• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

“Cumhuriyet, teoride ve pratikte kendini klasik çağdan beri inşa edegelmiş bir fikir.”

Cumhuriyet Fikri, 100. yılında cumhuriyete dair geliştirdiği perspektif ve “cumhuriyet” fikrinin nasıl ele alınabileceğine dair sunduğu panoramayla dikkat çekiyor. Merkezinde bir fikir olarak cumhuriyetin yer aldığı kitap, edebiyattan sosyolojiye, felsefeden siyasete dek Türkiye’nin 100 yıllık serüvenine dair yeni bir arayışın peşinden gidiyor. Derleyicileri Güçlü Ateşoğlu ve Kurtul Gülenç ile kitabı ve "Cumhuriyet fikrini" konuştuk...

Beyazıt'ta düzenlenen Cumhuriyet bayramı törenlerinde araba içinde Cumhuriyet yazılı levhayı taşıyan iki genç kız. 1930'lar.

ABDULLAH EZİK

@e-posta

SÖYLEŞİ

15 Şubat 2024

PAYLAŞ

Geçtiğimiz aylarda 100. yıl anısına yayımlanan Cumhuriyet Fikri, ele aldığı ve ışık tuttuğu meselelerle dikkat çeken bir derleme. Öncelikle bu kitabı hazırlama/derleme fikri nasıl gelişti?

Cumhuriyet, teoride ve pratikte kendini klasik çağdan beri inşa edegelmiş bir fikir. Bizdeki izleriyle evrensel olanı buluşturmak, bizde yaşayanın nereden gelip nereye doğru yol aldığının farklı aşamalarıyla açıklanması önemli. Bu hattı kavramsal ve tarihsel olarak ele almaya çalıştık. İkisinin bir araya getirilmesi hem okuyucu hem de yazarlar açısından betimsel olanın ötesine geçerek normatif bir ufka yerleşme olanağı sunuyor. Bu bağlamda dar anlamıyla cumhuriyet tartışmalarının menzilinin ötesine geçebiliyoruz. Bu girişimde en önemli çerçeve ortaklık sorunu. Ortak iyi mefhumu ekseninde yürütülebilecek ortaklık soruşturması özgürlük, eşitlik ve adalet kavramları ışığında bir yandan devletle yurttaşlar arasındaki ilişkilerin nasıl inşa edilmesi gerektiği, diğer yandan ise yurttaşlar-arasılık konusunun hangi sınırlarla çizilmesi gerektiğini mesele edinir. Ortak iyi ve bu yönde oluşturulacak bir ortaklık nasıl biçimlendirilecektir? Toplumsal ilişkiler etik yaşam bağlamında nasıl inşa edilecektir? Devletle yurttaşlar arasındaki ilişki nasıl kurulacaktır? Bireysellikle siyasal otonomi arasındaki ilişki nasıl kurulacak ve sürdürülecektir? İnsanlar yasa önünde eşit olmalarına rağmen, fiiliyatta yaşanan eşitsizlikler nasıl azaltılacaktır? Bu soruları sormaya başladığımız anda aslında cumhuriyet rejimini uygulandığı fiili halindebırakmayarak normatif bir soruşturma zeminine doğru taşıyoruz. Eş deyişle, bu soruşturmayla rejimin kurumsal yapısının yanı sıra birtakım politik, toplumsal ve etik hedefler üzerine düşünmeye başlıyoruz.

Cumhuriyet Fikri
Derleyenler: Güçlü Ateşoğlu, Kurtul Gülenç
Katkılar: Arif Çağlar, Nebil Reyhani, Fatmagül Berktay, Eylem Yolsal Murteza, Mehmet Yetiş, M. Ertan Kardeş, Ali Akay, Sezgin Tüzün, Mehmet Elgin, Ceyhun Gürkan, Zeki Coşkun, Süreyya Karacabey, Güçlü Ateşoğlu
Ayrıntı Yayınları
Aralık 2023
208 s.

Bu eleştirel sorgulama sırasında kavramsal olanı tarihsel olanla denkleştirmesek de yıldönümleri, düşüncenin kendini tarihiyle yeniden belirlemesi anlamında bir vesile, bir vesika olur; yıldönümünü işleyenler artık yaşamasa da, gelecekteki yeni yaşam onu “o şimdi”de yeniden inşa eder. “Etkin şimdi”nin izini sürmek böyle bir şey. 100. yıl anısına kitaplar yayımlanacağını tahmin edebiliyorduk, ne var ki bir almanaktan öte, fikrin gelişiminin takibi bizim için asıl meseleydi. Tam da bu yüzden kitaptaki yazıları iki eksende değerlendirebiliriz. İlk eksen Cumhuriyetimizin 100. yılından geçmişe bakarak rejimin ortaya çıkış ereğini bilim, kültür, sanat politikalarıyla birlikte ele alan eleştirel yazılardan oluşuyor. Diğer ekseni ise insanlık tarihinde yürütülen cumhuriyet fikri tartışmalarına odaklanarak eleştirel bir akıl yürütmeyle değerlendirmelerde bulunan yazılar oluşturuyor. İki eksen de az önce vurguladığımız gibi betimsel olanda kalmakla yetinmeyip normatif bir ufka yerleşmeye gayret ediyor.

Cumhuriyet Fikri, 100. yıl anısına yayımlanan çalışmalardan biri. Şüphesiz bu birçok açıdan özel ve farklı bir yıl, gerek Türkiye gerekse dünya için. Bunca sancılı sürecin içerisinde Cumhuriyet’in 100. yılında yayımlanan bu kitap nasıl bir düşünsel süreci içerisinde barındırıyor? Türkiye’ye ve dünyaya dair 2023’ten nasıl bir bakış sunuyor?

Güncel cumhuriyet tanımının kökeninde Cicero’nun res publica res populi tanımının yer aldığını biliyoruz. Bugün iki yüzü aşkın devletin en az üçte ikisi adında cumhuriyet sıfatını taşımakta, diğerlerinin pek çoğu da sözde kraliyet vb. sıfatlar taşıyor olmalarına karşın halk egemenliğiyle yönetilmektedir. Her ne kadar tanımdaki “halk” ifadesinin kapsayıcılığı yüz yıl öncesine kadar pek çok coğrafyada oldukça dar ve sınırlı olsa da, cumhuriyet fikrinin halk egemenliğini kuşatan en önemli karakteristiği olarak özgürlük kavramı, sorunuzda ima ettiğiniz bakışın çerçevesinin belirlenmesinde önem arz etmektedir. İster klasik cumhuriyetçilikteki topluma ve ortak iradeye öncelik veren, pozitif özgürlükleri, eş deyişle katılımın kendisini önemseyen bir özgürlük anlayışı olsun, ister yeni cumhuriyetçilikteki liberal tutuma yakın, bireyin haklarını, otonomisini ve negatif özgürlüğü önemseyen, refah artışına da manevi gelişim açısından önem veren bir özgürlük anlayışı olsun, her iki modelde de özgürlük idesi halk egemenliğinin temel çerçevesini belirlemektedir. Özellikle modern cumhuriyetin en belirgin özelliklerinden biri bu aşamada cisimleşir: Dinî yönlendirmelerin halk tarafından reddiyle Avrupa’da halk egemenliğinin ahlaki ilkesine özgürlüğün yerleştirilmesi ve her bilinçli yurttaşın taşıması gerektiği düşünülen ahlak ilkesinin tözünü özgürlük fikrinin oluşturmasıdır.

Ne var ki cumhuriyetin en önemli özelliği aynı zamanda onun en yumuşak karnı, onun en kolay tahrip edilebilir çerçevesidir. Peki özgürlüğe ne olmuştur? İşte bugün bu sorunun yanıtı salt cumhuriyet fikri tartışmasının içinde kalınarak verilemez. Gözlerimizi neo-liberalizme ve tüm dünyada yükselen anti-demokratik siyaset anlayışına çevirmemiz gerekir. Wendy Brown, Neoliberalizmin Harabelerinde kitabında anti-demokratik siyasetin yükselişinin, bir yandan müşterek bir tarzda deneyimlenen toplumsal ilişkilere, diğer yandan ise demokratik siyasal hayatın meşruiyeti ve pratiğine saldırılar yoluyla gerçekleştiğini ve özellikle bu saldırıların halk egemenliği fikrine yöneldiğini vurguluyor. Her ne kadar Brown haklı olarak bu saldırıyı demokrasiye yapılan bir saldırı olarak değerlendirse de, biz bu saldırının kendisini cumhuriyet fikrine yapılan bir saldırı olarak da okuyabiliriz. Bunun en temel sebebi neo-liberalizmin belirli türden bir ahlaki gramere sahip olması ve bu gramerin günden güne piyasalaşarak cumhuriyet fikrini ve deneyimini belirleyen özgürlük anlayışını ortadan kaldırmasıdır. Neo-liberal düzenekte geleneksel ahlakı siyasal savaş silahı haline getiren yoğunlaşmış nihilizm anayasal demokrasiye, eşitliğe, hak ve özgürlüklere, halk eğitimine kendi ahlaki gramerinin ürettiği yeni özgürlük anlayışıyla saldırmaktadır. Başka bir ifadeyle, söylemeye çalıştığımız şey şudur: Bugün hukuk düzeninin ya da anayasal düzenin fiili şekilde ortadan kaldırılması hukuk adına yapılmaktadır, yine cumhuriyet ve demokrasiye yönelik saldırılar özgürlük ve demokrasi adına kayda geçirilmektedir. Elbette bu saldırılar kamusal alana yönelik tahripkâr tutumdan bağımsız ele alınamaz. Meşruiyetini aynı kavramdan alarak o kavrama saldıran bir toplumsal patoloji evreninin içindeyiz. Neo-liberal kapitalizm her türden ortaklığın çözülmesini ve hatta reddini talep eden bir ideolojik ağ yaratarak kamusal alanın çöküşünü ilan etmiş, dolayısıyla bu çöküş bireyler arası karşılaşma, tanınma ve müzakereyle kurulan belirlenimlerin yok oluşunu beraberinde getirmiştir. Cumhuriyet’in en önemli çerçevelerinden biri olan özgürlük idesi ve bunun somut zemini olan kamusallık büyük yara almıştır. 2024 yılının ilk günlerinde Türkiye’ye ve dünyaya cumhuriyet gözlükleriyle bakıldığında görülenler kanımızca bunlardır.

Bir fikir olarak “cumhuriyet” sizin için hayata geçmiş bir proje/yönetim biçimi midir? Cumhuriyet Fikri üzerinden, bir fikir olarak cumhuriyete dair neler söylenebilir?

Herhangi bir fikrin cisimleşmesi, ona dair farklı perspektiflerin yorumlanması mıdır, perspektifler toplamı mıdır, yoksa cisimleşmelerinin formel ve içeriksel izdüşümü müdür? Cumhuriyet fikrinin Roma’ya devrinde ve yeniçağ şekillenmesiyle günümüz arasında bir ilişkisellik kuracak mıyız, yoksa bunları bir perspektifler toplamı olarak mı ele alacağız? Burada kendi düşüncenizi karakterize edecek bir şey boy gösterir. Platon ile Sofistleri ayrıştıran noktayla Hegel’in Hukuk Felsefesinin Anahatları’nda benzer motivasyon budur. Hayata geçmiş bir proje olma, perspektifler çokluğunu aşan bir kavramsallaştırmayla ve bu kavramsallaştırmanın ete kemiğe bürünmesiyle olur.

Güçlü Ateşoğlu (solda), Kurtul Gülenç.

Ne var ki burada dikkat edilmesi gereken iki husus var. Bunlardan ilki belirli türden bir kavramsallaştırmanın ete kemiğe büründürülmesinde nihai bir amaç olarak tamamlanmışlık idesine yaslanılmamasıdır. Çünkü belirli bir fikrin somutlaştırılmaya çalışılması konunun ereği bakımından önemli riskleri de beraberinde getirir. Tam da bu sebeple Jürgen Habermas’ın Olgular ve Normlar Arasında çalışmasında cumhuriyete ilişkin şu belirlemesi önem arz etmektedir: “Demokratik cumhuriyetin statik bir ‘mülk’ yerine, bir ‘proje’ olarak yeniden kavramsallaştırılması bu tercüme eylemi açısından kritik bir noktaya işaret eder: Bu tür bir cumhuriyet, geçmişten devraldığımız talihli bir miras olarak basitçe kabul edebileceğimiz bir mülk değildir. Bunun yerine bir devrimin hem kalıcı hem de gündelik bilincinde ileri taşımak zorunda olduğumuz bir projedir.” Habermas’ın buradaki vurgusunu cumhuriyet ile devrim ilişkisi bağlamında yorumlamak mümkün. Bu yorumlamada üç soru sorulabilir: Devrim, cumhuriyet ve başlangıç arasındaki ilişki nasıl kurulabilir? Böylesi bir başlangıçta politik topluluk meşruiyetini nereden alacaktır? Son olarak devrimin hedefiyle cumhuriyet arzusu arasındaki ilişkide dolayımı sağlayacak unsurlar neler olabilir? Son soruyla birlikte tartışmamızın çerçevesi bakımından dikkat edilmesi gereken ikinci hususla karşılaşıyoruz. Cumhuriyet ile politik topluluk arasındaki yapısal bağa rağmen, eş deyişle politik topluluğun varoluşu için cumhuriyet gerekli olmasına rağmen, bu ilişki bize yeter-koşulu vermez. Burada söylenmeye çalışılan, meşruiyet kaynağının politik toplumun içine doğru inmesinin, zorunlu olarak tüm toplum katmanlarının katılabilecekleri bir politik karar alma sürecine dönüşmesi anlamına gelmediğidir. Cumhuriyet rejiminin toplumsal alana kimi erek ve ilkeler bakımından sirayet etmesine rağmen belirli zümreler bu meşruiyet zeminini kendi tekellerine alabilir ve toplum içinde tüm örgütlenmeyi bu tekellere göre yapmaya devam edebilir. Başka bir ifadeyle, buradaki mesele cumhuriyet ile demokrasi arasındaki ilişkinin ne şekilde inşa edileceği sorusunda düğümlenmektedir. Bu sebeple de bugün demokrasi tartışması, cumhuriyet tartışmasının vazgeçilmezi olarak karşımıza çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle, politik topluluk olmanın tamamlayıcı ve vazgeçilmez koşulunun, demokratik-politik karar alma süreçlerinin gerçekten yürürlükte olması olduğunu ileri sürebiliriz. Bunu söylediğimizde iç içe geçen iki savı ima etmiş oluyoruz: İlk olarak cumhuriyet yönetiminin içe kapalı bir politik tasarıma doğru ilerletilmesinin, cumhuriyetin her ne pahasına olursa olsun kendinde bir amaç olarak sunulmasının eksik, hatta hatalı olduğunu ileri sürmüş oluyoruz. Diğer yandan ise salt seçim usulüne dayalı bir demokrasinin, yurttaşların siyasal otonomisini birkaç yılda bir yapılan seçimlerde oy kullanma edimine indirgeyen bir demokratik usulün de cumhuriyeti kötürümleştiren yanları olduğunu belirtmiş oluyoruz. Bu belirlemeyle cumhuriyet ile demokrasi arasındaki ilişkide etkin (ve eşit) yurttaşlığı ve kamusal özgürlüğü canlı tutacak bir politik ve hukuki örgütlenmeye işaret ediyoruz. Bu örgütlenmenin de katılımcı ve çoğulcu karakterinin önemine vurguda bulunuyoruz.

Derleme içerisinde birbirlerinden farklı konularda kaleme alınmış birçok metin/makale yer alıyor. Edebiyat, sosyoloji, felsefe, demokrasi, sanat, eğitim… Tüm bu başlıklar içerisinde kitap yolunu bulurken yazarlara ve konulara/metin başlıklarına nasıl karar verdiniz?

Ağırlıklı olarak felsefeden hareketle bir çıkış yapmak istesek de, farklı disiplinden gelen düşünürlerin kesişmesi politik bir zemini ve bu zeminde cumhuriyet fikrinin eleştirel-ilerletici boyutunu ortaya koyacaktı, öngörümüz bu yöndeydi ve büyük oranda gerçekleşti düşüncesindeyiz. Elbette okurun da kitaba ilişkin değerlendirmesi önemli. Başlarken kısa bir çağrı metniyle özellikle felsefe ve sosyal bilimler alanlarında konuya ilişkin çalışmaları olan ve yine kültür-sanat çevrelerinde ön plana çıkan isimleri projeye davet ettik. Çok daha fazla yazara kuşatıcı olmak için yer vermek istemiştik başta, eksik kalan konulara da, fakat 2023’ün Türkiyesi’ndeki haletiruhiye, davet ettiğimiz önemli düşünürlerin bir kısmının yazı vermesini mümkün kılamadı. Daveti kabul eden yazarlar ise ilgilerine göre başlıklarını oluşturdular ve bizimle paylaştılar. Kısa sayılabilecek bir zaman diliminde yazı verme sözü veren tüm düşünürler yazılarını gönderdiler ve yoğun bir editörlük çalışması sonunda Ayrıntı Yayınları’nın da katkısıyla kitap 2023 yılının sonunda raflardaki yerini aldı.

29 Ekim 1933 akşamı Süleymaniye Camii'ne asılan mahya: "Durmıyalım Düşeriz"

Kitapta “Sunuş” yazısı dışında 13 yazı var. Yazılar kitaptaki sırasıyla Arif Çağlar, Nebil Reyhani, Fatmagül Berktay, Eylem Yolsal Murteza, Mehmet Yetiş, M. Ertan Kardeş, Ali Akay, Sezgin Tüzün, Mehmet Elgin, Ceyhun Gürkan, Zeki Coşkun, Süreyya Karacabey, Güçlü Ateşoğlu imzalı. Bu sıralamayı yazıların yoğunlaştıkları tema bağlamında içeriklerine göre düzenlemeyi tercih ettik. İlk üç yazı yer yer Cumhuriyetimizin tarihine odaklanarak cumhuriyet ile demokrasi arasındaki ilişkiyi özgürlük, haklar ve laiklik ekseninde tartışırken, sonraki üç yazı cumhuriyet fikrini tarihsel uğrakları (klasikler, Fransız Cumhuriyetçiliği/Condorcet ve erken dönem Marx’ta cumhuriyet) bağlamında değerlendiriyor. Sonraki iki yazı sosyoloji merkezli sosyal bilimler soruşturması bağlamında cumhuriyet çözümlemesi yapmaktayken, ardından gelen yazılar ise sırasıyla bilim, teknoloji, kültür, sanat ve şiir temaları üzerinden cumhuriyet fikri, uygulamaları ve cumhuriyetin geleceğini masaya yatırıyor.

Cumhuriyet’in 100 yıllık süreçte geçirdiği değişim/dönüşüm, cumhuriyet fikriyle birleşebildi mi? Onca darbeye, engellemeye, sansüre rağmen ayakta tutulmaya çalışılan cumhuriyet fikri hangi değerler üzerine kuruldu?

Maalesef birleşemedi, birleşebileceğinden de emin değiliz, ama emin olduğumuz tek şey geleceğin uzun süreceğinin ihtimal dahilinde olduğu. Dediğiniz gibi krizlerin, darbelerin, sansürün, baskıların, engellemelerin yön verdiği bir yüzyıl oldu. Tüm bu derin olumsuzluklarına rağmen kitapta Cumhuriyet deneyimini yorumlarken tek yanlı, salt patolojilerini ön plana çıkaran bir çizgide kalmamaya gayret ettik. Bunu yaparken gerçekliğin otoriter ve kötürümleştirici taraflarının ötesine uzanmaya çalıştık. Örneğin Fatmagül Berktay bu çabamıza paralel olarak yazısında şöyle yazmaktadır: “Erken Cumhuriyet döneminde ‘Kemalist hareketin piyonları’ olarak kadınlardan söz edildiğinde ya da ilk kadın milletvekillerinin rejim yanlısı ‘usluluklar’ından dem vurulduğunda gerçeğin bir yanına dikkat çekiyoruz ama diğer yanını, bu kadınların kendi niyetlerini, öznelliklerini ve kendilerini var etme yönündeki bilinçli seçimlerini göz ardı etmiş oluyoruz.” Bu satırlarda Cumhuriyet tarihinde, özellikle erken dönemde kadın-bireylerin gerçeğin tek yanlılığı içinde kalınarak değerlendirilmemesi gerektiği, onların öznelliklerinin ve tarih yapıcılıklarının dikkate alınarak yapılacak bir okumanın gerekliliği vurgulanıyor. Bu belirlemenin mantığını kültür alanına taşıyan Zeki Coşkun ise yazısının hemen girişinde Cumhuriyet’in kurucu ideolojisi olarak Kemalizm’in otoriter bürokratik yapısının ve tepeden inmeciliğinin yarattığı yasakçı ve baskıcı tutumların sıkça eleştirildiğini ve bu eleştirilerin son derece yerinde ve haklı eleştiriler olduğunu vurguladıktan sonra şöyle söylüyor: “Eleştiriler ne denli doğruysa, Cumhuriyet’in, üzerine inşa edildiği ülkenin tarihsel-toplumsal gerçekliği içinde, hayli radikal bir devrim olduğu da o kadar tartışmasız bir gerçektir. Sadece mevcut toplumsal yapı içinde değil, aynı zamanda dünya tarihsel yönden bakıldığında da Cumhuriyet yine devrim sıfatını hak etmektedir.” Coşkun’a göre Cumhuriyet’i devrimci kılan temel oldukça ilginç ve dikkat çekicidir. Çoğunlukla şekilci üstyapı reformları olarak değerlendirilen ve yine halktan kopuk olduğu düşünüldüğü için eleştirilen bu reformlar ve aynı zamanda bu reformlara eşlik eden kültür politikaları Cumhuriyet’i gerçek anlamıyla devrimci kılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyet’in temeli kültürdür” sözünün sloganın ötesine geçtiğini ve bu sözde bir hakikat payı olduğunu ileri sürmektedir Sayın Coşkun. Bu tespitinde büyük ölçüde haklılık payı var. Özellikle 1933 Üniversite Reformu bağlamında felsefe alanındaki etkinlikleri incelediğimizde, bu dönemde uygulanan politikaların salt niyette ya da sloganda kalmayan, yeni bir kültür inşa etmeye yönelen uygulamalar olduğu görülmektedir. Bu noktada felsefeci Macit Gökberk’in çalışmaları hatırlanabilir. Cumhuriyet döneminde felsefenin ciddi bir akademik disiplin olarak kurulmasını büyük ölçüde Gökberk’in çabalarına borçlu olduğunu ileri sürebiliriz. Gökberk bir yandan Cumhuriyet’i ve onun modernleşme projesini hem felsefi olarak temellendirmeye çabalamış hem de Batılılaşma sürecindeki adımları felsefenin kendisine uyarlamaya çalışmış ama bunu yaparken Cumhuriyet’in yapısal sıkıntılarıyla yüzleşmekten ve kusurlarıyla eleştirel bir diyalog geliştirmekten uzak kalmıştır. Bu da alanda önemli tartışmaların yükselmesine yol açmıştır.

1934'te İstanbul, Beyazıt'ta yapılan törende Yorgancılar esnafı Atatürk heykeli işlenmiş yorganla tören alanından geçerken.

Bağımsızlık, özgürlük, laiklik, modernleşme, kültürleşme, vb. Cumhuriyet’in değerlerini ve olaylarını sürekli bu ikilik bağlamında okumak ve bu diyalektik okuma tarzını terk etmemek gerektiğini iddia ediyoruz. Bu ikilik basit bir karşıtlık mantığı olarak değerlendirilmemelidir, çünkü kaba bir karşıtlık mantığı içinde kalmak düşünceyi ilerletmez, şematik kalır. Onlar ile diğerleri ayrımı, içeriklerindeki somut belirlemeleri anlamamızın önünde engeldir. Örneğin bir devrimi oluşturucu kurtuluş hareketinin dışarıdan gelen bir destekle mi, yoksa içeriden bir isyanla mı vuku bulduğu sadece o kurtuluş hareketinin karakterini belirler; bu karakterse soyut olmayan ve olmamaya belirli bireylerin karakteridir. Burada tekrar sayın Berktay’ın vurgusunu hatırlamamız gerekiyor: gerçekliği bir yanıyla değerlendirmeyip, o harekette yer almış bireylerin somutluğuna ve tarih kuruculuğuna gönderimde bulunmak. Bugün için hep hatırlamamız gereken bir metodolojik bakış ve aynı zamanda etik bir sorundur bu.

Kitap Cumhuriyet’in 100. yılında ortaya Türkiye’ye dair nasıl bir panorama çıkarıyor? Söz konusu bu Türkiye panoraması bize geleceğe dair neler söylüyor?

Geleceğe dair panoramanın okuyucu tarafından çıkarılmasını isteyen bir kitap üretmeye çabaladık. Geçmiş-şimdi ilişkisini merkeze alan bir tarih-yazımında farklı disiplinler okuyana kendi projeksiyonlarını oluşturmada örtük ya da belirtik ne sunabilir? Cumhuriyet’e dair unutulmuş ya da yeni olan neyi daha derin düşündürebilir? Bu anlamda cumhuriyet, klasik çağdan beri bir kavrayış gücü gelişimidir, kavrayışın tamiri ve iyileştirilmesidir. Özellikle modern cumhuriyet deneyimleri Aydınlanma’nın naif etkisini onun eleştirisiyle daha yukarı kaldırmaktır. Bunun adı da soyut olmayan bir ilerleme ve gelişmedir. Ne var ki, toplumsal kurumlarda ve toplumu toplum yapan öğelerde ilerlemeler olduğu gibi geriye dönüşler de olur. Vico bunu söyler örneğin. Onca şeye rağmen cumhuriyet fikri şu anda soyut bir fikir olarak görünüyor, somut belirlenim kazanmakta zorlanıyor. Buradan hareketle Türkiye panoramasının geleceğe dair ne söylediğini belirleyebilmek için ikili bir saptamada bulunmak gerektiği kanaatindeyiz. Bunlardan ilki cumhuriyet ile demokrasi arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmekle ilgili. Bu düşünüm Türkiye Cumhuriyeti özelinde iki aşırılığa dikkat çekmeyi şart koşuyor: a) Cumhuriyet tartışması bağlamında militarist zihniyeti kutsayan bir yurtseverlik dilinin sıkça ortaya çıkması. Üstelik bu dil sadece askerî vesayetin ortadan kaldırılma girişimiyle aşılabilecek basit bir öğe değil. Kültürel-tarihsel kodlara yoğun olarak sinmiş aşırı bir vatan savunusu söylemi gerçek anlamda sivilleşme ve demokratikleşmenin önündeki önemli engellerden biri olarak dikkat çekiyor. Bu bağlamda Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında yeni bir dile ve üsluba ihtiyaç duyduğu söylenebilir. b) İlkiyle birlikte ele alınabilecek bölünmez bir “törel uzlaşı” varsayımına dayalı, devletle milleti özdeş kılmaya gayret eden bir egemenlik mefhumunun varlığı. Böylesi bir egemenlik mefhumunun kamusunu yitirmiş bir cumhuriyetçiliği, eş deyişle yurttaşların otonomisi ve özgürlüğünü askıya alan bir siyasal anlayışı beslediği çok açık. Yine bu aşırılık da demokrasiyle cumhuriyet arasında kurulabilecek özgürleştirici diyalektik ilişkiyi engelleyen bir karaktere sahip.

İkinci saptamamız ise bizdeki deneyimi de kapsayan ama onu aşan bir problemle alakalı. Bu problem gerçek cumhuriyetin özgürlüğünün ne olması gerektiği sorusunu beraberinde getiriyor. Önceki sorularınızda da yer yer vurguladığımız üzere, bugün cumhuriyet fikri üzerine yürütülebilecek herhangi bir tartışma neo-liberal kapitalizmi tartışmayı gerektiriyor. Neo-liberalizmin mantığını, piyasa rasyonalitesini, yönetimsellik anlayışını ve ahlaki gramerini bu tartışmaya yedirmeden geleceğe ilişkin yapılacak her belirleme eksik ve hatta kusurlu olacaktır. Söyleşiyi Arif Çağlar’ın kitaptaki yazısından bir pasajla bitirelim: “(…) gerçek cumhuriyetin özgürlüğünün ne olması gerektiği, sermaye egemenliğinin özgürlüğü yıkıcı, yanılsatıcı, yabancılaştırıcı gücünü alt etmek gerektiği bilinciyle zihinlerde yaşıyor ve kavga konusu olmayı sürdürüyor.” Bu bilinç sahici bir cumhuriyet fikri açısından umut ilkesidir. Bu ilke sadece olumsuzlamanın değil, yeni başlangıç vaadinin de düzenleyici ilkesidir. Unutmayalım ki, özgür ve demokratik bir toplum için sadece tahakküm ilişkilerini olumsuzlamak yetmez, yeni başlangıcın kurumlarını da inşa etmek gerekir.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Cumhuriyet Fikri
  • Güçlü Ateşoğlu
  • Kurtul Gülenç

Önceki Yazı

SÖYLEŞİ

Cumhuriyet tarihi niçin yeniden okunmalı?

Siyasetbilimci Prof. Dr. Nuray Mert’le Cumhuriyet’in tarihyazımına farklı bakış açılarından yaklaşmanın imkânına odaklanan derlemesi Cumhuriyet Tarihini Yeniden Okumak kitabı ve kitabın etkileri üzerine konuştuk...

ÖZGE İPEK ESEN

Sonraki Yazı

SÖYLEŞİ

Büyükada-Moris Danon Koleksiyonu üzerine Büke Uras ile söyleşi:

“Les Miçafirs adası"

“Büyükada’nın yükselişi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle eşzamanlıdır. Büyükada’nın görkemli köşkleri imparatorluğun son derece sıkıntılı bir döneminde inşa ediliyor. Yani burada adalılar geleceğe dair yanlış bir iyimserliğin içindeler. Bir yanılsama söz konusu. Bu köşklerde yaşayanların çoğunun çocukları artık bu ülkede yaşamayacaklar bile...”

ESİN HAMAMCI
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist