Evde Tek Başına’da Norman Rockwell etkileri
“Sanki Rockwell’in resimlerindeymişiz hissini veren Evde Tek Başına, sanatçının çok yönlü kişiliğini ve hafızalara bıraktığı nostaljik Amerikan kültürünü bir kez daha bize hatırlatır.”
Norman Rockwell, Taşınma Günü (1967). Sağda Rockwell'in üçlü otoportresi, 1960.
Uzun zamandır özellikle yılın son günlerinde tercih edilen filmlerden biri olan Evde Tek Başına (1990), Amerikan ev yaşamının ve yılbaşı estetiğinin sinemasal bir temsili olarak hafızalarda yer etmiştir. Herkesin bildiği gibi film, ailesi yılbaşı tatili için seyahate çıktığında evde unutulan Kevin McCallister adlı küçük çocuğun evi soymaya çalışan iki hırsıza karşı zekâsını ve yaratıcılığını kullanarak kendini ve evini savunmasını konu alır. Filmin görsel hafızaya kazınmasının önemli bir nedeni elbette mekânların renkli ve noel temasına uygun bir biçimde yapılandırılmış olması. İç mekân tasarımlarını yapan set tasarımcısı Eve Cauley bir röportajında, “Amerikan ruhunu en iyi hangi görünümün temsil edeceğini düşündüm ve tabii ki aklıma Norman Rockwell resimleri geldi”, diyor.
Norman Rockwell, 20. yüzyıl Amerikan görsel kültürünün en tanınan ressam ve illüstratörlerinden biri. Amerikan üst-orta sınıf yaşamını sıcak renkler, samimi aile sahneleri ve hafif bir mizahla yansıtan sanatçı, The Saturday Evening Post için yaptığı kapaklarla tanınmıştı. Rockwell’in dünyasında evlerin bir kısmı, aile ve mahalle; güvenli, tanıdık ve duygusal açıdan korunaklı alanlardır. Evde Tek Başına’nın merkezindeki McCallister evi de tam olarak bu ‘Rockwellci’ ev fikrinin sinemasal karşılığı. Zaman zaman bu nedenle eleştirilen Rockwell’in eserleri, bazı eleştirmenler tarafından fazla burjuva ve duygusal olarak abartılı hatta kitsch bulunur. Onun tarzını aşırı biçimde yansıtan, nostaljik ve “fazla iyi” görünen sahneleri tanımlamak için bir terim bile var: Rockwellesque.
1951
Filmin iç mekân tasarımında baskın olan kırmızı, yeşil, krem ve kahverengi tonları, Rockwell’in özellikle yılbaşı temalı resimlerini hatırlatır. Norman Rockwell’in “Merry Christmas, Grandma… We Came in Our New Playmouth” (1956) adlı tablosunda, çocukların bir evin kapısında büyükannelerine (kendisini görmesek bile resmin adından büyükannenin var olduğunu ve yeni bir araba aldıklarını biliriz) sürpriz yaptığı an resmedilir. Kapı aralığından yayılan sıcak ışık, kırmızının baskın olduğu kıyafetler ve halı ve ev içinin güven veren atmosferi, Rockwell’in “ev” ve noel kavramlarını bir sığınak olarak ele alışının tipik bir örneğidir. Filmde de tıpkı bu resme benzer sıcak bir ev girişi görülür. Kevin’ın annesi Kate McCallister’ın uzun ve kaygı dolu yolculuktan sonra eve döndüğü sahne, bu tabloyla güçlü bir görsel ve duygusal benzerlik taşır. Filmdeki evin süslü kapı eşiği, çocukların koşuşturması, rengârenk kıyafetler ve kalabalık aile ortamı Rockwell’in bu resmini andırır; Amerika’nın noel kültürü.
from Want
1943.
Rockwell’in diğer bir ikonik eseri Freedom from Want (1943), büyük bir ailenin yılbaşı sofrası etrafında toplanmasını konu alır. Resmedilen ailenin hindi yiyecek olması başka bir Amerikan bayramı olan ‘Şükran Günü’nü simgeliyor olabilir; dini bayramlar Rockwell’in gözde konularındandır. Beyaz masa örtüsü, servis edilen hindi, aile büyüklerinin varlığı ve çocuk sayısının çokluğu, Amerikan refahını ve birlik duygusunu vurgular. Filmde McCallister ailesinin yılbaşı öncesinde mutfakta ve yemek masasında toplandığı kalabalık sahneler bu tabloyu doğrudan çağrıştırır. Her ne kadar aile bireyleri hindi yerine pizza yiyor ve duygusal bir an yaşamaktan çok bir curcuna içinde tartışıp duruyorlarsa da izleyiciye sunulan, Rockwell’in resimlerindeki tatillere ve özel günlere özgü aile birleşimidir. Kamera, aile bireylerini masanın etrafında sıkışık ama canlı bir kompozisyon içinde çeker. “Bolluk” ve “birlik” fikri resimden filme aktarılır, sinemasal bir karşılık bulur.
1956
Rockwell’in The Discovery (Boy Discovering Santa Suit) (1956) adlı tablosu, bir çocuğun Noel Baba kostümünü keşfettiği ânı konu alır. Filmin başrolündeki Kevin’a çok benzeyen bu çocuk, yüzündeki şaşkınlık ve çocukluk masumiyetinin tatlılığıyla yine yeniden Noel’e ait unsurları beraberinde getirir. Noel Baba figürüyle ilişkili sahneleri ve yılbaşı gecesini tek başına geçirdiği anlar, bu tablo ile güçlü bir duygusal bağ kurar. Evde Tek Başına, tam da Rockwell’in yaptığı gibi Noel mitini yansıtırken, onu hafif bir komedi ile ele alır.
Filmin renk paleti de Rockwell’in Amerikan toplumunu resmettiği eserleri ile doğrudan ilişkilidir. Kırmızı ve yeşil tonlar, McCallister evinin iç mekânlarında, yılbaşı süslemelerinde ve mobilyalarda sürekli tekrar edilir. Film yayımlandıktan sonra bu renklerin ev dekorasyonunda ve mobilyalarda yeniden trend haline gelmesi, sinemanın görsel kültür üzerindeki etkisinin bir göstergesidir. 1990’lar boyunca ABD’de yılbaşı dekorasyonu, daha modern ve sade bir anlayıştan uzaklaşıp Rockwellvari bir nostaljiye yönelmiştir.
Amerikan film yapımcısı George Lucas’ın Norman Rockwell’e duyduğu hayranlık ise sanatçının Amerikan görsel kültüründeki konumunu anlamak açısından anlamlı bir örnektir. Lucas’ın çalışma odasında Rockwell’in The Peach Crop (1959) adlı eserinin orijinalinin asılı olması, Rockwell’in yalnızca nostaljik bir illüstratör değil, modern Amerikan anlatısının kurucu figürlerinden biri olarak görüldüğünü gösterir. The Peach Crop’ta bir çift olduğu tahmin edilen iki kişinin birbiri ile olan samimi anı, adamın yaralı olan kadına gösterdiği şefkat, gündelik bir an, sıcak renkler, sade bir kompozisyon ile resmedilmiş, sıradan bir durum, samimi bir anlatıya dönüştürülmüştür. Bu yaklaşım, Lucas’ın kendi sinemasında (özellikle Yıldız Savaşları serisinde) mitik anlatıları insani ve duygusal ayrıntılarla dengeleme biçimiyle örtüşür.
Steven Spielberg de Rockwell estetiğini sinemasal anlatısına taşıyan yönetmenlerden. Spielberg’in Empire of the Sun (1987) filminde yer alan, bir çocuğun sevgi dolu ebeveynleri tarafından yatağına yatırıldığı sahne, Rockwell’in aile içi şefkat ve korunma duygusunu yücelten tablolarını çağrıştırır. Sahnedeki yumuşak ışık, ebeveynlerin eğilerek çocuğu sarmalayan beden dili ve mekânın güven veren atmosferi, Rockwell’in ev içi sahnelerinde sıkça görülen “koruyucu aile” imgesinin sinemasal bir karşılığıdır. Spielberg, bu sahnede dramatik olay örgüsünü bilinçli olarak yavaşlatır; tıpkı Rockwell’in resimlerinde olduğu gibi, anlatıyı büyük olaylardan çok duygusal bir ana odaklar.
Telling Stories: Norman Rockwell from the Collections of George Lucas and Steven Spielberg (Hikâye Anlatmak: George Lucas ve Steven Spielberg Koleksiyonlarından Norman Rockwell) adlı kitap, Rockwell’in Amerikan toplumunu ve kültürünü betimleyen önemli sanatçılardan biri olduğunun, başka sanatçılar tarafından da desteklendiğini gösteren somut bir örnek. Virginia Mecklenburg, bu kitapta özellikle George Lucas ve Steven Spielberg’ün kişisel koleksiyonlarında yer alan Rockwell eserlerine odaklanır. Bu tercih rastlantısal değildir; çünkü her iki yönetmen de Rockwell’i, Amerikan hikâye anlatıcılığının görsel temellerinden biri olarak görür. Kitapta Rockwell’in resimleri, tıpkı bir film karesi gibi ele alınır: donmuş bir an, ama öncesi ve sonrası hayal edilebilen bir anlatı. Mecklenburg, Rockwell’in figürlerinin bakışları, beden duruşları ve mekânla ilişkileri üzerinden resimlerin “anlatı potansiyelini” analiz eder.
Norman Rockwell, çoğu zaman yalnızca sıcak aile sahneleri ve gündelik yaşam betimlemeleriyle anılsa da, aynı zamanda açık biçimde politik bir tavır da ortaya koymuş bir sanatçı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 1964 tarihli The Problem We All Live With adlı eseridir. Bu tabloda Rockwell, altı yaşındaki Afro-Amerikalı Ruby Bridges’in, 1960’ta New Orleans’ta beyaz bir okula federal görevliler eşliğinde giderken yaşadığı süreci resmeder. Duvarlardaki ırkçı yazılar, yere atılmış bir domates ve çocuğun etrafını saran kimliksiz federal memurlar, resmin sessiz ama son derece güçlü bir politik anlatı kurmasını sağlar. Rockwell burada alışılmış “samimi Amerika” imgesini bilinçli olarak tersyüz etmiş görünüyor. Bence Rockwell’in aynı toplumu hem kültürel öğeler ve gelenekler hem de masum bir siyahi çocuğun yabancılaştırılması üzerinden betimlemesi özellikle kıymetli ve etkili. Sanatçının bu eserinin en popüler resmi olması da toplumsal bilinç açısından önemli.
Aşağıda: The Problem We All Live With, 1964.

Bugün bu eser ve Rockwell’in hem gündelik hayatı betimleyen hem de toplumsal meseleleri ele alan pek çok çalışması, Norman Rockwell Museum’da (Stockbridge, Massachusetts) görülebiliyor. Müze, Freedom from Want (1943), Christmas Homecoming (1948), Merry Christmas, Grandma (1956) ve The Discovery (Boy Discovering Santa Suit)(1956) gibi yapıtların yanı sıra, Rockwell’in sivil haklar hareketine dair eserlerini de bir arada sunarak sanatçının çok katmanlı kimliğini görünür kılıyor.
Evde Tek Başına (1990), yılbaşı yaklaşırken tekrar tekrar izlenen bir aile filmi olmanın ötesinde, Norman Rockwell’in Amerikan gündelik yaşamını betimleyen görsel anlatısını sinema diliyle yeniden üreten güçlü bir kültürel anlatı içerir. Sanki Rockwell’in resimlerindeymişiz hissini veren bu film, sanatçının çok yönlü kişiliğini ve hafızalara bıraktığı nostaljik Amerikan kültürünü bir kez daha bize hatırlatır.
KAYNAKLAR
Collier Schorr, The Essential Norman Rockwell, Harry N Abrams, 1999
Kelly Richman-Abdou, Margherita Cole, "Norman Rockwell’s ‘The Problem We All Live With,’ a Groundbreaking Civil Rights Painting", My Modern Met
Virginia Chamlee, “How National Lampoon's Christmas Vacation Became 'Norman Rockwell on Speed': Production designer Stephen Marsh shares the secrets of the Griswold home”, vchamlee.substack.com
Virginia Mecklenburg, Todd McCarthy, Telling Stories: Norman Rockwell from the Collections of George Lucas and Steven Spielberg, Harry N. Abrams, 2010