• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Bir zaman haymatlosunun

Hacim Hesabı Üzerine

“Ulysses'in tek bir günü –16 Haziran 1904’ü– olağanüstü bir yoğunlukla anlatmasından çok etkilenen Balle, 'Bir gün nasıl bu kadar hacimli olabilir?' diye düşünmeye başlar. Joyce için bu sorunun cevabı bir günü bütün bir dünyaya dönüştürmektir, Balle içinse tek bir günü birçok kez yeniden yaşatmak.”

Romanın 3. cildinin İngilizce baskısının kapağından ayrıntı (solda) / Solvej Balle, fotoğraf: Sarah Hartvigsen Juncker (sağda).

SÜHEYLA TOLUNAY İŞLEK

@e-posta

DENEME

24 Eylül 2026

PAYLAŞ

“Hayat geriye doğru anlaşılır, fakat ileriye doğru yaşanır”[1] cümlesi anonim bir deyiş olarak adlandırılsa da aslen Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard’ın 1843 tarihli günlüğünde yer alan sözlerinden biriymiş.[2] Peki ya gün gelir de zamanda ileriye doğru gidilemezse? Tekrar tekrar aynı güne uyanılır, hiçbir çıkış yolu bulamadan, keyfi, anlaşılmaz ve insanı içine hapseden bir evrenin içinde sıkışıp kalınırsa?

Bu çok bilinen zaman döngüsü anlatı kalıbı, Danimarkalı yazar Solvej Balle’in 2025 Uluslararası Booker Ödülü’nün kısa listesine kalan romanı Hacim Hesabı Üzerine’nin[3] de fikirsel omurgasını oluşturuyor. “Her akşam on sekiz kasımda misafir odasındaki yatağa giriyor, her sabah yine on sekiz kasımda uyanıyorum” diyor romanın ana karakteri Tara. Evdeki seslerin ve günlerin kaydını tutuyor. Roman zaten biçimsel olarak Tara’nın farklı uzunluklardaki, günlükleri andıran kesintili metinlerinden oluşuyor. Hacim Hesabı Üzerine –en başta da yazarı tarafından– zaman döngüsü anlatı formunu kullanması açısından Groundhog Day filmiyle (Harold Ramis, 1993) birlikte anılıyor. Zira Balle’in romanında bir zaman döngüsü içinde sıkışıp kalmış, durmaksızın aynı günü yaşayan antika kitap satıcısı Tara gibi Groundhog Day’de de her sabah iki şubata uyanan hava durumu spikerinin (Bill Murray) bu garip durumla başa çıkma çabaları işleniyor. Bu benzerlik hakkında kitabın yazarı Balle şöyle diyor:

Kitabım aslında sıradan bir zaman döngüsü hikâyesinden başka bir şey değil: Tara Selter adlı bir kadın, on sekiz kasım gününe hapsoluyor. Bir bakıma, bu hikâyeyi anlatmak istememiştim. Fikir aklıma 1987’de geldi ‒muhtemelen ilk kitabımı yazdıktan sonra, zaman üzerine bazı düşüncelerin o sıralar okuduklarımla birleşmesinden doğmuştu‒ ama üzerinde ne kadar çok düşündüysem, fikir bana o kadar aptalca gelmeye başladı; Hollywood komedisi Groundhog Day çıktıktan sonra bu duygu daha da güçlendi. Fikirden kurtulmaya çalıştım ama dönüp dolaşıp yeniden karşıma çıkıyordu. Sonunda, bundan kurtulmanın tek yolunun onu yazmak olduğunu fark ettim.[4]

Kitapta Balle’in iç sesi olarak karşımıza çıkan ana karakter Tara, zaman üzerindeki hâkimiyetini biraz olsun yeniden hissetmesini sağlayan tek şeyin yazmak olduğunu şöyle ifade ediyor:

Yazmaya başladım. Zaman bozulduğu için. Kitaplıkta bir koli kâğıt bulduğum için. Hatırlamaya çalıştığım için. Zira kâğıt hatırlıyor. Cümlelerde belki şifa vardır.[5]

Paramparça olmuş zamanla baş etme yöntemi olarak, popüler zaman döngüsü anlatıları döngünün sırf irade gücüyle kırılmasını ya da iyilik yaparak bunun üstesinden gelinmesini beklerken, Balle bu tür çözümlerin yanına bile yaklaşmayıp romanın yapıcı öğesi olan tekrarlanma olgusunu felsefi açıdan sorgulamayı tercih eder. Zaten Balle’in geçmişine bakınca, tüm kariyeri boyunca edebiyatla felsefeyi bilinçli biçimde birleştirmiş bir yazar olduğu görülür.[6] Edebiyat eğitimine başladıktan kısa bir süre sonra felsefe eğitimi de alan yazar, 2018 yılında bir ‘felsefi ehliyet’ olarak gördüğü felsefe yüksek lisansını elli altı yaşında tamamlar.[7] Yedi ciltlik bir seriden oluşan Hacim Hesabı Üzerine’nin ortaya çıkışı ve hatta adı, Balle’in yirmili yaşlarındayken Ulysses’e duyduğu hayranlıktan doğar. James Joyce’un romanının tek bir günü –16 Haziran 1904’ü– olağanüstü bir yoğunlukla anlatmasından çok etkilenen Balle, “Bir gün nasıl bu kadar hacimli olabilir?” diye düşünmeye başlar.[8]

Joyce için bu sorunun cevabı bir günü bütün bir dünyaya dönüştürmektir, Balle için tek bir günü birçok kez yeniden yaşatmak. Böylece ana karakterini oldukça uzun sürecek ve giderek genişleyecek bir on sekiz kasım evrenine hapseder ve serinin temelleri atılmaya başlanır. On üç yıl sonra ilk kitap 2020’de Danca yayımlanır. Sürecin bu kadar uzun sürmesi hakkında Balle, “Başkahramanın gelişmesini beklemem gerekti; sanırım onu anlayabilmek için benim de yaş almam gerekiyordu” der.[9] Bu süre zarfında Epikuros’la ve kuantum fiziğiyle uğraşmayı da ihmal etmez.

Leyla Tamer’in Türkçeye çevirdiği ve İş Bankası Yayınları’ndan çıkan serinin ilk cildi, zaman kavramı üzerine yapılan tefekkürün ve iç monologların olay örgüsünü oluşturduğu bir yapıya sahip. Ana karakter Tara, hafızasında birbirine karışmaya başlayan on sekiz kasım günlerini ancak 121. on sekiz kasım gününde yazmaya başlar. Öncesinde zihnini toparlaması, hafızasını geri çağırması, geçmiş 120 günü hatırlayıp aklına gelen ayrıntılar arasında örüntüler bulması gerekir. Tara yazdıkça delirmemenin yolunu bulmuş ve düzlüğe çıkmış gibidir:

Hafızam harıl harıl çalışadursun, beynim bir dizi tıpatıp aynı günün seslerini bir araya getiriyordu (…) Veriler insan müdahalesi olmadan işleniyordu adeta. Beynin bazı kısımları sürekli çalışıyordu, süregiden bir inşaat alanı gibi: Neredeyse canımı acıtan, günü parça parça eden, yarıklardan bilgiler çıkarıp bunlardan bir düzen, yeni bir evren kuran bir faaliyetti bu.[10]

Solvej Balle
Hacim Hesabı Üzerine
1. Cilt
çev. Leyla Tamer
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ağustos 2025
3. baskı
144 s.

Camus’nün Yabancı’sındaki ana karakter Mersault’nun hücrede birbirinin neredeyse aynı olan günlerde hayatında bugüne dek yaşadığı durumları hatırlaması ve bu hatırlama faaliyeti sayesinde sonsuza dek sıkılmayacağını söylemesi geliyor aklıma. Zaman hapishanesinde sıkışıp kalan Tara da, tıpkı Mersault gibi, her şeyin normale döndüğü bir zamana uyanamayacağını hisseder:

“On yedisinden çok uzaklaştım, on dokuzunu ise bir daha görebilecek miyim bilmiyorum” der ve 121. kez yaşadığı on sekiz kasımda not tutmaya başlamak, hatırlamak, düşüncelerini yazmak sağaltır Tara’yı. Kendi deyimiyle “günü toparlar, güne tadilatlar yapar, belki başka bir zamana hazırlar kendini, belki de zaman anlayışını değiştirir”. Zira bir önlem alması gerekir; sağlam zemin ayağının altından kaymıştır ve artık dünyada hiçbir şey beklediği gibi devam etmeyecektir. Ne kadar tanıdık, değil mi? Depremler, ölümler, pogromlar, kayıplar sonrasında da dünya insan için sabitliğini kaybetmez mi? Balle de “her şeyin aniden değişebileceği, asla beklemediğimiz, imkânsız sandığımız şeylerin bile mümkün olduğu” gerçeğini, zamanı on sekiz kasım tarihinde sabitlenmiş bir anlatı aracılığıyla anlatır. “Hiçbir garanti yok,” der, “gündelik yaşamda emin olduğumuz her şeyin arkasında olası görünmeyen istisnalar, ani çatlaklar, akıl almaz müstesnalıklar var.” Aslında garip olan, bizim bu çatlaklara rağmen, hiçbir şey olmamışçasına hayata devam edebilmemizdir ve tam da bu yüzden “garipliği görmemize rağmen, yaşam kendini olağandışı, öngörülmez, acayip, yani esasen olduğu gibi gösterdiğinde sersemliyoruz”.[11] Zamansal dengesizlikler, müphem durumlar ve tutarsızlıklarla karşı karşıya kalan Tara için bir acil durum planı olarak başvurduğu hatırlama ve yazma eylemi ona bir süre sonra tekrarların farklarını görünür kılar. Zira on sekiz kasımın her tekrarında daha önce fark etmediği ayrıntıları fark eder ve bu noktadan sonra Balle’in kitabında Kierkegaard’cı leitmotive’ler öne çıkmaya başlar. Kaygı, melankoli, özgürlük, irade kavramları roman boyunca tekrarlayan motifler olsa da, varoluş hareketi aslen tekrarlanmalar vasıtasıyla aktarılmaya başlanır.

Bana kalırsa, Balle’in romanı Søren Kierkegaard’ın Tekerrür’üyle, din meselesini bir yana bırakırsak, aşk ve varoluş başta olmak üzere pek çok düzlemde düşünsel bir yakınlık taşır. Kierkegaard’ın 1843’te kaleme aldığı, yarı otobiyografik bir felsefi kurgu olan Tekerrür, ilk okuyuşta değişken varsayımlarıyla okuru sersemleten, ancak yeniden okundukça daha anlaşılır hale gelen bir metin. Her şeyden önce, Kierkegaard’ın ana karakter olarak seçtiği Constantin Constantius’a karşılık beklemeksizin mektuplar yazan Adsız Genç’in, “Benim başıma bir şey gelmedi mi, bütün hepsi bir kaza değil mi? Tüm benliğimin bir değişiklikten geçeceğini, başka bir insan olacağımı önceden bilemez miydim? Ruhumda belirsizce yatan bir şey mi ortaya çıktı acaba?”[12] soruları, Tara’nın yaşadığı zamansal kırılmanın, tek dayanak noktası olarak gördüğü eşi Thomas’ın onu artık anlayamamasının ya da aslında dünyadaki herhangi başka hiç kimsenin onun sıkıntısını paylaşamamasının yol açtığı kaygılara benzer kaygılar olarak okunabilir.

Her ne kadar Tara, “Kaderin insafına mı terk edildim?” diye soran Adsız Genç kadar hezeyanlara kapılmayıp başına geleni sakince anlamaya çalışsa da, ikisinin de başlarına geleni kabullenmekte yaşadıkları güçlük ortaktır. Üstelik, kaybolma olasılığı olan kitaplarını yastığının altına koyan Tara gibi, Kierkegaard’ın Adsız Genci de “bir çocuğun sabah uyandığında dersini unutmadığından emin olmak için kitabını yastığının altına koyması”[13] gibi korur kitabını. Ne de olsa, kitaplar zamanın dışında kalabilen; geçmişi, başka hayatları ve başka zamanları taşıyan nesneler değil midir? Gelgelelim, tekerrürü var olma hareketi olarak tanımlayan Kierkegaard’ın metninde, anlamlandırma arzusunun anlatıdaki asıl sahibi yaşlı Constantin Constantius’tur. “Tekerrürü seçen hayatı yaşar,” der kitabın başlarında, “kelebek kovalayan bir oğlan çocuğu gibi öteye beriye koşuşturmaz ya da dünyanın görkemli güzelliklerini görmek için ayak uçlarında kalkıp durmaz.”[14]

Søren Kierkegaard, Luplau Janssen 1902. Wikipedia

Constantin Constantius karakterinin bu görüşü metin boyu değişip dönüşür, farklı yönlere gider ve okuru belli aralıklarla bir soru girdabına sokar; tıpkı Hacim Hesabı Üzerine’de cevapsız sorular soran Tara karakteri gibi. “On sekiz kasımdan nasıl çıkabilirim? Nasıl girdim buraya? Yanlış kapıdan mı girdim? Tekerrür kapısından mı? Bilmiyorum. Bir çıkış kolluyorum”[15] diyen Tara yalnızca bir çıkış aramaz; aynı zamanda yaşadığı deneyimin ne olduğunu da anlamaya çalışır. Bir süre sonra, arayışı tekerrürlerin içinde bir ‘fark’, bir ‘varyasyon’, bir ‘değişiklik’ bulma umuduna dönüşür. “Tutunabileceğim bir fark olmalı”[16] sözünden, “belki bir farka uyanırım”a uzanan bu tekrarlar, okura tekerrürün ne olduğuna ilişkin hazır bir yanıt sunmaz. Aksine, okuru Tara’nın sorularının içine çeker ve onu da farkı aramaya yöneltir. Bu yönüyle Balle’in anlatımı Kierkegaard’ın Sokratik misyonla ilişkilendirdiği dolaylı iletişim anlayışını hatırlatır.

Tekerrür’ün sunuşunda Elis Şimşon’un Kierkegaard okumasına göre, “tekerrür, olmuş olanın bire bir yeniden gerçekleştirilmesi değildir; aksine her tekrardaki yeniyi yaşamaktır, yeniden ama farkla yinelemektir. İleri doğru akış, aynının ebedi dönüşü değil, imkânlara açılmaktır.”[17] Kitabın sonunda Tara bu imkânlara hazırdır: “Tanıdık sokaklarda bir değişiklik, tekerrürlerin her birinde bir varyasyon, bir fark belirdiğini hayal ediyorum” der. Artık her şeyden kuşku duyduğu bir evrende, tek dayanak noktası herhangi bir kişi değil, sıkışıp kaldığı evrende beklenmedik bir değişiklik yakalamaktır. Her ne kadar aradığı değişikliklere on sekiz kasım tekerrür döngüsü içinde rastlasa da, asıl önemli olan, Tara’nın artık iradesini ortaya koyarak eyleme geçmiş olmasıdır. Saplandığı çıkmazda hareketsiz kalan, kendisini ileri doğru ittiremeyen, seçim yapamadığı için de özgürlüğü deneyimleyemeyen Tara uzun bir bocalama devresinden sonra kendisini değişikliklere açar; evini değiştirir, gökyüzündeki hareketleri inceler. Zamansal olarak esir düşmüş olsa da, coğrafi açıdan özgürce yolculuk edebilir; çünkü her sabah, bir önceki gece nerede uyuduysa orada uyanır. Dolayısıyla yeni deneyimler biriktirebilir, deneyler yapabilir, içinde bulunduğu durumu araştırmak için zaman ayırabilir. İlginç olan şey, on sekiz kasımda karşılaştığı insanlar hep aynı yaşta kaldıkları halde, Tara’nın bedeninde deneyimlediği zamanın akmaya devam etmesidir. Saçları ve tırnakları yavaş yavaş uzar; yaraları sanki zaman diye bir şey varmış gibi iyileşir.

Solvej Balle

Zamanın Tara’nın bedeni üzerinde bıraktığı bu izlere gündelik yaşamda ortaya çıkan birtakım maddi karşılıklar da eklenir. Örneğin evinden taşınıp hiç tanımadığı boş bir eve yerleştikten sonra süpermarketlerden temin ettiği yiyecekler tükenir. Kendini üretmeden tüketen bir canavara benzetir Tara. Zira yağmurlu tek bir günü olduğu için bahçesindeki toprağı sürememekte, hiçbir ürün toplayamamaktadır. Zamanın kırılmasıyla birlikte doğanın üretme ve büyüme döngüsüne de katılamayan Tara, bu kadar tüketmek zorunda olduğu için kendinden utanır:

Tomurcuklanan, büyüyen bir şey yok. Mevsimlerim yok. Günler bir netice vermiyor. Sadece geçip gidiyorlar ve ben de onlarla geçip gidiyorum, dünyamı yiyorum.[18]

Öte yandan, Tara ne kadar harcarsa harcasın, banka hesabı her gece yeniden eski haline döner. Bu noktada Balle’in romanını diğer zaman döngüsü anlatılarından ayıran en önemli unsur, aşırı tüketim ve eşitlikçi olmayan paylaşım düzenine yaptığı değini olur. Tara’nın döngüsünde takvim ilerlemez ama bilinç ilerleyebilir der gibidir Balle. Zira yoksun kaldığı şeylere itiraz ederken sahip olduğu ayrıcalıklara kuşkuyla bakar; kayıtsız bir dünyanın içine fırlatılmış yabancılaşmış bir özne sunmaz bize Solvej Balle. Tekerrür belki de etik alana ait bir kategori olmalıdır der gibidir. Ya da varoluşçu etiğin temel kavramlarından biri olan özgürlük, zamanın akışına ve dönüşüme rağmen kendini seçme iradesiyse, Balle’in kurduğu on sekiz kasım tekerrür evreninde Tara’nın kendisi olabilmesi, yalnızca farka doğru ilerlemesiyle değil, aynı olanla her karşılaşmasında daha önce fark etmediği olguları fark ederken bir diğer etik kavramı olan sorumluluk düşüncesine atıf yapmasıyla ilgilidir.

Düşünmeden edemiyorum: Peki ya bizler; her türlü tekerrüre rağmen, “bu dünya bir tekerrür olduğu için baki kalmaya devam etse”[19] de, yozlaşma tekerrür döngüsü hiç durmadan devam ederken aynı mı kalacağız? Sonuç olarak on sekiz kasımın tekerrürü ve tekerrür eden on sekiz kasımların değişip dönüşmesi izleğini vücuda getiren Balle, tekerrür sorusunu tam da bu bağlamda, yani bir şeyin birebir tekrar edilmesinin mümkün olup olmadığını, tekerrür eden şeyin geçmişte olmuş olanın tıpatıp aynısı mı olduğunu, yoksa tekerrürün bir imkân mı barındırdığını, öngörülemez bir yeniyi mi getirdiğini tartışırken, varoluşsal sıkışmışlıklar kadar bölüşüm ve adalet kavramlarına dair de sorular sordurduğu için kıymetli bir metin ortaya çıkarmış bana kalırsa.

Değişemeyen döngülerin bir metaforu olarak on sekiz kasım izleği nasıl devam eder; bir zaman haymatlosu olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalan karakter başka neleri fark eder? Ortak zaman yurttaşlığından ve kronolojik akıştan atılan Tara’nın akıbetini öğrenmek için önümüzde okunmayı bekleyen Hacim Hesabı Üzerine serisinin altı cildi daha var.

 

 

NOTLAR

[1] Kierkegaard’s Journals and Notebooks, Vol 2: Journals EE-KK, Niels Jørgen Cappelørn, Alastair Hannay, David Kangas, Bruce H. Kirmmse, Vanessa Rumble, K. Brian Söderquist (ed.) Princeton University Press, New Jersey, 2008, s. 179’dan aktaran Elis Şimşon, Tekerrür sunuş yazısından, s. 9-10.

[2] Søren Kierkegaard, Tekerrür, çev. Nur Beier, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2018, s. 9.

[3] Solvej Balle, Hacim Hesabı Üzerine (1. cilt), çev. Leyla Tamer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2026.

[4] "An interview with Solvej Balle and Barbara J. Haveland, author and translator of On the Calculation of Volume I", bookerprizes.com

[5] Solvej Balle, Hacim Hesabı Üzerine (1. cilt), çev. Leyla Tamer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2026, s. 23.

[6] Solvej Balle, The History of Nordic Women's Literature 

[7] Susan Grønbech Kongpetsak, "Solvej Balle writes stories that stop time and win awards", SDUnet 

[8] Philip Oltermann, "‘How can one day be so voluminous?’: the Danish author who has written her own version of Groundhog Day", The Guardian

[9] "An interview with Solvej Balle and Barbara J. Haveland, author and translator of On the Calculation of Volume I", bookerprizes.com

[10] Solvej Balle, Hacim Hesabı Üzerine (1. cilt), çev. Leyla Tamer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2026, s. 56-57.

[11] a.g.e., s. 30-31.

[12] Søren Kierkegaard, Tekerrür, çev. Nur Beier, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2018, s. 120.

[13] a.g.e., s. 125.

[14] a.g.e., s. 33.

[15] Solvej Balle, Hacim Hesabı Üzerine (1. cilt), çev. Leyla Tamer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2026, s. 128.

[16] a.g.e., s. 129.

[17] Søren Kierkegaard, Tekerrür, çev. Nur Beier, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2018, s. 21.

[18] Solvej Balle, Hacim Hesabı Üzerine (1. cilt), çev. Leyla Tamer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2026, s. 97.

[19] Søren Kierkegaard, Tekerrür, çev. Nur Beier, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2018, s. 33.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Groundhog Day
  • Hacim Hesabı Üzerine
  • james joyce
  • Solvej Balle
  • Søren Kierkegaard
  • Tekerrür
  • ulysses

Önceki Yazı

DENEME

“Önemli şeylerin bir dipnotu” olarak hayat

“Roy’un hayatını dipnota çekmesi, kişisel olanı önemsizleştirmek değil: Sığınağım ve Fırtınam yalnızca bir annenin ve kızın hikâyesini değil, Roy’un romancı ile politik yazar arasındaki mesafeyi nasıl ortadan kaldırdığını da anlatır.” 

ASLI GÜNEŞ

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Nolan’ın The Odyssey’sinde savaş ve sorumluluk:

Savaştan dönemeyen Odysseus

“Odysseus neyin faili? Bu faillik hangi savaş düzeninin içinde mümkün oldu? Ve savaşın araçları eve taşındığında onlardan çıkışı hangi politik ilişki sağlayabilir?”

ARDA TELLİ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist