Haftanın vitrini – 40
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Cinlerin İstanbulu / Çocuk / Daire / Güzel Bir Ölüm / Güzel Şeyler Tesadüf Etsin / İmaj Üzerine / Paddy Clarke Ha Ha Ha / Şiirin Olay Ufku / Tiyatro Sahnelerinin İletişim Alışkanlıkları / Yunanca Dersleri
Cinlerin İstanbulu
Kırmızı Kedi Yayınevi
Eylül 2025
216 s., büyük boy
“Bin kocadan artakalan bîve-yi bakir” sözüyle anar Tevfik Fikret İstanbul’u “Sis” şiirinde ve daha neler söyler tüm hiddetiyle. Kimileri övmelere doyamaz bu şehirler şehrini anarken. Çok az yazar var, şehirden geçsin ve onun için kalem oynatmasın! Bir de dönüp dolaşıp bir şekilde ve her seferinde bir başka yerinden şehre sokulanlar var: Enis Batur bunlardan. En uzaktaki fenerinden metruk adalarına, girilmemiş dehlizlerinden “çıkmaz” sokaklarına, eski yazmalardan yeni metinlere, şehrin tarihinden şehrin tarihine katkıda bulunan isimlerine, çeşmesinden hamamına, mimarından ressamına... baktığı yer İstanbul oldukça bakış açısını her seferinde çoğaltmaya devam ediyor Batur. Eskil, ardıl başka metinlerle genişletilmiş haliyle Cinlerin İstanbulu, şehri kuşbakışı veya içeriden, en kuytu köşelerinden kuşatmaya bir adım daha yaklaşıyor.
Hangi göz, neresinden, ne kadar bakmayı göze alabilirse o kadar kendini aralayabilen, eleveren, görülebilen bir şehir bu. İçinde, karşısında, önünde mi duruyoruz, kavramak olanaksız: Ortasında, yanında, ötesinde miyiz? Pek çok şehirle tanıştım, bir tek İstanbul’da yön duygumu yitirdiğimi, pusulamın işlemediğini, yer ve zaman ölçeklerinin biribirine düğüm oldukları bir noktaya kilitlendiğimi farkettim.
Çocuk
çev. Deniz Canefe
Jaguar Kitap
Eylül 2025
96 s.
Skomsvold yine bildiğimiz gibi: melankolik, zarif ve ümitvar.
Bu kez anlatıcı karakterimiz ikinci doğumunu yapan ve yeni doğan kızına onu bu dünyaya getiren anne babasının öyküsünü anlatan bir yazardır. Her anne baba gibi o da bir yandan çocuğunun büyümesine tanıklık ederken diğer yandan kendi çocukluğuna döner, çocuğuyla kurduğu ilişkide anne babasıyla ilişkisini düşünür, sorgular ve gözlerinin önünde filizlenmekte olan yeni yaşamda hem geçmişin hem de geleceğin muhasebesini yapar.
Skomsvold’un yaşamın büyüleyici gizini, “yeryüzünde insan olmanın” sarsaklığını ve hünerini berrak bir deredeki çakıl taşları gibi süssüz ve zarif bir öyküye dönüştürdüğü Çocuk, Deniz Canefe’nin Norveççe aslından çevirisiyle…
Daire
İletişim Yayınları
Ağustos 2025
127 s.
Görüyorsunuz ya, daha da çok soru, daha da çok kafa karışıklığı... İnsanların ihtiyacı olan şey sizin hakikat diye inandığınız fizik yasaları mı? Neden? Cevabın sadece bir kısmına sahip olabilmek için mi? Asla cevabın tamamına ulaşamamak, her zaman yeni sorular ve yeni mutsuzluklar elde etmek...
Kansu Oğuz Canbek absürt, sert ve yer yer mizahi bir dille hikâyeler anlatıyor. Artık tek bir canlının bile yaşamadığı şehirler, tuhaf işlerin peşinden koşa koşa tuhaflaşan insanlar, devletle üstü kapalı bir biçimde yaşanan münakaşalar…
Vermeye alışık olduğumuz tepkilerimizi değiştiriyor Daire’deki hikâyeler. Keskin yanlarımız törpüleniyor sanki, “Bir dakika” deyip duruyoruz sık sık, “sahi, bu niye böyle olmasın ki?”
Güzel Bir Ölüm
çev. Pınar Savaş
Yedi Yayınları
Eylül 2025
120 s.
Güzel Bir Ölüm, Mutis’in tüm edebi eserlerine nüfuz eden büyük karakteri Maqroll el Gaviero’ya adanmıştır. Serinin üçüncü kitabı olan Güzel Bir Ölüm’de maceracı, denizci, kaçakçı, âşık ve filozof Maqroll’a bir nehir kenarındaki La Plata adında küçük bir kasabada rastlarız. Nehrin suları üzerinde asılı duran tuhaf bir odada, kör bir kadının işlettiği bir pansiyonda kalan ve yılların yorgunluğunu taşıyan Maqroll, yine ümit vadetmeyen bir işe girişir, başından beri şüpheyle yaklaşsa da sıradağların arasındaki Tambo Sırtı’na yapılacak demiryoluna gerekli malzemeleri ilkel şartlarda taşımayı kabul eder. Ancak bu maceranın meşum yüzü beklediğinden de tehlikelidir. El Gaviero’yu zaman zaman geçmişiyle yüzleştiği bir trajedinin eşiğine getiren ustaca kurgulanmış bu macerada okur yaşlanmış ve yorgun bir Maqroll’la tanışıyor.
Sonuç olarak, dünyanın tüm Van Brandenleri kaçınılmaz yalnızlığını, tüm insan girişimlerinin o inatçı kibriyle karşılaştığında hissettiği karşı konulmaz kuşkuyu teyit ediyordu; insanların, dünyanın harikalarına bir an dahi inanmadan ölen, hayatta olduğumuz bilincini tetikleyen o mucizevi tutkuyu hissetmeyen, ve ölümün, başlangıcı ya da sonu olmayan, sonsuz bir şimdinin, o hayatın bir parçası olduğunu bilmeyen o talihsiz körlerin yaptıkları her şeyde bu duyguya kapılıyordu. Kendini manzaranın verdiği hazza bıraktı ama çeşit çeşit duygunun yorgunluğunun verdiği hissizliği deldiğinin, şükranın ise geçen yılların uyuşuk hatırasının aşındırıcı süzgecinden geçerek geldiğinin farkındaydı.
Güzel Şeyler Tesadüf Etsin
çev. Ohannes Şaşkal
Aras Yayıncılık
Ekim 2025
160 s., büyük boy
Modern İstanbul Ermeni Şiiri’nin kurucularından Haygazun Kalustyan’ın toplu şiirlerinden oluşan Güzel Şeyler Tesadüf Etsin, şairin doğumunun 95. yılında okurla buluşuyor. Şiirseverlerin, özellikle Cancikyan-Kalustyan dostluğundan ve edebi dilinden ilham alanların uzun zamandır beklediği şiirler, yine Ohannes Şaşkal’ın muhteşem çevirisiyle Türkçede.
İmaj Üzerine
Akademim Yayıncılık
Eylül 2025
192 s.
Dijital çağda, bizden önce hiçbir kültürün deneyimlemediği kadar yoğun bir imaj tufanı içindeyiz. Algoritmalar sayesinde üretilen milyarlarca görsel, yazılı dili gölgede bırakırken algının sınırları yeniden tanımlanıyor. Öyleyse hayatın her alanını kaplayan reklam ve propaganda imajlarının ve dikkatimizi yönlendiren sanatsal imajların nasıl çalıştığını anlamamız gerekir. Gördüğümüz her şey, aynı zamanda görme biçimimizin bir sonucu iken; felsefenin payına düşen de böylesi bir görsel kültürün algılama, anımsama ve beklenti biçimlerimiz üzerindeki dönüştürücü etkilerini açığa çıkarmaktır. Zihinsel imajların yapısıyla sentetik imajların özellikleri arasındaki karşıtlığa sıkışmak yerine imaj deneyiminde ortak olarak neyin paylaşıldığı sorusunu gündeme getiren Emre Şan, İmaj Üzerine’de imajları eksiklik ve fazlalık mantıkları içinde analiz eden düşünce hatlarını tartışır; fenomenolojiden yola çıkarak bir imaj teorisi kurmaya girişir.
Paddy Clarke Ha Ha Ha
çev. Onurhan Ersoy
Epona Kitap
Eylül 2025
340 s.
Bir şeyi biliyordum: Yarın ya da ertesi gün annem beni yanına çağıracaktı, sadece ikimiz olacaktık, ve bana “Artık evin erkeği sensin Patrick,” diyecekti.
Column McCann, Lydia Davis gibi ünlü isimlerin usta olarak işaretlediği Roddy Doyle, başyapıtı Paddy Clarke Ha Ha Ha’da, çocukluğun coşkusunu, düş gücünü, büyümenin ilk çatlaklarını, zamanla derinleşen yalnızlığı güçlü kalemiyle edebiyata taşıyor. Doyle, çocuk bakışını idealize etmeden, yargılamadan, bir çocuğun kalbiyle yazıyor. Kesik kesik, bazen komik, bazen kırılgan, hep tetikte. Romanın kahramanı Paddy Clarke’ın vakti, arkadaşlarıyla birlikte Kuzey Dublin sokaklarını fethetmekle geçerken aynı zamanda futbolu George Best gibi oynuyor, kabile savaşçısı Geronimo gibi balta sallıyor, King Kong gibi tırmanıyor, cüzamlıları Peder Damien gibi iyileştiriyor. Tarih kitaplarındaki savaşlarla mahalledeki kavgalar birbirine karışıyor. Ancak zaman ilerledikçe oyunun seyri değişmeye yüz tutacak, cümleler kısalacak. Sessizleşen ev, annenin gözlerinde beliren uzaklık, babanın uzaklaşan adımları. Booker Ödülü’nü kazanan Paddy Clarke Ha Ha Ha mizah, neşe, hüzün, acı ile yoğrulmuş.
Şiirin Olay Ufku:
Bir Paradigma Değişimi
Everest Yayınları
Eylül 2025
327 s.
Özellikle deneysel şiir alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan, 2017 Mehmet H. Doğan Şiir İnceleme Ödülü ve 2025 Heimrad Bäcker Deneme Ödülü’nün sahibi çevirmen ve deneme yazarı Erhan Altan’ın literatüre katkı sağlayacak bir çalışması daha okuruyla buluşuyor. İlk durağı “söz”den, dilin betimleme kuvvetinden yola çıkıp kasideye, oradan soneye, modern şiire varan, böylece coğrafyalar ve kültürler arası bir araştırmaya dönüşen Şiirin Olay Ufku – Bir Paradigma Değişimi, şiirin düşünsel araçlarına, uyağa ve artlamaya odaklanıyor; yazı ile görsellik ilişkisine temaslar ve etkileşimler üzerinden bakmaya imkân tanıyor.
Şair, nesib’de oluşan kötümser ve hüzünlü havayı, toplumun değerlerini idrak ettiği mürüvvet’e kanaat getirmesiyle aşar. Ben ise tam tersini yaptım, kasidenin değerlerini sorgulamaya, düzenini deşifre etmeye çalıştım.
2025
Hazırlayanlar: Ayşegül Algan, Mustafa Kara
Sosyal Fayda İçin İletişim Derneği (SoFİ)
Eylül 2025
149 s., PDF
İstanbul’daki bağımsız tiyatro sahnelerinin iletişim pratiklerini incelemek üzere hazırladığımız bu rapor, 68 sahneyle yüz yüze görüşmelere ve açık kaynaklı verilerin incelenmesine dayanıyor. Çalışma, sahnelerin yaşadığı görünürlük krizini tüm boyutlarıyla ortaya koyuyor. Yapısal engeller ve kaynak yetersizlikleri nedeniyle seyirciye ulaşmakta zorlanan bağımsız tiyatrolar, buna rağmen ekiplerin olağanüstü direnci, fedakârlığı ve tutkusu sayesinde ayakta kalmayı başarıyor ve destekle güçlenmeye ihtiyaç duyuyor.
Raporda neler var?
-
Bağımsız tiyatro sahnelerinden toplanan nicel ve nitel veriler
- Katılımcı anlatıları ve saha gözlemleri
- İletişim pratikleri ve eğilimlere dair kapsamlı analizler
- Somut ihtiyaçlar, beklentiler, sorunlar ve çözüm önerileri
- Uzmanlarca kaleme alınmış tematik makaleler
“Tiyatro Sahnelerinin İletişim Alışkanlıkları” raporu, sahneler için kendi stratejilerini gözden geçirmelerine yardımcı bir kaynak; politika yapıcılar, yerel yönetimler, destek kuruluşları ve kültür-sanat paydaşları için ise yol gösterici bir belge niteliği taşıyor.
Yunanca Dersleri
çev. Göksel Türközü
April Yayıncılık
Eylül 2025
160 s.
Han Kang'ın metinlerinin odağında makro ve mikro iktidarların özellikle kadınlar ve dolayısıyla tüm toplum üzerinde kurduğu baskı, uyguladığı zulüm var. Bir yandan Kore tarihiyle yüzleşirken öte yandan şiirsel, akıl ve duygu yüklü, temiz ve keskin bir dille dünya okurlarına evrensel bir çağrı yapıyor. Adeta kış uykusundan uyanır gibi...
Seul'de bir sınıf. Genç bir kadın, tahtadaki Yunanca öğretmenini izliyor.
Konuşmaya çalışıyor ama sesini yitirdi. Öğretmeni ise giderek artan körlüğünün eşiğinde artık konuşulmayan bir dili anlatıyor. Işığı gittikçe sönerken, sesini duyamadığı kadına adım adım çekiliyor. İkisini birleştiren geçmişte bıraktıkları... Bir zamanlar sahip olup artık geri alamayacakları... Her şeye rağmen çarpan kalpleri...
Gözlerini kaybeden adamın solan ışığı ile sesini yitiren kadının sessizliği yeni bir dünya kurabilir mi? Karanlıktan ışığa, sessizlikten nefese, dilden kalbe yolculuk aşkla mümkün mü?
İnsan denilen canlı bu kadar sıradanken, acısı nasıl böylesine biricik olabilir?
Yunanca Dersleri, iki insan arasında kurulan beklenmedik bağın hikâyesi. İnsanın insana şifa olmasına, dilin ve dokunmanın gücüne yazılmış bir aşk mektubu.
Duyuları uyandıran, hayatta olmanın özünü hatırlatan unutulmaz bir eserle karşı karşıyayız.
Han Kang duymadan sese, görmeden ışığa inananları olağanüstü bir romanla selamlıyor:
Yunanca Dersleri.
Önceki Yazı
Yürüyüşe, anneliğe ve özgürlüğe dair:
Pathfinding
“Yazarın başlangıç noktası anneliktir; kadınlığın bir, ne demeliyim, evresi mi? Eşyayla dolu sırt çantasının yanı sıra doğum sonrası depresyonun gölgesini ve belki de dağ-tepelerin artık kendisi gibi, çocuk doğurup büyütmenin yaralarını taşıyanlar için olmadığı fikrini de beraberinde götürür. Yürür...”
Sonraki Yazı
"Süsler püsler" ve restorasyon:
Selimiye’yi ve tarihi değiştirmek
“Selimiye Camii onlar için bir anıt eser değil, sadece cami. Sanki kendileri yeni bir cami yapıyorlarmış gibi, ya da yeni aldıkları ikinci el arabadaki dikiz aynasına takılmış süsleri çıkartırmış gibi davranıyorlar.”