• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Bir ahizenin ucunda Gazze

“Devam etmekte olan büyük bir uluslararası suça, bir soykırıma, muazzam bir ekokırım ve kentkırımın eşlik ettiği bir imha siyasetine karşı ne yapılabilir? 2024'te  bir grup Gazzeli sanatçı, her an yok oluşla yüz yüze oldukları Gazze’den, direnişin, kararlılığın ve hayatın sesini, resmini, görüntülerini paylaşmak üzere bir araya geliyor ve Gazze Bienalini başlatıyorlar...”

Hala Eid Aljani, Nazeh'in Sözlüğü: Yerinden Edilmenin Dili, 2024. Sergi fotoğrafları: Nâzım Hikmet Richard Dikbaş.

NÂZIM HİKMET RİCHARD DİKBAŞ

@e-posta

HER ŞEY

2 Ekim 2025

PAYLAŞ

1

1 Ekim 2025, 21:15: Gazze Bienali İstanbul Pavyonu hakkındaki bu yazıya son şeklini vermeye çalıştığım saatlerde, hem Gazze’ye yardım götürmek, hem de Gazze’de devam eden soykırıma dikkat çekmek, İsrail’in işlediği soykırım suçunu ifşa etmek amacıyla yola çıkan, 41 gemiden oluşan Küresel Sumud Filosunun İsrail kuvvetleri tarafından kuşatıldığına dair ilk haberler gelmeye başladı. Anlaşılan ilk olarak filonun ana gemisi Alma’ya çıktılar. Filonun Filistin’e engellenmeden ulaşabilmesi uluslararası hukukun gereği, ama zaten filo şu anda henüz uluslararası sularda, yani bir kez daha büyük bir kanunsuzluk yaşanıyor. Filodaki gemilerle iletişim büyük oranda kesildiğinden bilgi akışı yok ama mürettebatın gözaltına alındığı bildiriliyor.

2

Devam etmekte olan büyük bir uluslararası suça, bir soykırıma, muazzam bir ekokırım ve kentkırımın, ortak hafızayı bile çalmayı hedefleyen bir gaspın eşlik ettiği bir imha siyasetine karşı ne yapılabilir? Üzüntünün, öfkenin, çaresizliğin içerisinden, uluslararası hukuku elinin tersiyle bir kenara fırlatmış bir baskı rejimine nasıl karşı çıkılır? Son iki yılda, rakamı tam olarak bilmek mümkün olmasa da, 80 binden fazla insanın başta ABD olmak üzere güçlü devletlerin desteğini veya sessizliğini arkasına alan İsrail silahlı kuvvetleri tarafından öldürüldüğü, yani her gün 100’den fazla hayatın söndürüldüğü bir saldırıya nasıl direnilir? 2024 yılında bir grup Gazzeli sanatçı, her an yok oluşla yüz yüze oldukları yerden, Gazze’den, direnişin, kararlılığın ve hayatın sesini, resmini, görüntülerini paylaşmak üzere bir araya geliyor ve Gazze Bienalini başlatıyorlar.

Serginin ilk duyurulduğu andan itibaren başlığı aklıma takıldı: Neden ismine bienal demeyi seçmişlerdi? Kavramın kendisi etrafında dönen, “artık bienaller bitti”den “artık her şehrin bir bienali var”a uzanan tartışmalar bir yana, kelimenin asıl anlamına baktığımızda, iki yılda bir düzenlenen bir sergi miydi bu? 2024’te başlamış, 2025’te İstanbul’a varmış, başka ülkelerde başka şehirleri de gezen ve gezecek bu sergi nasıl iki yılda bir gerçekleşen bir sergi, bir bienal olarak düşünülebilirdi? Serginin İstanbul ayağını, tam adıyla “Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut”a katkıda bulunanlar da bienal isminin neden tercih edildiğine dair ancak kendi görüşlerini söylüyorlardı. Benimse ilk aklıma gelen, Gazze Bienali İnisiyatifinin bu ismi, dünyanın diğer yerlerinde uzun hazırlık dönemleriyle yoğrulan, büyük bütçelerle beslenen, açılış törenleriyle kendini sunan, ardından değerlendirmeler ve tekrar planlamalarla devam eden bienallere belki bir tepki, belki bir meydan okuma, belki de bir çağrı olarak seçtiğiydi: Gazze Bienali bir bienalin sahip olduklarının hiçbirine, hele ki süreye, hele ki iki yıla, sahip değil. Ama hayatı, olabilecek en acil durumun ortasından, Gazze’deki ve diasporadaki hayatı anlatmak, direnişi büyütmek ve dünyanın diğer yerlerinde direnenlerle bağ kurmak için kendini ifade etmeye son derece kararlı.

3

Gazze’de devam eden soykırıma karşı Batı’da nadir de olsa doğrudan eylemler gerçekleşti: 2020 yılında Birleşik Krallık’ta kurulan ve amacını İsrail’in soykırımcı rejimine uluslararası desteği sona erdirmek olarak ilan eden Palestine Action son dönemde gerçekleştirdiği, aslında büyük bir maddi hasara sebep olmayan sabotaj eylemlerinin ardından terör örgütü ilan edildi. Bununla kalmadı, bu gruba destek vermek üzere kendi içinde şiddet barındırmayan barışçıl eylemlere de kolluk kuvvetleri sert yaklaşarak, defalarca yüzlerce eylemciyi gözaltına aldı. Türkiye’de Gazze’deki soykırım devam ederken İsrail’le ticaretin devam etmesini eleştiren ve bunu ifade etmek için eylem yapanlar engellendi, soruşturmalara konu oldu, gözaltına alındı, tutuklandı. Şu anda da, Küresel Sumud Filosu saldırı altındayken Almanya’nın başkenti Berlin’de Gazze’ye destek için sokağa çıkanları kolluk şiddet kullanarak gözaltına alıyor.

Genel grev sırasında Filistin için yürüyenler. 22 Eylül 2025, Torino, İtalya.

Gazze’deki soykırım devam ederken, dünyanın çeşitli yerlerinde başka büyük barışçıl eylemler de gerçekleşti: Yüz binlerin katıldığı yürüyüşlerin yanı sıra, birçok benzeri işgal ve engelleme eyleminin ardından yakın dönemde, 22 Eylül 2025’te İtalya’da işçi sendikaları bir günlük genel grev ilan etti, liman işçileri İsrail’e yük taşıyan gemileri engellediler. 1 Ekim’de Küresel Sumud Filosuna yönelik saldırının ardından İtalya’da tekrar genel greve gidileceği şu anda konuşuluyor.

Her yerde soykırıma karşı sesler yükseliyor. Ama Gazze’deki soykırımcı ilerleyişin önüne henüz set çekilebilmiş değil.

4

Gazze Bienali İstanbul Pavyonunda yer alan, sürgündeki Filistinli sanatçı Basel Zaraa’nın “Sürgün Olmadığında Ne Yapacağız?” başlıklı yerleştirmesine, ya da sanat jargonunu bir yana bırakırsak, çadırına gidelim. “Eğer soykırım sona erseydi Filistin’de nasıl bir çadırım olsun isterdim sorusunun cevabı bu işte” diye anlatmış işini Zaraa serginin küratörlerinden Kubilay Özmen’e. Bir limon ağacı, bir zeytin ağacı, bir portakal ağacı, yas tutuluyor, şarkılar söyleniyor, hayat tekrar şekilleniyor.

Basel Zaraa, Sürgün Olmadığında Ne Yapacağız?, yerleştirme.

Bu sergiyi, yani bir türlü dilime oturmasa da bienali gezerken sık sık aklıma Filistinli sanatçı Khalil Rabah’ın yıllar önce, 2005’te düzenlenen 9. Uluslararası İstanbul Bienalinde –evet, bienal olan bienalde– sergilenen “Filistin Doğal Tarih ve İnsanlık Müzesi” başlıklı yapıtı geliyor. 1905’te kurulmuştu bu müze, Rabah bize öyle diyordu, böyle bir müze yok diyenleri boşa çıkarıyordu çünkü işte karşımızdaydı, zeytin ağaçlarından fosillere, kemiklerden taş örneklerine, sessizce, ya da kendi sesiyle, köklerini kesip yok etmeye çalışan emperyalist tarihe başkaldırıyor, sömürgecilik anlatısını yerle bir ediyordu. 18. İstanbul Bienaline de “Kırmızı Rotavesait” başlıklı bir yapıtla katılan Rabah’ın müzesinden Zaraa’nın çadırına, bir direniş söylemi, geçmişi tekrar yaratarak, hayal gücünü hakikati ayağa kaldırmak için harekete geçirerek, geleceğin mekânını şimdiden kurarak şekilleniyor.

5

“Yirmili yıllar boyunca İsrail’e yönelik büyük boykotlar gerçekleştirildi, bireyler, şirketler, üniversiteler, sektörler. Bu boykotlar giderek güçlendi, ta ki tek ayak direyen ABD hükümeti kalana kadar. 2030 yılına gelindiğinde ABD’de İsrail’i desteklemek artık eskisi gibi rağbet görmüyordu. 2030’ların ortasına gelindiğinde İsrail artık mali olarak çıkmazdaydı. Ne gözetleme yatırımına, ne askeri harcamalara, ne de ABD’den gelen lüks silahlara verilecek para kalmamıştı.
(...)
Ama o sabah İsrailliler bir okul servisine saldırdı. Doğrudan otobüsü hedef aldılar, tüm çocukları okula giderken öldürdüler. Korkunçtu... Ve herkes sokağa çıktı. O gün bütün Gazze yürüdü. Neredeyse bir milyon insan sınıra yürüdü.
(...)
Yürüdük ve Filistin’in geri kalanı da yürüdü. Her yerde aynı slogan yankılanıyordu, “Silahını bırak ve koş.” İsrail Savunma Kuvvetleri haftalar içerisinde düştü. Yürüdüğümüz o aylar boyunca geniş toprakları özgürlüğüne kavuşturduk.”[1]

Bu cümleler, “Her Şey, Herkes İçin” başlıklı bir romandan, M. E. O’Brien ve Eman Abdelhadi’nin ortak yazdığı bu roman, gelecekte, 2072’de geçiyor. Alt başlığı “New York Komününün Sözlü Tarihi: 2052-2072” olan roman sadece New York’ta değil dünyanın çeşitli yerlerinde artık kurulmuş olan komünlerin öyküsünü kuruluşlarına katkıda bulunanların ağzından hikayeleştiriyor.

O’Brien ve Abdelhadi’nin kitabına bilimkurgu denebilir mi bilmiyorum ama edebiyat için genelleyelim: “Filistin +100: Nekbe’den Yüzyıl Sonrasından Hikâyeler” antolojisini derleyen Basma Ghalyini’inin sözleriyle, “[Bilimkurgu] toplumu şimdi endişelendiren meseleleri yansıtan boş bir tuval gibi kullanır geleceği. Gerçek gelecek –aktüel gerçek– bilinemez. Ama bilimkurgu yazarları için “gelecekteki şeyler” fikri bile, şimdiki zamanı hayal etme, yeniden yapılandırma ve yeniden sorgulama serbestisidir.”[2]

Bilimkurgu, edebiyat, sanat, geçmişi ve geleceği bugünle başa çıkmak, bugünü ifade etmek, nihayetinde bugüne müdahale etmek ve dönüştürmek için kullanır.

6

1 Ekim 2025, 22:00: Küresel Sumud Filosu üyelerinden Brezilyalı Thiago Avila’yla İsrail askeri arasındaki telsiz konuşması sosyal medyada:

– Savaş alanına giriyorsunuz. Deniz ablukasını aşmaya kalkarsanız sizi durduracağız ve geminize el koyacağız.

– Gazze’deki Filistin halkına yardım ulaştırmayı amaçlayan çabaları engelleyebilecek meşruiyete sahip değilsiniz. İşlediğiniz bunca savaş suçuna bir yenisini daha eklemeyin.

7

Hala Eid Aljani, Nazeh'in Sözlüğü: Yerinden Edilmenin Dili, 2024. 
(ayrıntı)

Gazze’ye, Gazze’nin, o incecik kıyı şeridinin artık çoğumuza hemen  tanıdık gelen haritasına, yukarıdan bakıyoruz. Tülden bir deniz katman katman karşımızda, altta, kâğıttan birkaç tekne kıvrımlara açılmış. Haritanın üstüne işlenmiş hatlar, belli düğüm noktalarında ise yüzler, çadırlar, simgeler, bir yardım çuvalı, kumaşlar, sargılar işlenmiş, izlerini bırakmış. Bu hatlar, Hala Eid Alnaji’nin bir araya getirdiği 14 sanatçının Gazze’deki yerlerinden edilişinin rotaları. Kahire’de ‘nakşedilen’ bu kolektif yapıtın, birikmiş hikayelerin üretim videosunu yapıtın yanı başında izliyoruz, sonunda bunun bir atölye olmadığı da kuvvetle vurgulanıyor. Alnaji’nin Kahire’den İstanbul’a dikkatle sararak yanında getirdiği “Nazeh’in Sözlüğü: Yerinden Edilmenin Dili” başlıklı bu nakış/kolaj/harita yerinden edilen her bireyin hikâyesinin korunmaya değer olduğunda ısrar ediyor.

8

2 Ekim 2025, 04:30: Kesin bilgiye ulaşmak zor olsa da, Küresel Sumud Filosunun 30 gemisinin hâlâ Gazze’ye doğru ilerlemekte olduğu bildiriliyor.

2 Ekim 2025, 04:50: Hatırlayalım, Türkiye Gazze’yle aynı zaman diliminde. Ve şu anda İsrail’in Han Yunus’ta yerinden edilmiş bir ailenin daha çadırını bombaladığı haberi yazılıyor.

9

Uzaktan kumandayı aldı, radyoyu açtı ve Ordu Radyosunu aramaya başladı. Televizyonu da açtı ama sesini kapalı tuttu. Sunucu izleyicilere Filistinlilerin kaybolduğunu hatırlatıyordu.

Ariel kulaklarına inanamıyordu. “Ne demek istiyorlar? Anlamıyorum.”

“Araplar gitmiş! Öylece gidivermişler. Hiçbiri işe gelmemiş. Evleri boş, telefonları çalıyor ama kimse açmıyor. İşçiler, dilenciler, mahpuslar, öğretmenler, hastalar, kafe sahipleri, aşçılar ve çöpçüler. Heeepsi giiitmiş.”[3]

Filistinli yazar Ibtisam Azem’in romanı “Kayboluşun Kitabı”, “Tüm Filistinliler bir gece anavatanlarından kayboluverseler ne olurdu?” sorusuna cevap aramak üzere yola çıkıyor ve soykırımcı zihniyetin en ileri talebinin bir anda, açıklamasız ve kendiliğinden gerçekleşmesinden sonra İsrail toplumunun farklı bireylerinin nasıl tepkiler verdiğini, verebileceğini hayal ederek, iktidarın ırkçı söyleminin hakikatle herhangi bir ilişki kurmayı bile beceremediğini, önyargının ve güç düşkünlüğünün en yakın arkadaşlık ilişkilerine bile ne denli sirayet ettiğini ve iletişim kavramını en başından bir daha ele almamız gerektiğini gösteriyor.

10

Deponun üst katındaki sütunlara, biraz eski usul telefon kulübeleri gibi ahizeler monte edilmiş, her ahizeyle bir cep telefonu ekranı büyüklüğünde bir ekran eşlenmiş. Gazze’ye bağlanıyoruz. Ekranda gördüklerimiz, ahizeleri kaldırınca seslerini duyduklarımız işte bu serginin, Gazze Bienali İstanbul Pavyonunun, Elimde Bir Bulut’un sanatçıları. Buraya gelemiyorlar, Gazze’den çıkamıyorlar. Şubat ayından bu yana sanatçı Khaled Tanji’nin kendileriyle yaptığı görüntülü görüşmelerle bize bağlanıyorlar, sergi mekânına ulaşıyorlar. “Yeniden Bağlanıyor” başlıklı bu yapıtın metni şu şu cümlelerle başlayıp bitiyor:

“Bu, kalplerimizin sesidir, yankısını dağıtan gürültüden arındırılmış, frekansını şaşırtan uydulardan uzak.
(...)
Bu ses sayımlardan sağ çıkar, kaybın üzerinde yükselir ve tekrarlayan bir marşa dönüşür, asla unutmayalım diye: hâlâ buradayız.”

Sanatçılar buraya gelemediği gibi, yapıtları da Gazze’den çıkamıyor, nitekim sergideki yapıtların büyük çoğunluğu orijinal yapıtlar değil – bunlar, sanatçılarla mümkün olduğunca sürekli iletişim halinde kalarak geliştirilen yaratıcı çözümlerle üretilmiş röprodüksiyonlar. Mohammed Alhaj’ın yapıtını Furkan Akhan’ın Alhaj’la iletişimde kalarak yansıtarak çizdiği ve boyadığı “Abu Al-Kuffiyeh” bunlardan biri. Öyle ki bu röprodüksiyonların, zorunluluğun getirdiği yaratıcı iletişim ve iki veya daha fazla ayrı mekandaki sanatçıların kurduğu dayanışmayla üretilmesi onlara yeni, ayrı bir özgünlük getiriyor, ana akım sanat dünyasının kullandığı orijinal kavramını kenara ayıran.

Mohammed Alhaj,
Abu Al-Kuffiyeh

11

2 Ekim 2025, 07:30: Gazze’de dün gece katledilen Ebu Guraba ailesinin 9 ferdinin yaşamını yitirdiği bildirilirken İsrail silahlı kuvvetleri, Gazze’ye yardım götüren Küresel Sumud Filosunun diğer gemilerine de birer birer kanunsuzca çıkıyor, iletişim kesiliyor, mürettebat gözaltına alınıyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde süren soykırıma ve filonun engellenmesine karşı insanlar sokaklara çıkmaya devam ediyor.

12

8 Kasım 2025’e kadar İstanbul’da, Depo’da yeni bağlar kurmaya devam edecek olan Gazze Bienalinin akla getirdiği birçok başka, zor mesele var. Bu bienali, bu çağrıyı ve emeği görmemiz ve bu sunum, iletişim ve dayanışma modellerini anlamamız, eleştirmemiz, değerlendirmemiz gerekiyor. Artık her an yeni sömürü ve tahakküm modelleri geliştirme peşindeki iktidarlara karşı direniş hatlarımızı güçlü kurabilmek için.

 

 

NOTLAR

[1] M.E. O’Brien ve Eman Abdelhadi, Everything for Everyone: An Oral History of the New York Commune, 2052-2072, , Common Notions, 2022, s. 47, 50

[2] Behçet Çelik, "Nekbe’den yüz yıl sonrasını hayal etmek", K24

[3] Ibtisam Azem, The Book of Disappearance ("Kayboluşun Kitabı"), İngilizceye çeviren Sinan Antoon, And Other Stories, 2024, s. 62.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Everything for Everyone: An Oral History of the New York Commune, 2052-2072
  • Gazze Bienali
  • İbtisam Azem
  • soykırım
  • The Book of Disappearance

Önceki Yazı

VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 41

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Ailenin İlgası / Aksak Çizgi / Ben Ölünce Yaz / Gözler Gazze’de / Hayranlık / İlk Felsefe Son Felsefe / Katil Kadınlar / Sen Diye Biri /  Tavşan Huzura Erdi / Varlık’ta Orhan Veli

K24

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Kapkara kitap, direnen insanlık

“Kara Kitap çok önemli bir yapıt; tanıkların ve tanıklıkların bir araya getirilmesi, Nazilerin toplama, çalışma ve ölüm kamplarında neler yaptıkları anlatıldığında, 'bu kadar insanlık dışı şeyler yapmış olamazlar' şeklindeki kuşkuları ortadan kaldıracak kadar açık seçik yaşananların kaydını sunuyor.” 

BEHÇET ÇELİK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist