Haftanın vitrini – 17
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Birlikte Düşünmek / Dikkat ya da İrade Krizi / Eleme / Irena Rey’in Yok Oluşu / İsrail / Kör Pencereler / Müzik Felsefesi / Ormanda Kaybolmak / Zaman Zaman İçinde / Zamanın Duyguları
Fatmagül Berktay'a Armağan
Hazırlayan: Sevgi Uçan Çubukçu
Metis Yayınları
Nisan 2026
512 s.
Fatmagül Berktay’ın yalnızca yazdıklarını değil, nasıl düşündüğünü, hangi soruları hangi bağlamlarda sorduğunu ve dünyayla nasıl bir ilişki kurduğunu hatırlamaya imkân sağlayan bu Armağan kitabı, onun düşünsel serüvenini salt akademik bir mirasla sınırlamayan bir yaklaşımın ürünüdür. Bu serüven, dünyaya yöneltilmiş bir politik çağrı olarak, birlikte düşünmeye davet eden, eleştirel ve açık uçlu bir entelektüel yolculuk biçiminde okunmayı hak ediyor. Bu anlamıyla kitabın, düşünmeyi dünyaya karşı devredilemez bir yükümlülük olarak sunan Berktay’ın entelektüel ve politik serüvenine ayna tutan bir işlev üstlenmesini diliyoruz. — Sevgi Uçan Çubukçu
Katkılar: Alev Aslan, Asuman Suner, Aykut Çelebi, Aylin Kılıç Cepdibi, Aynur Soydan Erdemir, Ayşe Güneş Ayata, Ayşe Köse Badur, Ayşenur Emer, Deniz Kandiyoti, Eser Köker, Feride Çiçekoğlu, Füsun Üstel, Gürcan Türkoğlu, Güven Gürkan Öztan, H. Birsen Hekimoğlu, İnci Özkan Kerestecioğlu, Kağan Şeker, Levent Köker, M. İnanç Özekmekçi, Meral Özbek, Namık Sinan Turan, Nimet Altıntaş, Nur Kıpçak, Özgür Emrah Gürel, Virginia Keyder.
Dikkat ya da İrade Krizi – Odaklanmanın Ötesinde: Ortak Dikkatin Çöküşü ve Yeniden İnşası
Ketebe Yayınları
Nisan 2026
192 s.
Eliniz sürekli telefona gidiyor, bir sayfayı bitirmekte zorlanıyor, sevdiklerinizin gözlerinin içine bakarken bile zihninizin başka diyarlara sürüklendiğini mi hissediyorsunuz? Bu deneyim sandığınız kadar kişisel değil. Yalnız değilsiniz. Mesele de çoğu zaman “iradesiz” olmanız değil.
Bugün dikkat dağınıklığı çoğu kez bireysel bir eksiklik gibi anlatılıyor. Oysa sorun, kişinin zayıflığıyla açıklanamayacak kadar derin ve yaygın. İnsan zihni, onu taşıyan ilişkiler ve ortak anlam alanları zayıfladıkça savrulur. Ekranlar bu savrulmayı hızlandırır ama kırılma çok daha derinlerde başlar.
Dikkat, insanın tek başına güçlendirebileceği bir beceriden ziyade insanlarla, mekânlarla ve dünyayla kurulan canlı bir ilişkidir. Bir bebeğin annesinin parmağının ucunu izleyip bir nesneye yönelmesi, insan olmanın ilk eşiklerinden biridir. O anda iki zihin aynı dünyada buluşur. Dikkat tam da burada doğar.
Dikkat ya da İrade Krizi, işte bebeğin annesinin işaretini takip ettiği o ilk andan yola çıkarak dikkatin nasıl doğduğunu, ilişkiler içinde nasıl biçimlendiğini ve dijital platformların kesintisiz uyarı akışı içinde nasıl aşındığını detaylarıyla gözler önüne seriyor ve okurunu “dikkati” yeniden düşünmeye çağırıyor.
Eleme
Çolpan Kitap
Nisan 2026
68 s.
Eleme'de, çağdaş Türk şiirinin önemli temsilcilerinden Güven Turan’ın 13 kitabından seçtiği 63 şiiri yer alıyor. İlk şiiri 1962’de yayımlanan Turan’ın eliyle yazdığı Eleme'si, usta bir şairin dil deneyimini gösteriyor. Güven Turan’ın altmış yıldan fazla süren şiir yolculuğunun duraklarını ve şairin kendini her kitabında nasıl yenilediğini görmek için önemli bir çağrı.
Biliciler
Ölüm korkusu dolaşmıyor
Ağulu otlar arasında
Engereğin dişinde
Titrek kuyruğunda akrebin
İlaç diye kullanırız bunları
Yaraya basarız
Ağrı keseriz
Deliliği delilikle sağaltırız
Daha ne kadar süreceğini
Sorduk
Bu anlı şanlı yaşamın
Bilicilere gidin dediler
Ocaklılara
Dikilip duruyoruz işte burada
Irena Rey'in Yok Oluşu
çev. Seda Çıngay Mellör
Deli Dolu
Nisan 2026
400 s.
Uluslararası Booker ödüllü çevirmen Jennifer Croft, Irena Rey’in Yok Oluşu’nda dünyaca ünlü bir yazarın ansızın ortadan kaybolmasını ve onu arayan sekiz çevirmenin hikâyesini anlatıyor.
Kitapları pek çok ülkede yayımlanan, eleştirmenlerin göklere çıkardığı, Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasına kesin gözüyle bakılan Polonyalı romancı Irena Rey, başyapıtı olması beklenen yeni romanı Gri Eminans’ın “çeviri zirvesi” için sekiz çevirmeni evine davet etmiş ve bir anda ortadan yok olmuştur. Polonya-Belarus sınırındaki kadim Białowieża Ormanı’nda geçen bu serüvende çevirmenler, yazarın evinde ve metinlerinin satır aralarında ipuçları ararken hem kendi kimlikleriyle hem de birbirleriyle yüzleşirler.
Hikâye, güvenilmez anlatıcılar, şaşırtıcı sırlar ve mantar metaforlarıyla katmanlı bir yapı sunarken; mizahi yaklaşımıyla çeviri dünyasının kuralları, yayıncılık ve sanat dünyasındaki iktidar ilişkilerini derinlemesine sorgulatıyor. Croft, okuru hem fiziksel hem de zihinsel bir kovalamacaya davet ederek; dilin, yaratıcılığın ve insan ilişkilerinin sınırlarını ustalıkla keşfetmesini sağlıyor.
Irena Rey’in Yok Oluşu, yalnızca bir roman değil; çevirmenlerin, yazarların ve metinlerin birbirine nasıl bağlı olduğunu, farklı bakış açılarıyla gerçeğin nasıl değişebileceğini gösteren zihin açıcı ve katmanlı bir okuma deneyimi sunuyor.
İsrail: Tartışmalı Bir Devletin Kodları
çev. Müge Kübra Oğuz
Timaş Yayınları
Nisan 2026
256 s.
Modern dünyanın en tartışmalı, en şaibeli, meşruiyeti en çok sorgulanan devleti İsrail… Kuruluşu, sınırları ve kimliği üzerine süregelen tartışmalar, bu ülkeyi sıradan bir ulus-devlet olmaktan çıkarıp küresel siyasetin merkezine yerleştirir.
İsrail’in resmî tarih mitlerini ve siyonist tarih anlatısını ciddiyetle sorgulayan ve Filistinlileri kendi tarihlerinin öznesi kılan yeni tarihyazımının önde gelen temsilcilerinden Ilan Pappé, çok önemli bir soru soruyor: İsrail’de tarih, kimin sesiyle yazıldı ve kimin sesi susturuldu?
Kendisini “Ortadoğu’daki tek demokrasi” olarak sunan ama vatandaşlık hakkının etnik ve hatta dinî kimliğe endekslendiği bir yapı demokrasi midir, etnokrasi midir? Yerleşimci sömürgecilik ne demektir?
Arap ülkelerinden gelip nüfusun yarısını oluşturan Mizrahi Yahudiler ile Avrupa Yahudiliğini temsil eden, ülkenin hâkim unsuru Aşkenazlar arasındaki fay hatları nelerdir?
Holokost mirası nasıl araçsallaştırıldı ve bir PR malzemesine dönüştürüldü?
Oslo Süreci neden başarısız oldu? Rabin suikastı iç siyasette nasıl kırılmalara yol açtı?
Tarihçi ve siyaset maların yanında Korece ve İngilizceden çeviri yapmaktadır1800’lerden günümüze İsrail tarihini, bu ülkenin kültür endüstrisi, toplumsal ve ekonomik yapısı, yürüttüğü uluslararası kampanyalar ve en önemlisi, iç siyaseti eşliğinde ele alıyor ve bu analiz biçimiyle kitabın çıtasını ciddi anlamda yükseltiyor. Çünkü Henry Kissinger’ın o meşhur tespitiyle; “İsrail’in dış politikası yoktur, yalnızca iç politikası vardır.”
Kör Pencereler
çev. Servet Ugan
Ayrıntı Yayınları
Nisan 2026
112 s.
Nicholas Montmort, atalarının gölgeleriyle çevrili eski bir şatoda yaşamaktadır. Günlerini şatonun tozlu kütüphanesinde ve ortasında bir Kır Tanrısı heykelinin yükseldiği görkemli bahçede geçirir. Henüz on üç yaşındayken, babasının esrarengiz dostu Porphyre’in iki melek (Gémeau ve Gémelle) ile birlikte şatoya gelişi, Nicholas’nın hayatında kökten bir dönüşümün kapısını aralar.
Michel Tournier’nin edebi evrenine açılan ilk kapı olan Kör Pencereler, yazarın daha sonra geliştireceği pek çok temanın ilk izlerini taşır. Bu eser, Tournier’nin kaleminden çıkan ilk kurmaca metin olmasına rağmen uzun süre yayımlanmamış, adeta yazarın zihninde saklı kalmış bir başlangıç metnidir.
Felsefe doçentliği sınavında başarısız olarak akademi dünyasından uzaklaşan genç Tournier, bu kırılma anını edebiyatta yeni bir doğuşa dönüştürür. Tamamlanmamış olmasına rağmen Kör Pencereler, hem bir edebiyata giriş anlatısı hem de masalsı bir felsefi yolculuk olarak okunabilir. Daha da önemlisi, bu metin yeni filizlenen bir yazarın hayal gücünün sınırlarını keşfettiği, düşünce ile anlatının iç içe geçtiği büyüleyici bir keşif haritasıdır.
Kör Pencereler, çocukluktan çıkış hikâyesi olduğu kadar, bir yazarın doğuşuna tanıklık eden gizemli bir başlangıçtır.
Müzik Felsefesi
çev. Mutlu Taflan
Akademim Yayınları
Nisan 2026
128 s.
Mazzini’nin 1836’da kaleme aldığı Müzik Felsefesi, döneminin siyasi ve entelektüel iklimiyle iç içe geçmiş öncü bir kuramsal yapıt olarak karşımıza çıkar. Genç İtalya idealinin kurucusu Mazzini, Kral Carlo Alberto’nun vadettiği reformların yaşattığı hayal kırıklığının ardından Londra’nın melankolik ama özgür atmosferine sığınmıştır. Usta bir gitarist ve etkileyici bir bariton olan Mazzini, bu entelektüel kuluçka döneminde müzikal yetkinliğini kuramsal bir olgunlukla harmanlayarak Müzik Felsefesi’ni kaleme almıştır. Mazzini için müzik, ne teknik bir nota dizilimi ne de saf felsefi bir soyutlamadır; aksine resim ve edebiyatın henüz yöneldiği “toplumsal sanat” idealinin zirvesi, özgürlüğü haykırabilecek en saf ve sarsıcı lisandır. Bu eser, o inancın hem manifestosu hem de en lirik ifadesidir.
Ormanda Kaybolmak
Can Yayınları
Nisan 2026
160 s.
Bir şehir, bir orman, bir coğrafya mıydı içinde olduğu, yoksa bir formül, bir dil, bir kitap mı? Tabii şu ihtimali de görmezden gelemez: Ölüm. Ellerini kavuşturup kanıtları gözden geçirmeye koyuldu. İlk olarak, biraz önce ölümü düşünürken çıkan ani esintiyi anımsadı. Sonra botlarına bulaşan bu safran rengi toz vardı. Ufukta beliren dumanı da kanıtlar arasına katmalı. Bu bir savaş yüzünden olabilirdi. Ve nihayet ceketinin cebinde olduğunu şu anda fark ettiği mektup. Biraz modası geçmiş şekilde başlıyordu. Hal hatır soruyor, bir sorun varsa ona iletebileceğini belirtiyordu. Kimdi bu? Hocası mı? Onu reddeden kadın mı? Yıllardır haber almadığı babası mı? Kim? Olasılıkları düşünmek için bir ağaca yaslandı. Çok yorgundu. Mektup elinden düştü.
Ertuğ Uçar, aklına takılan, yoluna çıkan, gözüne ilişen dünyayı kelimeler ve çizgilerle yeniden anlamlandırıyor, şeyler arasında bağlar kurup kayda geçiriyor. Bahçeler ve köpekler, anılar ve rüyalar, ölüm ve yeniden doğum, âşıklar ve maşuklar, eşyalar ve insanlar. Ormanda Kaybolmak, bu temalar etrafında döndükçe daha fazlasını girdabına çeken öykü, anı ve diyaloglarla onları bütünleyen eskizlerden oluşuyor. Kitap okuru bir anlam arayışına değil içten bir sohbete, meraklı bir karşılaşma ânına, eskizler üzerinden bir oyuna; sözcükler, öyküler ve çizgilerin ormanında bir gezintiye davet ediyor. Kaybolmak serbest.
Zaman Zaman İçinde
Günlükler 1970-1986
çev. Erdem Erinç
Alfa Yayınları
Nisan 2026
768 s.
Andrey Tarkovski (1934-1986) geride her biri eşsiz ve unutulmaz yedi film bıraktı: İvan’ın Çocukluğu, Andrey Rublev, Solaris, Ayna, Stalker, Nostalji ve Kurban. Hem günlük hem de not defteri olan Zaman Zaman İçinde, Tarkovski’nin 1970'ten 1986'daki ölümüne kadarki yıllarını kapsıyor. Samimi, yoğun ve son derece kişisel olan bu eser birçok soruyu yanıtlıyor: Başarılı bir yönetmen olmasına rağmen nadiren film çekebildiği yıllarda yaşamı nasıldı? Hayatındaki önemli kişiler kimlerdi? Edebi olarak kimlerden etkilendi? Kişisel ve profesyonel beklentileri nelerdi?
Günlüklerinde ailesinden, özellikle filmlerinde şiirlerine yer verdiği şair babası Arseni Tarkovski’den bahsediyor. Toplumun durumu ve sanatın geleceği hakkında konuşuyor, Sovyet sinemasının başındaki bürokratlar hakkında sert ve çoğu zaman komik yorumlar yapıyor. Önemli dünya olaylarının yanı sıra kişisel dramlarını, filmlerinin yapımına dair büyüleyici arka plan ayrıntılarıyla birlikte ele alıyor.
Dostoyevski, Tolstoy, Hesse, Mann üzerine düşünceler, film ve senaryo planları, listeler ve mektuplar; ayrıca Hamlet’in sahnelenmesi için planlar ve notlar; Dostoyevski’nin Budala’sının iki bölümlü bir film uyarlaması için ayrıntılı bir taslağın da yer aldığı kitap parçalı, sürekli değişen kişisel bir yolculuk. Tarkovski'nin sürgün trajedisi de dahil olmak üzere profesyonel hayatındaki belirsizliklere rağmen kitap kasvetli değil, aksine üslubunun doğallığı ve sıcaklığıyla sürükleyici bir okuma deneyimi sunuyor.
Derleyenler: Aksu Bora, Gökçe Zeybek Kabakcı
İletişim Yayınları
Nisan 2026
272 s.
İçinde yaşadığımız “canavarlar zamanı”nın bir korku çağı olduğunda neredeyse herkes hemfikir görünüyor. Belirsizliğin, güvensizliğin yarattığı korku. İnsan türünün belirsizlik içinde yaşadığı o uzun çağlardan sonra; her şeyi kontrol altına aldığını, en azından alabileceğini düşündüğü kısacık zamanda geliştirdiği özgüveni yerle bir eden bir korku. Ona yapışan öfke. Korkuyu korku değil de öfke olarak ifade etmeyi kolaylaştıran onca “bilgi”: İşsiz kaldık çünkü Suriyeliler geldi, güvende değiliz çünkü LGBTi’ler dünyanın çivisini çıkardı... Ve bu ikisinin ayrılmaz üçüncüsü, nefret. Bu kombonun eşlikçileri de az değil: Hınç, tiksinti, haset, kayıtsızlık...
Ama haklarında daha az konuşulsa da varlığından haberdar olduğumuz başka duygular da var: Cesaret gibi, heves gibi, merak gibi. Onlar olmasa, hayatta kalamazdık herhalde. Ne hayatta kalabilirdik ne de bütün bu korkunun, öfkenin, nefretin içinde birbirimize el uzatabilirdik. Şükür ki yalnızca korku, öfke, nefret değil bulaşıcı olan; cesaret de heves de merak da bulaşıcı. Zamanın duygusu mudur diye düşünülen duygular -sebat gibi, insaf gibi, şefkat gibi- bize bu “canavarlar çağı”nda başka yolların, başka imkânların da olduğuna işaret ediyor.
Aksu Bora ve Gökçe Zeybek Kabakcı’nın hazırladığı derlemede Emin Alper, Akça Ataç, Kübra Bozkurt, Kurtuluş Cengiz, Bircan Değirmenci, Hande Gür, Zerrin Kurtoğlu, Vivet Kanetti, Nilay Örnek, Burak Bilgehan Özpek, Haktan Ural, Sezen Ünlüönen, Sibel Yardımcı, Bediz Yılmaz ve Sezai Ozan Zeybek’in yazıları yer alıyor.