• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Garların yeniden işlevlendirilmesine kültür politikası açısından bakalım

“Haydarpaşa ve Sirkeci garlarını kültür ve sanat vasıtasıyla yaşama kavuşturmak beklentisini bir kenara bırakmayı öneriyorum. Bu iki tarihî gar da ölmüş, bitmiş yerler değil.”

Restorasyonu devam ederken Haydarpaşa Garı, 2024.

ASU AKSOY

@e-posta

TARTIŞMA

27 Kasım 2025

PAYLAŞ

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 9 Ekim’de “Haydarpaşa ve Sirkeci Gar Sahaları Proje Lansmanı” başlığını taşıyan etkinliklerinde Haydarpaşa ve Sirkeci tren garlarını kültür ve sanat merkezine dönüştürerek kente yeniden kazandırmak istediğini açıkladı. Bakan Ersoy, “Müzecilik, kütüphanecilik ve kültür-sanat faaliyetleriyle İstanbul’un iki tarihî kalbini yeniden yaşamın içine katmayı amaçlıyoruz” diyordu.[1] Bakanlığın bu girişimi aslında 2024’te somutluk kazanmıştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile T.C. Devlet Demiryolları arasında 2024’te bir protokol imzalanarak Haydarpaşa ve Sirkeci Gar binaları ve sahaları bakanın ifadesiyle “geçici süreyle” bakanlığa devredilmişti.[2] En son kasım ayı başında Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz’ün yaptığı açıklamalardan anladığımız kadarıyla, bakanlık 2024’ten bu yana aktif bir şekilde her iki gar sahasında çalışmalarını yürütmekte. 2026 yılının sonuna kadar “Ana gar ve işletme binaları açılacak: İçlerindeki sanat alanları kullanılabilecek ve çevre düzenlemeleri tamamlanacak” deniyor.[3]

Solda, gazetelerde “Haydarpaşa Manhattan Olacak” başlığıyla verien; 70 katlı 7 gökdelenli proje (2004). Sağda, Haydarpaşa Garı ve çevresini Olimpiyat oyunlarına tahsis eden bir başka proje (2013).

Haydarpaşa Port, Haydarpaşa Manhattan gibi başlıklarla 2000’li yıllarda gayrimenkul fuarlarında boy gösteren ve Haydarpaşa’yı tamamen rant alanına çeviren projelere göre daha olumlu görünen bu fikrin sorunu nedir? Hatırlanacağı gibi, 2000’li yıllardan itibaren Haydarpaşa gar binası ve liman alanı otel, alışveriş, ticaret ve turizm odaklı dönüşüm projelerine konu edilmekte. 2005 yılında Cannes Dünya Gayrimenkul Fuarı’nda (MIPIM) Haydarpaşa Gar ve Liman alanı, “Haydarpaşa Port” adıyla dönemin İBB yönetimi tarafından yatırımcılara sunulmuştu.[4] Peşi sıra Haydarpaşa Garı’nı bir “fuar şehri” olarak tasarlayanlardan, Olimpiyat Oyunları yerleşkesine çevirenlere, çok sayıda özelleştirme ve ticarileştirme odaklı dönüşüm projeleri gündeme getirilmişti. Bu projelere karşı yükselen kamuoyu tepkisiyle, 2005 yılında BTS İstanbul Şubesi, TMMOB Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi öncülüğünde, bünyesinde çok sayıda sivil toplum bileşeniyle Toplum, Kent ve Çevre için Haydarpaşa Dayanışması kurulmuştu.[5] O günden beri de Haydarpaşa Garı’nın bir gar olarak korunması için Haydarpaşa Dayanışması ve bileşenleri mücadele vermekte.

Geçtiğimiz günlerde Haydarpaşa Dayanışması tarafından düzenlenen “Garlar Ulaşım Merkezi mi, Rant Alanı mı?” başlıklı geniş katılımlı panel, 20 yıldan beri söylenegelen itirazların bir kere daha etraflıca anlatıldığı bir etkinlik oldu. Birçok katılımcının altını çizdiği gibi, Kültür Bakanlığı’nın vizyonundaki temel sorun, Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının işlevsiz ve âtıl kalmış gibi anlatılması. İstanbul’un bir yüzyılı aşkın bir süredir doğuya ve batıya açılan iki raylı ulaşım kapısı olagelmiş bu garların trensiz bırakılmaları, Ulaştırma Bakanlığı’nın 2004’te almış olduğu kararlar sonucu meydana gelmiş bir durum. Tren ulaşımı Haydarpaşa ve Sirkeci’den afet gibi mücbir sebeplerle değil, politik kararlarla kaldırılmış vaziyette; dolayısıyla yeni bir ulaşım politikasıyla bu iki gar hayata yeniden kazandırılabilir. Nitekim Haydarpaşa Dayanışması, demiryolu uzmanları ve kentsel haklarla ilgili çalışan sivil toplum kuruluşları 20 yıldır bunu söylüyor: Haydarpaşa ve Sirkeci gar olarak korunmalı ve işletilmelidir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na göre ise âtıl kalmış bu “tarihimizin en önemli simgelerinden” Haydarpaşa ve Sirkeci’nin çürümeye terk edilmesi düşünülemez. İlginçtir ki, hareketliliğin, akışkanlığın mekânları olagelmiş bu garlar, trenleri kaldıran kararlarla bir anda durdurulmuş zamanın anıtlarına dönüştü ve sessizleşti. Tekrar başta sorduğum soruya geri dönecek olursam; bakanlığın Haydarpaşa ve Sirkeci’yi yeni işlevler vererek korumak yaklaşımında birinci sorun, henüz kendi kimliğinin ölümünü kabul etmemiş bu iki kültür varlığını başka bir kalıba sokarak canlandırma girişimi. Bakanlığın kendi projeleriyle amaçlarının “bu iki tarihî yapıyı, demiryolu taşımacılığı sürerken bütüncül bir koruma çalışmasıyla geleceğe taşımak” olduğuna dair açıklamalarıysa, Haydarpaşa ve Sirkeci’nin gar olarak devam etmesini yıllardır savunan toplumsal muhalefetin argümanlarını ortadan kaldırmayacak; zira projenin yürütücüsü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz’ün demecinden anlıyoruz ki, tren ulaşımı bu iki yapıya getirilecek kültür ve sanat fonksiyonlarının vatandaşlara ulaşabilmesi için kullanılacak.[6]

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy

Şimdi gelelim bakanlığın kültür ve sanat vizyonuna ilişkin ikinci soruna. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, “Haydarpaşa’ya, Sirkeci’ye Venedik Bienali gibi etkinlikler getireceğiz” diyor. Kütüphane, müzeler, Haydarpaşa’da bir arkeo-park, geçici sergi alanları, performans sanatları merkezi, adı geçen kültür ve sanat işlevlendirmeleri. Bir de özellikle Haydarpaşa’nın etrafındaki “geniş açık alanların” çevre düzenlemelerinin yapılıp “garın kültür-sanat mekânlarının bahçesi”[7] olarak düzenlenmesi söz konusu. Venedik Bienali gibi etkinlikler her ne kadar pırıltılı çekim merkezleri gibi aktarılsa da, pek görülmek istenmeyen önemli özellikleri, sanatın kavramsallaştırmadan uygulamaya her adımda özerkliğinin savunulmaya çalışıldığı mücadele alanları olması. Küratörlerden sanat kurumlarına, sanatçılara kadar geniş sanat aktörlerinin temel konusu; sanatın hamilerine, siyasetçilere, yerel yöneticilere, toplumsal güçlerin yönlendirmelerine, beklentilerine ve dayatmalarına karşı kendi sanatsal ifadelerini savunmak oluyor. Sanatın özerkliği sanat eserlerinin ve sanatçıların karşı karşıya kaldıkları açık sansür vakalarından oto-sansüre neden olan kapalı işleyişlerle uğraşmaya uzanan bir mücadele alanı ve burada özellikle sanat kurumlarına ve yöneticilerine önemli sorumluluk düşüyor. Bir mekânın kültür ve sanatla işlevlendirilmesi söz konusu olduğunda, dolayısıyla bu işi üstlenecek sanat ve kültür kurumlarının sanatsal ve kültürel ifadenin özerkliğine ilişkin politikalarının ne olduğu büyük önem taşıyor.

Birol
İnceciköz

Kültür politikasından söz etmişken, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tarihî varlıkları kültür ve sanatla işlevlendirerek yaşama dahil etme yaklaşımının ilkelerinin ne olduğunun açılması gerektiğini düşünüyorum. Karşımıza çıkan demeçlere baktığımızda, tarihî yapıların ihya ve restore edilerek kültürel ve sanatsal kullanıma açılması ve yeni kültür ve sanat mekânlarının inşasından bahsedildiğini görüyoruz. İlginç bir şekilde “inşaat” öne çıkıyor. Peki aktörler kim olacak; mesela devletin sanat kurumlarından ve ödenekli kurumlardan başka, bağımsız sanat girişimlerinin ve kurumlarının bu mekânları yönetmesi ve kullanması mümkün olacak mı? Kütüphane son zamanların en favori kültür ve sanat işlevlendirmelerinden. Bakan Ersoy, Haydarpaşa’nın ana gar binasında modern kütüphane, çocuk ve bebek kütüphanesi, dijital kütüphane olacağından bahsediyordu. Birol İnceciköz de Sirkeci’de, işletme binasında gençlerin ihtiyacını karşılayacak bir kütüphaneyi anlatıyordu. Bu kütüphanelerin hangi temalar üzerinden ne tür bir araştırma-arşivleme-erişilebilir kılma programı etrafında şekilleneceği sorusu önemli. Bir de kültür ve sanatın araçsallaştırılması meselesi var: Bakan Ersoy, Haydarpaşa için “yangın sonrası sessizliğe gömülen alanın müzesi, arkeo-parkı ve kültür birimleriyle yeniden yaşayan bir mekâna dönüşeceğini” hep vurguluyor.[8] Kültür ve sanata atfedilen bu yaşatma kabiliyetinin vuku bulabilmesi için kültür ve sanat alanının her bakımdan serbest bırakılması ve bir taraftan da desteklenmesi gerektiği açık. Bu da yine bir kültür politikası konusu.

1900’lerin başından bir kartpostalda Sirkeci Garı.

Haydarpaşa ve Sirkeci garlarını kültür ve sanat vasıtasıyla yaşama kavuşturmak beklentisini bir kenara bırakmayı öneriyorum. Bu iki tarihî gar da ölmüş, bitmiş yerler değil. Bir zamanlar oradan gelip geçen yolcuların,  bekleyenlerin, kavuşanların, rastlaşanların hatıraları mekânların ve kentin belleğinde hâlâ capcanlı. İstanbulluları besleyen ve heyecanlandıran, işte trenle gelen bu canlılık; ve korunmayı ve devam ettirilmeyi hak eden de bu; garların elle tutulamayan sosyal ve kültürel değerleri. Kültür ve sanat aktörleri de bu canlılıktan mutlaka besleneceklerdir. Bakan Ersoy’un konuşmalarında değinip geçtiği bir kavram var: kamusal alan. Ersoy, “Şehrimize, onun kimliğine değer katacak, insanımızın sosyo-kültürel hayatını zenginleştirecek çağdaş bir kamusal alan oluşturuyoruz” diyor. Haydarpaşa ve Sirkeci, gar işleviyle kamusal alanlar olarak mükemmel hizmet ediyorlardı. Gar işlevinin sağladığı kamusallığı geliştirmek kültür-sanat alanı için de muazzam fırsatlar yaratacaktır. Zamanı çoktan gelmiş olan restorasyon çalışmalarının bakanlık tarafından Haydarpaşa ve Sirkeci’de başlatılmış olması sevindirici. Bakanlıktan beklentimiz, Haydarpaşa ve Sirkeci özelinde restorasyonla paket halinde karşımıza getirilen yeniden işlevlendirme başlığını hiç açmadan, yapıların ve alanlarının eski işleviyle nasıl iyileştirileceğini ve kamusal karakterlerinin nasıl geliştirilebileceğini ele almak. Bu da bir kültür politikası konusu.

 

 

NOTLAR

[1] “İstanbul’un İki İkonik Tren Garı Yeniden Hayat Buluyor”, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, 09.10.2025, (internet erişimi).

[2] “Bakan Ersoy: Hedefimizi Yukarı Yönlü Revize Ediyoruz”, Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, 31.10.2024, (internet erişimi). “Geçici süreyle” ifadesi basında “29 yıllığına” şeklinde yansıdı. “Haydarpaşa ve Sirkeci Garları 29 Yıllığına Devredildi”, Gazete Kadıköy, 24. 10.2024, (internet erişimi).

[3] Pınar Çelikel, “İstanbullular 2026’da Haydarpaşa ile Buluşuyor”, Gazete Oksijen, 7-13 Kasım, (internet erişimi).

[4] Ayça Yüksel, “Neoliberal çitlemelere karşı kentsel mücadelenin ‘Haydarpaşa’ momenti”, Haydarpaşa Kitabı, der. Ayça Yüksel, Kadıköy Belediyesi Yayını, 2021, s. 409.

[5] a.g.e., s. 413-414.

[6] Pınar Çelikel, “İstanbullular 2026’da Haydarpaşa ile Buluşuyor”, Gazete Oksijen, 7-13 Kasım, (internet erişimi).

[7] Birol İnceciköz’ün açıklamaları, a.g.e.

[8] “Bakan Ersoy: Hedefimizi Yukarı Yönlü Revize Ediyoruz”, Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, 31.10.2024, (internet erişimi). “Geçici süreyle” ifadesi basında “29 yıllığına” şeklinde yansıdı.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Haydarpaşa dayanışması
  • Haydarpaşa garı
  • Haydarpaşa ve Sirkeci Garları

Önceki Yazı

TARTIŞMA

Demiryolu, Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının ruhudur...

“Trenlerin yokluğu veya göstermelik sınırlı varlığı bu yapıların canlılığını, sürekliliğini ve İstanbul’la kurdukları organik bağı koparmaktadır. Bu yapılar geçmişi temsil eden ama yaşamayan kabuklara dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.”

BURÇİN ALTINSAY

Sonraki Yazı

SÖYLEŞİ

Haluk Gerçek:

“İktidar, Haydarpaşa ve Sirkeci'yi pazarlanması gereken arsalar olarak görüyor.”

“Haydarpaşa ve Sirkeci garları artık küreselleşen lojistik ağların kapıları olarak hizmet edemeyecek olsalar da,  hem farklı grupların kent içi hareketlilik ve erişim ihtiyaçları hem de Anadolu, Trakya, Avrupa, Ortadoğu ve Asya gibi coğrafyalarla bölgesel ve uluslararası bağlantılar için önemli merkezlerdir.” 

ASU AKSOY
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist