• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Alejandra Pizarnik’e “sonradan” yaklaşmak

Arjantinli şair Alejandra Pizarnik’in Delilik Taşını Çıkarmak ve Müzikli Cehennem kitapları bu ay Everest Yayınları tarafından Delilik Taşı başlığıyla tek ciltte yayımlanıyor. Kitap, şiirleri İspanyolca aslından çeviren Yasemin Çongar’ın, şairin hayatı ve poetikası üzerine kapsamlı bir incelemesine de “Epilog” olarak yer veriyor. İncelemenin başından kısa bir bölüm...

Alejandra Pizarnik (1936-1972)

YASEMİN ÇONGAR

@e-posta

TADIMLIK

17 Temmuz 2025

PAYLAŞ

Şiiri, şairliği mümkün kılan ölümdür nihayetinde, mutlaklığıdır ölümün. Alejandra Pizarnik’i şair kılan da ölümdü. Fakat bütün şiirin, bütün sanatın çekirdeğinde duran ölümlülük bilgimizin –ölümsüzlük arayışımızın– ötesine geçen bir ilişkisi vardı onun ölümle, ölüm düşüncesiyle.

Pizarnik içe dönük bir şiir yazıyordu: Bir yandan, benliğinin dünya ağrısı çeken, ölümü düşleyen, ölmek isteyen yanıyla konuşuyordu yazarken; ölümün çağrısını işitiyor, seslendiriyor ve bu çağrıya da yine şiirle direniyordu. Beri yandan, kendisiyle baş başa kalıp şiir yazdığı, yani en yaratıcı, en güçlü olduğu zaman dilimi olan gece ile özdeşleştirmişti ölümü. Sürekli olarak dilin sınırlarını genişletmeyi denediği uykusuz bir gece mesaisiydi onun için şairlik, dilde bulunan çarelerin tükendiği yerdeyse yeni bir çare olarak sessizlik başlıyordu, bu yüzden de bazen yüceltirdi sessizliği, kullanırdı onu ve yine ölümle özdeşleştirirdi. Bir mecaz olarak da Pizarnik’in dağarcığını, imgelemini genişleten bir araç, anlatımını besleyen engin bir diyardı ölüm; dünyevi gerçekliğin ötesinde bir yer, yazarak içine girmeyi denediği ihtimaller âlemiydi. Şiirinde ölümle kurduğu ilişki bir yakarış, bir imdat çağrısı olarak görülebilir belki ancak asla bununla sınırlı değildir. Zira o aynı zamanda ölümü inceliyordu. Philippe Sollers’in Comte de Lautréamont’un şiirine koyduğu teşhisi Lautréamont’dan derinden etkilenmiş olan Pizarnik için de kullanabilir, onun da biyografik öznenin ölümünü varsayan, içselleştiren tanatolojik bir şiir yazdığını söyleyebiliriz. Pizarnik’in bir intihar poetikası kurduğundan söz edilecekse bile –ki ben bu tarifin onun şiirini iyi kavramadığını düşünüyorum– ölümün onun için hem tehditkâr bir çağrı hem bereketli bir kaynak olduğu görülerek yapılmalıdır bu.

Dünyevi olanı, gündelik ve somut olanı şiirle aşmak istiyordu Pizarnik; özdeşleştiği “küçük Alice” gibi harikalar diyarına inmek istiyordu; dilin hükmettiği alanı genişletmek, sesiyle değil sesleriyle, seslerinin her birini kullanarak yazmak istiyordu; sonra şarkıyla, müzikle, renkle, resimle dopdolu bir şiirin ortasında bazen bir an geliyor, dilin artık muktedir olmadığı sessiz, karanlık bir yere varıyordu: Rahme, kabre. Bir arayış, bir yaratım, bir akış olarak şiirin parçasıydı o varışlar. Pizarnik üzerine bir kitap yazan César Aira’nın çok iyi ifade ettiği üzere, onun mecazlarını birer “araç” olarak görmek yerine bir amaç, bir varış noktası gibi algılamak haksızlık olacaktır. “Bu,” diyor Aira, “bir şairi edebiyat kitaplarının dizildiği rafta duran bir çeşit bibloya indirgemek ve şiirin ortaya çıkış sürecini durdurmak demektir; niyetleri ne kadar iyi olursa olsun edebiyatı dondurup cisimleştirmeye kararlı olan eleştirmenlerin yaptığı iş sıklıkla bu sonucu verir. Böylece yazarın esasen tam da dünyanın buzunu çözmekte, onun sonsuz bir devamlılıkla akmasını sağlamakta olan yapıtı gibi yazarın kendisi de ‘dehşet verici bir heykelciğe’ dönüştürülür.” Gerçi Pizarnik kendisini “dehşet verici bir heykelcik” olarak tanımlamıştı fakat şiiriyle o heykelciği paramparça edip içinden çıkan da yine kendisiydi.

Alejandra Pizarnik

Pizarnik’in zamansız şiiriyle benim gibi çok geç –şairin hayatına ve ölümüne dair birçok ayrıntı okurların ilgisine sunulduktan çok sonra– tanışanlar, onun “poetik bedenini” biyografik öznesinden ayrı tutabilmenin zorluğuyla, bugün onun dünya edebiyatının mitlerinden biri olduğu ve aslında hayatını da bile isteye bir efsane gibi kurduğu gerçeğiyle karşı karşıya bulacaklar kendilerini. Hastalığının (bilinen teşhisiyle “borderline kişilik bozukluğu”) ve üçüncü denemesinde hayatına son vermiş olmasının ağırlığı kadar, geriye bıraktığı tereke de onun şiiri ile hayatını birbirinden ayrıştırmayı handiyse olanaksız kılıyor bugün.

Pizarnik’in külliyatı; hayattayken yayımladığı sekiz şiir kitabı, bir deneysel metin ve dönemin önemli dergilerinde yazdığı edebiyat eleştirilerine ek olarak, ölümünden sonra incelemeye açılan ve tamamı olmasa da bin küsur sayfası kitaplaşan günlüklerini, ölümünden sonra keşfedilen çok sayıda şiirini, ayrıca Fransızca kaleme aldığı şiirleri, ölümünden sonra kitaplaşan bir tiyatro oyununu, öykülerini, eleştiri yazılarını ve denemelerini, Fransızcadan İspanyolcaya yaptığı şiir ve düzyazı çevirilerini, editörlüğünü üstlendiği bir antolojiyi kapsıyor. Ayrıca biyografilerinde ya da hayatına dair makalelerde, konferanslarda, belgesellerde dile getirilen anekdotlarla tanıklıklar, bir kısmı kitaplaşmış, bir kısmı da şairin bugün Princeton Üniversitesi’nde bulunan toplu arşivinden ve muhataplarının arşivlerinden peyderpey gün ışığına çıkarılan kapsamlı mektuplaşmalar, halen Mariano Moreno Arjantin Ulusal Kütüphanesi’nde incelenebilen kişisel kütüphanesi ve nihayet, günlüklerinin “üçüncü şahısların haklarını korumak için” ailesinin isteğiyle sansürlenen, ancak Princeton’daki arşivde okunabilen, bir kısmı da yeni biyografisine dahil edilen en mahrem bölümleri şairin hayatının dehlizlerini bize açıyor. Bunlara bir de Aira gibi, Octavio Paz gibi, Julio Cortázar gibi Pizarnik’in kendisini de şiirini de çok iyi tanıyan ve çok seven önemli edebiyatçıların onun hakkında yazdığı metinleri ve sayıları sürekli artan akademik çalışmaları ekleyin.

Delilik Taşını Çıkarmak ve Müzikli Cehennem kitaplarını çevirirken ben de bu Pizarnik evreninde epey zaman geçirdim. Oysa asıl şunu yapabilmeyi, mesela 1972 yılının başlarına ışınlanıp kitaplarını ilkin o zaman, Pizarnik henüz hayattayken okumayı isterdim. Şimdi onun son yıllarını geçirdiği ve intihar ettiği binanın sokağında, 1930’lardan kalma bir kahvehanede oturuyorum: Şu kapının önünden defalarca geçmiştir, içeri de girmiştir muhtemelen, hiç yenilenmemiş gibi görünen şu yer döşemelerine basmıştır, belki bir kahve-sigara molasında, belki küçük bir kahvaltı ya da bir kadeh şarap için tam da şu oturduğum masada oturmuştur. Az önce onun apartmanına, binanın ağır yeşil kapısına, belki bir zamanlar önünde durup bulutlara baktığı yedinci kat penceresine, sokağının eski görünümlü yapılarına, az ötedeki küçük parka, göğü tutan ağaçlara, yarım asrı aşkın bir süre önce de burada olduğunu tahmin ettiğim her şeye uzun uzun baktım. Pizarnik’in şiirlerini o yaşarken, hayatı hakkında bir şey bilmeksizin, kelimelerini hastalığının bir semptomu, intiharının bir habercisi gibi görme ihtimalim olmaksızın okuduğumu hayal ettim.

 
 
 


Bildiklerimizi bilmemek mümkün olmuyor. Pizarnik’in hayatının zihnimde yer etmiş, şairliğini düşünürken düşünmeden edemediğim bazı durakları var. Burada o duraklardan söz etmek istiyorum, en sondan, şu ağır yeşil kapılı binadan, Buenos Aires’in Recoleta semtinde, Montevideo Sokağı 980 numaradaki apartman dairesinde son nefesini verdiği o pazartesi sabahından başlayarak.

(...)

Alejandra Pizarnik
Delilik Taşı
çev. Yasemin Çongar
Everest Yayınları
Temmuz 2025
224 s.
 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Alejandra Pizarnik
  • Delilik Taşı

Önceki Yazı

PORTRE

Fanny Howe’un ardından:

Gnostik ve toplumsal, seküler ve inançlı…

Kız kardeşi Susan Howe’la birlikte Amerikan şiirinin yaşayan en önemli şairlerinden biri addedilen Fanny Howe, 9 Temmuz günü 85 yaşında hayata veda etti. Belki de Katolik şiirinin İngilizcedeki en büyük ismiydi...

EFE MURAT BALIKÇIOĞLU

Sonraki Yazı

SÖYLEŞİ

İsmail Güzelsoy:

“Kişisel gelişimin panzehridir roman.”

İsmail Güzelsoy ile uzun yıllar sonra yeniden üzerine çalıştığı, geçtiğimiz günlerde yeniden yayımlanan Saf–Suya Anlat'a ve metnin yeniden inşa sürecine dair konuştuk... 

ABDULLAH EZİK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist