Ford Mach I:
Sonsuz küçük ve model
“Bu metnin konusu arabadır; ama betimlenen, düşünülen, bir tür 'anlatı içi' karakter olarak atanan araba değil, daha ziyade yazıyı oluşa sokan ve onun, bir matematik işleminde olduğu gibi, sağlamasını alan bir şey olarak araba.”
Sevim Burak
Edebiyatın (niteliksel anlamda değil de niceliksel anlamda) en üst derecesi, kelimelerin en yoğun, yoğuşuk, yeğin bir düzeye vardığı derece, genellikle değil her zaman, yazının hakkında olduğu şeyin formunu almaya meyledip kendi formunu kaybettiği, “formsuz”a açıldığı bir düzeyi imler: Yazının temsil etmekten sıyrılıp bir tür modellemenin parçası haline geldiği o olağanüstü boyut. Bakıldığında, bu boyuta, en “büyük yazar”ların çok azı, en “küçük” olanların, minör yazarların ise hemen hemen hepsi varmıştır: Georg Büchner’in Lenz’inde, şizofren Lenz’in sahneyi sürekli değiştiren uçucu duygu durumu ve tabii, Antonin Artaud’nun, Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin’de, dürtüsel ataklarla eşleşen bütün o atımlı ve atlamalı lanet ve küfür dizisi. Dolayısıyla, “yeraltı edebiyatı”na varmadan, henüz bu raddede edebiyat zaten yeraltındadır; underground değil de subterranean anlamında. Ne zaman ki bir yazar hissettiği gibi değil de, bir özne olarak değil de, onda var olan, henüz farkına varmadığı ya da ancak, şöyle bir farkına varır gibi olduğu kuvvetleri azami düzeye vardırarak ve yüzeye çıkartarak yazar, diyelim ki olanca gücüyle yazar, yazıyı kaçırır, işte o zaman gerçekten yazar, yazmış olur: Yazının biçimini, alımlanışı, yazı olarak bilinen şeyi tamamen başkalaştırmak.
Sevim Burak’ın, tamamlanmamış, ölümüyle kesintiye uğramış, sonrasında derlenmiş, toplanmış, ironik bir şekilde, halihazırda parçalanmış ve bütünlenmeye direnen bir eserken tümlenmiş, “kitaplaştırılmış” eseri Ford Mach I, tam olarak böyle bir eserdir. “Eser” diyoruz, zira bu kitaba roman, oyun, hatta şiir demek garip kaçıyor; yalnızca hepsinden “biraz biraz” içerdiğinden değil, hepsinin bir tür tanınmaz-oluş devresine gireceği, yer yer kendilerini andıracakları ama yine de kaybolup gidecekleri, soğurulacakları bir devreyi, böylesi bir yazı devresini, bu tip bir yazınsal çevrimi oluşturduğundan da. Bu anlamda Burak’ın eseri, basitçe bir forma değil, yazı formuna değil, içeriğinin kendisinden türeyecek, onunla hemhal olacak, ön varsayılmamış, biçimsiz bir yazınsallığa aittir; bu anlamda da daha çok, belki en çok bir denemedir. Araba üstüne bir deneme.
Burak’ın eserinin, hadi diyelim ki metninin (böyle demek daha uygun düşecek, zira bu kitap, Ford Mach I, gerçekten de bir “metin birikintisi”dir) konusu arabadır; ama betimlenen, düşünülen, bir tür “anlatı içi” karakter olarak atanan araba değil, daha ziyade yazıyı oluşa sokan ve onun, bir matematik işleminde olduğu gibi, sağlamasını alan bir şey olarak araba. Zaten tam da bu nedenle, Burak kitabın konusundan bile söz etmeksizin, hiçbir açıklamada bulunmaksızın başlatır kitabı (ve kitabın hiçbir yerinde de hiçbir açıklamada bulunmaz), zira konu halihazırda bellidir ve kitap dışıdır, daha doğru kitap üstüdür, kitabın tüm içeriğini koşullaması babında ve anlamında: Bağdat Caddesi’nde görülen Ford Mustang Mach 1’a âşık olmak. Bundan sonrası, kitaba verilen bir start, kitabın bir tür araba-oluş ya da makine-oluşun ifadesi halini alabilmesi için girişilmiş bir yarıştır. Drift’lerle dolu.
Ford Mach I
Hazırlayan: Nilüfer Güngörmüş (Erdem)
YKY
Kasım 2003
5. Baskı, Temmuz 2022
152 s.
Burak’ın kitabının, iki (ilintili) operasyonun bir toplamı olduğunu düşünüyoruz ve okumayı, daha doğrusu kitabın kodunu çözmeyi, onu bir tür yazılımmış gibi konumlandırarak, onun tersine mühendisliği yapmak suretiyle onun üstüne yazmayı (fakat bir nevi bir CD yakmak babında), bu operasyonları tanımlayarak başlatacağız. Bunlar, sonsuz küçük ve modeldir. İkisi bir arada, Burak’ın Ford Mach I’ının total operasyonunun bir arada iş gören, bir bozukluğun iki yüzüymüş gibi var olan boyutlarıdır.
Modelle başlarsak: Model, temsilin ötesinde konumlanan bir “metinsel şey”dir; edebi nesne diyebileceğimiz şeyin, bir metin içinde ya hiç ya da çok az, parça parça gözüktüğü fakat yazının ta kendisini, onun akışını, var oluş tarzını, okunma biçimini dönüştürmeyi de kesmeyen bir halidir, diyelim ki yazınsal anlamda nitelikli bir şeydir; yazıda “üstüne konuşulan” değil yazıya “gömülen”, yazının dinamik (kelime, cümle ve cümlecikler arası ve içi gelişimler) ve vektöryel (bölümleme ve paragraflamalar) hareketlerini tanımlayan bir şey.
Diğer taraftan, sonsuz küçük, matematiksel bir kavram olarak, genel olarak edebiyat ve tabii bu metin özelinde, modelin limit olarak alınması ve yazıda olası tüm çeşitlemelerinin, “n”inci kuvvetinde (yani olanca gücüyle, yaratacağı tüm belirsizliklerle) ortaya koyulması üstünden tanımlanır. Diğer bir deyişle, Burak’ın bu kitapta yaptığı (modelin, yani arabanın bir tür sıfır noktası, bir “ideal araba” varmışçasına) arabayı yazıya türlü şekilde geçirmeyi kesmemek, arabayı, araba makinesini yazıya aktarmayı, uyarlamayı, dönüştürmeyi bırakmamaktır. Bu anlamda yazı-araba devresi, daha çok yazının bir araba gibi hareket ettiği, arabanın gözü, kulağı, tekerleği, motoru, jantı ve rüzgârlığı olduğu, arabanın afekti ile insanınki ya da yazınınki arasında köprü kuran, bir tür melez-oluş çevrimidir. Sonsuz küçük de modelin limitinin alınması olarak, bu çevrimin belirsiz bir genişlemesinin, genleşiminin adı olacaktır. Basit bir ifadeyle: Burak, arabayı yazıya çevirmenin yollarını arayıp duracak ve ne olup bittiğine bakacaktır. Deney budur: Modelin olası çeşitlemelerinin keşfi.
Burak’ın metninin deneyselliği, bu açıdan, iki koşuldan ileri geliyor: bir, arabayı temsil etmeyip modellemesinden, yazıyı araba makinesinden türetmesinden ve iki, bu türetimi bir çeşitleme içine sokarak, yazının, araba-oluş sürecinden bir an bile çıkamayacağı, sürekli yeni araba-oluş boyutları üreteceği bir süreçselliğin, prosedürelliğin faal hale getirilmesinden. Bu anlamda sonsuz küçük ve model, araba figürü özelinde, Ford Mach I’da, anlamla işini ve ilişiğini tamamen keser; daha ziyade, bir tür hiper-postmodern eserden (yazının artık özneler arası dahi değil, özne dışı ya da “insan sonrası” hale geldiği eserler) beklenecek şekilde, kendini yalnızca işlevlerle ilgili, alakalı hale getirir. Burak’ın yazdığı metin “anlamsız” gibi gözüküyorsa, neden tamamen tekniktir: Mesele makinesel işlevlerin yazınsal eşleniğini ve bu işlevlerle koşut bir yazınsallığı imal etmek olduğu kadarıyla, anlam tamamen “konu dışı”dır. Burak, sözcüklerin makinenin fiziğinden ve makineden ileri gelen duygulanımlardan ayırt edilemeyeceği bir yazı geliştirerek, esasında anlamın yerine yeğinliği, mânânın yerine basıncı, anlamanın yerine türlü hızı koyar. Bunu anlamak zorsa, bunun nedeni, tekrarlarsak, konunun anlamakla değil, işlevlerin işletimiyle ilgili olmasıdır. İşte, sonsuz küçük ve model, bir arada bunu sağlayacaktır: Arabadan türetilebilecek olası yazınsal tüm kuvvetlerin sağlamasını ve uygulamasını yapmak.
Peki, bu kuvvetler nelerdir ve model, sonsuz küçükle, arabanın, ideal figür olarak arabanın yazıyla hemhal hale geldiği bir noktada nasıl var olur? Envai biçimde. Ama tabii, kimi biçimler diğerlerine göre daha çok ve başat olarak öne çıkar ve Burak’ın metninde kendini açıkça göze, okuyan göze dayatır. Her ne kadar Burak’ın kitabı başlı başına bir tür limit, modelin sonsuz küçük limiti olarak görülebilir olsa da, yani kitaptan çekip çıkartılabilecek sonsuz sayıda “araba-yazı” biçimi var gibi gözükse de, yine de, Burak’ın kimi biçimleri ön plana aldığı nettir ve dikkatli bir okuma, bunların hangileri olduğunu rahatlıkla ortaya çıkartır. O okumayı yaptığımız inancıyla, şimdi, bu biçimleri basit adlarıyla sayıp dökecek, bir tür ön taksonominin nesnesi kılacak, ardından tek tek onları ele alacağız. Biçimler şunlardır: hız, parçalılık, yanlama, ilan, şerit ve harita. Altı ayrı biçim, altı ayrı duygulanım-kuvvet.
Hız ve görü. Burak’ın kitabında, daha en baştan göze çarpan şey, yazının, arabanın süratine uyum sağlarcasına, cümle kurmanın imkânsız hale geldiği bir hıza ayak uydurarak, yalnızca görülenlerin sıra sıra söylenmesinden ibaret hale geldiği, dizisel bir boyutsallığa kavuşmasıdır. Bundan kasıt, Burak’ın kitabının, henüz başlangıcında dahi, “çok hızlı giden” bir arabadan dışarı bakarken görülen şeyleri sayma haliyle bütünleşen bir dilde yazılmış olmasıdır. Bu da temelde şunu sağlar: Artık yazı, bir şeyi anlatmayacak, anlatmaktan ziyade deneyimin ta kendisine uygun olarak modellenip, biçimini bu deneyimin dönüşümünden, özetle başkalaşımıyla sağlayacaktır. İçerim şudur: Hız, bu örnekte arabanın hızı, onun tanımladığı ve damgaladığı görüyle birlikte yazının modeli halini alarak, yazının olsa olsa cümleciklere, ama en çok da kesintili ifadeler ve kelimelere dek izlenebildiği, sürekli bölünen, fasılalı bir hızla sayfaya kaydedilecektir (ki bu, Afrika Dansı’nda da faal bir işlemdir; ama modelin belirsizliğinde, soyut olarak). Kitaptan bir alıntıyla:
“Renault Alpine (Beyaz) / Porsche (Siyah) / Opel Diplomat (Boz) / caddeyi parçalarcasına geçtiler / Bir demiryolu işareti / Bir kavşak / Bir Volkswagen sarı-kahverengi benekli / Bir Alfa Romeo Montreal kurbağa / birbirlerini sağlayıp sollayarak / iki engel / bir çapraz / iri bir çekirge Mercury / Kıskaçlarını aça aça gelen bir Ford Capri”
Parçaların sayılıp dökülmesi. Diğer taraftan Burak, hız ve görünün ötesine geçip, makinenin, model olan şeyin, arabanın ta kendisinin de yazıyı bir tür somut içerik olarak ele geçirmesinin önünü almayacak, buna tamamen izin ve mahal verecektir: Makinenin parça parça sayılması. Bundan kasıt basitçe şudur ki, Burak, arabaların kitap boyunca parçalarını saymayı asla bırakmaz, zira araba tam da türlü parçadan oluşan ve onların bir arada iş görmesiyle var olan, daha doğrusu çalışan bir şey olduğundan, “araba gibi yazmak” (bir yandan da yazıyı “araba gibi çalıştırmak” demek olduğu için), temelde arabanın, çalışan, arabayı çalıştırmak için çalışan her bir öğesini yazmak anlamına gelecektir. Bu noktada, yazının dizisel olmaktan çıkıp dizinsel bir hal aldığını fark ederiz. Şöyle ki, artık yazı, arabanın parçalarının sayıp dökülmesinden ibaret olarak, bir “ve dizisi” içinde (yani görünmez bir “ve” bağlacıyla parçaları sayıp dökerek), arabanın imgesini parçadan, en küçük öğeden başlayarak kurarak, arabayı kekeleyecektir. Tam da bu nedenle, basitçe parçaları saymaz Burak, ama her parça bir diğeriyle gecikmeli fakat verimli şekilde çalıştığı oranda, tekleye tekleye, devresel şekilde yazar; sanki her makinenin ancak bozularak çalıştığını anıştırırcasına. Şöyle:
“Akü ve radyatör / Yaaa (bu işe şaşarak) / Sonra / Jant kapakları / Yaaaa (ağzını daha çok açar) / Sonra / Tabii (düşünceli) / Niçin (anlayışlı onaylar) / Gene düşünür / Devam edin sonra / Krank mili / Makaslar ve amortisörler / Efendim (sorar) / Galiba / Sonra / Torpido gözü ve 405 beygir güçlü motor / Ford marka”
Yanlamalar. Basit biçimlerden biri, bir diğer taraftan, yanlamadır. Basitçe drift dediğimiz şey. Anaakım düşün dünyasına, muhayyelisine The Fast and the Furious: Tokyo Drift’le birlikte girmiş olsa da, Burak, bu filmin çekilmesinden çok önce, halihazırda yazıya geçirmeyi bilmiştir yanlamayı: Yazıyı jilet gibi kesmek, satırları her seferinde satır başını biraz daha ittirecekleri bir şekilde alt alta sıralamak. Burak’ın, bu biçimle varmaya çalıştığı şey iki yönlüdür. Birinci yönde: Yazı artık yalnızca sağdan sola okunmaz, ama her seferinde kafanın biraz daha fazla sağa sola hareket ettiği, yavaş yavaş açılan bir piston gibi devinerek hareket ettiği bir tarzda okunur; yazıyı okuma eylemi ile yazının hareketi eşlenir (Bu nedenle bu kitap, asla modüler bir e-kitap formatında, mesela EPUB’da okunmamalı). İkinci yönde: Halihazırda diğer biçimlerle olan ilişkisinde, bu yanlama-yazılar, esasında birer kavşak dönüşü, bir debriyaj ifadesi, bir sollamayla alınan bir köşe dönme olarak iş görüp biçimleri birbirine bağlayan bir bağlaç-biçim olarak çalışır. Kitapta az sayıda ve kısa olmaları da bundandır, çünkü temel amaçları, bir yandan da bir biçimi diğerine bağlamak, birinden diğerine bağlanmak, birinden diğerine yanlamaktır. Dolayısıyla, yanlama biçimi aynı anda performatif ve bağıntısaldır; yoksa bir tür somut şiir örneği misali salt biçimsel değil. Burak’ın salık verdiği şey barizdir: Always switch lanes.
Yol, yazı ve ilan. Öte yandan, Burak, işlevsiz olan her şeye duyduğu üstü kapalı tiksintiyle, ilan biçimini bile basit bir ilan olarak muhafaza etmeyecektir: Yazının ta kendisini yola dönüştürmek. Ama bu sefer, bir bağlaç olmaktansa bir bölümleyici, bir ayraçvari şey söz konusudur. Yanlama-yazılar, yanlama biçimi, basitçe bir biçimden diğerine geçişi sağlayan bir işlevdeydi; örneğin hızlı görü ve kekeleme, farklı yazı debilerini yansıttıklarından ve kitabın ayrı ayrı bölümlerinde icra edildiklerinden, ama bir yandan da yakınsadıklarından, onları ayıracak bir şeye ihtiyaç vardı, ki o da yazınsal yanlamaydı. İlan formu ise bir başka şekilde iş görür: Yazılar, sözcük birikintileri, türlü “yol ifadesi”, tüm biçimleri birbirinden sayfa üstündeki varlığıyla ayıran bir biçim olarak, bir meta-biçim şeklinde çalışır. Burada, ilan biçimiyle, yazı-tabelalarla Burak’ın yaptığı şey açıktır: Temelde yazının, metnin, giderek kitabın ta kendisini bir yola çevirmek. Sanki yazı bir yolu kat ediyormuş ya da kuruyormuş da, bu süreç devam ederken tabelalar, onun farklı yerlerinde, düzensiz aralıklarla beliriyormuş gibi. Burada model, artık giderek araba olduğu kadar onun düzlemidir de: Yol. Yol olarak yazı ve tersi. Sayfa olarak otoban/otoyol.
Okuma rotası olarak şerit. Ek olarak, bölümlemenin bir mikro modeli de söz konusu olacaktır ama, ilan biçiminin de ötesinde: Şerit. Bölümlemeyi, artık kapsayıcı ve içerici, kümesel bir formdan çıkarıp, diyelim ki onu yatay uzanımlı olmaktan azat edip, ona dikey bir karakter kazandırır şerit, işlevi budur. Bundan kasıt basittir: Yazıyı, görünmez bir çizgiyle bölünen sütunlara ayırmak ve yazının her iki tarafta da, solda da sağda da okunmasını sağlamak. Bu anlamda Burak, şerit formuyla, yazıların ta kendisini de bir araba gibi hayal etmeyi mümkün kılar ve sanki bir soldaki bir sağdaki yazı okunarak, birbiriyle yarışan arabaların süratleri okuma fiiline yedirilir. Bu, yanlamadan çok başka bir işlemdir, çok başka: Satırların genleşmesi, genişlemesi değil, daha ziyade blok-sütunlardan oluşur vaziyette hayal edilen yazının, sayfanın, araba yolundaki şeritlerle benzer bir işleve kavuşacağı bir düzenleme. Bu, tabii, bir yandan da bir okuma rotasıdır; okumanın ta kendisini yatay olmaktan çıkartır ve (tekrarlarsak) onu dikey bir hatta yerleştirir. Artık yalnızca soldan sağa okunmaz, yukarıdan aşağı da okunmaz, ama dikey olarak kesilmiş, yarıya bölünmüş bir düzlem, yani sayfa üstünde, okumanın sürekli hayali bir sınırı atladığı, yanal bir hareketle hemhal bir düşeylikte okunur. Kuşbakışı düşünüldüğünde: Dron görüntülerinin formuna kavuşan yazı.

Kartografi. Ama tabii, dikeylik, en uç noktasına, yazıyı dahi aşan, yazının ancak üstünde biriktiği, bir tortu gibi kaldığı, bir izden fazlası olmadığı, fazlasıyla yüzeysel, daha doğrusu topografik bir biçimle, haritayla kavuşur. Burak’ın kitabındaki haritalar boşu boşuna yerleştirilmemiştir: Aynı anda hem bir rotayı imlerler hem de yazının düzlemini dışavururlar. Düzlem, arabanın sürüldüğü, off-road olmayan, düz asfalt yol, şehir yoludur ve rota, boylamasına Bağdat Caddesi’dir. Ama bu, yine de, yalnızca temsili bir haritaya işaret eder; basit kartografik düzeydir. Bunun ötesinde, harita biçimi, Bostancı’dan Kızıltoprak’a uzanan, kısacası caddenin başından sonuna doğrulan bir hatta, yazının modellendiği nesneyi görünür kılar, ki o, sadece araba değil, yoldur. Böylelikle Burak şunu imler: Araba yoldan bağımsız düşünülemez ve bu yazı, haritanın görüldüğü en uç noktalara, yani onun çeperlerine dek, bu yolun katedilişidir; başka bir şey değil. Dolayısıyla, yazının bir ekonomisindense bir lojistiği, bir “taşınma”sı, bu süreçte de envai çeşit biçimle kavuşması söz konusudur; ama işte, bu biçimlerin hepsini kaplayan biçim de harita, daha doğrusu haritalama, kartografidir. Burak’ın haritaları, bu açıdan, modelin zorunlu eşi olarak bir diğer model, onun üstündeki model, meta-model olarak yol ve bu yolların toplamı olarak haritadır; tüm yazı orada geçer ya da daha net bir ifadeyle, yazı, bu haritanın kelimelerle okunur bir türevinin alınmasıdır. (Bin Yayla’da sözü edilen “haritalama olarak yazma”ya belki de hiçbir eser daha literal yaklaşmamış olabilir.)
Öyleyse, son kertede Ford Mach I nedir? Bir araba. Basitçe bir araba. Ama bir yandan da bir kitap. Bir yazı. Burak’ın aşkı. Bir model. Mükemmel model. Gerçekten, literal anlamıyla. Ve tabii sonsuz küçük bir şey de. Bir ideal de. Bir “makinesel sıfır” da. Dolayısıyla, Ford Mach I kesinlikle bir şey değildir; ne kendi içinde ne de dışında. Bu anlamda, Burak’ın kitabının, arabaya aşktan ileri gelen ve meşrebince (modelin sonsuz küçük yorumu) onu yazıya geçiren bir kitap olduğunu, bir araba-kitap olduğunu söyleyebiliriz, ki bu da kitabın “araba hakkında” olduğunu söylemekten çok başka bir şeydir. Daha ziyade söz konusu olan, arabanın enerjisinde, formunda, hız ve zamanında yazmak, yazının zaman-mekânını araba makinesinin yaratmış olduğu zaman-mekânla, makinesel, “motor uzay-zaman”la eşlemek ve en nihayetinde her paragraf, cümle, kelime, hatta harfin altında aynı sesi duymaktır: Vın vın, vın vın, vın vın.
Tüm bu açılardan, Sevim Burak olarak bildiğimiz yazar, o araba âşığı, o insan-makine arayüzünü arabadan kuran ve yeniden, yine, yeni, yeniden kuran kişi, belki de tinsel olarak en çok Charli XCX’e yakındır; her ikisi de bir figür olarak arabayı gerek bir ikon gerekse de bir model olarak işe koşmayı, seferber etmeyi bırakmadığı düzeyde. Charli XCX için ikon-model olarak araba, sürekli bir dinamizm ya da motorik bir groove’la tanımlı bir müziğin ideal nesnesi olabildiğinden, daimi olarak devrededir (Vroom Vroom EP’si, ama tabii ayrıca CRASH albümü). Diğer taraftan Burak, arabada yazıyı dağıtmanın yolunu, onu dağıtıklaştırarak yeniden üretmeyi sağlayacak “mükemmel makine modeli”ni gördüğünden, yazısı, tam da söz konusu eserle, Ford Mach I’la birlikte ikonikleşmiştir (Ford Mach I, bir araba yolu, bir otoyol, arabalar geçsin diye tasarlanmış bir koca yazı otobanı olarak pek tabii hayal edilebilir). İşte, tam olarak bu açıdan Burak, her ne kadar araba tutkusuyla “şarkıcı”ya yakınsasa da, ondan megalomanik değil de şizofrenik bir hatta oluşuyla, bir “yazar” olarak ayrılır: Bir kült nesnesi olarak almaz arabayı (Amerikan tutum), ama arabadan, tüm kuvvet ve yeğinliğiyle bütün bir evreni çekip çıkartır (Türk olduğu bile iddia edilemeyecek bir “enternasyonel” tutum). Şehvetten değil, sevdadan gelen bir “arabacılık”, “araba sevicilik”tir onunki; kendini nesnesinde kaybeder, yoksa nesnesiyle kaybolmaz, ölmez (Charli XCX'in “kaza”ya fazla odaklılığı, poppy Virilioculuğu). Dolayısıyla, Ford Mach I eğer ki bir “araba sevdası” örneğiyse, bu, yalnızca tek bir anlamda geçerlidir: Arzu nesnesinde, bu örnekte arabada yitip gidecek bir yazının imali. Araba-yazı.