• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Ahmet Telli'nin ardından:

Devrimci şairin ikilemi

“Sistem karşıtı ve kalabalık bir eylemde, yeterince devrimci olmayanlar sahayı erkenden terk eder. Geride, yerinde durmaya dirençli, sebatla bekleyebilen, en devrimci olanlar kalır.”

Ahmet Telli

ÖZGÜR TABUROĞLU

@e-posta

PORTRE

15 Temmuz 2026

PAYLAŞ

Geçmişin önünde yığın oluşturan ve giderek çoğalan atıkları başında beklemek her şairin yapacağı iş değildir. Buraların keyfi kaçtı deyip orayı terk edecek çokça şair vardır kuşkusuz. Örneğin romantik, avangart şair tiplemesi biraz böyledir. Devrimci şair böyle bir ikilemle karşılaşır. Düşlediği dünyayla olumsuz da olsa bir karşılaşmayı ısrarla sürdürür. Zor olsa da, durduğu yerde devrimci kalmanın yollarını araştırır. Karşısında biriken bir köhneliğin etrafından ayrılmaz. Yeni ya da eski türden bir liberal çağrıya kapılmaz ve kendi arzularını, meyillerini takip et diyen güncel sese fazla kulak asmaz. Sistem karşıtı, kalabalık bir eylemde, yeterince devrimci olmayanlar sahayı erkenden terk ederler. Geride, yerinde durmaya dirençli, sebatla bekleyebilen, en devrimci olanlar kalırlar. Devrimci ozan da böyle keyfi kaçan yerde, etkin bir bekleyiş içinde durabilir. Daha rahat, kendisini zorlamayacak, daha tekin, aşina bir yer arayışını erteler. Devrimle açılacak yeni dünyanın zaten böyle olacağını da arada düşler.

Şair sürekli yeni ve ilginç olan peşine düşmeyince, bazen kalıp sözler, söylemler, hatta sloganlar dizelerine karışabilir. Katledilmiş birinin arkasından tuttuğu yası doğal olarak yeni ve ilginç cümlelerle anlatamaz. Hayatı yok eden kuvvetler eski ve usandırıcı böyle yıkıntıları terk etmeden, o da oradan ayrılmamaya kararlıdır. İkilemin, zıtlaşmanın, itirazın olmadığı bir yere doğru erkenden yol almaz. Bazen muarızın dilinden, onun anladığı türden cümlelerle konuşabilir. Hayatı yok eden tüm kuvvetlere, yaşamın habis güçlerine sırtını dönmez; onlarla kendi gücü nispetinde yüzleşir. Kendilik arayışlarıyla, benliğinin veya şiirinin yelkenlerini şişirme kaygısıyla yerini kaybetmek istemez. Antigone’nin doğru şekilde gömülmeyen, yası tutulmayan erkek kardeşi Polyneikes’i beklemesi gibi, o da pek çoğunu tanımadığı, böyle yüzleri yalnız bırakmaz. Devrimi süreksiz, kesintili, imkânsız kılmak isteyen bir iradenin amacına aykırı bir şekilde orada durur. Geçmişe mazi denmesin diye orada bekler. Şairin gövdesi ve ondan neşet eden imgeler sürekli devrimin koşullarını canlı tutar. İlhamını bazen, kısmen de olsa kendisini yok etmek isteyen bir yıkım makinesinden almak durumunda kalır. İçinden daha güzel başka dünyaların çıkması en az muhtemel yerlerde hareket eder. Bu hafriyatın, harabelerin, çöp dağlarının, toplu mezarların arasından zuhur edecek o ışığın, sesin, temasın yolunu gözler. Kendi esenliği, keyfi peşinde olsa çoktan terk edeceği bir enkaz yerinde, döküntüler arasında dolanarak.

Ahmet Telli’nin dizelerinde ses işitmek, bu viraneyi aralayan bir imgenin sezgisini yaratır. Böyle sedalar onun hevesini artırır, biraz olsun ona şevk verir. Böyle akustik imgeler, o imkânsız uzak yerden, ütopyadan zuhur eder. Bu sebeple, ne demek istediği pek belli olmaz. Devrimci şair, sıfatının ima ettiği gibi, bu harabeyi terk etmez, kopup gitmez; kimi zaman yerinde ve zamanında saplanmış, takılmış gibi görünebilir. O kadar velut görünmemesi de bu bereketsiz, kat kat yıkıntılarla astarlanmış toprağa kulak vermesinden olabilir. Ufkunu bu enkazın çok ötesine genişletmez; kendini veya ötelerden seslenen başkalarını dinleme gayretinin onu başka türden bir şaire dönüştürmesinden çekinir sanki.

Bu durumda, geçmişin ağırlığını arkada bırakan bir hamleyi geleceğe taşımak zorlaşır. Geleceği olmayan birinden geçmişi olmayan bir başkasına dönüşmek çok muhtemeldir. Her iki türlü de, geniş zaman perdelerini kapatır. Bu geniş zamanda ileri geri gidip, kendi zamanında kimi zaman sükûn içinde bekleyenin rahatlığı iki türlü de yok olur. Devrimci şair yıkıntılar arasında mümkün bir diyalektik vasıtasıyla en azından bir gelecek tahayyülü yaratabilir. Oysa gelecekte takılı kalmış şair, kendini dinlemekten ve keyfî meyillerini izlemekten fazlasını yapamayabilir. Böyle biri “kendine devrimci” olur biraz. Durduğu yeri terk etmeyen devrimci şairin tabiatının muhafazakâr olandan farklı olmasının nedeni de, böyle zayıf ve olumsuz da olsa diyalektiği koruması, geçmişe olumlu bir gönderme yapmamasıdır. Geçmişte mutlu mesut bir ecdadın değil, birbirini kırıp geçirenlerin kederini ve onların üzerinden egemenlerin eylemlerini bulur. Başta güzel, latif, adaletli olanın zamanla yozlaşmasını değil, baştan beri büyüyen bir eşitsizliğin, sömürünün oluşturduğu cansız yığınları görür. Bu eytişim, icrası zor olsa da, mağdurun, emekçinin, yoksulun, madunun akıl yürütme biçimi olmalıdır.

Böyle bir mahşer yerinde gönülleri bir olanların aşkları aşınır; sevdaları kaybolur, onarılmaz. Keder veren bir dünya içindeki yıkıntıları görmezden gelme girişimi zamanla bir oyalanmaya dönüşür. Âşık şair hayat bilgisini azar azar yitirir. Aynı gönül bağı, arkadaşlıkların unutulmasına da sebep olabilir. Ayrılık ise yeniden bir hayat kurma talimi gibi gerçekleşir: “Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi/ Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır/ İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım.” Ayrılık “yarıda bıraktığı şiirleri tamamlaması” için bir fırsattır. Gönül ilişkisi nedeniyle yarıda kalan ne varsa tamamlanabilir belki. Ayrılığın ertesinde bazen aşktan da bir mazi gibi bahsedilir; o da belleksiz bırakır, unutkanlık yaratır. Geleceğe yönelik bir tehdit gibidir bazen. Öyle bir hafıza kaybı yaratır ki, sadece sevinci değil, kederi de unutturan bir yazgı gibi, yaşananları erteler. Giderek “soluk ve gri” bir şekil alır. Orada aşkın geçici simyası hüküm sürdüğünde âşığın gözleri görmez, kulağı işitmez, belleği boşalır. Tüm bunların ortasında “ayrılık da bir olanaktır”. Bu imkânın yaklaştığı, aşkın artık bir alışkanlığa dönmesinden anlaşılır. Âşıklar arasında “söz sararır, sadece ikisi için bir şeylerin eksilmesinden değil, ne varsa dağıtan, parçalayan bir geçmişin yükü onları da er geç yakalar ve ayırır. Ardından sayısız ağır hatıra geriye kalır. Ayrılmak bu yükten kurtulmanın mümkün tek yolu olur bazen; bir “hüzün örtüsü”nün ardından, her yaşanan geçmişe gömülür. Hafızanın ağırlığıyla başı ağırlaşır, ağrır şairin. Bu kadar hatırayla istese de fazla yol alamaz: “İnsan nereye gidebilir hatırlamalarla?”

Neredeyse tüm olağan tabiat olayları bu kasveti aralar; yağmur, fırtına, kar, gündoğumu veya batımı. Şairin bu doğal mekânı, imgesel tutumunda tutumlu olmaya zorlar onu. Olumsuz kuvvetlerden kurtuldukça, hemen her izlenime sahip çıkar. Onlar belleğini zorlamaz, keder vermez. Böyle güzelliklerle diyalektik münasebet içine fazla girmez. Onlar yürümek, nefes almak, acıkmak, doymak kadar doğaldır. Doğa izlenimleri imgelere bir nahiflik kazandırırlar bazen. Yorgun şair onlar sayesinde arkasına yaslanır; bir an için civarında kendisine sataşacak habis varlıkların olduğunu unutur. Onlar geçmiş ve gelecek duygusundan, kaygısından kurtulmuş, saf bir şimdiyi dizelere taşır. Belleğin zamanı ve mekânı etrafındaki latif sahneyi donatır. Hayatın böyle güzelliklerinin karşısına ne yanılsama veya yalan ne de hakikat pozunda çıkılabilir. Ütopyaların kadrosu ve dekoru da biraz böyledir. “Gelmeyecek olan arkadaşlarını” beklerken tabiat onu sarmalar; içinde ölümler, ayrılıklar, felaketler olsa da. Tabiat kör iradesiyle etrafında eser, akar, üşütür, ısıtır. Hatıraların dehşetini seyreltir. Yüzücüyü yerçekiminden biraz olsun kurtaran akıntı veya arkasından esip yürüyüşünü kolaylaştıran rüzgâr gibi. Bazen “suların da keyfi kaçar”. Su yolunu bulamaz, ışık ulaşmaz, ses yankısını duyuramaz. Bunlardan biri yerini bulsa, karşısındakinde “ürperti” yaratır.

Ürperti, bir imgenin sesiyle, ışığıyla, rengiyle, akışıyla yolda olduğuna dair bir belirtidir sanki. Ürperti sezginin de alametidir; ondan daha eski bir işarettir. Orada bulunmayanın fakat yolda olanın kendisini duyurma biçimidir; maddi bir titreşim gibidir. Ürperti, külrengi mazinin aralandığına dair bir izdir. Şairin bedeninin ve zihninin kesiştiği yerde beliren ürperti, yıkıntılar arasında kaybolanı yoktan var eden bir vicdani sızıdır kimi zaman. Titreyip kendine gelen bir varlığın duyumudur. Bir renk, ses, ışık, tabiatla temas ve onların tercüme edildiği imgeler, mazinin ardındaki ya da berisindeki geniş zamanın alametleridir. Bütün şairler de bu vaktin sakinleri olarak ortak bir yerde buluşurlar sanki: “Yunus’tan Nâzım’a bir hat” çizilebilir orada. Herkesin ve her şeyin birbirine temas ettiği okyanusvari zamanda “zamandaş” olurlar; “menzili olmayan” bir yolculukta buluşurlar. “Dünün ağırlığından” kurtulmuş sesler bu genişlikte birbirini anlamaya başlar. “Boz bulanıktan” kafasını çıkaran herkes diğerini hevesle dinler. Bu geniş ve derin mekânda hatıralar birbirine karışır. Geniş zamanın paylaşımında bir başkasının rüyası, fikri veya hislerinin paydaşı oluruz. Orada hatıra ve hüzün arasında şairin bulduğu kısa devre çözülür. Hatırlamak sevinç yaratır. Her sevince bir imge eşlik eder. Böyle bir muhitte gelişen arkadaşlık; yoldaşlığın, akrabalığın, aşk ilişkisinin de ötesindedir. Arkadaşlar arasında kimse kendi başına düş görmez, düşünmez, hatırlamaz.

 

 

KAYNAKÇA

Ahmet Telli, Su Çürüdü, Everest Yayınları, İstanbul, 2026.

Ahmet Telli, Çocuksun Sen, Everest Yayınları, İstanbul, 2023.

Ahmet Telli, Arkadaşlık Günleriydi, Everest Yayınları, İstanbul, 2026.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Ahmet Telli
  • Arkadaşlık Günleriydi
  • Çocuksun Sen
  • Su Çürüdü

Önceki Yazı

PORTRE

“Zamanının ruhunu ‘yürekte çarpan akıl’la duyumsayan romantiklerden…”

“Ahmet Telli, o büyük şairlerdendi. Nâzım Hikmet gibi yirminci yüzyıl başında canlanan 'yeni tür şair karakter'lerden biri.”

MAHMUT TEMİZYÜREK

Sonraki Yazı

EDİTÖRDEN

[Editörün Notu]

2026

K24'ten haberler, haftanın yazılarına bakış, yayın dünyasına dair değiniler, tartışmalar, yorumlar, okur mektuplarına cevaplar, K24 yazıları için notlar, editöryal gevezelikler ve çeşitli mutfak işleri... 

MUSTAFA ARSLANTUNALI
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist