Yürüyüşe, anneliğe ve özgürlüğe dair:
Pathfinding
“Yazarın başlangıç noktası anneliktir; kadınlığın bir, ne demeliyim, evresi mi? Eşyayla dolu sırt çantasının yanı sıra doğum sonrası depresyonun gölgesini ve belki de dağ-tepelerin artık kendisi gibi, çocuk doğurup büyütmenin yaralarını taşıyanlar için olmadığı fikrini de beraberinde götürür. Yürür...”
Kerri Andrews
Bir nesneyi veya olguyu tarafsızca yorumlamak için bulunduğumuz yeri mümkün mertebe silikleştirerek bakmalıyız ona. Ama amacımız objektifliğin anlamını biraz bükmekse, mesela kendimize feminist teoriyi kılavuz seçtiysek, önce durduğumuz yeri iyice bir tarif etmemiz lazım. Kerri Andrews’un kitabını anlatmaya böyle başlamak iyi olur.[1]
Kerri Andrews
Pathfinding: On Walking, Motherhood and Freedom
Elliott & Thompson Limited
2025, 224 s.
Andrews, anneliğin getirdiği fiziksel ve ruhsal değişimleri, yani başına gelenleri anlamak için bir dizi yürüyüşe çıkmaya karar verir. Yazarın başlangıç noktası anneliktir; kadınlığın bir, ne demeliyim, evresi mi? Eşyayla dolu sırt çantasının yanı sıra doğum sonrası depresyonun gölgesini ve belki de dağ-tepelerin artık kendisi gibi, çocuk doğurup büyütmenin yaralarını taşıyanlar için olmadığı fikrini de beraberinde götürür. Yürür.
Ancak keşfettiği şey, uzun süredir ihmal edilmiş veya saklanmış yürüyüşçü annelerin hikâyeleri olur. Mary Wollstonecraft ve Ellen Weeton’dan Kate Chopin’e, türlü hikâyeleriyle anneliğe adım atmanın yeni yollarını sunan kadınlarla tanışır. Yazar İskoçya’daki kentsel, kırsal ve rakımı giderek artan arazileri aşarken, çocuk sahibi olmanın yaratabileceği derin değişiklikleri deneyimlemiş başka kadınlar da ona katılır. Birlikte, günümüz anneliğinin karmaşık zeminini adımlarca keşfedip, büyük sorumluluklar, altüst oluşlar, hırs, öfke, umut arasında denge kurmayı öğrenirler. Kitabın içeriği de bununla uyumlu olacak şekilde beden-zihin-duygular-benlik algısı-ve umut kapanışıyla kurgulanmış.
Yürümek
“Yürüme arzusu bizi tanımlayan, neşe, bağ ve özgürlük getiren bir şeydir. Peki anne olduğumuzda tüm bunlara ne olur?” diye yazıyor arka kapakta. Ben bunu hiç bilmiyorum ki… Tanıdığım birkaç yürüyüşçü var sadece. İlki gelmiş geçmiş en şair Şair, Arthur Rimbaud. Bir de Werner Herzog. Tabii ki kendim. İkisi kadın değil, ben de anne değilim. Bu soruya nasıl cevap verebiliriz?
Bu hikâyelerin yeterince (hatta çoğu zaman hiç) takdir edilmemiş olması beni şaşırtmamalı, zira çoğu zaman gözümün önünde olanı bile görememişim. Yirmi yıl önce, Mary Wollstonecraft’ın 1790’larda küçük kızı Fanny ile İskandinavya’da yaptığı yürüyüşe dair anlatısıyla ilk kez karşılaştım. Leeds’te öğrenciyken Wollstonecraft’ın yazılarını incelemiştim; özellikle de kadınların yaşamlarının iyileştirilmesi gerektiğini savunurken gösterdiği öfke ve tutku beni çok etkilemişti. Ama bir şekilde gözümden kaçmıştı: Wollstonecraft kadınların yaşamlarının değeri üzerine düşüncelerini, bekâr bir anne olarak kızına bakmanın umutsuz zorluklarını yaşarken, Norveç ve İsveç’in kayalık kıyılarında teselli ve biraz olsun huzur ararken şekillendiriyordu. 18. yüzyılın sonlarında neredeyse hiç turistin gitmediği bir yerde bulunmasının, kızının babası ve eski sevgilisi Gilbert Imlay’in oyunları sayesinde olduğunu biliyordum. Ama ancak oğlumun doğumundan birkaç ay sonra Letters Written During a Short Residence in Sweden, Norway, and Denmark kitabını elime aldığımda fark ettim: Wollstonecraft bu mektuplarda, yürümeyi kadın düşmanı bir dünyada bir anne olarak sorumluluklarını düşünme biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak tanımlıyordu. Wollstonecraft’ın tanıdık cümle ritmiyle yeniden karşılaştığımda, sözlerinde yeni olasılıkları gördüm: Fark etmediğim yeni patikaları, yeni hareket etme biçimlerini, yeni varoluş yollarını. (s. 17-18)
Kadın-lık
Bugün nesnel bir gerçeklik olarak kabul ediyoruz; kadın-lık herhangi bir varlığa işaret etmez, kadın olmak bir eylemdir.[2] Tek ve mutlak olmayan bir gerçekliğin farklı veçhelerinden biri bu; annelik. Yazarın söylediğince politikası da var:
Annelerin öfkesinin duyulması gerekiyor. Bu öfke hakkında yazılması ve harekete geçilmesi gerekiyor. Soraya Chemaly’nin deyimiyle, anneliğin dayanılmaz yönleri hakkında konuşmanın güvenli ve kabul edilebilir olduğu, öfkemizi dışarıya yöneltebileceğimiz ve hak ettiği saygıyı görebileceğimiz bir ‘duygusal kültür’ yaratmamız gerekiyor. En önemlisi, anneler için bir topluluk duygusu yaratmamız gerekiyor; öfke ve hiddet de dahil olmak üzere anneliğin tüm karmaşık yönlerinin hoş karşılandığı bir topluluk. Anne olmayı seçen herkes için hükümet destekli ve kalabalık bir topluluğa ihtiyacımız var. Yeni ebeveynlerin gelebileceği merkezlere ve herkesin işe geri dönebilmesi için evrensel ücretsiz çocuk bakımına ihtiyacımız var; aynı zamanda hükümetten çocuklara bakmanın tüm toplumumuzun sorumluluğu olduğuna dair net bir sinyal olması için. En önemlisi, alana, zamana ve fona ihtiyacımız var. Toplumumuzun annelerin refahını ulusal savunma kadar ciddiye alması gerekiyor: Her ikisi de vatandaşların güvende ve mutlu hissetmesi için olmazsa olmazdır. (s. 90)
Yürüyüşçü kadınların tarihine bakan Wanderers kitabı çok satanlara giren Andrews, şu sıralar İskoç maceracı ve uzun mesafe yürüyüş fenomeni Isobel Wylie Hutchison üzerine çalışıyor. Yürümek hakkında yazan kadınları derlediği antoloji, Way Markers ondan biraz daha erken, Şubat 2026’da raflarda olacak. Son yıllarda yürüyüşlere artan fiziksel ve entelektüel ilginin alt metnini başka kitaplarda okurum ben de. Yazı öyle tamamlanır. Belki de hiç…
[1] Donna Haraway söyler; “(bilgi) daima belirli bir yerden gelir”.
[2] Judith Butler’ın ifadesiyle.
Önceki Yazı
Threnody
“For some time now, I have been telling my friends with whom I speak of literature how weary I have grown of family stories. How then did I fall so entirely under the spell of this book? How is it that Ní Chuinn’s words found their echo within me?”
Sonraki Yazı
Haftanın vitrini – 40
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Cinlerin İstanbulu / Çocuk / Daire / Güzel Bir Ölüm / Güzel Şeyler Tesadüf Etsin / İmaj Üzerine / Paddy Clarke Ha Ha Ha / Şiirin Olay Ufku / Tiyatro Sahnelerinin İletişim Alışkanlıkları / Yunanca Dersleri