. Ontopolitika, bu üç hattı açımlar: Hangi işleyişi yeniden üretiyorsun? Kimlik siyaseti, keyfi yönetim biçimleri, gösterisel demokrasi; tamamı çökmüş bir işleyişin belirtileridir, nedenleri değil. Ontopolitika düşüncenin kendisiyle kurduğu erken uzlaşmaları engelliyor, umut vermek yerine, topolojiyi çiziyor.

Riff:
20. Yüzyılda Popüler Müzik
Yazan ve derleyen: Mansur Forutan
Doğan Kitap
Nisan 2026
496 s.

“Elvis’ten önce hiçbir şey yoktu.”

John Lennon’un bu cümlesiyle başlayan büyük patlama, sadece bir müzik türünün değil, modern insanın kendini ifade etme biçiminin de miladıydı. Bu kitap, 50’lerin o ilk asi tınılarından 90’ların dijital devrimine kadar uzanan gürültülü bir yüzyılın; tasarım, teknik ve ruh arasındaki o görünmez bağlarını inceliyor. İlk Walkman ve elektrogitarını 80’lerde edinen, 9o’larda medya sektöründe dergiler yayımlayan, yazılar yazan Mansur Forutan, Pop’un tarihini, Rock’n Roll’un ruhuyla anlatıyor. Riff aslında bir nevi arkeolojik kazı çalışması. Transistörlü radyoların gençliği sokağa çıkardığı anlardan, TDK kasetlerin manyetik bantlarında saklanan hatıralara; 45’lik plakların her iki yüzündeki toplumsal değişimden, listelerdeki yüzlerce ikonik albüme kadar her şey burada. Bir tasarımcının gözüyle çizilmiş, bir müzik tutkununun kalbiyle yazılmış ve bir mühendisin titizliğiyle kurgulanmış 500 sayfalık bir senfoni. 

O yılları yaşayanlara ve hiç duymamış olanlara...

Bret Easton Ellis
Sıfırdan Az
çev. Emirhan Burak Aydın
İthaki Yayınları
Nisan 2026
184 s.

“Umursamak istemiyorum. Bir şeyleri umursarsam daha da kötü olacak, endişelenmek zorunda kalınacak bir şey daha olacak. Umursamazsam daha az acı verici oluyor.”

Bret Easton Ellis ilk romanı Sıfırdan Az’ı yazdığında henüz üniversiteden mezun bile olmamıştı. Kitabı çıktıktan sonra ne kadar büyük bir etki yarattığını ancak eve döndüğünde anlayabildi. 1985 yılında yayımlanan ve anlatılanların şiddeti sebebiyle tartışmalara sebep olan roman Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın daha rahatsız edici hâli diye görüldü, iki yıl içinde satışları iki yüz bini buldu hatta kadrosunda Robert Downey Jr. gibi oyuncuların olduğu bir sinema uyarlaması da çekildi. 

Seksenler. Pop şarkıların trafiğe karışan nakaratları. Gece kulüpleri. Herkesin altında Porsche. Film yapımcıları. Oyuncular. Los Angeles. Clay, Noel tatilinde üniversitesinden buraya, yuvasına döner. Eski sevgilisi Blair’le, liseden en iyi arkadaşı Julian’la bir bağ kurmaya çalışır. Fakat kendisi artık Blair’i seven o kişi değildir, en iyi arkadaşıysa artık torbacılığa başlamıştır. Clay partiden partiye sürüklenirken eskinin yerini neyin aldığını arayacak, belki de her şeyin üzerine kurulduğu hiçlikle yüzleşecektir.

Sıfırdan Az toksik erkekliğin; yasaların dışına rahatlıkla çıkabilen bir ayrıcalıklı sınıfın; geri dönülemeyecek güya güzel eski günlere karşı anksiyete, vahşet ve beyin sisi yüklü şimdinin; masumiyetini arayan yitik bir gençliğin romanı.

“Yazılmış en rahatsız edici romanlardan biri. Huzursuz bir belgesel gerçekliği var.”

–New York Times


“Bu kitap varoluşsal bir hiciv yapıtıysa vaadi dünyanın cennet kılığında bir cehennem olduğudur.” –Ottessa Moshfegh


“Ellis çelikten duvarları yıkmak istiyor. Amacı şoke edilemeyecek olanı bile şoke etmek.” –Norman Mailer


“Bret Easton Ellis bu ilk, genç romanda öyle bir kadro kuruyor ki karakterler öyle ya da böyle başka kılıklar altında diğer kitaplarında da geri dönüyorlar. Tıpkı zombilere benzeyen –çünkü gerçekten zombi olan– ve öldürülmesi imkânsız insanlar gibi.”

–Rachel Kushner


“Ellis tüketici toplumumuzun altındaki boşluğun en öngörülü ve sarsıcı anlatıcılarından.” –The Guardian

Ümit Hassan
Türklerin Tarihi: Açıklamalı Bir Kronoloji
İletişim Yayınları
Nisan 2026
236 s.

Ümit Hassan, bu kronolojisinde, eski Türk topluluklarının devletleşme sürecinin kuşbakışı bir özetini sunuyor. MÖ 800’de İskitlerle başlayan kronoloji, 1335-1336’da son İlhan Abu Said Han’ın ölümüyle ve “Beylikler dönemi ve Osmanlı Devleti’ne giden yol...” cümlesiyle bitiyor. Tarihsel seyrin duraklarının tespit ve tasnifiyle ilerleyen akış, ara ara yazarın kısa değinmeleri, yorumlarıyla renkleniyor. Ümit Hassan’ın daha önce Türkiye tarihi üzerine bir derlemenin içinde yer almış bu çalışması ilk kez bağımsız olarak yayımlanıyor.

“Ümit Hassan’ın Türklerin Tarihi – Açıklamalı Bir Kronoloji adlı eseri Türk tarihçiliğinde yazılmış sayıları bir elin parmağını geçmeyen nadir kronolojilerden birisidir. (...) Ümit Hassan’ın eseri, konusu tek bir hanedan, kişi ya da kurum olmamasıyla diğerlerinden ayrılır. (...) Türklerin Tarihi’nin arkasında iki büyük tarihçinin gölgesini seçmek çok zor değildir. Birincisi, Hassan’ın inanç-örgüt birlikteliği önermesinin teorik altyapısını düzen Tunuslu büyük İslâm düşünürü İbn Haldun ve diğeri de genel Türk tarihi çalışmalarının Türkiye’deki öncüsü, belki de kurucusu olan Zeki Velidi Togan...”

Evrim Binbaş, Sunuş'tan

Georgi Gospodinov
Ve Her Şey Aya Büründü
çev. Hasine Şen Karadeniz
Metis Yayınları
Nisan 2026
144 s.

Ufaklık’ın bir babaya öyle ihtiyacı vardı ki... Evlat edinilmek için ileri sayılacak yaştaydı, adeta moruktu (bunu Tsetsa söylemişti), hem bu zor yıllarda kim kendine bir yetim alırdı ki. Ve bir gün öylece, odanın penceresinden boş boş bakarken onu gördü. Avlunun dibindeki büyük kestane ağacını. Aynı gün öğleden sonra derslerin ardından gizlice dışarıya çıktı ve ağacın yanına gitti. Etrafında dolandı, kabuğunu eliyle yokladı, her tarafını inceledi, tarttı biçti. Baba olmak için uygundu, her şeyi yerindeydi, iriydi, kocaman dalları vardı. Sakat Mihal’den çok daha büyüktü. Ve onu asla dövmeyecekti. Seni baba edineceğim, dedi. Bu ifadeyi kendi uydurmuştu. Çocukları evlat ediniyorlarsa, demek babalar da baba edinilebilir. Kestane sessizce kabul etti.

Daha çok romanlarıyla bilinen ve sevilen Bulgar yazar Georgi Gospodinov bu defa öyküleriyle okurların karşısında. Kimileri muzip ve oyunbaz, kimileri hüzünlü ve melankolik ama hepsi de yaratıcı on dokuz öyküden oluşuyor Ve Her Şey Aya Büründü. Tıpkı öykülerden birinde tanıştığımız “hikâye avcısı” gibi, Gospodinov da hayatın içinde veya hayal gücünün sınırsız çayırlarında dolaşan öyküleri ustalıkla avlayıp özgün üslubuyla okurlara sunuyor.

Lynne Segal
Yaslan Bana:
Radikal Bakım Politikası
çev. Ebru Kılıç
Livera Yayınevi
Nisan 2026
390 s.

Feminizm, kadınların kendi hikâyelerini anlarken ve anlatırken daima politik olanı, dünyanın gidişatını sorunsallaştırmaktan geri durmadıkları bir eyleme haline tekabül eder; gücünü eleştirisinin sahiciliğinden ve daha iyi bir yaşamı düşlemekten vazgeçmeyen direncinden alır. Yaslan Bana, işte bu anlamda, bir feminist klasik.

Lynne Segal bu kitapta, okura cömert bir armağan sunarak, ortak tarihimizi anlamak için kendi kişisel tarihini ortaya seriyor: Yaslan Bana feministlerin analitik ve eleştirel kapasitesini her zaman vurguladıkları kişisel bir anlatı. Segal, kendi deneyimleriyle örülü bu kitapta, anneliğe, eğitime, yaşlılığa ve feminist harekete dair güçlü bir tartışma yürütüyor. Merkezine bakım kavramının yerleştirildiği bu politik tartışma; iklim krizi, otoriter rejimlerin yükselişi, eğitimin araçsallaşması, refah devletinin neoliberal politikalar karşısında çözülüşü ve bunun sınıfsal eşitsizlikleri nasıl derinleştirdiği gibi yaşamlarımıza dair birçok önemli sorunu kuşatıyor. Bakım, Segal’in politik tahayyülünde ortak kırılganlığımıza işaret eden, hem birbirimize hem de doğaya bağlılığımızı gösteren yaşamsal bir koşul olarak kavramsallaştırılıyor. Tam da bu nedenle, bakım burada bakım emeğinin ötesine geçen birçok farklı anlam ediniyor ve özen göstermek, gözetmek, dert edinmek, umursamak gibi eylemleri merkezine alan radikal bir politikanın kurucu unsuru haline geliyor.

Segal’in Yaslan Bana’da bize ilettiği mesaj şu: Yaşamak bir tür bağlanmaksa şayet, bu ancak birlikte mümkün!

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • 17 haziran
  • Işık Yılları
  • Mor Bellek
  • Murata Efendi'nin Türkiye Seyahatnamesi
  • Ontopolitika
  • Riff
  • Sıfırdan Az
  • Türklerin Tarihi
  • Ve Her Şey Aya Büründü
  • Yaslan Bana

Önceki Yazı

TADIMLIK

Julian Barnes'ın Ayrılış(lar)'ından:

“Hikâyenin Başlangıcı”

Bu ‘son’ kitabında okuruna veda ederken anılardan, geçmişi aynen ‘olduğu gibi’ yeniden kurmak için harcadığımız çabalardan, kendi hastalığından söz açıyor Barnes. Ayrıntı Yayınları'ndan haftaya çıkacak olan otobiyografik kitabının bir yerinde anlattığı, ortasında koskoca bir ‘delik’ olan kırk yıllık hikâyeden kısa bir bölümü sunuyoruz.

K24

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Her Şeyin Şafağı:

Bir “kayıp hayaller havuzu” mudur geçmiş?

“Neden uzak geçmişte adil, eşitlikçi bir dünyanın var olduğunu savlıyor (kimi veçheler olgusal doğrular olsalar da) ve bugün de böyle bir dünya yaratmamız gerektiğini haklı çıkarmaya çalışıyoruz?”

LEVENT YILMAZ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist