Haftanın vitrini – 43
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Ahlak / Demokrasi ve Toplumsal Hareketler / Kapitalizm Tarihi İçinde Sosyal Politika / Nadir Metaller Savaşı / Psikanaliz ve Devrim / Sahicilik / Sıfıra Yükselmek / Şedit Arzu / Yeni Karanlık Yüzyıl / Zihnin Tiyatroları
Ahlak: İyinin ve Kötünün İcadı
Metis Yayınları
Ekim 2024
368 s.
İyi ve kötü nedir? Neyi yapmalı, neyi yapmamalıyız? Ahlakın temelini oluşturan bu sorular her dönemde insanların zihnini meşgul etti. Peki ahlak nasıl ve hangi koşullarda doğdu? Tarih boyunca ahlak anlayışımız nasıl değişti ve çeşitli toplumlarda nasıl farklılaştı? Kültürel ve teknolojik gelişmeler ahlaki evrimi nasıl etkiledi? Bugün tanık olduğumuz ahlaki kutuplaşmanın kaynağı ne? Günümüzün ahlaki krizlerini geçmişin ışığında nasıl yorumlayabiliriz?
Hanno Sauer bize ahlakın hikâyesini anlatıyor.
Uzun bir hikâye bu, çünkü bizim için önemli olan her şeyle ilgili: değerlerimizle, ilkelerimizle, kimliğimizin kaynaklarıyla, toplumumuzun temelleriyle, birliktelik ve karşıtlıkla, yargılamanın ve yargılanmanın her iki tarafıyla ve ne kadar hızlı taraf değiştirebildiğimiz gerçeğiyle.
Hikâyemiz Doğu Afrika’daki henüz insan olmayan ilk atalarımızdan başlayıp, çağdaş dünyanın metropollerinde kimlik, eşitsizlik, baskı ve şimdiki zamanı yorumlama ayrıcalığı hakkında sürdürülen güncel çevrimiçi çatışmalara kadar insanlığın temel ahlaki dönüşümlerinin izini sürüyor. Toplumumuzun çağlar boyunca nasıl değiştiğini, değerlerimize ve normlarımıza paralel olarak yeni kurumların, teknolojilerin, bilgi birikimlerinin ve ekonomi biçimlerinin nasıl geliştiğini anlatıyor ve bu değişimlerin her birinin birden fazla veçhesi olduğunu söylüyor.
Demokrasi ve Toplumsal Hareketler:
Neoliberalizmin Ötesinde Demokrasiyi Yeniden Düşünmek
Fol Kitap
Ekim 2024
144 s.
En eski siyasi tartışma konularından biri olan demokrasi birçoklarının gözünde bugün ağır bir krizde. Piyasaların demokrasiyi güçlendireceği inancı üzerine kurulu neoliberal düzenin egemenliğini ilan ettiği 21. yüzyılın ilk çeyreği bunun emareleriyle dolu. Devlet ve piyasayla iç içe büyük yapılar siyaset sürecinin ana kurumları hâline geliyorlar. Piyasanın doğruları siyasetin temel belirleyicisi hâline geldikçe halkın yönetimi ve siyasete müdahalesi sandığa ve seçimlere indirgeniyor. Siyasi gücü devrettiği yapıların hâkimiyeti bireyi ele geçiriyor ve bireyler kendi hayatlarını şekillendiren süreçlere müdahale edemez hâle geliyorlar. Siyasetten koparılan bireyler sağda ve solda çareyi popülist ve aşırılıkçı yaklaşımlarda, partilerde, otokratlarda arıyorlar. Avrupa’nın bugünkü siyasi manzarası bunun çarpıcı bir örneğini teşkil ediyor.
Bu şartlar altında demokrasi bugün ne anlama geliyor? Halkın yönetimini var eden usuller ve ilkeler bugün neden yetersiz görülüyor? Demokrasi bir teknik mi yoksa siyasi bir ilke mi? 21. yüzyılda insanların siyasi sürecin asıl özneleri olarak siyasete geri dönmeleri nasıl sağlanabilir? Arap Baharı, İşgal Et Hareketi, Haziran Günleri, Siyahların Hayatı Değerlidir, Sarı Yelekliler ve Lübnan Çöp Eylemleri gibi kitlesel toplumsal hareketler bugün demokrasinin neresinde yer alıyor? Bu kitapta Yavuz Yıldırım, demokrasinin bugün ne anlama geldiğini, nasıl yorumlandığını, hangi yeni sıfatlarla tartışıldığını işte bu ve benzeri somut ve güncel sorular ve örnekler üzerinden ele alıyor. Demokrasinin mevcut koşullarda kendini nasıl yeniden ürettiğini, nasıl şekil değiştirdiğini sorguluyor ve neoliberal kıskaçtan kurtulmanın olanağını irdeliyor.
“Her ne kadar ‘kapitalistlerin hayvani içgüdülerini evcilleştirmek’ artık politika hedefleri arasında yer almıyor olsa da, neoliberal dönemde sosyal politikaya verilen önemin azalmamış olması toplumun artık kendini korunmadığını söylememize pek imkân vermiyor.”
Kapitalizm Tarihi İçinde Sosyal Politika, kapitalizmin tarihsel seyri içinde, sosyal politikanın oluşum ve değişimlerinin izini sürüyor. Kitap, sosyal politikanın tarihini yeniden düşünme girişimi olduğu kadar, arka planda, liberalizme, sosyalizme, muhafazakârlığa, demokrasiye, eşitlik talebine, devlet fikrine vb. dair bir düşünce tarihi çalışması, aynı zamanda.
Ayşe Buğra, 16. yüzyıldan günümüze, sosyal politika deneyimlerinin eleştirel bir değerlendirmesini yapıyor: Sadaka rejiminin düzenlenmesinden yeni yoksulluk yasalarına, hayırseverlik pratiklerine, işçi sınıfının mücadelesine ve kazanımlarına, refah devleti uzlaşmasının yarattığı kurumlara ve neoliberalizmin yol açtığı yeni çalışma ve yeni yoksulluk biçimleriyle baş etme çabalarına – bu arada Covid-19 pandemisi ve Ukrayna savaşı gibi global olayların etkilerine… Sosyal politikanın oynadığı dönüştürücü rolün tarihsel önemini hatırlatan bir kitap.
Nadir Metaller Savaşı:
Enerji Geçişinin ve Dijitalleşxmenin Karanlık Yüzü
çev. Alp Tümertekin
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ekim 2024
296 s.
“Yenilenebilir” diye bilinen kaynaklardan enerji sağlamak ve teknolojik ürünlerin imalatı için kayalarda ve diğer yaygın metallerin içinde eser miktarda bulunan nadir metallere muhtacız. Cep telefonları, bilgisayarlar, elektrikli araba motorları, jet uçakları, uydular, rüzgâr türbinleri, güneş panelleri bu nadir metaller olmadan imal edilemez. Öte yandan, bu metallerin çıkarılması sağlığa ve çevreye zararlı kimyasalların kullanıldığı, hiç de yenilenebilir olmayan son derece enerji yoğun bir süreç.
Kısa sürede çoksatar haline gelen ve on bir dile çevrilen kitabında Guillaume Pitron bu hammaddelerin tedarikini sağlamanın jeopolitik, ekonomik, çevresel ve toplumsal etkilerini ortaya koyuyor. Küresel iklim krizinin daha “yeşil” bir küresel enerji üretimiyle çözüleceği varsayımına meydan okuyan kitap aynı zamanda, bir düzine ülkede altı yıl boyunca yapılan araştırmalara dayanan titiz bir araştırmacı gazetecilik örneği.
Psikanaliz ve Devrim:
Özgürleşme Hareketleri için Eleştirel Psikoloji
çev. Ayçe Feride Yılmaz, Baran Şengül, Eda Kaya, Müyesser İrem Temel, Pelşin Ülgen Kurtul, Y. Can Derdiyok
Ayrıntı Yayınları
Ekim 2024
160 s.
Freud, psikoloji dünyasıyla eleştirel ve şüpheci bir ilişki içindeydi. O, psikolojiyi, nesnel bir biçimde bilinebilecek; belirli, gerçek, tamamen açık ve her insanda her zaman aynı olabilecek bir olgu olarak görmedi. Bütün bunlar, Freud’un insan acısının doğasının tarihsel bağlamına ve acının diyalektik bir sürecin içinde kendini semptomlarda gösterdiğine dair değerli çıkarımlar yapmasını sağlamıştır. Bu çıkarımlar aynı zamanda kavrayış ve özgürleşme arasındaki ilişkiye de ışık tutmaktadır.
Tarihi ve psikanalizi sevsek de sevmesek de tarihin kendisi mevcut düzeni alaşağı etme girişimlerinin ve bunların yenilgilerinin tekrar ettiği bir süreçtir. Bir kalemde yinelemeyi bırakıp başarılı olamayız; çünkü tarihi kendi seçtiğimiz koşullarda yazamayız. Verili koşullar içerisinde ve sömürücü yabancılaştırıcı üretim ve tüketim koşullarını oldukları yerde tutan farklı baskı örüntülerine göre hareket ederiz. Bu örüntülerin çok önemli bir işlevi vardır ki o da hayati gereksinimler olan kolektif öz-örgütlenmelerin inşasına engel olmaktır.
Bu manifesto özgürlük hareketleri için, daha iyi bir dünya için hazırlandı. Günümüzün baskıcı, sömürücü, yabancılaştırıcı gerçekliğiyle mücadele eden birey ve gruplara hitaben ve onlar için yazıldı. Bu manifesto bugünkü yaşamın sefil dış gerçekliği ve adına “psikoloji”miz denebilecek, derinlerde “içimizde” olduğunu hissettiğimiz, sıklıkla gerçekliğe teslim olan ya da umuyoruz ki ona isyan eden “içsel” yaşamlarımızın karşılıklı ilişkisi üzerinedir.
Sahicilik
Kıraathane Kitapları
Ekim 2024
304 s.
İki değerli yazar sahicilik kavramının kendileri için taşıdığı anlam ve bu kavramın hayatın içinde açtığı yollar üzerine, İstanbul Edebiyat Evi’nde baş başa dört buluşmayla başlattıkları diyalogu başka buluşmalarla genişlettiler. 2021’de başlayan bu birlikte çalışma sırasında sürekli düşünme egzersizi yaptılar ve konuşa konuşa kapsamlı bir ortak metin ürettiler. Yapılan güncelleme ve eklerle metin okuyacağınız şekline kavuştu.
Hepimizi sahicilik üzerine daha fazla düşünmeye davet etmesini umduğumuz bu metni Kitap Stüdyosu’nun ikinci kitabı olarak sunmaktan mutluluk duyuyoruz.
Sıfıra Yükselmek:
Erkekliğin Kültürel İnşası ve Karşı Mücadele Üzerine
Dipnot Yayınları
Ekim 2024
280 s.
Bu çalışma, özgür toplumsallaşma yolculuğunda atılması gereken bir ilk adıma, tarih boyunca göz önünde olan ve toplumsal yaşam üzerinde ağır bir yük oluşturduğu halde çoğunlukla görmezden gelinen “bildik” bir konuya, erkeklik kültürüne mercek tutuyor.
Şedit Arzu:
İmparatorluk'tan Cumhuriyet'e Mehmet Rauf Edebiyatı
Everest Yayınları
Ekim 2024
408 s.
Şedit Arzu: İmparatorluk'tan Cumhuriyet'e Mehmet Rauf Edebiyatı, ilk metinlerinden son metinlerine, edebiyat eleştirilerinden mensur şiirlerine, tiyatrolarından hikâye ve romanlarına, yayıncılık faaliyetlerinden otobiyografik metinlerine Mehmet Rauf külliyatını güncel, disiplinlerarası ve karşılaştırmalı yaklaşımlarla çok boyutlu biçimde yeniden değerlendirmeyi amaçlayan on beş incelemeden oluşuyor. Bu incelemeler, ağırlıklı olarak Servet-i Fünun Dönemi yazarı olarak anılsa da 1931’deki ölümüne değin edebiyat ve yayıncılık dünyasının içinde yer alan Mehmet Rauf'u edebiyat ve kültür tarihi içinde yeniden konumlandırmaya çalışıyor. Bir yandan Mehmet Rauf edebiyatına dair yeni ve özgün okumaların peşine düşerken, bir yandan da bu edebiyatın içinde üretildiği farklı dönemlerin toplumsal ve kültürel atmosferini farklı açılardan yeniden düşünmeyi öneriyor. Şedit Arzu: İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Mehmet Rauf Edebiyatı’nın bundan sonraki Mehmet Rauf çalışmaları için ufuk açıcı bir kaynak haline gelmesi; modern Türk edebiyatının farklı dönemlerine ve farklı türlerine dair yeni tartışmaların önünü açması; toplumsal cinsiyet, milliyetçilik, modernlik, duygular tarihi, yayıncılık gibi birçok alanda yeni çalışmalara ilham vermesi dileğiyle…
Yeni Karanlık Yüzyıl: Bitmeyen Savaş
Doğan Kitap
Ekim 2024
248 s.
“Yeni bir karanlık devrin önünün iyice açıldığı bir dönemdeyiz. Uzun geçecek yirmi birinci yüzyılın ʻkaranlık bir yüzyılʼ olma ihtimali yüksek görünüyor. Tam da bu nedenle dünyada olan bitenlere not düşmek her zamankinden daha önemli.”
Soğuk Savaş, aslında İkinci Dünya Savaşı’ndan daha önce başlamıştı ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla da sonlanmadı. Günümüzde hâlâ devam ediyor. Rusya-Ukrayna Savaşı bize bu gerçeği tüm açıklığıyla gösteriyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle hegemonyasını ilan eden ABD ve neo-liberal politikalar, bir kez daha saldırıya geçip savaştan beslenmeye, savaşı körüklemeye devam ediyor. Soğuk Savaş’ı aratmayan bir kesinlik ve tarafgirlikle, her savaşta olduğu gibi bu savaşta da bir taraf seçmemizi, bir tarafı desteklerken savaşı da desteklememizi bize dikte ediyor.
Zihnin Tiyatroları:
Psikanalitik Sahnede Yanılsama ve Hakikat
çev. Anjelika Şimşek
Sfenks Kitap
Ekim 2024
288 s.
Zihnin Tiyatroları, farklı psikopatolojik olguları derinlemesine inceleyen bir eserdir. Klasik psikanalizi çağdaş nesne ilişkileri kuramıyla birleştirerek, çeşitli hasta gruplarının psikanalitik keşfi sırasında ortaya çıkan ana çatışmalar ve tipik psikodinamik örüntüleri kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Tiyatroyu merkezi bir metafor olarak kullanarak, içselleştirilmiş nesne ilişkilerinin bilinçdışı içsel temsillerini, kelime temsilleri ve duygusal yatırımlarla birlikte Zihnin Normal Tiyatrosu olarak değerlendirmektedir. Bu kavramı kullanarak, içsel ruhsallıkta, semptomlarda ve terapötik aktarımda zorlayıcı senaryoların nasıl canlandırıldığını kavramsallaştırıyor. Ayrıca, daha önceki çalışmalarındaki sapkınlığın psikodinamiği üzerine geliştirdiği teoriyi genişleterek, sapkın bir yapıya yol açabilecek önemli gelişmeleri ve bu tür gelişmelerin ağır karakter bozukluklarına neden olabilecek yönlerini karşılaştırmaktadır.
McDougall, alternatif kuramlar üzerinde tartışmak yerine, farklı yaklaşımların klinik geçerliliğine odaklanmaktadır. Teorilerini doğrudan klinik vakalarla ilişkilendirerek, nesne ilişkileri perspektifinin klasik dürtü kuramıyla nasıl uyum içinde olduğunu ortaya koymaktadır.
Zihnin Tiyatroları, donuk karakter yapıları ve psikosomatik hastaların karmaşık düşünme biçimlerinin, psikanalitik keşif süreci aracılığıyla içsel çatışmalara nasıl dönüştüğüne dair çarpıcı örnekler sunar. McDougall’ın belirli bir kuramı savunmaktan çok, klinik deneyimlerinin derinliğini aktarmaya yönelik çabası ve klinik deneyim ile teori arasında gidip gelmesi, bu eseri oldukça çekici kılmaktadır.
Önceki Yazı
Vuslat Çamkerten ile söyleşi:
“Göz alıcı, kıvrak, oynak, deli bir pelerin!”
“Benim için önemli olan okuru içinde ilerlemeden yapamayacağı bir koridora sokmak. Merkezi kaybetmeden ışığa doğru yürütmek. Sezgiler, çağrışımlar, olaylar yoluyla ipuçlarını toplayarak işin içine, oyuna katılmasını sağlamak. Bunu tasarlamak zaman alıyor ama üstüne çalışmak çok zevkli.”
Sonraki Yazı
“Biz ezelden beri buradayız!”
Norveç’te yaşayan Filistinli yazar, çevirmen Rana Issa’nın, şiiri başlı başına bir direniş aracı olarak gören yaklaşımla diyalog halinde, 1940’lardan ve Nekbe günlerinden 1970’lere ve bugüne kadar uzanan bir süreçte Filistin topraklarında yaşayan şairlerin yazdığı şiirlerden yaptığı kişisel bir seçki.