• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

“Biz ezelden beri buradayız!”

Norveç’te yaşayan Filistinli yazar, çevirmen Rana Issa’nın, şiiri başlı başına bir direniş aracı olarak gören yaklaşımla diyalog halinde, 1940’lardan ve Nekbe günlerinden 1970’lere ve bugüne kadar uzanan bir süreçte Filistin topraklarında yaşayan şairlerin yazdığı şiirlerden yaptığı kişisel bir seçki.

Gazze'nin Mayıs 2021'deki bombalanışından. (fotoğraf: Musab Ebu Toha)

RANA ISSA

@e-posta

HER ŞEY

17 Ekim 2024

PAYLAŞ

Filistinliler yurtsuzlaştırılmalarının ilk günlerinden itibaren başlarına gelenleri şiirle kayıt altına almışlardır. İslamiyetin doğuşunun çok öncesinden başlayarak şiiri bir tarihsel kayıt, bir divan olarak gören Araplar arasında köklü bir gelenektir bu. Araplar tarih yazımıyla da ünlüdürler ama şiir, tarih yazımından farklı olarak, insanların bilinçlerine nüfuz eden, onların duygusal durumlarını kayda geçiren ve biçimlendiren bir hafıza aracıdır. Filistinli şairler Arap şairlerdir ve geniş bir coğrafyaya yayılmış olup Siyonist projeden çok daha eskilere dayanan bu poetik gelenekten esinlenmektedirler. Filistinliler şiiri hem bir divan hem de baskıya karşı bir protesto yöntemi olarak yüceltirken direnişin şiirini yazarlar. Şiiri ürettikleri gibi, şiiri öğrenirler de, ezberlerler de. Politik muhayyilelerini şiirle besler, ruhdaşlıklarını şiirle muhafaza ederler.

Rana Issa oğlu Hakim ile. 

Burada seçtiklerim, Filistin şiirinin bu özelliklerini örnekleyen ve süregiden imha eylemine doğrudan cevap veren şiirler. Bu seçki Filistin şiirinin ya da Filistinli olmayanların Filistin üzerine yazmasıyla oluşan o engin mirasın bir temsili olma amacı taşımıyor. Esasen diasporanın önemli sesleri, Filistinli olmayıp Filistin üzerine Arapça ve diğer dillerde yazan çok önemli radikal şairler bu seçkiye dahil değil. Ben bunun yerine tarihteki ve bugün hâlâ süren toprak mücadelesiyle bir dayanışma jesti olarak Filistin’den yazan şairleri öne çıkarmaya karar verdim. 1973’te İsrailliler onu öldürdüğünde Beyrut’ta sürgünde yaşayan Kemal Nâsır’ın şiiri ise burada bir istisna oluşturuyor. Nâsır aracılığıyla, Filistin’den söz ettiğimizde ortaya çıkan tarihsel derinlik ihtiyacına işaret ediyorum. Nâsır sömürgeciler tarafından (İsrailliler kadar Britanyalılar tarafından da) hapsedilmek ve öldürülmek suretiyle hedef alınan Filistinli şairlerin ortak mirasının bir parçasıdır. Bu mirasın geçmişi, Britanyalılar tarafından şiirleri nedeniyle birçok kez hapsedilen ve 1938’de çatışmada öldürülen Nuh İbrahim’e kadar uzanır, fakat aynı zamanda Mahmud Derviş, Tevfik Zayyad, Nâsır Ebu Surur, Darin Tatur (bu seçkide yer alıyor) ve daha birçoklarını kapsar. Şairler de bazen çatışmada ölürler. Nekbe’nin olduğu yıl ölen Abdürrahim Mahmud’un yazgısı buydu; başka şairler de sivil kayıpların bir parçası olarak, sivilleri ve sivil altyapıyı vurmaya bilhassa kararlı İsrail şiddetinin kurbanları olarak can verdiler. Bu savaş esnasında 2023’ün Ekim ayında öldürülen Gazzeli şair Hibe Ebu Neda’nın yasını tuttuk. Ebu Neda’nın şiirin etkili bir direniş aracı olduğu yönündeki hâkim Filistin düşüncesini sorgulayan bir şiirine burada yer veriyorum. Bu savaşın başından itibaren Gazze’de ölen diğer şairlerin[1] de yasını tutuyor ve ölümleri henüz kayıt altına alınmamış olanlar dahil, savaşta kaybettiğimiz bütün şairleri anıyoruz. Onlar şair oldukları için değil, sadece Gazzeli oldukları için hedef seçilmişlerdi.


Hibe Ebu Neda


Hibe’nin şiirlerinden değerli meslektaşım, şiir üzerine çalışan akademisyen, Pennsylvania Üniversitesi’nde Arap Edebiyatı doçenti olan Hüda Fahreddin aracılığıyla haberdar oldum. Hüda savaş başlayınca birçok Filistinli şairi tercüme etmeye girişti ve Hibe’nin şiirleri de bu çeviriler arasında ön planda yer aldı. Hibe ödüllü bir romancı ve şairdi. “Oksijen Ölüler İçin Değildir” adlı romanı henüz Arapçadan diğer dillere çevrilmiş değil. Bu yetenekli yazardan, 20 Ekim 2023’te Han Yunus’a yapılan hava saldırısında öldürülmesi vesilesiyle haberdar olmak insana keskin bir acı veriyor. Kızımın doğum gününden beş gün önce öldü. Soykırım başladığından beri hiçbir özel günü kutlamadık, zira bir anlık anlamlı bir mutluluğu bile imkânsız kılacak kadar baskın bir keder var ve katliam insanı çıldırtacak şekilde devam ediyor. Şairlerimizden soykırımda öldürülmeleri vesilesiyle haberdar olan bizlere yazıklar olsun. Bu korkunç kayıplardan sonra nasıl şifa bulacağız? Soykırımı, şiirin radikal potansiyeli aracılığıyla protesto ettiği için halinden memnun olabilecek bir okura meydan okumak amacıyla, burada yer vermek için Hibe’nin nice güçlü şiiri arasından bu şiiri seçmeye karar verdim. Şiir bizatihi etkili bir direniş aracı değildir. Şiirin devrimci potansiyeli enerjisini sokaklardan ve baskı görenlerin cesaretinden alır.

Hibe Ebu Neda

Biraz Daha Sık Dişini

 

Ne kadar yalnızız ah!

Herkes kazandı savaşlarını

Bir tek sen çamurunun içinde çıplak

Hiçbir şiir geri getirmeyecek ey Derviş

Yalnız olanın kaybettiklerini

Ne yalnızız ah!

Başka bir cehalet çağı bu

Lanet olsun ki

Aynı safta cenazende

Savaşta bizi ayıranlar

Ne yalnızız ah!

Yeryüzü serbest pazar

Ve koca memleketin senin

Tescilli bir mezat

Ne yalnızız ah!

Bir cehalet çağı bu

Ve kimse yanımızda durmayacak

Öyleyse sil eski yeni tüm şiirlerini

Gözyaşlarını sil

Ve sen memleketim

Biraz daha sık dişini.

 

Türkçesi: Mehmet Hakkı Suçin

 


Necvan Derviş


On yılı aşkın dostluğumuz için Kudüslü şair Necvan Derviş’e minnettarım. Lübnan’dan ayrılıp Norveç’e sürgüne gitmeye karar verdiğimde iyi arkadaş olduğum az sayıdaki Filistinli sanatçıdan biriydi Necvan. Kanımızın sürekli dökülmesinin ötesinde, Filistinli olmanın temel özelliklerinden biri de hareket etmenin, birbirimizle buluşmanın ve birbirimizi tanımanın bize yasaklanmış olmasıydı. Bu yasak bizi toplumsal ve kültürel düzeyde olduğu gibi kişisel düzeyde de etkiliyor. Anne tarafından Filistinli bir mültecinin çocuğu olduğum için, ben doğmadan önce çeşitli yerlere dağılmış, hapsedilmiş, birbirinden koparılmış, delirtilmiş ve de öldürülmüş Filistinli aile mensuplarının yokluğunda büyürken hissettiğim öksüzlük duygusu beni sıklıkla derinden etkilerdi. Sürgünde ise başka Filistinlilerle karşılaşma fırsatı benim için çok değerli oldu.

Necvan Derviş

Onu ilk tanıdığımda yeni yeni adını duyuran bir şairdi Necvan. Bugün artık Filistin’in en önde gelen edebi seslerinden biri. Yirmiden fazla dile çevrilmiş birçok ödüllü şiir kitabının yanı sıra El-Arabi el-Cedid’in kültür sayfalarının editörlüğünü yapıyor, ayrıca Arap ve Filistin kültürüne odaklanan festivallerin ve sanatsal platformların organizasyonunda etkin biçimde çalışıyor; bunu yaparken de Filistin’den yükselen yeni seslerin duyurulmasına özel bir ilgi gösteriyor. Burada yer alan şiiri Filistinlilere özgü o yok edilme korkusunu, bizim bir nevi gölgemize dönüşen bu korkuyu çok iyi yansıtıyor. Necvan bu şiiri on iki yıl kadar önce, Gazze’de şimdi tanık olduğumuz soykırımdan çok önce yazmıştı. Bu şiiri Kudüs’te ve Batı Şeria’da bir Filistinli olmaktan söz etme biçimi nedeniyle seçtim.

Fobi

 

Beni şehirden kovacaklar çökmeden gece

Havanın faturasını

Işığın bedelini ödememişim güya

Beni şehirden kovacaklar akşamdan önce

Güneşin bedelini

Bulutların aidatını ödememişim güya.

Beni şehirden kovacaklar güneş doğmadan

Geceye galiz küfürler etmişim de

Methiyeler göndermemişim yıldızlara

Beni şehirden kovacaklar çıkmadan anamın rahminden

Varoluşu gözlemişim şiirler yazmışım

Yedi ay boyunca

Beni varoluştan kovacaklar çünkü hiçliğe meyilliyim

Beni hiçlikten kovacaklar

Çünkü şüpheli bir bağ var varoluşla aramda

Beni varoluştan da kovacaklar

Hiçlikten de

Çünkü dönüşümlerin çocuğuyum.

 

Beni kovacaklar…

 

Türkçesi: Mehmet Hakkı Suçin


 Şeyha Huleyya


Filistinliler gururlu insanlardır. Bu savaş sürerken, Gazze’de, onları yoksunluk içinde gösteren videolarının çekilmesine öfkelenen bireylerin (yetişkinler kadar çocukların da) acısını içimde sık sık hissettim. Böyle hatırlanmak istemiyorlar ve bunu, onların protestolarını, mahremlerine saygı duymaksızın kameraya alıp kendi sosyal medyalarına yükleyen kişilere söylüyorlar. Kameranın arkasındaki kişi ise, muhtemelen bu yoksunluğa neden olan adaletsizliğe karşı harekete geçiyor ve canavarları etkileyip onları daha insanca davranmaya yöneltebileceği ümidiyle bu adaletsizliği anlatmak istiyor. Gözlerimin gördüğü, kulaklarımın işittiği şeyler yüreğimi yakarken, nasıl da taciz edildiğimizi, sefaletimizi bir temaşaya dönüşmekten uzak tutma gücüne artık nasıl da sahip olmadığımızı düşünüyorum. Bu zayıf düşmüş halimizin dünyanın gözleri önüne serilmiş olması, Filistinli bedevi şair, romancı ve öykücü Şeyya Huleyya’nın bu şiirini seçmeme neden oldu. Nekbe’yle alay edebilmek ve böylece Nekbe’nin sürekli biçimde içimizde canlı tuttuğu o acıya hâkim olabilmek için, Huleyya’nın burada yaptığı gibi bir kurucu kavram olarak Filistinlilik ile dalga geçmek gerekiyor. Bu hürmet eksikliği, anlatımızı ayakta tutan temel direklerin dogmaya dönüşmemesi için elzem bir dürtüdür. Huleyya, Hayfa’da yaşayan ödüllü bir yazar; Filistin dışında fazla tanınmıyor. Arapça yazan ve yerleşimci devletin 1948’deki sınırları içinde yaşayan Filistinli yazarların kaderi çoğunlukla budur. Benim kendi ailemle yaşadığım deneyime benzer şekilde, Arap edebiyat âleminin, memleketlerinden hiç ayrılmamış olan Filistinlilerle bağları tarihsel olarak kopmuştur.

Nekbe

 

Annem üç yaş küçüktür Nekbe’den

Ama büyük müyük tanımaz

Her gün iki kez arşından indirir rabbini

Sonra da uzlaşır Abdülbasıt’ın tilavetiyle.

Miskin kadınlara tahammülü yok

Hiç ağzına almadı Nekbe diye bir kelimeyi.

Bir komşusu olsaydı Nekbe adında

“Gücümü kuruttun hayırsız komşu”

Diye çıkışırdı pervasızca.

Bir ablası olsa Nekbe adında

Ona bir tepsi hubbeyze[2] ikram eder

Ve susturuverirdi

Şikâyete devam ederse:

“Yeter ama, beynimi yedin,

Yalvardım mı sanki ziyarete gel diye?”

Kadim bir dost olsa o

Aptallığına tahammül eder mezara kadar

Sonra da hapsederdi bir çerçeveye

Göçüp gidenler duvarında

Ve ruhunu arındırırdı resmine bakıp

Sevdiği Türk dizisini izlemeye oturmadan önce.

 

Yaşlı bir Yahudi kadın olsa

Ziyaretine giderdi her Şabat

Ve kahkaha atardı latif İbranicesiyle:

“Seni fingirdek körpe hoppa.”

 

Ve şayet annemden küçük olsa Nekbe

Yüzüne tükürür ve şöyle derdi:

“Terbiyesiz, topla sokaktan sıpalarını!”

 

Türkçesi: Mehmet Hakkı Suçin


Musab Ebu Toha


Gazzeli şair Musab Ebu Toha’dan ve Gazze’deki Edward Said Kütüphanesi’nden, Amerikalı şair ve çevirmen arkadaşım Marilyn Hacker sayesinde haberdar oldum. Fakat Things You May Find Hidden in my Ear (“Kulağımda Saklı Bulabileceğiniz Şeyler”, City Lights Publishers, 2022) adlı kitabı aracılığıyla Ebu Toha’nın şiiriyle karşılaşmam bu yılbaşında New York’a yaptığım bir seyahatte, Brooklyn’deki Unnamable Kitabevi’nde mümkün oldu. Savaşı konu edinen şiirlerin çoğunlukla ticari saiklerle ilgi odağı haline getirilmesine her ne kadar kuşkucu yaklaşsam da, kitabı derhal satın aldım. Sonuçta, uzun zamandan beri en tatminkâr poetik deneyimlerden birini yaşattı bana bu kitap. Şair İngilizce yazıyor ve ABD’nin önde gelen üniversitelerinde eğitim görmüş. Bu savaşa kadar Gazze’de oturuyordu, sonra İsrail işgal kuvvetleri onu yakaladı ve uluslararası baskı sonucunda da serbest bırakmak zorunda kaldı; o da ailesiyle birlikte Mısır’da mülteci olarak yaşamaya başladı. Onun bu kitabından şiirleri eşime okumaya başladım, aldığım kitabı da New York’taki sevdiğim bir yazar arkadaşıma hediye ettim. Oslo’ya yanımda getirip bu güzel şiirleri kızıma da okuyabilmek için bir kitap daha aldım.

Musab Ebu Toha

Bu şiiri seçkinin bir parçası olarak seçmem ise Filistin için seslerini yükselten ve Filistin üzerine yazan Audre Lorde gibi şairlere saygımın bir gereği. Birkaç yıl önce, Lübnanlı entelektüel ve yayıncı Lokman Slim’in Güney Lübnan’daki İran destekli Hizbullah mensupları tarafından öldürülmesi vesilesiyle, Lorde’un burada Ebu Toha’nın üzerine çeşitlemeler yaptığı şirini Arapça çevirmiştim. Ebu Toha’nın bu şiire yaptığı atıf, Lorde’un ünlü şiirinin[3] sonunu sorguluyor ve sansür karşısındaki tavrı konusunda kıymetli bir içgörü sağlıyor. Ebu Toha’nın da ima ettiği üzere, bizler sansür karşısında sessiz kalmadık, sessiz bırakıldık, zira bizi sansürleyenlerin suç ortakları dinleme yeteneklerinden vazgeçtiler.

Tek Memleket İçin Bir Ayin

 

–Audre Lorde’un İzinden

Öteki tarafta yaşayanlar,

sizi görebiliyoruz, görebiliyoruz yağmurun

sizin (bizim) tarlalara, sizin (bizim) vadilere yağdığını ve süzülüp aktığını sizin “modern” evlerinizin çatılarından

(bizim evlerimizin tepesine kurulmuş olan.)

 

Güneş gözlüklerinizi çıkarıp buraya, bize bakabilir misiniz,

yağmur sularının sokaklarımızı nasıl da bastığına,

nasıl delik deşik olduğuna çocukların şemsiyelerinin

okul yolunda bastıran şiddetli sağanağın altında?

Gördüğünüz şu ağaçları bizim gözyaşlarımız suladı.

Meyve vermiyorlar.

Şu kırmızı güller kanımızdan alır rengini.

Ölüm kokuyorlar.

 

Bizi sizden ayıran şu nehir

bizi söküp atarken uydurduğunuz bir seraptan ibaret.

 

TEK MEMLEKET VAR!

 

Öteki tarafta duran sizler

bize ateş ederek, üzerimize tükürerek,

daha ne kadar duracaksınız orada, etrafınız nefretle çevrili?

Takacak mısınız o kara gözlüklerinizi,

artık onları çıkaramayacak hale gelene dek?

Yakında burada gözünüzün önünde olmayacağız artık.

Gözünüzü kırpmışsınız kırpmamışsınız, fark etmeyecek,

orada dikilmişsiniz dikilmemişsiniz, fark etmeyecek.

Nehrin karşısına geçmeyeceksiniz

daha çok toprak almak için,

kendi serabınızda yok olup gideceksiniz çünkü.

 

Ve biz öldüğümüzde,

kemiklerimiz büyümeyi sürdürecek,

erişip karışmak için köklerine zeytinlerle

portakalların, yüzmek için o güzelim Yafa denizinde.

Bir gün, siz burada olmadığınızda yeniden doğacağız biz.

Çünkü bu memleket bizi biliyor. Anamız o bizim.

Öldüğümüzde, onun rahminde uyuyoruz sadece

karanlık çekilip ortalık ağarıncaya kadar.

 

Artık burada OLMAYANLAR,

Biz ezelden beri buradayız.

Hep de konuşuyoruz, fakat siz

bizi hiç dinlemek istemediniz.

Türkçesi: Yasemin Çongar


Kemal Nâsır


Kemal Nâsır, Filistin uğruna mücadelesini silahla sürdürmek için fazla korkak olduğunu söylerdi. Onun tercih ettiği silah kalemiydi. 1924’te Gazze’de doğan, Ramallah yakınlarındaki Bi’r Zayt’ta yaşayan Nâsır, Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi’nden mezun oldu; kendisini gazeteciliğe ve siyasi eylemciliğe adamadan önce ilk başta Arapça öğretmenliği, sonra da avukatlık yaptı. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) İcra Komitesi’ne seçildi ve 1969’da FKÖ sözcüsü oluncaya dek örgütün enformasyon bürosunu yönetti. 10 Nisan 1973’te, Beyrut’taki Verdun Caddesi’nde –1999’da İsrail Başbakanı olan Ehud Barak’ın yönettiği– bir Mossad operasyonuyla öldürüldü.

Kemal Nâsır. Sağda Nâsır Ürdün'de Yaser Arafat ile bir basın konferansında. 1970.

Nâsır bu şiirinde, isimsiz bir şehirde bir soykırım saldırısını takip eden yürek parçalayıcı sessizliği tasvir ediyor. Genelde yapmadığı bir şeyi yapıp şiirine tarih atmış. Bu beni nispeten az bilinen bir katliamın bu şiirin tarihine denk düşüp düşmediğini araştırmaya yöneltti. Öyle bir katliama rastlamadım. 1948’de Filistin şehirlerinde tanık olduğu katliama ve imhaya mı atıf yapıyordu? Yoksa geleceğe ve bizim bugünümüze bakıp doğduğu şehrin nasıl da bir ölüm şehri haline getirileceğini mi öngörüyordu?

Yeşil Işık

 

Ölülerin şehrinde yürüdüm

Gölgemi çiğneyerek

Vatanımı sordum katledilmiş halkımı harabelere

Bu sessizlik bu uyku bu ürküntü

Gölge gölge uzanan bu solgunluk

Cesetler bağrına basıyor beni

Etrafımı sarıyorlar

Yürürken şehirlerinde.

 

***

 

Hayır, ey şehir

Hayat vermeye gelmedim

Kavuşturmaya da kimseleri

Dağ fare doğurdu müzakerelerin en büyüğünde

İş işten geçtinin oyun sahasında

Arsızlık kıldırdı cenaze namazını

Namertler oturuyordu uzlaşmazlığın masasında

Oturumları yönetenlerse sponsorlar ve arabulucular

Derme çatma bir masada… kırıntılara bakıyorlar

 

Oysa kimseyi doyurmayacak kırıntılar

Kırıntılar, kimseyi doyurmayacak.

 

***

 

Ölülerin şehrinde yürürken

Gölgemin üzerine bastım

Vatanımı sordum halkımı

Yerle bir harabelere, hayata

Fakat her şeyi ölü buldum.

 

***

 

Ölülerin şehrinde yürürken

Tenim yorgundu

“Ben”im yaralı

Acizliğin kibri yetişemedi kurtuluş kervanına

Bir tayf gördüm yokluğu yok ediyordu

Bir ışık huzmesi gibi süzüldü toprağa

Yürüdüm arkasından

Hayatın içinden geçerken buldum kendimi

Yürüdüm iman gibi ölülerin şehrinde

Var oluşla, dolup taştım umutla

Bir çocuk gördüm o anda… daha bir yaşında.

 

15.10.1965

 

Türkçesi: Mehmet Hakkı Suçin


Darin Tatur


Nasıriye doğumlu Darin Tatur 11 Ekim 2015’te bu şiiri yazdığı için gözaltına alındı, şiddet kışkırtıcılığı ve terör örgütü üyesi olmakla suçlandı. Üç yıl süreyle nezarette tutulmakla ev hapsi arasında gidip geldi; ta ki uluslararası baskı sayesinde nihayet serbest bırakılıncaya dek. İsrail savcıları davayı saçma bir şekilde, (bir yığın edebiyat profesörünü de işin içine katarak) Tatur’u bir şair olarak itibarsızlaştırmak üzerine kurmuşlardı. Filistinli-Amerikalı şair Nur Hindi’yi, “Sikmişim Sanat Konferansını, Benim Halkım Ölüyor” başlıklı ünlü şiirini yazmaya sevk eden de bu davaydı. Birçok başka yerleşimci yönetimler ve sömürgeci güçler gibi, yerleşimci devlet de halkın kendisini savunma hakkı söz konusu olduğunda donup kalıyor. Bu hakkın varlığını teslim etmek, bir halkı mücadeleyle karşılık vermeye yönelten koşulların varlığını kabul etmekle aynı anlama geliyor. İsrail toplumunun bugün böyle bir gerçeği tanıyamayacak kadar radikalleşmiş olduğu aşikâr. Bu da Filistinlilere direnmekten başka çare bırakmıyor, zira kendimizi tehlikeye atarak gerçekleştirdiğimiz bu eylemlerle kendimize dönüyoruz biz. Direniş yoluyla Filistinli oluyoruz, bizi kurbanlaştıran baskı mekanizmalarını reddederek halk oluyoruz. Şiiri Darin Tatur’un kendi sesinden şurada dinleyebilirsiniz.

Darin tatur

Diren Halkım

 

Diren ey halkım, diren onlara

Diren ey halkım, diren onlara

Kudüs’te yaralarımı sardım

Acılarımı Allah’a gönderdim

Ruhumu avucuma koydum

Halkımın Filistin’i uğruna

Hayır diyeceğim “barışçıl çözüm”e

Bayraklarımı indirmeyeceğim

Çıkarana kadar sizi vatanımdan

Ve diz çökene kadar gelecek bir zamana

 

Diren ey halkım, diren onlara

Diren Yerleşimcilerin soygununa

Şehitlerin kervanına sen de katıl

Utancın anayasasını parçala

Bize zilletten başka bir şey vermeyen

Ve alıkoyan hakkımızı almaktan

 

Diren ey halkım, diren onlara

Onlar ki yaktılar masum çocukları

Göz göre göre vurdular Hedil’i

Katlettiler güpegündüz

Diren ey halkım, diren onlara

Diren sömürgecinin çirkefliğine

Kulak verme bizi barış vehmine bağlayan

O kuyruklara

Korkma halkım dilinden Mirkava’nın

Ondan daha güçlü yüreğindeki hak

Direndikçe var olacaksın

Hayat bulacaksın kavga ettikçe

İşte sesleniyor Ali de sana:

Diren ey halkım, diren devrimci

Sensin adımı tütsülere yazacak olan

Sensin verilmiş cevap kopmuş organlarıma

Diren ey halkım, diren onlara.

 

Türkçesi: Mehmet Hakkı Suçin

 

 

RANA ISSA:

Norveç’te yaşayan Filistinli yazar, çevirmen Rana Issa aynı zamanda sürgündeki Arap kültürel üretimini yaygınlaştırma amaçlı masahat.no platformunun kurucusu ve sanat yönetmeni. Issa’nın son kitabı The Modern Arabic Bible: Translation, Dissemination and Literary Impact, Edinburgh University Press tarafından 2023’te yayımlandı. Rana Issa’nın ilk olarak ‘internationale dergisinde yayımlanan bu yazısının Türkçe çevirisini kendisinin özel izniyle K24’te yayımlıyoruz.

ÇEVİRİYE DAİR:

Yazıyı ve yazıda yer alan şiirlerden Musab Ebu Toha’nın “Tek Memleket İçin Dua: Audre Lorde’un İzinden” şiirini İngilizce aslından Yasemin Çongar çevirdi. Yazıda yer alan diğer tüm şiirleri Arapça asıllarından Mehmet Hakkı Suçin Türkçeye kazandırdı.

Filistin şiirini dünya okuruna ulaştırma çabasındaki herkesin emeğine büyük saygı duymakla birlikte, bu metindeki şiirleri yazının İngilizce baskısı için Arapçadan İngilizceye tercüme eden çevirmenlerin isimlerine ve Rana Issa’nın o çevirmenlerden söz ettiği bölümlere, Türkçe metinde bir karşılığı olmadığından yer vermedik. Şiirlerin Arapça asıllarını bize ulaştıran Rana Issa’ya müteşekkiriz.

NOTLAR:

[1] İsrail’in Gazze saldırısında ölen on binlerce masum insan arasında oldukları şu âna kadar tespit edilebilen Filistinli şairler şunlar:

Hibe Ebu Neda, Ömer Ebu Şaweş, Rifat El Arir, Abdül Kerim Haşhaş, İnas el-Saka, Cihad El-Mesri, Yusuf Dawas, Şüheda El-Bühbehan, Nur el-din Haccac, Mustafa El-Sawwaf, Abdullah El-Akad, Said El-Daşhan, Muhammed Abdülrahim Salih, Selim El-Neffer.

[2] Doğranmış ebegümeci yaprağına zeytinyağı, sarımsak ve tuz karıştırılarak pişirilen bir halk yemeği.

[3] Audre Lorde’un söz konusu şiiri “A Litany for Survival” (Hayatta Kalmak için Bir Ayin) başlığını taşır. Bu şiirin Türkçeye Özgün Özçer tarafından yapılmış çevirisini, Özçer’in K24’te Lorde hakkında yazdığı kapsamlı yazıda bulabilirsiniz.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Darin Tatur
  • Filistin direnişi
  • Filistin şiiri
  • Hibe Ebu Neda
  • Kemal Nâsır
  • Musab Ebu Toha
  • Necvan Derviş
  • Şeyya Huleyya

Önceki Yazı

VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 43

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Ahlak / Demokrasi ve Toplumsal Hareketler / Kapitalizm Tarihi İçinde Sosyal Politika / Nadir Metaller Savaşı / Psikanaliz ve Devrim / Sahicilik / Sıfıra Yükselmek / Şedit Arzu / Yeni Karanlık Yüzyıl / Zihnin Tiyatroları

K24

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Edebiyatın “biz” duygusu

“Filistinli kadın yazarların romanlarını okurken bilinmeyen bir tarihin ve bitmeyen bir zulmün ağırlığı altında kalan edebiyatın kendi imkânlarını yaratma yollarını not etmeye çalıştım...”

YASEMİN ÇONGAR
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist