Ying Xinxun ile söyleşi:
Malzeme ve nesnelerin ‘sosyal dokusunu’ incelemek…
Ying Xinxun ile kültür sanat sektöründen sanatçı, küratör ve tasarımcılarla daha önce bir araya geldiği atölye çalışmasının ürünü olan “Semboller ve Nakış” başlıklı enstalasyon çalışması ve sembollerin günümüz sanatındaki yeri üzerine konuştuk...
Ying Xinxun
Uluslararası Konuk Sanatçı Programı Gate 27, Ying Xinxun’un “Semboller ve Nakış” başlıklı projesine ev sahipliği yapıyor. Çin Sanat Akademisi Fiber Bölümü Başkan Yardımcısı, aynı zamanda Fiber ve Plastik Sanatlar Stüdyosu Akademi Başkanı olan Dr. Ying Xinxun, kültür sanat sektöründen sanatçı, küratör ve tasarımcılarla daha önce bir araya geldiği atölye çalışmasında katılımcılardan kendi hayatlarında önemli yer tutan sembolleri nakışla işlemelerini istedi. Her bir katılımcı, sanatçının Çin’den getirdiği ve yaşam içinde sembolleri olan kumaşlar üzerine kendi hayatlarından sembolleri nakşetti. Ardından bu sembolleri birleştirerek farklı yerleştirme çalışmaları hayal edildi. Sanatçı tarafından çeşitli enstalasyonlara dönüştürülen bu semboller, ilk kez Gate 27’de izleyicilerle buluştu.
Ying Xinxun ile “Semboller ve Nakış” başlıklı enstalasyon çalışması ve sembollerin günümüz sanatındaki yeri üzerine konuştuk...
“Semboller ve Nakış”, çok yönlü, birçok farklı açıdan değerlendirilebilecek bir proje/enstalasyon. Ben öncelikle “sembol” meselesinden başlamak istiyorum. Projenin merkezinde her bir katılımcının daha önce bir araya geldiği atölye çalışmasında kendi hayatlarında önemli yer bir tutan bir sembol” seçme hikâyesi var. Semboller hemen bütün dünyada birçok anlam içeren özel unsurlar, keza Çin kültüründe de benzer bir durum var. Öncelikle sizi semboller üzerinden bir proje yürütmeye yönlendiren temel sebep ne oldu? Bu projenin çıkış noktası nedir?
Gündelik hayatımızda, daha iyi bir yaşama dair umutlarımızı, halılar, kapılar, perdeler, masa örtüleri, seramik bardaklar, giysiler gibi günlük nesneler üzerine iyi dilekleri temsil eden semboller dokuyarak veya çizerek gelecekle ve beklentilerimizle ilgili şansımızı artırmaya çalışıyoruz. Bu gündelik davranış oldukça yaygın ve aynı zamanda kültürlerde ve dinlerdeki farklılıklardan bağımsız olarak insanlığın ilkel üretim ve yaşamında oluşan tüm sosyal sistemin birleşik bir ideolojik ifade biçimi.
Sonuç olarak, kültürün aktarımı ve entegrasyonunda, gelenekselleşmiş görsel sanat sembollerinin alıcıları, zaman içinde hiyerarşik bir yorumlama süreci yoluyla manevi ve estetik ihtiyaçlarına cevap verir. Bu, etkinliğin ürünü olup dinamik ve etkileşimli bir süreç. Ayrıca, küreselleşmenin etkisi altında Çin’de ortaya çıkan kültürel “melezleşme ve birleşme/ekleme” fenomenine dair bazı yansımalara da dayanıyor.
Kumaşlar gündelik yaşamın sıradan bir parçası olarak, toplumun ve var oldukları zamanın sıcaklığını ve dokusunu taşır. Kumaşların varlığının, içinde bulundukları çağla yakından ilişkili olduğuna inanıyorum. Sadece geçmişi yansıtmakla kalmazlar, aynı zamanda yeni olasılıklar yaratmak için bugünle ve gelecekle harmanlanırlar. Bu nedenle üretimlerde, hazır tekstil ürünlerinin ve belirli teknolojilerin gelişimiyle öne çıkan bugünün özelliklerini, farklı bölgelerdeki karşılıklı etkileşim ve ilham arasındaki ilişkiyi araştırıyor ve çağdaş sanat bağlamında yeni fikirleri ifade etmeye çalışıyorum.
Kültür sanat sektöründen sanatçı, küratör ve tasarımcıların bir araya geldiği atölye süreci sanırım bu işin en önemli parçalarından biri. Bu atölye süreci/fikri gelişti ve bunca farklı disiplinden kişi, nasıl ortak bir paydada buluştu? Nasıl bir süreç söz konusu oldu?
Bireysel var oluşumuz, kolektif karşılaşmalarımız ya da bazı şeylerin aniden ortaya çıkması, tıpkı her yerde küresel kültürden devamlı etkileniyor olmamız gibi kaçınılmaz ihtimallerle dolu. Kültürel ve sanatsal alanlardan sanatçılar, küratörler ve tasarımcılar atölyelerde bir araya geliyor ve benim yaratıcı sürecim de atölyelerde ortaya çıkan tesadüfi hikayeler sayesinde dönüşüyor ve oluşuyor. Bu süreç küresel kültürel entegrasyon sürecinin bir parçasını simüle ediyor ve bu da benim yaratıcı dilimin ana gövdesi haline geldi. Bu çalışma serisi, süreç sırasında tesadüfi koşulların eserin nihai biçimini etkilediği bir üretim sürecini vurguluyor. Süreç, İstanbul'dan birkaç katılımcının Çin’den gelen hazır, nakışa uygun gündelik kumaş üzerine nakış yapmaları için davet edilmesiyle oluşturuldu. Bu kumaşların üzerindeki desenler genellikle insanların güzel görüşlerini ifade ediyor. İstanbul'daki katılımcılar dileklerini ve hikâyelerini bu kumaşlara işliyor. Ben de katılımcılar tarafından işlenen içerik ve hikâyelere dayanarak, bu kumaşları sıcak ipliklerle dikiyor ve enstalasyonlar hazırlıyorum.
Çin kültüründe olduğu gibi Türk kültüründe de birçok özel sembol ve onlara yüklenen çeşitli anlamlar var. Aslında sanatın da doğasında sembollerin önemli bir yerde durduğu ifade edilebilir. Sembolleri/imgeleri bunca özel kılan nedir? Özellikle günümüz sanat ortamında semboller nasıl bir anlam ifade ediyor?
Semboller her yerde ve her zaman var; basitçe “semboller anlam taşıdığına inanılan algılardır.” Göstergebilimin önemli figürlerinden Charles Sanders Pierce, “kültür, toplumdaki tüm anlamlı etkinliklerin kolektif toplamıdır” diyerek sembolleri daha dinamik bir şekilde ele almıştır. Kültür, sembollerle açıklanması gereken anlamlı bir faaliyet. Bu nedenle halk kültürü/geleneksel kültür bir kez oluştuğunda, sembolleri de hemen üretilecektir. Sanatın kökeni kültürün ortaya çıktığı yerde yatmaktadır. Sanat ve kültür aynı kökeni paylaşır, bu nedenle halk kültürünün oluşumu, “dinamik bir faaliyet” sürecine sahip olan halk görsel sanat sembollerinin kurulmasıdır. İster Çin, ister Türk kültürü, isterse diğer ülke ve bölgelerin kültürleri olsun, sembollerin farklılığı sanatçıların sanatsal ifadelerindeki unsurlardan biri haline gelmiştir.
İlk sorunun devamı olarak sembollerin nakışla işlenmesi ve nihayetinde ortaya çıkan tasarım değeri de olan ürünlerden/eserlerden söz etmek istiyorum. Sembollerin işlenmesi, onların salt bir göstergeden fiziksel bir unsura dönüşmesi sürecinde nasıl hareket ettiniz?
Her gün, her yerde olan gündelik nesnelerle etkileşime giriyoruz. Kanımca, bu yaygın olarak gözden kaçan ‘sıradan’ şeyler algımızın ve zihnimizin inşasında rol oynuyor olabilir. İnsan doğasının derinliklerindeki belli bir ruhsal yapının inşa süreci, ipuçları olarak gündelik nesneler aracılığıyla aktarılıyor. Bu nesneler bir araç haline gelip farklı formlara dönüştüğünde ürettikleri tanıdık ve yabancı his gerçekten harika.
Nakış kumaşlarındaki günlük ifade ve davranışların niteliklerini üretim sürecimdeki ilk adım olarak belirledim. Nakış içeriğindeki semboller kurgusal ve soyut olsa da gerçek hayattaki bazı yaygın olguları da belli ölçüde yansıtıyor. Daha sonra bu kumaşları kurgusal bir şekilde yapısöküme uğratarak orijinal formlarını değiştirdim ve yeni bir bağlam oluşturdum.
Atölye katılımcılarının seçtiği semboller, nihayetinde sizin tarafınızdan çeşitli enstalasyonlara dönüştürüldü ve ilk kez Gate 27’de gösterildi. Gate 27’de hayat bulan bu enstalasyonları gün yüzüne çıkarırken nasıl hareket ettiniz? Birbirinden bağımsız kişiler tarafından üretilen, ön plana çıkarılan semboller, sizin zihninizde nasıl bir bütünlük oluşturdu ve işlere yön verdi?
Bir zamanlar sahip olduğum eşyalar, bana yalnızca kişisel anlamda değil, geçmişten, belirli olaylardan ve belirli zamanlardan bağlantılar taşıyor gibi geliyor. Sanki zaman ve mekânın yanı sıra belirli zaman dilimlerindeki ideolojilerle de bağlantıları var gibi. Atölye katılımcıları tarafından ifade edilen semboller ve hikâyelerin bölge kültüründe kendi kişisel hikâyeleri var. Bunları kültürel geçmişime dayanan, gerçeküstücülükteki “otomatik yazma” yöntemi gibi belirli bir doğaçlama sürecini içeren enstalasyon çalışmalarına dönüştüreceğim.

Enstalasyonlarda tercih ettiğiniz yapılar, malzeme ve sergileme biçimleri de dikkat çekici. Nihayetinde hem birbirini bütünleyen hem de birbirinden ayrışan işler söz konusu. Son olarak ürettiğiniz enstalasyonlar, onların sergilenme biçimleri ve tercih ettiğiniz malzemeler üzerine ne söylersiniz?
Sanatsal yaratımım, malzeme ve nesnelerin “sosyal dokusunu” incelemeye odaklanıyor; malzemeleri yöntem, teknolojiyi de malzeme olarak kullanıyorum. Gündelik şeyler ve insanlar arasındaki ilişkinin özne-nesne ilişkisinden ziyade simbiyotik bir ilişki, bir geri bildirim ilişkisi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar bu malzemeleri şekillendirirken aynı zamanda ideolojilerini de şekillendiriyorlar. Bu “şey”ler, adeta belirli zamanlar, belirli bölgeler ve belirli ideolojik zaman dilimleri arasında bağlantılar taşıyor. Nesneler, bir dereceye kadar “topluluk” oluşturuyor ve insanlar da aslında bu ‘topluluğun’ bir parçası.
Nesnelerin keşfi yaratıcı sürecimde çok önemli bir ipucu. Bu nesneleri toplumdaki varoluş durumunu ifade etmek için kullanıyorum. Nesneler, aslında bir noktada “üretimin dönüşümün” ürünü.
Önceki Yazı
Çakallarla sırtlanların "devrimsiz devrim"i:
Lampedusa'nın ve Visconti'nin Leopar'ı
“Aslanlar ve çitalardan oluşan bir sosyal sınıfın kendi soylu dünyasının yerini 'çakallar ve sırtlanlara' bırakarak rüzgârdaki toz gibi kolayca un ufak olması karşısında sefil eski Sicilya’nın değişmez kaldığını fark eder Prens: Aristokrasiyle yükselen burjuvazi arasında yalnızca basit bir yetki kullanımı değişimidir söz konusu olan.”
Sonraki Yazı
Haftanın vitrini – 41
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Bir Ahtapotun Otobiyografisi / Çıktığım Zıvana / Deniz / Editörlük Zor Zanaat / Parçalanmış Miras / Soğuk Ateş / Travma ve Kayıp / Varolma Biçimleri / Yeni Dünya Yeni Kurallar / Yürüyüş Pratiği