• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

21. yüzyılın Tonio Kröger’i.

“Tonio Kröger’i yıllarca ben de Thomas Mann gibi kalbime en yakın kitaplardan biri olarak zihnimde taşıdım. Fatih Özgüven’in çevirisi 5. baskısını yapınca tekrar okudum. Bu okumam çok değişik oldu: 123 yıl önce yayımlanan bu kitabın 21. yüzyılda ne anlama geldiğini düşünmeme yol açtı.”

Tonio Kröger'in sinema uyarlamasından (Rolf Thiele, 1964)

AHMET GÜNTAN

@e-posta

DENEME

4 Aralık 2025

PAYLAŞ

Fatih Özgüven’in Türkçesinden Tonio Kröger beşinci baskısını yaptı.[1] İlk olarak 1903 yılında yayımlanmış olan bu kısa roman (ya da uzun hikâye) demek ki hâlâ bir çekiciliğe sahip. Benim okuduğum ikinci Thomas Mann kitabıydı. İlki Buddenbrooklar’dı. Buddenbrooklar’da iki sahne beni çok etkilemişti. Ailenin direği, kentin en güçlü tüccarı Thomas Buddenbrook bir gün o ana kadar ondan hiç beklemediğimiz bir şey yapıp bir felsefe kitabı okuyor, yalnızlığı üstüne aydınlanma yaşıyor, ağlıyor. Bu beni çok etkilemişti. Koskoca senatör Thomas Buddenbrook. Romanda adı verilmeyen ama kurmaca olmadığını anladığımız bu felsefe kitabının hangi kitap olduğunu bugünkü gibi hemen bulmak 1970’lerin ikinci yarısında kolay değildi. Ama ODTÜ Kütüphanesi hâlâ iyilikle hatırladığım bir zenginliğe sahipti. Romanda Thomas Buddenbrook’u yıkan kitap Schopenhauer’in İstem ve Tasarım Olarak Dünya kitabıymış.

Thomas Mann
Tonio Kröger
çev. Fatih Özgüven
Can Yayınları
Kasım 1997
5. baskı, Kasım 2025
96 s.

Bu sahnenin bende yarattığı etkiyle yaptığım kütüphane sortileriyle hem edebiyatın kapısından felsefeye girdim hem de okuyacağım ikinci Thomas Mann kitabını buldum. Thomas Mann’ın yazdıkları içinde kalbine en yakın bulduğu kitabı, Tonio Kröger. Buddenbrooklar’da etkilendiğim ikinci şey Hanno’ydu. Thomas Buddenbrook’un pısırık, mızmız birisi olmasın diye, ruhsal dünyasını yiyip bitirdiğini düşündüğü müzik tutkusundan koparmaya çalıştığı oğlu küçük Hanno. Büyük bir özenle tutulan aile şecere defterinde kendi adını görüyor. Buddenbrook neslinin son kişisi olarak deftere işlenmiş adının altına, matematik defterini süslemek için yaptığı gibi iki eğri çizgi çizerek sayfayı sonlandırarak kapatıyor. Bunu niye yaptığı sorulunca “Devamı gelmeyecek sandım” diyen sonuncu Buddenbrook Hanno.[2] Tonio Kröger’in henüz Akıl ile tanışamadan yok oluşa, çöküşe giden ham hali.

Tonio Kröger, “Olağan’ın ve Alışagelmiş’in dışına sürülmüş”[3], onu yazar yapacak olan usa vurma yeteneğinin karanlık dehlizlerine doğru önleyemeyeceği bir yolculuk yaşayacağını anlamış, bu yolculuğun onu Hayat denen “sarsılmaz sıradanlık”tan[4] koparacağını düşünen, buna neredeyse kahreden bir ergen.

“Bazen aşağı yukarı şunlar geçiyor […] aklından: 'Kendim gibi, olduğum gibi olmam, kendimi değiştirmeyecek ve değiştiremeyecek olmam, başıboş, dik başlı, başkalarının kafa yormadığı şeylere kafa yoruyor olmam yeter de artar bile. Bunları öpücükler ve müzikle geçiştirecek yerde beni azarlayıp cezalandırmaları yerinde bir davranış.”[5]

Burada bir kölenin ortaya çıkışını gözlemliyoruz. Hayatın şen kayıtsızlığına âşık, bu kayıtsızlığa hiçbir zaman erişemeyeceğini bildiği için acı çeken hatta bu acısını zevk edinmiş bir çocuk. “En çok sevenlerin boynu hep eğiktir ve acı çekerler – Tonio’nun on dört yaşının ruhu hayattan bu yalın ve katı dersi çoktan çekip çıkarmıştı; zaten bu gibi dersleri bir kenara yazacak, gizliden gizliye bilincine erecek ve hatta bundan biraz da zevk duyacak yaradılıştaydı.”[6] Henüz mazo-masum bir köleydi yani. Aradığı efendiyi Hans Hansen’de bulmuştu.

“Hans Hansen örnek bir öğrenciydi; bir kahraman gibi ata binen, beden eğitimi yapan, yüzen, herkesin sevgisinin kendisine yönelmesinden hoşnut olan, sağlıklı bir oğlandı.”[7] “Hans Hansen buydu ve Tonio Kröger onu tanıdığından beri bir özlem, ona bakar bakmaz göğsünün üst kısmında kor gibi yanmaya başlayan kıskanç bir özlem duyuyordu.”[8] Tonio id’in dürtülerini Hans gibi kontrolsüz, sıradan bir doğallıkla yaşamayı istiyor, bunu yapamayacağını bildiği için (sadık bir köle olarak) en azından Hans Hansen tarafından sevilebilir olmayı arzu ediyordu. Tonio “deniz kenarında avare ve yitik kumda yatar, gözleri[ni] deniz yüzeyinde fısıldaşan, esrarengiz, değişken dalgalara dikmiş bakarken”, Hans ise sarışın, atletik bir efendi olarak “kürek çekmekten, yelkenliyle açılmaktan, yüzmekten baş alamıyor […]”.[9] Ah “Senin gibi olmak...” diye düşünüyor Tonio. Aşkın ona işkenceler, aşağılanmalar getireceğini biliyor, aşkı yine de sevinçle kabulleniyor.[10]

Thomas Mann (1875-1955), Münih, 1932.

Tonio Hans’tan sonra “şen Inge’ye”[11] âşık olur. Inge’yle ilgili bölümün romanın içinde o kadar işlevsel bir varoluşu vardır ki neredeyse Tonio’nun Hans’a duyduğu aşkın erkeğin erkeğe duyduğu bir aşk olmasının keskinliğini azaltıp bu yoğun tutkuyu bir ergenlik sapması gibi göstermek için yazılmış gibidir. Tonio Kröger’in Tonio’sunu, ilk okuduğum andan itibaren Thomas Mann’ın tanımladığı şekliyle belirsiz, şüpheli bir şeyle –yani sanatla– yaralanmış biri olarak değil ama Hans Hansen’e vaat edilen normal hayatı yaşayamayacak olmasından dolayı kendini ondan rütbece daha aşağıda hisseden, hayatın kayırdığı bu kaygısız dünyanın erkeksi gücüne âşık olan, patetik kölelik duygusunun arınmasını ise edebiyatta bulacağını anlamaya başlayan eşcinsel bir ergen olarak gördüm. Ben de uzun yıllar Tonio Kröger’dim, sonra edebiyatın gücüyle tedavi oldum.[12]  

Her eşcinselin gençliğinde bir Hans Hansen vardır. Size önünüzdeki hayatta neler olmayacağını, nelerin imkânlı nelerin imkânsız olduğunu, neleri yapamayacağınızı öğretir. Neleri yapamayacağınızı bilirseniz, kendinizi daha çabuk kabul edersiniz. Bu sağlıklı yoldur, ama herkes hemen bu sağlıklı yolda yürümeyi beceremez. Yeşil arabalarda kaygısızca yaşadığını varsaydığınız çingenelere duyduğunuz büyük hayranlıktan kopamazsanız, rütbe düşüklüğünün getirdiği acıyı zevkle taşırsınız, kölenin ruh hali budur. Her eşcinsel uyanış bu ruh halini tanır, sonra Hans Hansen’lerden kopar, rütbe düzeninden huruç eder, kendi yoluna gider. Yıllar sonra dönüp baktığınızda ergenlik aşkınız, efendiniz Hans o hayran olduğunuz engel tanımayan sıradanlığıyla bir beyaz eşya bayii olmuştur. Ama köle, tedavi olsa bile, bazen geçmişine duyduğu özlem duygusuyla Hans’ı hâlâ ergenliğindeki gibi görür, “saflık, duruluk ve neşe izlenimi veren, aynı zamanda mağrur ve sade, dokunmaya kıyılamayacak bir kırılganlığı anlatan o çelik mavisi gözler, sarışın saçlar”a[13] bakar, onu sessizce yüceltir:

“Unutmuş muydum sizi?” diye sordu. Hayır, hiçbir zaman! Ne seni Hans, ne de seni sarışın Inge! Hep sizin için çalışıp didindim, alkışlandığımda, alkışlayanlar arasında sizin de olup olmadığınızı görmek için gizlice çevreme bakındım.[14]

Thomas Mann’ın ilk eserlerinde  Olağan’ın ve Alışagelmiş’in dışına sürülmüş kahramanlar birbirini takip eder. 1896’da yayımladığı Küçük Friedemann hikâyesinde[15] bebekken dadısı tarafından yere düşürülünce gelişimi engellenen kambur Friedemann, kaygısız hayatı temsil eden Frau von Rinnlingen’in önünde kendini alçalmış hissederek, “kendini yok etme, parçalara ayırma, kül etme ihtiyacıyla” intihar eder. 1900’de yayımladığı Mezarlık Yolu hikâyesinde “karışıklık ve kaza olmaksızın hallolan orta halli bir trafik”[16] içinde yürüyen “dünyanın terk ettiği”[17] bir adam mezarlık yolunda yanından geçen hayat dolu genç bisikletçiye ani bir patlamayla ateş püskürür. Bisikletçinin adı Hayat’tır. 1901’de Buddenbrooklar’da Olağan’ın dışına çıkma görevi Hanno’dadır. Buddenbrook şeceresi sanata eğilimli Hanno’nun sanata ulaşamadan küçük yaşta tifoya yakalanarak ölmesiyle sonlanır. 1903’te bu görevi artık bir yazar olan Tonio Kröger devralır. “Düzene kavuşup biçimlendirilmeyi bekleyen, henüz doğmamış ve taslak halinde bir dünyaya, kendilerini salıvermem, özgürleştirmem için bana göz kırpan insan karaltılarının gölgeleriyle dolu bir karmaşanın içine bakıyorum”[18] diyen yazar Tonio.

Thomas Mann’ın 1905’te hayatı boyunca evli kalacağı eşi Katia Mann’ı bulması, 1909’da yayımlanan Majesteleri Kral’ın[19] kahramanı prens Klaus Heinrich’in, bir eli diğerinden yetersiz geliştiği için dünyaya ayak uydurmakta zorlanırken, onu hayatla barıştıran Imma’yı bulmasına model oluşturacaktır. Evlendikten sonra çelik iradesini kullanarak erkekler arası aşkı hayatından çıkaran Thomas Mann, yaşlanmış bir Tonio Kröger sayabileceğimiz Gustave von Aschenbach’ı Venedik’te, hem genç bir oğlanın güzelliğini üst bir estetik kategori halinde tartıştırarak, hem de güzel oğlana duyduğu tutkuya boyun eğdirerek kuru sahra rüzgârında öldürecektir.[20]

Bundan sonraki aşamada artık Hans, Inge ya da Tadzio olmayacaktır. Bu sonraki anlatı Olağan’dan kopmuşların (bu kez hastaların) toplandığı Dağ ile Olağan’ın sürdüğü Düzlük arasında geçecektir.[21] Aynı dönemde –19. yüzyılın sonunda, 20 yüzyılın başında– Akla karşı çıplak Hayat’ın militan savunmasını yapan yeni örnekler Avrupa’da tehlikeli alanlarda dolaşır. Heykeltıraş Gaudier-Brzeska, Birinci Dünya Savaşı’nda siperlerden Ezra Pound’a gönderdiği mektuplarda etrafındaki kanı-dumanı şehirdeki stüdyolardan daha sağlıklı bulduğunu yazıyordu.[22] Edebiyatın kendilerine gelinceye kadar düşünceli bir hareketsizliği, uykuyu yücelttiğini söyleyen, ruhunun mızrağını dünyanın yörüngesi boyunca fırlatacağını söyleyen coşkun Marinetti İtalyan Faşist Partisi’nin ilk savunucularındandı.[23] Bana sorarsanız, gözü Hans Hansen’de, Tadzio’da olup kendini Akla hizmet etmekle görevlendiren, Hayat’a tensel köleliğini yazdıklarına gömerek etkisizleştiren büyük Thomas Mann’ın panzehrini ben korkmadan, yüceltmeden, soyutlaştırmadan özgürce Tadzio’nun peşinden koşan, Alışılmış’ın dışındaki ile Akıl arasındaki pazarlığın bizzat Akıl tarafından Alışılmış’ın dışındaki lehine korkusuzca bozulduğu, Hayat’ın mezarlık yolundaki şoseden korkusuzca bisikletini sürdüğü Amerikan edebiyatında buldum. Benim beyaz eşya bayilerinde parlaklığını yitiren Hans Hansen’lerime kölelikten kurtuluşum bu oldu.

Tonio Kröger’i yıllarca ben de Thomas Mann gibi kalbime en yakın kitaplardan biri olarak zihnimde taşıdım. Fatih Özgüven’in çevirisi beşinci baskısını yapınca tekrar okudum. Bu okumam çok değişik oldu: Yüz yirmi üç yıl önce yayımlanan bu kitabın 21. yüzyıl koşullarında ne anlama geldiğini düşünmeme yol açtı.

Sıradanlığın intikamcı krallığını ilan ettiği bu yüzyıl başında Tonio Kröger “[k]endini, dünyadaki en yüce güç saydığı, hizmetine koşmaya zorunlu hissettiği, ona şan ve şeref vaat eden güce, bilinçsiz bir hayatın üzerinde taht kurmuş gülümseyerek oturan Aklın ve Söz'ün gücüne”[24] bütünüyle adar mıydı? “Zihne gerek duymayan o Mavi Gözlüler”in[25] –Hayatgillerin– 19. yüzyıl sonunda var olduğu sayılan saflığını, 21. yüzyıl başından beri zevkini çıkardıkları iktidarlarının sonunda kaybetmiş olduklarını görünce “[s]anatın alanı genişledikçe, dünya yüzünde sağlıklı ve el değmemiş olan şeylerin alanı daralıyor”[26] fikrinde hâlâ ısrar eder miydi? Yeşil çingene arabalarından gelen intikam dolu şarkıları duyunca kendini hâlâ “… aklı başında insanlarız biz. Konsül Kröger’in ailesi, Kröger ailesiyiz”[27] diye avutacak sosyal bir rütbe bulabilir miydi? Binlerce kimliğin yaşadığı bu bunaltıcı, kaotik Kimlik Bayramı’nda kendini Akla ihanet etmeden nasıl tanımlayacaktı –  kim olacaktı, yoksa o da bir denişik[28] mi sayılacaktı? Kendine “bütün dünyayla […] mutlu bir düzen ve birliktelik içinde yaşayan”[29] bir Hans Hansen bulabilecek miydi? Yürekten inanacağı bir Efendi bulamayan her Köle gibi acılaşacak mıydı? Hans Hansen’lerin de bizimle paylaştığı bu büyük imasızlıkta kaybolmamak için hâlâ Akla mı tutunacaktı? Tutunsa bir faydası olacak mıydı? Tutunmada neden başarısız olduğunu anlayabilecek, “gerçeklik olarak algılanmak isteyen görünüm[ün] [artık] hakikatin kendisi”[30] olduğunu ayırt edebilecek miydi?  Onun anladığı anlamda edebiyatın nasıl rütbe kaybettiğini görünce yazar olma isteğini hâlâ korur muydu? Yoksa duyduğu çaresizlik içinde kendini nihilizmin kollarına bırakıp, iklim değişikliğinin getirdiği sıcak hastalıklı rüzgârda bu çağın Von Aschenbach’ı olarak çöküşü yaşayıp Akla veda ederek dünyada birer seyirci olmaktan başka rolü kalmamış biz çaresizlerin arasına mı karışırdı?  

 

 

NOTLAR

[1] Thomas Mann, Tonio Kröger, İstanbul: Can Yayınları, 2025

[2] Thomas Mann, Buddenbrooklar, İstanbul: Can Yayınları, 1983, Sekizinci Bölüm, 7. Kısım.

[3] Thomas Mann, Tonio Kröger, İstanbul: Can Yayınları, 2023 (4. basım), 18. s.

[4] age, 13. s.

[5] age, 13. s.

[6] age, 11. s.

[7] age, 14. s.

[8] age, 14. s.

[9] age, 14. s.

[10] age, 22. s.

[11] age, 24. s.

[12] Tonio 13. sayfada şöyle diyor: “Yeşil arabada yaşayan Çingeneler değiliz biz; aklı başında insanlarız.” 1979 yılında yazdığım Ahmet Güntan’ın Çingene Hikâyeleri.’nde bu cümleden ilham alarak İzmir’i yeşil bir çingene vagonuna benzetmiştim.

[13] age, 79. s.

[14] age, 79. s.

[15] “Küçük Friedemann”, Thomas Mann, Zor Saat, İstanbul: Can Yayınları 2011, 85. s.

[16] “Mezarlık Yolu”, age, 193. s.

[17] age, 195. s.

[18] Tonio Kröger, 87. s.

[19] Thomas Mann, Majesteleri Kral, İstanbul: Can Yayınları, 2013.

[20] Thomas Mann, Venedik’te Ölüm, İstanbul: Can Yayınları, 2007.

[21] Thomas Mann, Büyülü Dağ, İstanbul: Can Yayınları, 2013.

[22] Gaudier-Brzeska 1915’te 23 yaşında savaşta bir çatışmada öldü.

[23] F. T. Marinetti, Fütürist Manifestolar Kitabı, İstanbul: Altıkırkbeş Yayınları, 2008.

[24] Tonio Kröger, 31. s.

[25] age, 41. s.

[26] age, 46. s.

[27] age, 13. s

[28] queer.

[29] age, 14. s.

[30] Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon, Ankara: Doğubatı Yayınları, 2011, 12. s.

Yazarın Tüm Yazıları
  • buddenbrooklar
  • thomas mann
  • Tonio Kröger

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Bekle Beni, bir roman taslağı:

“Bir farsın içindeyiz…”

“Bekle Beni'de var olduğu iddia edilen duyguların okura yansımamasında en az karakter inşasındaki zayıflıklar kadar önemli olan diğer bir nedense romanın dili...”

ŞÜKRAN YİĞİT

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Ben Lerner'da hız, uğultu ve dinleme üstüne:

Topeka Okulu’nun akustik etiği

“Roman sadece bir anlatı değil, kitabın merkezinde konuşlanan bir konuşma laboratuvarı inşa eder; romanın kurucu öğeleri, sahneleri ve sayfaları bu laboratuvarda farklı hızlarda dönen, farklı sıcaklıklarda buharlaşan karışımlar gibi çalışır.”

SARP SÖZDİNLER
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist