• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Annelik Kitabı:

Deneyim, Sadakat, Dönüşüm

“Bu bir 'nasıl olunur' kitabı değil. Tüm ikircikliği, 'çatışmalı ve çarpışmalı halleriyle' anneliğine ve kendine dönmek, anneliğin imkânlarını tartışmak ve işaret ettiği dönüşüm potansiyeline bakmak isteyenlere eşlik edebilecek bir yol arkadaşı.”

Richard Earl Thompson, (1914-1991), "Anne ve kızı çiçek topluyor" (ayrıntı)

BURCU ŞENEL ALPUĞAN

@e-posta

İNCELEME

29 Ocak 2026

PAYLAŞ

Türlü sağlık problemiyle, “ya şimdi ya da hiç” baskı ve sorgulamalarıyla yola çıktığım ilk hamileliğimde, dört aylıkken aniden yaşadığım kaybın üzerinden yedi yıl geçmiş. Kürtajın peşi sıra gelen operasyonlar, o şaşkınlık ve donakalmışlıkla gittiğim doktorların “bir daha hamile kalman imkânsıza yakın” cümleleriyle yüzde bilmem kaça vurdukları istatistikler ve tabii bende, annede kilitlenen başarı-başarısızlık oranları hâlâ kulağımda çınlıyor. Bunlar olup giderken, eşimle ailemin desteğine ve kadın arkadaşlarımın sarıp sarmalamalarına rağmen kendimi çok yalnız hissetmiştim. Başımı zorla kaldırıp etrafa bakmaya çalıştığımda, bu tür deneyimlerin çevremde ne kadar az konuşulduğunu gördüğümde kalakalmıştım. Bir feminist olarak, sosyal bilimci akademisyen olarak çevrelendiğim ortamın ve beslendiğim kaynakların içinden söylüyorum bunu. Sanki bunlar sadece benim başıma gelmişti, zaten hepsi benim suçumdu, o tüy yastığı taşıyıp söküğünü dikmeye uğraşacak ne vardı mesela; yoksa o rokaları, maydanozları filan fazla yemekten mi olmuştu tüm bunlar? Sonra, olanların benim yaptıklarımla ya da yapmadıklarımda ilgisi olmadığını anlamam çok uzun zaman aldı (ki terapi ve onca kafa yormaya rağmen hâlâ aynı taşlara takılıp düşeyazdığım zamanlar olmuyor değil).

Özge Yaka
Annelik Kitabı – Deneyim, Sadakat, Dönüşüm
İletişim Yayınları
Ocak 2026
224 s.

Bir yandan doktora tezimi yazmaya uğraştığım, fakülteye gidip geldiğim o dönemde, sanki öncesinde üzerine günlerce, haftalarca düşünmeden hamilelik yaşamışım gibi, ‘çocuk doğurmayı istemekle toplumsal baskı arasındaki o güçlü bağ’ı dönüp dönüp sayıkladığımı; anneliğin feminizm-feministlik ve kadınların özgürleşmesiyle problemli bağını vurgulayanlardan içten içe güç devşirmeye çalıştığımı; bugün zaten ‘çocuk da yaparım kariyer de’ hikâyelerinin bizi daha da kapana kıstırdığını kendime durmadan ve hoyratça anlattığımı iç burukluğuyla hatırlıyorum. Sonra, ‘tamam, her şey yolunda’ gömleğini de bir güzel giyip bu süreçten daha da güçlenerek çıktığımı sanmıştım; ta ki yakında 6 yaşına girecek kızım Nehir’e hiç umulmadık zamanda hamile kalana kadar.

Büyük şaşkınlık ve mutluluk bir yana, yaşadığım riskli gebeliğin ardından pandeminin göbeğinde, sokağa çıkma yasağı eşliğinde buz gibi bomboş karantina hastanesinde doğum yaptım. Sonrası, evde kapana kısılmış gibi deneyimlediğim lohusalık; tut(a)madığım yasın ve yitirdiğimi hissettiğim eski hayatımın yakamı çekiştirmesi; kızımın küçücük ellerinin içimden taşırdığı (ve evet, süt de olan) o delice sevgi; kayıp korkusu ve pandemiyle tavan yapan kaygı; emzirme ve uykusuzlukla harmanlanan akıl almaz haller ve yorgunluk; yetersizlik hissinin iliklerime işlediği böyle bir dönemde, emin olmama ve yetişememe duygularıyla bezeli doktora tezimi bitirme telaşı…

“Sütle, kanla, gözyaşıyla yoğrulmuş” bu annelik ne menem bir şey? Hamileliğimden bu yana ben annelikle ne yaptım, annelik bana yapıyor? O zamandan bugüne geçirdiğim yıllar içinde,bu tür sorularla ve kaygı, heyecan, suçluluk, merak, çaresizlik gibi duygularla anneliğe dair pek çok şey okudum. Fakat okuduğum hiçbir metin beni Özge Yaka’nın kısa süre önce İletişim Yayınları’ndan çıkan Annelik Kitabı–Deneyim, Sadakat, Dönüşüm kadar çarpıp sarıp sarmalamadı. Bunda Yaka’nın da benim kızımınkine yakın yaşta bir kızının olması, hamileliğine giden yolun sağlık problemleriyle şekillenmesi, ayrıcalıklı görülebilecek orta sınıfa dahil akademisyen kimliği, feminist oluşu, onunki gibi göçmenlik deneyimim olmasa da hayatımda Berlin’in yeri gibi pek çok unsurun muhakkak etkisi oldu. Diğer yandan kitap, Yaka’nın annelik deneyimini şekillendiren tüm bu konumsallıkla şekillenmiş olsa da, bunları okura dayatmayarak aşıyor. Annenin içinde bulunduğu ve anneliğini şekillendiren koşullarla, o sınırlar içinde ve onu aşarak farklı annelikleri mümkün kılan kişiliğini ve öznelliğini gözeten, anneliği farklı bağlamlarda kavramaya çağıran yaklaşım, akış ve sorular üzerine kurulu.

Özge Yaka

Bunu yaparken, Annelik Kitabı’nın bence en etkileyici yanlarından biri, Özge Yaka’nın özdüşünümselliği, otobiyografik temaslarla kendi annelik deneyiminden çekip çıkardıklarını feminizm, felsefe, psikanaliz, edebiyat gibi farklı alanlardan kuramlarla ve örneklerle çok güzel konuşturması. Kuramlar ve kavramlar sıradan ve olağan görünenleri irdeleyip anlamamızı sağlamak için bize yeni perspektifler sunuyor. Anneliğe ilişkin olarak da kavramlarla konuşmak, deneyime uzaktan bakmayı sağlayabiliyor. Fakat bu mesafe artıp yaşantıdan uzaklaştıkça, kavramlar ne olursa olsun taşlaşmaya başlıyor; deneyimi anlamlandırmayı bırakın, soyut düzlem içinde kaybolup gidiyoruz. Annelik Kitabı anneliğe değen, anneliğin değdiği, annelikle kadınlık arasında gidip gelen deneyimi ve kuramı kanlı canlı konuşturan, anneliği şaşırtıcı derecede geniş bir düzlemde kavrayan, çok kapsamlı bir feminist metin. Özge Yaka sekiz yıla yayılan annelik deneyimi, okuma, sorgulama ve anne olmuş kadın arkadaşlarıyla konuşma ve paylaşma süreciyle harmanlanan kitabında, kitabı yayına hazırlayan Aksu Bora’nın çok sevdiğim sunuş yazısında dediği gibi, bu yolda sanki “anneliğin içinden geçmemiş de, anneliği kendi içinden geçirmiş” gibi.

***

Kitabın özüne biraz daha yakından bakarsak, Özge Yaka annelik yolculuğunu yazmaya, “bir annenin doğuşu”nun sancılarını anlatmak için başlıyor. (s. 19) Temel amacı,  feminist kadınların bile iç yüzünü pek konuşmadığı annelik hakkında kendi deneyimini yazıya dökmek; başka anneleri de hikâyelerini anlatmaya, ortaklaşan duygularına bakmaya teşvik etmek: “Bu kitabı yazmayı kendime ve bana benzer yollardan geçen diğer kadınlara borç bildim.” (s. 16) Sadece bizim başımıza geldiğini ya da bizimle ilgili olduğunu düşündüğümüz pek çok deneyimin ve duygunun, içinden geçtiğimiz zamanın dinamikleriyle aslında nasıl kolektif olduğunu düşünmeye katkı sunmak istiyor, anneliği politikleştiriyor. Feminist düşünceye, farklı dönemlerden feministlerin deneyimlerine uğrayarak, bazılarını eleştirmekten geri durmayarak bugüne uzanıyor. Kolektifleştiği zemini ayrıntılı incelemek kitabın amacını aşsa da, anneliğin toplumsal örgütlenişiyle annelik mitini ve ardında yaşadığımız o “devasa annelik maskesi”ni sorguluyor. Onu yırtıp attığımızda altından neler çıkabileceğini, anneliğin gerçekte ne kadar çok katmanlı ve sancılı bir deneyim olduğunu düşünmeye çağırıyor. (s. 18)

Özge Yaka ile kızı Rosa Mavi.
Sines, Portekiz, 2019.

Fakat ne güzel ki burada durmuyor. Yıllar içinde annelik deneyimi dönüştükçe, kitabın odağı da anneyle bebek/çocuk ilişkisine bakmaya ve bu ilişkinin içerisinde barındırdığı potansiyeli, “annelik öznelliği”ni tartışmaya evriliyor. “Eğer anneliği sadece yapılması gereken bir iş değil de hayatımızın merkezinde duran, dünyamızı ve öznelliğimizi şekillendiren bir ilişki olarak ele alırsak ne olur? Dünyaya ve kendimize anneliğin lensinden bakarsak ne görürüz?” Özge Yaka, bu sorularla ilerlediği yolda anneliği bir “içgüdü” ya da “kutsal bir görev” gibi ele alan bakışlardan sıyırarak, “deneyim ve ilişki” meselesi olarak kavrıyor. Bizi kendi ürettiği ilişkisel annelik kavramıyla tanıştırıyor. Annenin bebeğiyle kurduğu benzersiz ilişki sadece bebeği büyütmüyor. Eski yaşamını, bedenini, benliğinin sınırlarını ve bağımsızlığını kaybeden kadının anneliği de; benliğinde, bedeninde, yaşamında bebeğine/çocuğuna yer açtıkça, onlarla kurduğu ilişki içinde oluşuyor. (s. 190) Yaka bu süreci salt kayıp değil, aynı zamanda bir dönüşüm süreci, “kendini yeniden kurma”, “daha önce olduğun şeyden başka bir şeye dönüşme” potansiyeli olarak okumayı öneriyor. Bu “olma-oluşma hali kadının sadece hayatını değil, varoluşunu ve dünyayı algılama biçimini nasıl dönüştürüyor?” (s. 19)

 
 
 


Böyle bir tartışma hattını izleyen Annelik Kitabı, okudukça insanı hayrete düşüren geniş kapsamıyla sekiz bölümden oluşuyor. İlk iki bölüm, kitabın yukarıda bahsettiğim yola çıkış amacının çerçevesini çiziyor. Anneliği bir kadınlık deneyimi olarak ele alıp tartışırken, bunun içinde yeşerdiği toplumsal bağlama, anneliğin toplumsal örgütlenişine dikkat çekiyor. “Annelik maskesi”nin, yeni zamanlardaki “yoğun annelik”in ve kusursuzlukla dolu popüler annelik anlatılarının kadınların yaşamını nasıl kuşattığını, yalnızlaştırdığını anlatıyor. Bunlar olurken feministler anneliğe nasıl baktılar sorusundan hareket ederek feminizmin annelikle derdine, annelik ve kadınların özgürleşmesi konusundaki farklı bakışlara uğrayarak bugünün annelik deneyimine uzanıyor. “Babalık bonusu”ndan “ikinci vardiya”ya, “annelik cezası”ndan anneliğin akademisyen haline, pek çok temasla anneliğin şekillendiği ortamı çiziyor.

Üçüncü bölüm “Yolun Başı”; hamilelik, doğum ve emzirme süreçlerine odaklanıyor. “Doğal” olarak zikredilen tüm bu süreçlerin aslında ne şekilde zorlu ve riskli biyolojik ve fizyolojik değişimlerle, travmalarla dolu psikolojik yükle ve ideolojik arka planla iç içe ilerlediğini anlatıyor. Dördüncü bölüm “Alacakaranlık Kuşağı”, doğum sonrasına ilerliyor. Alkarısından Lilith’e, Ortaçağ’ın cadılarından postpartum depresyon ve psikoza, “annelik deliliği”; zombiye dönmüş, suçluluk ve yetersizlik duygusuyla yoğrulan annelere kendine özen gösterme ve bebeğiyle güvenli bağlanma çağrıları; babanın yokluğu; bunların karşısında mış gibi yapıp gerçeklik algısını bozan internet anneleri ve dahası…

Beşinci bölüm, “Çocukluktan Anneliğe Geçiş”; birinin kızı olmaktan birinin annesi olmaya geçen kadının adım adım kendi çocukluğuna dönüşü, kendine yapılan annelikle ve annesiyle yüzleşmesi, çocuğuna annelik yaparken kendi çocukluğuna annelik yapması, çocuğunu tanırken kendine yeniden merak duyması gibi konuları irdeliyor. Sonraki bölüm “Gölgelerin Peşinde”, anneliğin öfke ve şiddetle sınavına odaklanıyor. “Çocuğunuz öfkenin pençesinde alev alev yanarken bu yangının size bulaşmaması mümkün mü?” diye sorarken, içinden taşıp gelen duyguların annenin çevrelendiği koşullar ve kendi kişisel tarihiyle, onu takip eden gölgelerle nasıl ilişkilendiğine bakmaya çağırıyor. Anneyle çocuk arasındaki güç dengesine ve çocuk istismarıyla şiddete dikkat çekerken, karanlık yanlarımızla ve bunların anneliğimize yansımasıyla nasıl yüzleşiriz, bunları telafi edebilir miyiz diye soruyor.

Son iki bölüm ise “ilişkisel annelik ve dönüşüm potansiyeli” ile “anneliğin imkânı” üzerine. Özge Yaka, annenin içsel bağlara sahip olduğu çocuğuyla kurduğu bu benzersiz, ikircikli duygular ve çatışmalarla dolu ilişki içerisinde sadece anneliğini değil, öznelliğini de kurduğunu anlatıyor. Annenin kendisinden olan, tam da öteki olmayan o ötekiyle çarpışmasıyla, “sürekli başka birinin ihtiyaçları için açık ve müsait bir halde yaşayarak”, zorlanıp kesintiye uğrayarak, hiçbir şekilde bebeğin istek ve arzularını tamamen kavramasının mümkün olmadığını bilerek… (s. 191) Peki, ne yaparsak yapalım yanlış yapacaksak, mükemmel annelik tacını giymek zaten mümkün değilse, biz ne yapacağız? Bu hengâmenin bitip gitmesini mi bekleyeceğiz? Peki bu eşikte anneliğe kullanma kılavuzu hazır bir program ya da zor günler geçtiğinde eskiye döneceğimiz bir aşama olarak değil de, gerçekliğimizi kökten değiştiren bir ilişki ve deneyim, bir davet olarak yaklaşırsak ne olur? (s. 192)

Soldan sağa: Simone de Beauvoir, Sevgi Soysal, Lisa Baraitser, Doris Lessing

Annelik Kitabı sonuç olarak Simone de Beauvoir’dan Adrienne Rich’e, Doris Lessing’den Sevgi Soysal’a, Susan Maushart’tan Donald Winnicott’a, Lisa Baraitser’den Deleuze’e, Alain Badiou’ya, tradwife’lardan anneannelere ve dahasına uzanan pek çok ses ve yaklaşımla annelik üzerine düşünmeye, bu deneyimle öznelliği ciddiye alarak ona “sadakat göstermeye” çağırıyor. Anneliği ilişkisel bir pratik olarak kavrayarak, kadınlıkla annelik arasında tanımlanan o gerilimli ikiliği kırıyor. Yani kadını annelik üzerinden tanımlayıp hedefi “kutsal annelik”e kilitleyen bakışla, anneliği kadının özgürlüğünün karşısına koyan, onu bir hapishane gibi gören bir tür feminizm arasında yeni bir yol öneriyor. (s. 218) “Kendim olmak için anne olmaktan, anne olmak için kendim olmaktan vazgeçmeliyim” çelişkisinden başka bir yol. (s. 219)

 
 
 


“Annelik herhalde en çok ışıklı vadilerle karanlık tüneller arasında kıvrıla kıvrıla giden bu yolda gündüz gece gidiyor olmanın ve yolculuğun kendisine inancı kaybetmemenin adı” diyor Özge Yaka. (s. 183) Bu süreçte inancı kaybetmemenin en temel bileşeni, yalnız olmadığını bilmek ve hissetmek. Benim için Annelik Kitabı, uzun zamandır etrafa saçtığım ama dönüp bakıp toplamaya cesaret edemediğim bazı duygulara isim verdi. Onları hikâyeleştirdikçe bazı anları daha iyi kavrayıp elimde tutmaya başladım. Başta bunlara kaçamak bakışlar attım, sonra dönüp dönüp yeniden baktım. Gördüklerimi yazarınkilere ve andığı diğerlerine bağladım. Beni yakalayan ne varsa, bunları benimle benzer dertlerle hemhal olduklarını bildiğim etrafımdaki diğer annelerle konuşmak istedim. Altını çizdiğim pek çok satır aramızda gitti geldi. Bir de, sadece konuşmak değil, yazmak için de bana el verdi kitap. Başıma geldiğinde neden bu deneyimleri kimse anlatmamış diye sızlanmış olsam da, yazının başında anlattığım deneyimimi böyle paylaşacak noktaya ben de yıllardır varamamıştım.

Sonuç olarak, Annelik Kitabı bir “nasıl olunur” kitabı değil. (s. 34) Tüm ikircikliği, “çatışmalı ve çarpışmalı halleriyle” anneliğine ve kendine dönmek, anneliği tüm yönleriyle irdelemek, anneliğin imkânlarını tartışmak ve işaret ettiği dönüşüm potansiyeline bakmak isteyenlere eşlik edebilecek bir yol arkadaşı. “Bize tutulan o dev aynaya yüz çevirmek yerine orada gördüğümüz kadının gözlerinin içine baktığımızda” ne görebileceğimizi; bu deneyimin “derimizden içeri sızlamasına, bizi kökten dönüştürmesine” izin verirsek ne olabileceğini düşünmek isteyen herkes için. (s. 19)

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • annelik
  • Annelik Kitabı
  • feminizm
  • Özge Yaka

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Seksek:

Atonal roman

“Seksek bir anlatıdan çok, bir anlatı kurma istenci, aynı zamanda bu kurulumun zorluğuyla ilgili. Esasen bir roman, ama roman demesi de zor.”

HASAN CEM ÇAL

Sonraki Yazı

DENEME

Gölgesinde İpekler:

İlk kitapla beliren yol

“Sevda Altınkaya, şiiri bir direnme eylemi olarak düşünüyor olmalı ki, inançlı bir kesinlik işliyor dilinde. Böylesine güçlü bir nefesle başlamış bir genç şairi okumak, şiirin tükenmezliğine duyduğum inancın yeni nimeti benim için.”

MAHMUT TEMİZYÜREK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist