Filistin, mon amour (IV):
Filmler ve hikâyeler
“İşgal altındaki Filistin’in sesini çıkarabileceği kanallar da işgal altında. O nedenle, dünyaya ‘yaşananları’ göstermek isteyen herkes kendi tanıklığını bir şekilde kayda geçiriyor. Bugün bunu sosyal medya yapıyor ama ‘anlık’ kalmaması, hikâyelerin bir parça bütünlük içinde anlatılması için de filmler ve belgeseller önemli.”
Bir Daha Atla, Emanuele Gerosa, 2019.
Filistin’e dair yazdığım bu dördüncü yazının Filistin’e dair yazılan hikâyelere odaklanacağını söylemiştim ama yakın zamanda izlediğim iki belgesel ‘aciliyetleriyle’ beni Filistin hikâyelerine bu belgeseller üzerinden bakmaya sevk etti. Son yazıda bahsetmiştim, şu anda “Yok Olmaya Karşı: Filistin Filmleri” adlı bir belgesel günleri düzenleniyor. Filistin’deki hayata ‘içeriden’ bir bakış sunan belgesellerin bir tanıklık aracı, sözü ve görüntüyü Filistinlilere devretme aracı, Filistin’i ‘içeriden’ tanımlama aracı olarak çok önemli olduğunu düşünüyorum. Dışarıdan (ve kolonyal) bir bakış yerine, içeriden ve anti-kolonyal bir bakış. Filistin’e dair gösterilen ilk iki film (Bir Daha Atla ve Aisheen: Gazze’de Hâlâ Hayattayız) Gazze’ye dair bir anti-kolonyal bakış sunduğu ve ayrıca Gazze meselesinin sadece ‘bugün’ün meselesi olmadığını hatırlattığı için çok önemliydi bence.
Yıllar önce Filistin’e gittiğimde orada filmlerin, bilhassa da belgesellerin ne kadar önemli bir ‘direniş’ ve ifade aracı olduğunu bizzat görmüştüm. Yaklaşık on yıl önce yazdığım bir yazıda Filistinlilerin çoğunun barış istediğini ve çatışma yerine bir ‘kültürel direniş’e doğru kaydıklarını anlatıp Ramallah ve diğer şehirlerdeki kültürel hareketler üzerine şunu söylemiştim: “Bu kültürel direniş ya da ifade kanalında görsel medya çok kullanılan bir aygıt. ‘Gerçeği’ kaydedip gösterme itkisi ağır basıyor, bu nedenle de belgesel fotoğrafçılar ya da belgesel sinemacılar ağırlık kazanıyor. Filistin’den insan manzaraları ya da kişisel tanıklık belgeselleri de buradaki ‘görsel politika’ hamlesinin büyük bir kısmını oluşturuyor.”
Bu tanıklık meselesi önemli, zira işgal altındaki Filistin’in sesini çıkarabileceği kanallar da işgal altında. O nedenle, dünyaya ‘yaşananları’ göstermek isteyen herkes kendi tanıklığını bir şekilde kayda geçiriyor. Bugün bunu sosyal medya yapıyor ama ‘anlık’ kalmaması, hikâyelerin bir parça bütünlük içinde anlatılması için de filmler ve belgeseller önemli.
Gazze’ye dair sözünü edeceğim ilk film Aisheen: Gazze’de Hâlâ Hayattayız, 2009 yılında Gazze’ye yapılan saldırılardan hemen sonra çekilmiş bir ‘felaket-sonrası’ filmi. Yıkıntılar halinde bir Gazze’yi gösteren filmin çekimleri esnasında bombalamaların devam etmesi, Gazzeliler gündelik hayatlarına devam etmeye çalışırken ‘az ileride’ bombaların patlaması filmi izleyenlere de o ‘feci ânı’ yaşatıyor; bu açıdan, böyle bir kısa devre yaratıp bir şok etkisi yarattığı için çok etkili ve de üzücü bir film.
Aisheen’in başka bir yönü de aslında ‘her şeye rağmen’ devam eden o gündelik hayatı, o umutlu insan manzaralarını göstermesi. Bombalanan bir lunaparkın yeniden onarılması mesela. Ya da bombalanan bir evin yeniden inşa edilmesi. Ya da bombalara rağmen (ve bombalar yüzünden) şarkılar yapmaya devam eden bir rap grubunun hikâyesi (Darg Team) ya da uzun yıllar sonra ilk defa sahile giden birinin yaptığı o ‘Gazze güzeldir, deniz güzeldir’ konuşması. Gazze’yi sadece ‘orada bir yer’ ve dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olarak bilenlerin, bilmek zorunda kalanların mutlaka izlemesi gerekir bu filmi. Gazze’yi bir ‘şer yuvası’ olarak görenlerden bahsetmiyorum bile. Onlara yapılabilecek bir ‘hikâye şoku’ var mıdır, bilmiyorum. Aisheen felaket-sonrası Gazze’de farklı karakterlerin hikâyelerinin peşine düşerek bize bir Gazze anlatısı daha sunuyor. Bir hikâye daha. Bir ‘insan manzarası’ daha. Bir ‘ses’ daha. Bu hikâyeler ve anlatılar Gazze’yi ‘düşmanlaştıran’ o kolonyal bakışa karşı açıktan bir mücadeledir.
Festivalde gösterilen bir diğer film Bir Daha Atla, Aisheen’den tam on sene sonra, 2019’da çekilmiş. Ama Gazze aynı Gazze. Saldırılar, bombalamalar, baskınlar, bir sonraki bombalamanın gergin bekleyişi, çaresizlik, kapatılmışlık ve öfke. Ama burada da, bu filmde de bir umut ışığı var: Gazze Parkur adlı bir dans-spor grubunun hikâyesi, yıkıntılar arasında dans eden gençler, Gazze dışına çıkma hayalleri ve diğer şeyler. Bir Daha Atla, son saldırılarda ağır bombardımana maruz kalan Khan Yhonnus bölgesinde geçiyor. Filmi izledikten sonra şu acı soru ve ihtimal insanın aklını kara bulutlarla kaplıyor: Filmde gördüğümüz yerlerin çoğu şimdi yok, acaba filmdeki kişiler hayatta mı?
Filistin filmleri Depo’da gösterilmeye devam edecek. (Bu arada benzer bir ‘Filistin filmleri’ programı da Salt’ta başlıyor yakında, Kırık Kameralar adı altında, ona da şuradan ulaşabilirsiniz...) Böyle belgeseller bir politik mücadele aracıdır, bir ifade aracıdır, bir ‘buradayız’ deme aracıdır. Ya da Paul Ricouer’ün ifadesiyle bir ‘anlatısal kimlik’ inşa etme aracıdır. Eğer anlatırsanız, sesinizi çıkarabilirseniz, kimliğinizi inşa ve ifade edebilirsiniz. ‘Yok olmaya’ karşı son silahlardan biridir anlatmak. Yıllar önce Jenin’e gittiğimde, ağır saldırılarla boğuşan o küçük ve acılı şehrin merkezinde yer alan Jenin sinemasının ne kadar hayati bir işleve sahip olduğunu görmüştüm. Kaydetmek, anlatmak, göstermek ve temsili ‘öteki tarafa’ (kolonyal bakışa) bırakmamak. Bu bir kültürel-politik mücadeledir. Bir ‘bakış’ ve temsil mücadelesi. Fanon Yeryüzünün Lanetlileri’nde de bir anti-kolonyal hareket olarak böyle bir mücadeleden bahsediyordu. Bu mücadeleyi takip etmek ve desteklemek için Filistin’e dair yayın yapan hesapları (mesela Instagram’daki EyeonPalestine ya da MotazAzazi hesapları) ve Palestine Film Institute gibi oluşumları takip edebilirsiniz.
Önceki Yazı
Zone of Interest:
Kameranın “olağanlaştırıcı” gücü
“Yönetmen Glazer’ın Cannes Film Festivali’ndeki konferansta da açık ettiği üzere, filmin mesajı yaşamlarımızın olağanlığında kendimizi kötülüğün içinde bulabileceğimizi göstermektir. Arendt’ten farklı olarak Glazer kötülüğün sıradanlığını değil, 'kötülüğün olağanlığının' resmini çiziyor.”
Sonraki Yazı
Haftanın vitrini – 12
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Ahlakı Giyinmek / Anlatılan Onların Şiiridir / Annem Beni Neden Hiç Sevmedi? / Franz K. Âşıkları / İsmi Yad Ruhu Şad Olsun / karakter / Mahrem Günlükler / Milföy ve Arkadaşları / Osmanlı’da Ruh Çağırma / Parazit