Büyükada-Moris Danon Koleksiyonu üzerine Büke Uras ile söyleşi:
“Les Miçafirs adası"
“Büyükada’nın yükselişi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle eşzamanlıdır. Büyükada’nın görkemli köşkleri imparatorluğun son derece sıkıntılı bir döneminde inşa ediliyor. Yani burada adalılar geleceğe dair yanlış bir iyimserliğin içindeler. Bir yanılsama söz konusu. Bu köşklerde yaşayanların çoğunun çocukları artık bu ülkede yaşamayacaklar bile...”
Eski bir kartpostalda Büyükada'daki HOtel Giacomo.
Büyükada-Moris Danon Koleksiyonu kitabının hikâyesi nasıl başladı?
Yakın arkadaşım Moris Danon da benim gibi Adalı. Yaklaşık 20 senedir çok nitelikli bir Büyükada koleksiyonu topluyor. Burada “Büyükada Koleksiyonu”ndan kastım Büyükada’yla ilgili her tür evrak, görsel, kitap, ithaflı baskılar, ilk baskılar ve özellikle de fotoğraf. Koleksiyonunu ilk defa benimle paylaştığında bunun mutlaka kitaplaştırılması gerektiği fikrini kendisiyle tartıştım ve bu şekilde çalışmaya başladık. Bizim için bazı önemli kriterler vardı. Öncelikle var olan Büyükada kitaplarının eksik yanlış yanları olabilirdi. Buralarda bizim hoşumuza gitmeyen neler olabilir diye saptamaya giriştik.
Büyükada kozmopolit yapısıyla öne çıkan bir yer. Bu ruhu öne çıkarmak için tek yönlü bir kaynaktan yaklaşmamamız lazımdı. Sadece Türkiye, Rum ya da sadece Fransız basını yerine hepsiyle beraber doğru bir senteze varılması için daha bütüncül ve farklı kaynakların hepsini beraber bir şekilde değerlendirmek bizim için önemliydi ki, bu çokkültürlü geçmişi doğru bir şekilde analiz edebilelim. Tek sesli bir kaynaktan özellikle kaçındık.
Büyükada – Moris Danon Koleksiyonu
YKY
Kasım 2023
400 s., büyük boy
Bir diğer önemli nokta, Büyükada kitaplarına hâkim olan ve bizim etkisinde kalmamaya özellikle özen gösterdiğimiz “hüzün” kavramı. Eskiden ada ne güzeldi, gibi nostaljik yaklaşımlardan uzak durmak istedik. Her şeye rağmen iyimserliğimizi kaybetmeyip hem metinlerde hem görsellerin kurgusunda bunu bir şekilde okuyucuyla buluşturmayı amaçladık.
Moris Danon koleksiyonu dışında hangi arşivlerden yararlandınız?
Şu an Paris’te yaşıyorum. Koleksiyonun sahibi ve kitabı mümkün kılan dostum ise Cenevre’de yaşıyor. Moris uluslararası müzayede evlerini düzenli şekilde taradı. Böylece Büyükada konulu parçalara ulaşmaya çalıştı. Parçaların satın alındığı başlıca şehirler İstanbul, Londra ve Paris. Ben de araştırmam için Başbakanlık Osmanlı Arşivleri ve Fransa Ulusal Kütüphanesi başta olmak üzere kamusal arşivlere yöneldim.
Büyükada’nın tarihine baktığımızda sürgünler, muhalifler ve kaybedenlerle karşılaşıyoruz. İstanbul’un yanı başında böyle bir yer aktif siyasetten dışlananların, muhaliflerin yerine çevrilmiştir diyebilir miyiz?
Kesinlikle diyebiliriz. Çok ilginç bir yer. Döneminin basınında çıktığı ifadeyle “misafirler” söz konusu. Aslında bu terim, “adalı olmayan” anlamında kullanılıyor. Büyükada tarihi ise genellikle bu misafirler tarafından yazılıyor. Birkaç istisna haricinde yerel adalılar tarafından ortaya konmuyor. Bu çok ilginç bence. Örneğin Büyükada hakkındaki en önemli kitaplardan birinin yazarı olan Amerikalı diplomat Samuel Cox, adada sadece bir-iki yaz yaşıyor. Misafirler dediğimiz kişiler Fransız-Osmanlı basınında “Les Miçafirs” olarak ifade ediliyor. 10 bin nüfusluk bir ada, farklı sebeplerle Rus düşeslerinden İran şahına, Osmanlı paşalarından İsveç prensine aynı anda ev sahipliği yapıyor. Bu inanılmaz bir hemzeminlik. Renkli bir sosyal yaşamın göstergesi.
Bu çalışma bir yandan adanın gündelik hayatının da haritasını çıkartıyor diyebiliriz. Kitapta hangi yüzyıldan başlayarak bunu inceliyorsunuz?
Moris’in koleksiyonundaki parçalar 16. yüzyıla kadar uzanıyor. Ancak metinlerde saptadığımız ilginç nokta şu ki, özellikle 16. ve 17. yüzyılda Büyükada kolay ulaşılabilir bir yer olmadığından hem metinlerde çok yer verilmiyor hem de metinler arasında ortaklıklar söz konusu. Bu ne demek? Örneğin Belçika’da 17. yüzyıl başında basılan bir kitapla, 20 sene önce Fransa’da basılan bir kitabın metinleri birebir aynı. Yani burada günümüz tabiriyle bir kopyalama durumu söz konusu.
Tarih yazımında birincil kaynak olarak nitelendirdiğimiz, Büyükada konusunda nitelik ve nicelikte yeni malzemenin ortaya çıkması, bu ortaklıklar söz konusu olduğunda çok daha değerli hale geliyor.
Koleksiyonu nasıl ele aldığınızdan bahsedelim mi?
Kitabı dört ana bölümde ele aldık. İlk bölüm “tecrit üzerine” başlıklı. 1840’ların sonunda buharlı vapurların tesisinden önce adaya pazar kayıklarıyla ulaşılıyor. Bu dönemde adanın karakterinin başlıca belirleyici unsuru Rum Ortodoks manastırları. Anakaradan kopuk, geleneksel bir Rum yaşamından bahsediyoruz. Osmanlı-İslam unsurunun bu dönemde yeri yok. Buharlı vapurların kullanıma girmesi, adayı demokratik şekilde ulaşılabilir kılıyor.
Buharlı vapurların tesisi İstanbul’la Büyükada arasındaki etkileşime nasıl yansıyor?
Osmanlı coğrafyasında ilk defa Büyükada’da bir sayfiye kimliği oluşuyor. Tarabya-Büyükdere İstanbul’a yakın oldukları için onları tam bir sayfiye olarak nitelendiremeyiz. Seyyahlar ağız birliği etmişçesine Como Gölü kadar hoş, Fransız Rivierası kadar güzel gibi karşılaştırmalı ifadeler kullanıyorlar. Ada ulaşılabilir kılındığı için geleneksel Rum kimliği çözülmeye başlıyor. Avrupalılar yerleşiyor. Batılıların gelmesi yerel Rum halkın direnişiyle karşılaşıyor. Mezhep çatışması çıkıyor.
Büyükada İskelesi, 1925.
Büyükada’nın simge mekânları arasında nereleri sayabiliriz sizce? Buralar hangi özellikleriyle öne çıkıyor?
Moris Danon koleksiyonunda daha önce varlığı bilinen ama görseli olmayan birtakım önemli veriler ortaya çıktı. Bunların başında Pancos İskelesi geliyor. Pancos İskelesi, günümüz iskelesinin yapılmasından önce, 1840’lı yıllara kadar yüzyıllarca Büyükada’ya hizmet vermiş yolcu indirme bindirme yeridir. Bu kullanılmıyor artık. Neden? Bu iskele sadece kayıklar için elverişliydi. Büyük vapurlar buranın suları derin olmadığı için ulaşamıyor, açıkta demir atmak ve yolcuları kayıkla karaya ulaştırmak zorunda kalıyor. Pratik olmayan bu uygulamaya son vermek üzere Pancos İskelesi terk ediliyor ve suları daha derin olan günümüzdeki iskeleye taşınıyor. Buharlı vapurlar buraya yanaşabiliyor. Bu şekilde adanın merkezi kayıyor, değişim başlıyor. Ada tarihi için çok önemli Pancos İskelesi’nin fotoğrafları ilk kez ortaya çıktı. Büyük taş bloklarla inşa edilmiş ve yüzlerce yıl kullanımda kalmış bir iskele.
Bunun haricinde günümüzdeki iskelenin yanında Kantarocağı adı verilen kapalı bir liman vardı. 1860’lı yıllarda ufak bir ticari liman olarak inşa ediliyor. Küçük ticari işletmeleri böylece mümkün kılıyor. 1920’li yıllarda doldurularak yok edilen limanın da fotoğrafları ilk kez ortaya çıktı.
Elbette Saat Kulesi Meydanı önemli. Burası gerçekte bir dolgu alan. 1860’larda Pancos İskelesi terk edilip iskelenin buraya taşınmasıyla adanın yeni merkezi de yeni Saat Meydanı’na doğru kaydı. Tabii o zamanlar burada bir saat olmadığından, ismi “Aşağı Macar”. Şu anda Splendid Otel’in olduğu civar “Yukarı Macar” olarak adlandırılır. Aşağı Macar olarak adlandırılan yerde Aya Yani mezarlık kilisesi ve ufak mezarlığı var ki, erken Cumhuriyet döneminde ortadan kaldırılıyorlar. Muhtemelen “mezar” kelimesi yanlış telaffuzla “Macar”a dönüşmüş. Moris Danon koleksiyonunda meydanın kulenin inşasından önceki tek fotoğrafı mevcut. Bir meydan görüyoruz ama kule daha yok. Kulenin tarihini ilk kez böylece işleyebildik. Osmanlı’da biliyorsunuz ki saat kuleleri çok önemli. Özellikle II. Abdülhamid döneminde, neredeyse modernitenin görsel araçları şeklinde ortaya konuyor. Büyükada tek örnektir ki, Saat Kulesi saat kulesi olarak inşa edilmiyor. Hakkında çok fazla rivayet ve yapılış tarihi üzerine anlaşmazlık vardır. Ancak durum farklı. Önce bir ticari birim şeklinde inşa ediliyor. İlk defa bu ticari birimin fotoğrafı da ortaya çıktı. Araştırmacı Akillas Millas, buranın Rum tüccarı Antoine Sagredo’nun içki bayii olarak inşa edildiğini, kaynak vermeden belirtiyor. Sagredo’nun dükkânının hemen karşısında yer aldığını ekliyor. Dükkânın fotoğrafı Danon koleksiyonunda ortaya çıktı, ancak başka bir fotoğrafta ticari birimin içinde satılanlar çok net görünüyor. İçki değil, gazete satılıyor. Duvarlara asılmış gazeteler rahatlıkla seçilebiliyor. Yani burası ilk olarak bir içki bayii değil gazete bayii. Zamanla iskeleye yakınlığından dolayı kitabeler konuluyor. Bu kitabelerin ne oldukları tartışılırdı. Bir fotoğrafta çok yakın çekim olduğu için okutabildik ve vapur tarifeleri oldukları anlaşıldı. İskeleye yakınlığından dolayı yanına bir saat iliştiriliyor. Bu şekilde varlığını meşrulaştırıyor. Zamanla kitabeler kaldırılıyor ve kubbesi değiştiriliyor. Günümüzdeki Saat Kulesi’ne dönüşüyor. Gelişimi bu şekilde üç evrelidir. Osmanlı’da bir ticari birimin zaman içinde saat kulesine dönüşmesinin tek örneğidir.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Büyükada Çarşısı…
Büyükada ve önemli yapılardan bahsedince Aya Yorgi’den bahsetmemek imkânsız. Buraya nasıl bakıyorsunuz?
“Tecrit üzerine” bölümünde işlediğimiz gibi, 1840’lara kadar olan süreçte ada kimliği manastırlar çevresinde kurulu. Aya Yorgi yokuşu önemli. Mimarlık tarihçisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, İstanbul kent tarihinde hem Hıristiyan hem Müslüman dinî pratiklerin izdüşümleri belirleyici olmuşlardır. Örneğin Eyüp’te cülus yolu. Cuma selamlıkları için Yıldız ve Akaretler örneklerini verebiliriz. Balyanlar kitabında da değindiğim gibi, Dolmabahçe Sarayı’ndan Sultan Abdülaziz’in varması için, inşası başlayan ama bitirilemeyen Aziziye Camisi’ne –şu anda yerinde Swiss Otel vardır– Akaretler Yokuşu tırmanılarak çıkılır. Akaretler’in camiye varacak şekilde kavisinin yönü dahi bu dinî pratiğin yansımasıdır. Bunun örneği sayısızdır. Hıristiyan tebaa için de geçerli. Belli dinî günlerde yapılan alaylar ister istemez kentsel izdüşümlere dönüşmüşler. Cumhuriyet’le beraber dinî pratiklerin kamusal alanda icrasından vazgeçilmesiyle kentsel izdüşümleri kalmış olsa da anlamlarını yitiriyorlar. İstanbul’da dinî pratik anlamında da anlamını hâlâ koruyabilmiş tek güzergâh Aya Yorgi’dir. Bu anlamda da Müslüman ya da Hıristiyan olsun, yüzlerce dinî yoldan kalan tek örnek olarak kalmış olması mucizevi bir varoluş.
Biraz da Büyükada sivil mimarisinden bahsedecek olursak, ada evleri diye bir tabir var aslında. Bu evin tasarımı nasıldır?
Oteli
Ada evini dönem dönem incelemek gerekir. 1840 tarihi gibi bir kırılma noktasından önce vernaküler dediğimiz, tipik, kalfaların elinde şekillenmiş mimari planlara uyduğunu biliyoruz. Bunlar başkent anakarasında da gördüğümüz, orta sofalı, ahşap evlerdir. Büyükada’da bunun devamını gezginlerin notlarından takip edebiliyoruz. 1840’lardan itibaren Kırım Savaşı sırasında burayı ziyaret etmiş Fransız bir doktorun konuk olduğu Papoudoff ailesine ait köşkün tasviri var. Bu çok değerli bir tasvir. Orta sofalı plan kurgusuna ilk defa dahil olan, tefrişat, heykellerin olduğu nişler gibi birtakım yeni öğelerden bahsediyor. Yemeğin nasıl ikram edildiğine dair bile bilgiler var. Bu aslında Osmanlı geleneksel yaşamının da yeni alışkanlıklarla kırılmaya başladığının da habercisidir. Rum köyünden uluslararası sayfiye kentine dönüşen adanın değişiminin erken adımlarını böylece izleyebiliyoruz.
Kitabın kurgusunda ilk bölüm tecrit üzerineydi. Sayfiye şeklinde dönüşümünü anlattığım “Kimlik Üzerine” ikinci bölümdür. Üçüncü bölüm ise, imparatorluğun son yıllarında Ada yaşantısını konu alan “Yanılsama Üzerine”dir. Büyükada’nın yükselişi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle eşzamanlıdır. Büyükada’nın görkemli köşkleri imparatorluğun son derece sıkıntılı bir döneminde inşa ediliyor. Yani burada adalılar geleceğe dair yanlış bir iyimserliğin içindeler. Bir yanılsama söz konusu. Bu köşklerde yaşayanların çoğunun çocukları artık bu ülkede yaşamayacaklar bile. Son bölüm ise “Direniş Üzerine” başlıklı. Cumhuriyet’in ilanına rağmen Büyükada ruhunun adeta bir emperyal relik gibi, ısrarla Osmanlı çokkültürlü kimliğini devam ettirmesi konu ediliyor.
Önceki Yazı
“Cumhuriyet, teoride ve pratikte kendini klasik çağdan beri inşa edegelmiş bir fikir.”
Cumhuriyet Fikri, 100. yılında cumhuriyete dair geliştirdiği perspektif ve “cumhuriyet” fikrinin nasıl ele alınabileceğine dair sunduğu panoramayla dikkat çekiyor. Merkezinde bir fikir olarak cumhuriyetin yer aldığı kitap, edebiyattan sosyolojiye, felsefeden siyasete dek Türkiye’nin 100 yıllık serüvenine dair yeni bir arayışın peşinden gidiyor. Derleyicileri Güçlü Ateşoğlu ve Kurtul Gülenç ile kitabı ve "Cumhuriyet fikrini" konuştuk...
Sonraki Yazı
Haftanın vitrini – 7
K24'ün vitrini... Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Feminist Mercekten Güzide Bir Arayış; Greenwich Meridyeni; Güçsüzlük; Homo Zapiens; Iska Şansı için Taviz; İstanbul’un Yabancı ve Levanten Mimarları; Kentsel Morfoloji; Opriçnik’in Bir Günü; Sorularla Oğuz Atay; Yapının Yokluğu